29 Nisan 2014 Salı
ŞAMPİYONUN ZORLU YILINA TOPLU BAKIŞ | BEDRİ BAYKAM | 29 Nisan 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..
Fenerbahçe'nin kazandığı Lig Şampiyonluğu, bütün ülkede herhangi bir yılın futbol yarışında ipi göğüslemenin ötesinde anlamlar kazanan bir zafer. Tanıdığım onca "kökten Galatasaraylı" bu sene Fenerbahçe'nin başarısını arzuladılar. Sarı-Lacivertliler’in 3 yıldır sürdürdüğü büyük direnişin, Cumhuriyetçi ve demokrat muhalif kesimleri nasıl etkilediğini biliyoruz. Daha önce de hatırlattığım gibi, bu isimler arasında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek, rahmetli futbol yıldızımız Galatasaraylı Gündüz Kılıç hakkında da kitabı olan aydınlarımızdan Mehmet Kunt ve daha birçok değerli insan vardı. Fenerbahçe'yi tutmasa bile saygı duyan bir diğer büyük kesim daha var! Onların da sayıları milyonlara ulaşıyor...
Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sürecinin başından beri yaşadığı işkencelerin komplo senaryolarını yazan belirsiz isimler tarihe kalır mı, bilmem. Ama bu direnci gösteren camia, onun başkanı, taraftarları, sözcüleri, avukatları kolay kolay unutulmaz! Şimdi Türkiye'nin ne son 12 yıldır, ne de Fenerbahçe'nin 3 yıldır yaşadığı hukuksuzlukları burada hatırlatacak değilim. Ama sonuçta artık Aziz Yıldırım'ı mahkum eden mahkemenin hukuki bir geçerliliği kalmadığı ve alınan tüm kararların yeniden yargılanma sürecine girmesi gerektiği, artık üzerinde her kesimin anlaştığı kesin bir sonuç. Change.org’ta açılan "Adalete Fener Yak" kampanyasına katılmak da son derece etkili. Her zamanki gibi "bir tek benim sesim ne fark yaratır ki?" demeden...
Fenerbahçe yöneticileri bir süredir UEFA'nın verdiği cezanın son kısmı olan bu seneki Şampiyonlar Ligi yasağının, az da olsa kalkma ihtimali olduğunu ifade ediyorlar. Bana sorarsanız Fenerbahçe’nin gerekirse bir futbolcu daha az transfer edip tüm Avrupa'nın büyük gazetelerine tam sayfa ilanlar vererek, kararı alan 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yok oluşunu ve artık tartışılamayacak kadar önyargılı kararlara imza attığının tespit edildiğini, ülkenin genel siyasi-hukuki kaosuyla beraber duyurması lazım. Öte yandan Sarı-Lacivertli kulübün zaten 2011-12 ve 2013-14 sezonlarında fiili olarak Avrupa'dan men edilmiş olmaları, 2 yıllık cezanın da çekilmiş olduğunu gösteriyor. İyi bir strateji ve sunumla bu "mucize" gerçekleşebilir ve Avrupa belki 15 puan farkla şampiyon olacak "esas oğlan"ı seyretme şansını yakalar!
Peki, “bu yılki şampiyonluk” denince aklımıza ne geliyor? Büyük camianın inancıyla beraber Ersun Yanal'ın kurduğu mükemmel dişli çark! Gerçekten tam bir kolej disiplini ve arkadaşlık bağları ile harmanlanmış, ilk 11'e giren-girmeyen herkesin eşit derecede kendisini takımın parçası olarak hissettiği büyük bir düzen. Bu yılın şampiyon ekibinde takımı toptan sırtlayan bir yıldız yok. Gerektiğinde herkes günün yıldızı, günün işçisidir! Üstelik iki noktayı da unutmamak lazım: Birincisi, yönetiminden taraftarına ve medyasına kadar kaynayan bir cadı kazanı olan Fenerbahçe’de, Yanal’a yalnızca bir yıllık kontrat sunuldu; bu çok ağır baskıdır bir hoca için. İkincisi de, bu zor şartlara rağmen sezon başından itibaren Yanal'ın "Bu takım rahatlıkla şampiyon olacak" sözünü ısrarla ve dev bir özgüvenle verebilmiş olmasıdır. Hem de karşıda büyük bir hoca ve dünya yıldızlarından kurulu bir takım olmasına rağmen!
