4 Haziran 2018 Pazartesi

FENERBAHÇE DEVRİMİNİN “SESSİZ” BAŞ AKTÖRLERİ! | Bedri Baykam | 4 Haziran 2018



SONUÇLARI BEKLERKEN...
Ali Koç destekçisi taraftarlarla beraber, tribünde heyecan içinde sonuçları bekliyoruz. Alkışlar, sloganlar, yaşlı gözler... Herkeste büyük bir beklenti var. Ali Koç sabahtan beri büyük bir enerjiyle etrafta geziyor, merdivenleri inip çıkıyor. Cıva gibi. Aziz Yıldırım da uzun süre oy verilen bölgenin yakınında, kendi taraftarlarıyla fotoğraf çektirip sohbet ediyor. Tabii ki oy verip giden çok kişi var. Ama belki yarısı da hiçbir yere gitmeden tribünlerde oturarak veya ayakta salınarak kalmayı tercih ettiler. Teorik olarak Migros tribününe sürülmüşlerdi, yani biraz olayların uzağına. Ama önce birkaç yüz Fenerli buna uysa da, ardından herkes merkeze doğru aktı. Oy sayımı başladıktan 40 dakika sonra küçük bir arbede çıktı ama sükunet çağrıları hemen karşılığını buldu.

Oturduğumuz yerden kendi gözlerimizle uzaktan izleyebildiğimiz kadarıyla 1 ve 2 nolu sandıklarda zarflardan sürekli beyaz oy çıkıyor, yani Ali Koç oyları, en azından görüntü bu. Oran: 10 beyaza, 1-2 sarı! Allah Allah?! “Nasıl oluyor, biz mi yanlış görüyoruz acaba?” diye bakıyoruz... Nihai sonuçtan kimse emin olamaz ama tribünlerden, konuşmalardan ve ayaküstü kulis sohbetlerinden aldığımız Ali Koç rüzgarı sandığa da yansımış görünüyor. Arada görünen farka rağmen Ali Koç tribünlerindeki herkeste hem heyecan hem hala “inanamamanın” getirdiği güzel bir küçük tedirginlik var.

Twitter’dan fısıltı gazetesi hızla yayılıyor. 17 nolu sandıkta 450-105 Ali Koç’un önde olduğu haberi yayıldı şimdi... Ardından haberler bulunduğumuz Ali Koç tribününe sel gibi yağmaya başladı. Her yerde neticeler birbirine çok yakın. Hep oyların %77 civarı Ali Koç’a gidiyor. Bu Amerikalıların landslide dedikleri inanılmaz bir toprak kayması. Koç zaten söylemişti “sonuçlar yakın olmayacak, kim kazanırsa kazansın fark olacak”. Bunun anlamı şuydu “ya gerçekten yaşadıklarım tamamen gerçek ve biz büyük farkla kazanacağız, ya da kim bilir belki kongre sahiden sokaklardan ve toplantılardan çok farklı. Belki biz bir yerde hata yapıyoruz, öyle olursa da net kaybederiz”. Koç, öngörülerinde haklı çıktı. Allah’tan iki alternatif arasından ona seçimi kazandıran büyük dip dalgası yaşandı.

Sonuç haberleri yayılmadan önce, nasıl olduysa henüz daha sandıklar açılmadan, hatta henüz kapanmadan önce bir fısıltı gazetesi Aziz Yıldırım ekibinin 11.000 oy aldığı şeklinde bir dedikodu yaydı. Ben bunun mümkün olamayacağını söyledim. Çünkü daha sandıklar açılmamıştı ve içinde ne olduğunu ancak Allah bilebilirdi. Anlaşılan Yıldırım yönetimi veya taraftarları, son bir moral aşısı ile ayakta durmaya çalışıyordu o anlarda...

Aziz Yıldırım, kongreden 3-4 gün önce yapılan röportajlarda televizyonda kendisine “sonuç ne olur?” diye soran gazetecilere ortada bir seçim sorunu olmadığını, seçimi zaten çoktan kazandığını söylüyordu. Burada ömrünü kurultaylarda, kongrelerde, genel kurullarda geçirmiş bir insan olarak tüm birikimim devreye girdi: Ne zaman hayatımda biri “biz bu seçimi kazandık, bu iş zaten bitti” dese, hep kaybetti istisnasız! 1972’de CHP Genel Sekreteri Kemal Satır, o ünlü Ecevit-İnönü kurultayında bu cümleyi kullanmıştı ve İnönücüler yenilmişti. 1989’da Bedrettin Dalan İstanbul Belediye seçimlerinde aynı cümleyi kullanmış ve o koltuğu Nurettin Sözen kazanmıştı. Bunlardan o kadar çoğunu yaşadım ki, neredeyse bu ağır iddiaların uğursuzluk getirdiğine kesin inandığımı söyleyeceğim size. Aziz Bey o cümleyi sarf ettiğinde yine tabi bunları düşündüm. Tarih yine tekerrür etti.

Sonuçta belki Aziz Bey’e inanan kongredeki 4000-5000 taraftar kongre üyesi sonuçlar açıklandıkça dev bir hayal kırıklığı yaşadılar. Aziz Bey’in daha henüz birkaç sandık açıldıktan sonra kongreyi bırakıp gitmesi doğruyu söylemek gerekirse şık olmadı, her ne kadar anlaşılır olsa da. 20 yıl günahıyla sevabıyla bu kulübü en zor günleri dahil yönetmiş olan değerli bir insanın, bir duygusal veda konuşması yapıp arkasından rakibini tüm kongrenin önünde tebrik etmeliydi. Ama olmadı; sinirine yenilen Aziz Bey hemen “olay yeri”ni terk etti. Tabi onunla beraber şaşırmış taraftarları da stadı terk etti. Aziz Bey’i destekleyen onca insan arasında sayısız arkadaşım vardı. Hem de çok yakın arkadaşlarım. Onlar adına üzüldüm sonuca, ama Fenerbahçe adına itiraf edeyim, çok ama çok sevindim. Aziz Bey, herhalde yakın çevresinin dolduruşları nedeniyle yaptı bu hatayı..
SESSİZ DEVRİM” SONUCU EN NET ŞEKİLDE NASIL BELİRLEDİ?
Yaşanan adı aslında büyük bir “sessiz devrim”di. Ben aslında bunu zaten bekliyordum bu tanımlamayı yaparken. Ne demek istediğimi şöyle anlatayım: Ali Koç’u destekleyen tribün, kongreye gelen ve sessiz değil, tam tersine çok sesli, hatta “değişim-devrim” diye haykıran grubun parçasıydılar; onlar stadyumda belki 9000 kişiydiler. Ama Ali Koç 16.000 oy aldı! En az tahmini ek 7000 oy benim “sessiz devrim” dediğim, geçmişte Aziz Yıldırım’a destek veren ve artık yaşanan durumlara katlanamayan, Aziz Yıldırım aleyhine konuşmayan, belki onunla kulüp çerçevesinde dost olan ama sandığa oy atmaya girdiğinde “gereğini yaparak” inandığı doğruya oy veren üyelerden geldi! İşte Aziz Yıldırım’ı bu kongrede mağlup eden olgu, en az açık Ali Koç destekçileri kadar, bu sessiz devrime imza atan bu eski Aziz Yıldırım destekçileriydi. Şayet aralarında hala tereddüt edenler var idi ise, onlar sokağa çıktıklarında bindikleri taksi, alışveriş yaptıkları manav veya kasapta sürekli olarak halktan “Aziz Bey’in dönemi artık yeter” mesajı aldıkları için son tereddütlerini de erittiler. Ali Koç’un, uzaktan birbirine yakın gibi görünen oy dengesini birden lehine çevirmesine neden olan ana ağırlık onlardan geldi... O oylar Aziz Bey’de kalsaydı, çok daha yakın ve gergin seçim sonuçlarıyla karşılaşırdık...