Sezon başlarken, kamuoyuna hakim olan genel düşünce şuydu: "Bu yıl, oturmuş ekibi ve yıldızlarıyla Galatasaray şampiyon olur da, acaba ikinci kim olur?" Ama evdeki hesap çarşıya hiç mi hiç uymadı. Şampiyonluk ve başarı için Drogba, Sneijder, Melo, Burak ve Selçuk gibi yıldızlar ve ünlü bir hocaya sahip olmak yeterli değildir! Takım olmak, iç gerginlikler ve klikleşmeleri aşabilmek lazımdır! Galatasaray, bu noktalarda başarılı olamamıştır. Sarı kırmızılı yöneticiler, anlaşılmaz şekilde Fenerbahçe'nin UEFA cezasının koşullarını içten takip ettikleri kadar kendi ekiplerinin halet-i ruhiyesini izleselerdi, belki alacakları sonuçlar da farklı olurdu!
Fenerbahçe'ye tüm kutlamalarımızı sunduktan sonra, bazı sözde Fenerbahçe taraftarlarına olan büyük kızgınlığımı ifade etmeden geçemeyeceğim. Bağdat Caddesi'nde GS Store'u yakıp yağmalayan holiganların tam olarak kim oldukları bilinmiyor. Kimi rivayetler bu kişilerin sabıkalı hırsızlar, kimileri de bazılarının Ultraslan üyesi olduğunu söylüyor. Sonuçta elbet gerçekler er geç ortaya çıkar. Ama orada bu olayı müteakiben Galatasaray formasına yönelik saldırıları bizzat gördüm. Bu utanılası eylemi yapanlar, Fenerbahçe'nin güzellik tablosuna büyük bir zarar vermişlerdir. Orada saldırılan yer aslında GSaray forması değil, Fenerbahçe'nin asil ruhudur, tarihi ve onurudur. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganını haykırmak yetmez; büyük önderin "düşman" ülke bayraklarına veya ölen askerlerine gösterdiği eşsiz büyük saygı ve korumayı anlamadıysanız, onu. Adını ağzınıza almamanız lazım. Şahsen G.Saray camiasından özür dilerken, Fenerbahçe kulübünü de bu konuda saldırıyı yapanlara en sert cezaları vermeye davet ediyorum.
28 Nisan 2014 Pazartesi
PANEL | 'Müzayedeler Krizi' 3 Mayis, Cumartesi 15.00-17.30
PİRAMİD SANAT
3 Mayıs 2014, Cumartesi | 15.00-17.30
MÜZAYEDELER KRİZİ
Katılımcılar
Bedri Baykam (UPSD Başkanı)
Doğan Paksoy (Sanat Galericileri Derneği Başkanı)
Av. Pınar Sönmez (Sanat Hukuku)
Av. Hatice Doğan (UPSD Avukatı)
Balkan Naci İslimyeli (Sanatçı)
Ahmet Utku (Maçka Mezat Müzayede Evi)
Kaya Özsezgin (Eleştirmen)
Emin Çetin Girgin (Eleştirmen)
Mine Gülener (Mine Sanat Galerisi)
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve Sanat Galericileri Derneği’nin ortak bildirisiyle kamuoyuna duyurulan müzayede evleri konusu için Piramid Sanat’ta 3 Mayıs Cumartesi günü, 15.00-17.30 arasında panel düzenleniyor.