AZİZ BAŞKAN’IN UNUTULMAZ ARTILARI
Aziz Başkan, Fenerbahçe’de büyük işler yaptı. Yaptığı tesisleşmeler saymakla bitmez, hepsinin dökümünü biliyorsunuz, hepsine ancak şapka çıkarılır! Dünyada böyle bir zaman sürecine bu tesis başarılarını sığdıran başka kulüp oldu mu bilmiyorum, hiç duymadım!
3 Temmuz’da Aziz Yıldırım, büyük direnç gösterdi ve Fenerbahçe için hapse bile girdi, bir yılını geçirdi. O dönemde söylediği meşhur “Ne şikesi? Ülke elden gidiyor” sözlerinin vahametine gözlerini kapayanlar, dramatik gerçekle 15 Temmuz 2016’da en ağır şekilde yüzleştiler... Bütün o dönemde Aziz başkan yönetimi ve tüm taraftarlar tarihe geçecek bir direniş bütünlüğünde kenetlenmişti. Bu dönem Alex’in bile “Gerekirse Fenerbahçe için para almadan ikinci ligde oynarım” dediği dönemdi... Taraftarlar o dönemde kah Silivri’de kah Metris’te, kah Çağlayan’da, kah Bağdat Caddesi’nde toplanıp Aziz başkanları için yeri göğü inletiyorlardı. Ancak Aziz Bey çıktıktan sonra yapılan hatalardan ve acı söyleyen dostlardan gelen yapıcı ikazlardan yönetim ders almadı. Ali Koç’un hatırlattığı hatalar üst üste geldi.
Keşke sevgili Aziz Başkan böyle gitmeseydi. Ama maalesef etrafını saran alkışçıları dinleyerek bu hataya düştü. Bu seçime girmemeyi başaramadı. Onun en büyük zaferi bu seçime girmeden bu bayrağı devretmek olacaktı, ama kader tarihe bu dönüşümü başka şekilde yazdı. Kendisine Fenerbahçe camiasının ve herbirimizin saygısı değişmez...

FENERBAHÇE DEVRİMİ VE POTANSİYEL YANSIMALARI
Dünkü Fenerbahçe seçimleri şunu kanıtladı tekrar: Taraftara karşı spor kulübü başkanlığı VE seçmen vatandaşa karşı siyaset yapılmaz! Anlayana... Bildiğiniz gibi dünkü seçimlerden sonra bütün Türkiye heyecanla 24 Haziran genel seçimlerini de daha büyük bir heyecanla beklemeye başladı! Ülkemizin siyasi muhalefeti ilk defa Erdoğan’ın kalibresine uygun adaylarla onun karşısına çıkıyor olmanın heyecanını yaşıyor. Fenerbahçe’de 20 yıldır değişmez görünen yapı, nasıl dün çatırdayıp, iskambil kağıdı kulesi gibi yıkılabildiyse, insanlar ister istemez “demek demokratik yollarla böyle dev tıkanmalar aşılabiliyormuş” düşüncesine yatay geçiş yaptılar. Gerçekten de 19,5 yaşındaki oğlum Suphi, doğduğundan beri Fenerbahçe’de yalnız Aziz Bey’i görmüştü. RTE’de iktidara 2002’de geldiğinden siyasette de ondan başka hiçbir hükümet ve lider görememişti! Dün o şaşkınlıkla şunu diyordu bana Suphi: “Hayatımda ilk defa bir seçim kazandım, şaşkınlık içindeyim. Acaba iktidar nasıl bir şey, şimdi bunu ruhumuzda nasıl kullanabileceğiz bakalım göreceğim”.
İşin ilginç yanı bu konuşmamızdan 15 dakika sonra tribünlerde benimle fotoğraf çektiren bir kız tam aynı cümleyi kullanıyordu: “Ömrümde ilk defa bir seçimde güldüm”. Galiba ister spor ister siyaset, bu yoğun zafer duygusunu bu kongrede birçok genç ilk defa yaşadı. Hayırlı olsun. Şimdi herkesin görüşüne göre tarihimizin en önemli seçimi yaklaşırken, herkesin gözünde birden Fenerbahçe devriminin rüzgârının siyasete nasıl yansıyabileceği ve bu dip dalganın bu iktidarı nasıl süpürebileceği konuşulmaya başlandı. Bunu kongreden önce de zaten görüyorduk ve hissediyorduk... Türkiye’deki tüm muhalif olacaklar esen bu güzel zaferin rüzgârından kaçınılmaz şekilde etkilendiler. Şu anda seçimlere daha büyük bir inanç ve hırsla hazırlanıyorlar. Ali Koç’un önderliğini yaptığı beyaz devrim, bir DNA örneği bıraktı. Yol yöntem ve muhteşem sonucun taşıdığı coşkunun beklentisini getirdi... “Ali başardı, sıra inşallah Muharrem’de” beklentisini getirdi halkta..
KONGRE KONUŞMAM VE KENDİ ÖZEL DURUMUM
Kongrede 36 kişi konuşurken, bunlar arasından Aziz Bey lehinde konuşan sayısı yalnız yüzde 20’ydi. Yani 7-8 kişi. İlginç bir şekilde bu Aziz Bey’in alacağı oy oranı civarındaydı! Aziz Bey lehine konuşanlar arasında en belirgin özellik taraftara sataşmalarıydı! İnanılmaz ve affedilmez şekilde o kürsüden taraftara “güruh” dendi, “yeniçeri” dendi. Konuşmaların %80’i açıkça Ali Koç’u destekliyordu ki bu da Fenerbahçe kongrelerinde muhalefete verilen destek anlamında görülmüş şey değildi. Konuşma sırası bana geldiğinde yaptığım iki tane ana vurgu vardı: Birincisi Fenerbahçe kongresinde çıkacak her olay Fenerbahçe düşmanlarının mest edecekti, buna olanak vermemelerini rica ettim. Bu hevesler onların kursağında kalmalıydı. İkinci yaptığım vurgu ise taraftar hakkındaydı: Kongreden rica ettim! Arkadaşlar tüm Türkiye bizi izliyor, taraftarlar bizi izliyor. Lütfen hiçbir konuşmacı bu kürsüden taraftara sataşmasın, bu çok yanlış bir şey! Çünkü herkes biliyor ki, taraftar varsa, kombine var, satış var, alkış var, tribün var, sponsor var! Taraftar yoksa yalnız sessizlik var! O yüzden taraftarımıza sevgi ve saygı ile yaklaşalım onlar bizim her şeyimiz. Buradan taraftara sataşanlar zaten Aziz Başkan’a da, Fenerbahçe’ye de büyük kötülük yapıyorlar
Sonuçta ben o konuşmamda ve kongreye giden süreçte kamuya açık noktalardan Ali Koç’a destek veremezdim. Daha doğrusu iki aday arasında zaten ortaya herhangi bir net tercihi, sosyal medyamda veya FBTV’deki programımızda koyamazdım. Aziz Yıldırım desteği de yapamazdım, zaten hiçbir aşamada yapmadım. Çünkü bu noktada kişilere eşit mesafede durmam şarttı. Ancak genel konuları ve kavramları gündeme getirebilirdim. Yoksa bulunduğum pozisyonu suistimal etmiş olurdum. Kilit konuları irdelemeyi fazlasıyla yaptım. Her FBTV programımda, Aykut Kocaman’ın Valbuena krizinden de, sansürlü gibi yok sayılan kralımız Alex’ten de, geçmişte boş yere harcanmış başarılı futbolcu ve hocalarımızdan da sürekli bahsettim, bunların geçerli bir yöntem olamayacağını vurguladım. Ayrıca OdaTv köşemde Fenerbahçe’yi ele aldığımda yaptığım açık eleştirel analizler de bu söylediklerimi çıplak olarak ortaya koyuyordu. Oy verme süreceğinde ise yaptığım “demokrasi, özgürlük, şeffaflık, Fenerbahçe’nin geleceği” vurguları, aslında kaçınılmaz şekilde doğal olarak Ali Koç’u tarif ediyordu. Zaten konuşmamda taraftarın hakkını savunurken, kürsüden yapılan saldırılara dur derken ve tavrımın başka türlü anlaşılır bir şekli yoktu. Bunları da zaten gururla savunduğum kavramlar olduğu için hesabını her zaman vermeye hazırdım. Bunları bilen insanların, benim kime oy vereceğimi sormaları bile abesti, tavrım bu kavramsal hatlar üzerinden o kadar netti ki... Oyumu verdikten sonra bir-iki saate belli olacak sonuçları beklerken artık Ali Koç’un destekçileri arasında yerimi almamda bir mahsur kalmamıştı. Bu kişisel bir risk miydi? Belki. Ama bu artık fark etmezdi. O anda artık mevkimi suistimal etme şansım zaten yoktu, çünkü oy verme süreci bitmişti. Ama kimsenin hakkını yemek istemiyorum. Bu sözlerimle, Aziz Bey kazansaydı, bizim FBTV’deki programa son verirlerdi demek istemiyorum kesinlikle. Bu ayıp olur ve haksızlık olur. Ben yalnız böyle bir risk var idi ise-ki vardı, kimse için sonuç önceden çantada keklik değildi- bu riski severek almıştım.
AZİZ BAŞKAN’IN TARAFTARA MESAFELİ DURUŞU
Aziz Bey, taraftarı bir türlü istediği sterilliğe çekemedi. Kah toptan tribün kapattı, beğenmediği bir gruba karşı kombine satışını durdurdu, kah şampiyonluk kutlamasında Alex diye bağıran taraftara doğrudan çok ağır laflar etti maalesef, hem de şampiyonluk töreninde. Cumartesi günü ise konuşmasını yaparken yine tribünlerde oturan çeşitli muhalif kongreyi üyeleriyle ağız dalaşına tutuşarak, hala “pek yakında hesaplaşmaktan” bahsediyordu. Ne demiştik yukarıda taraftara karşı durarak spor kulübü başkanlığı yürümez. 3 Temmuz’un özel şartları da eklenince, aslında Aziz Yıldırım taraftarlarla olan sorunlu ve paramparça diyaloğuna rağmen başkanlığı sürdürebildi. İlginç şekilde Yıldırım’ı taraftarlar arasında onlarla kucaklaşan, fotoğraf çektiren bir insan olarak da göremedik. Hep bir mesafe, hep bir soğukluk hep bir “gülümsememe” yani “surat etme” vardı ortada. Tabii ki her karaktere saygı duymak lazım. Bu da onun kişiliğiydi fakat işte bu mesafeli tavırlar halkta karşılığını, sıcaklığını bulamıyordu. Kongreler kendisine o kadar sürekli bir rölans verdi ki, ister istemez bu rahatlık noktasına yükseldi Aziz Bey. Bu nedenle, büyük ihtimalle “ben kongreyi çoktan kazandım” derken samimiydi, tarihin tekerrür etmesine güveniyordu. Ama her geçen gün o tarihten gelen şartları da çok ağırlaştırdığının ve taraftar adına değer bulamaz hale getirdiğini göremedi.
Kongrede Aziz Bey’in yönetim tarzına itiraz eden üyelerden Zeki İzci’ye İlhan Ekşioğlu’nun kendini tutamayarak burnuna yapışıp işaret parmağıyla tehditler savurduğu fotoğraf karesi, “eski baskıcı Fenerbahçe”nin çırpınışlarıydı. Gizli ve açık gerginlikler, tehditler, kavgalar, küslükler, Fenerbahçe yönetiminin ikinci ruhu gibi olmuştu maalesef.

AZİZ YILDIRIM NEDEN KAYBETTİ? KOÇ’UN KONUŞMASI:
Yukarıda anlattığımız gibi taraftarla yaşadığı kopukluğu anlayamamanın, görememenin bedelini ödedi Yıldırım. Peki bu kopukluğun nedenleri neydi? Aslında Ali Koç, bunları çok iyi toparlayıp anlattı konuşmasında.
Salt bu konuşmanın satırbaşlarını hatırlarsak, “Fenerbahçe’nin hiçbir başarının cezasız kalmadığı bir kulüp” haline dönüşmüş olması herkesin şikayet ettiği ve taraftara illallah dedirten, hepimizi hayattan soğutan en önemli nedendi. 20 yıldır kulübün gönlünde taht kuran Revivo, Rüştü, Hooijdonk, Alex gibi bütün önemli futbolcuların sırayla infaz edilir gibi yok edilmesi, kimseyi inandırmayan sudan sebeplerle görevden uzaklaştırılan Denizli, Zico, Yanal gibi şampiyon teknik direktörler, alakasız iddialarla görev bıraktırılan idareciler, ezeli rakiplerle girişilen ağır gerginlikler ve daha sayılamayacak kadar benzer olay. Özellikle en alakasız şekilde, takımın Terraneo’ya teslim edilmesi, onun da takımın (Emre-Egemen gibi, hatırlatayım) en ateşleyici futbolcularını takımdan atarak Robin Van Persie gibi sakat ve pahalı bir oyuncuyu takıma alması, yine yapılan önemli bir eleştiriydi. Koç’un en önemli cümlelerinden bazıları şunlardı. “Hep ‘hiç kimse Fenerbahçe’den daha büyük değildir’ dediniz ancak bu cümlenin sizin için de geçerli olduğunu sizin de Fenerbahçe’den daha büyük olmadığınızı unuttunuz”, “sürekli olarak yok ettiğiniz yıldızların, çocukların hayallerini nasıl parçaladığını, onları ağlatıp küstürdüğünü göremediniz, gelecek kuşaklardan onca genç kaybettik”, “Alex gibi Fenerbahçelilerin gönlünden kimsenin silemeyeceği bir yıldızın belgeseli için stadyuma sokulmaması, nasıl bir zihniyettir?”,Evet tabii ki küfüre karşıyız, ama yöneticilerin de taraftarlara küfretme hakları yok”
Koç’un diğer çok önemli bir vurgusu, altyapıya önem vereceğini söylediği ve inandırıcı olduğu bölüm. Hele bunların en kalıcı tarihi örneği olarak genç takımdan gelip yıllarca A takımda oynayan, kaptanlık yapan şampiyonluklar gören ve ardından yine ömrünün sonuna kadar yıllarca kulübün idari genel müdürü olan, büyük ebedi dostumuz kardeşimiz Serkan Acar’ı göstermesi, derin Fenerbahçelileri çok etkileyen bir kadirşinaslıktı.

TOPUNUZ GELİN” FIRTINASI!
Bu arada Koç’un 2. kere Yıldırım’ın bazı sataşmalarına yanıt vermek için sahne aldığında söylediği bazı spontan sözler, büyük puan topladı. Orada bir parantez açarak Vefa Küçük’e teşekkür etmek lazım. Çünkü art niyetli bir başka Divan Başkanı, Koç’u kürsüye 2. kere çağırmayabilirdi veya 15 dakika kullanmasına olanak tanımayabilirdi. Keza bana kalırsa-kulüpte hangi stresli iç süreçler yaşandı bilmiyorum- Vefa Küçük bence tüm bu gergin süreci mümkün olduğu kadar demokrat ve eşitlikçi bir şekilde yönetti. Yıldırım’ın biraz alakasız şekilde yarattığı Ümit Özat-soyunma odası polemiğine Ali Koç içerikli yanıt verdikten sonra, “Sayın Başkan bir süre daha o koltukta kalmak için bunlara tenezzül etmeye değer miydi?” cümlesi vurucuydu. “Benim hakkımda “FETÖCÜ” iddialarını paylaştığınız kişilerden Selim Soydan bunu bana kendisi söyledi” cümlesi de çarpıcıydı. Bu arada, sahnede yakışıklılığı ve fizik “fit”liğiyle bir aktör kadar dikkat çeken Koç’un, tribünleri ikna ederek, 3 Temmuz’dan sonra nasıl “pamuk eller cebe” diyerek yönetimin futbolcu transferine bütçe yaratması fikrinin diğer yöneticilerde rağbet görmediğini, Ali Yıldırım’la masa başında girdiği polemiğin ardından kürsüde yerini alırken söylediği “neyiniz varsa getirin, topunuz gelin” sözleri ve bunları söylerken ki ses tonu ve jestleri, Türkiye’de bir tatlı fırtına yarattı, hemen kalıcı slogana dönüştü. Bu cümleyi, veya özetle “topunuz gelin” sözlerini bundan sonra siyasi mitinglerde de görürseniz şaşırmayın. Nusret’in tuz dökme jestinin pabucunu dama atacağa benziyor... Öncelikle tişörtlerini bekliyorum

BU “BALKON KONUŞMASI”NA KİMSENİN İTİRAZI YOK!
Balkon konuşması derken Ali Koç’un kazandıktan sonra ana kürsüde yaptığı konuşma ve ardından stadın dışında kendisi ile kucaklaşmayı bekleyen binlerce taraftara yaptığı konuşmaları kastediyorum; yani zafer sonrası yapılan konuşmalar. Koç’un henüz birinci dakikadan başlayarak tüm ekibinin hakkını vermesi, vücut dili gençliği mütevazi bir paylaşımcılığı on üzerinden on puan aldı, bravo! “İşte kompleksiz insan budur” dedirtti. Ayrıca kulübün gerçek kalıcı, “hancı” sahibinin taraftar olduğunu hatırlatarak “ben yalnız sizin vitrininizim” demesi sayısız siyasetçiye de dersti. Yıllardır CHP’de bir türlü anlatamadığım olguyu tarif etti o da. Bütün uzun teşekkürlerinden sonra yaşanan bütün olumsuzluklara ve gerginliklere rağmen konuyu Aziz Yıldırım’a getirip ona da samimi ve içerikli ve büyük bir teşekkür sunması, kulübe kattıklarının dökümünü yapması ve onu “efsane başkan” diye tarif etmesi, yine Fenerbahçe’yi de Ali Koç’u da büyüten, özlediğimiz sahnelerdi. Buna da ancak “helal olsun” denir. Çünkü gerçekten bazen bizleri, taraftarı çok kızdırsa da, Aziz Yıldırım’a saygı-sevgi duymayan Fenerli yoktur. O dönem, tarihte tartışılmaz yerini almıştır ve zaman geçtikçe stresler ve polemikler unutulacak, Aziz Bey’in artıları hafızalarda yer bulacaktır. Saraçoğlu Stadı, Ülker Arena, Avrupa Euroleague Şampiyonluğu, futbolda 6 Lig Şampiyonluğu toplam 13 kupa, rekor düzeyde amatör branşlar başarıları, 2007 100. Yılda kırılan Guinss rekorlar kitabına geçen Kupa rekoru ve sayısız buna eklenebilecek zaferler..

Sonuçta 1998’de Vefa Küçük’e karşı bir oy farkla kazanan Aziz Yıldırım, dün 11.448 oy farkla kaybetti. Gerek var mıydı? Bir çoğumuza göre yoktu, ama bildiğimiz gibi o koltuklar ilginç bir şekilde insanı içine çekip yapıştırıyor sanki... “Son defa aday oluyorum” şeklindeki ısrarları da üyeler arasında rağbet görmedi.

HAPPY END
Dün taraftar kazandı, Türkiye kazandı, Fenerbahçeliler kazandı, demokrasi kazandı, UMUT kazandı! Ali’yi kürsüde günün sonunda Suphi ile beraber sarılarak kutlarken, aklıma yıllardır bu takım için yaptığımız onca konuşma, beraber seyrettiğimiz onca maç geldi. Bu sorumluluk dolu büyük “Fenerbahçe Cumhuriyeti” (Bakınız Yalçın Doğan kitabı) başkanlık koltuğunu, çocukluğundan beri ne kadar hayal ettiğini ve arzuladığını bildiğim için ve son 20 yılını içinden yakından beraber izlediğim için onun adına, tüm taraftarlar adına SONSUZ sevindim. Yine aklıma sevgili Mustafa (Koç) geldi. Keşke bugünü görebilseydi, belki de görüyordur... Yaşasın Devrim! Hele baharda geliyorsa!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.