10 Nisan 2014 tarihinde yayınlanan bildiri, tanınmış sanatçılar, galericiler, eleştirmenler ve küratörler tarafından toplanan imzalarla büyük destek gördü. Bunun devamı olarak düzenlenecek “Müzayedeler Krizi” başlıklı panele sanatçı, galerici, eleştirmen, müzayedeci ve sanat konusunda uzman avukatlardan oluşan konuşmacılar katılacak.
Müzayede evlerinin sanat piyasası üzerindeki etkileri, galerici ve sanatçıların piyasaya aşılanan güvensizlikten duydukları rahatsızlıklar gibi konuların konuşulacağı panele katılımınızı bekliyoruz.
Piramid Sanat
Feridiye cad. No:23 Taksim
27 Nisan 2014 Pazar
ŞAMPİYONLUĞUN GÖZ YAŞLARI.... | BEDRİ BAYKAM
Maçtan önce stada ulaşmaya çalışırken Fenerbahçe otobüsü önümüzden trafiği polis eskortuyla yarıp zar zor stada girdi. Eşimle gözlerimiz doldu gülümsemeye çalışsak da... Maçı Dalyan kulübünde televizyondan izleyebildiysek bana bir jest yapan trafik polislerine borçluyum bunu da. Çünkü herhalde siz bu satırları okurken hala ulaşamamıştık stada! Aziz Yıldırım maçtan önce futbolcularla bir araya geldi saha kenarında... O da ağlıyordu. Kimbilir kapalı kapılar ardında daha ne duygusal anlar vardı; yalnız Saraçoğlu'nda değil, yurdun dört bir yanında! O kadar uzun ve ağır bir yoldan geliyordu ki sarı lacivertliler! Gözlerim daldı 2000lerin farklı anlarına... Son anda yaşanan Denizli ve Trabzon faciaları... Ardından 3 Temmuz kabusunu mucizeye dönüştürme fırsatının geri tepildiği o Galatasaray maçı, Başkan'ın Silivri yılı ve inadına dik duruşu, kendisini ziyaret ettiğimde gösterdiği müthiş metanet ve kararlılık... Alex krizi. Dünyada ender görülecek ağırlıkta geçirilen o deprem. Ardından Avrupa başarıları ve Lizbonda direkten dönen UEFA finali... Her biri birbirine geçmiş o dramatik sahnelerin yükü vardı milyonlarca Fenerbahçeli'nin gözyaşlarında. Açık konuşalım, dünyada Fenerbahçe'den başka hiç bir camia o tsunaminin altından kolay kolay kalkamazdı. O felakete rağmen dağılmayan, tam tersine kenetlenen camia; ve ard ardına her dalda yaşanan başarılar, futbolda son anda kaçırılan büyük zaferler... İşte Fenerbahçe'nin dün nihayet resmileşen erken şampiyonluğu, tüm bu dev "epik" film karelerine, sıkıntılara sünger çeken büyük finaldi. Aslında dünkü maç centilmence ve hareketli geçti. Fenerbahçeliler her şeyden önce temkinli bir oyuna şartlanmışlardı. Arada Meireles'in ısrarlı şutları gelse de onlar da etkisiz oldu. bunun dışında akılda kalan anlar Volkan'ın yine şık kurtarışları ve Alper'in son 20 dakikaya sığdırdığı hareketlilikti. Stadı dolduran 53.000 kadınımızın bir gol sevinciyle bu Şampiyonluk kutlamasını yapmalarını çok güzel olacaktı. O gol gelmedi ama hakem maçı bitiren düdüğü çaldığında stad karnaval yerine dönüşürken kimsenin umurunda değildi artık skor. Şampiyonluk, o nazlı sevgili çıkıp gelmişti Fenerbahçe'nin kollarına yeniden. Hem de futbolun yalnız futbol olmadığını üstüne basarak tarihe geçiren Simon Kuper'in tarihi cümlesi belki varlığını hiç bu yıl kadar hak etmemişti. Sarı lacivertlilerin bu fazlasıyla hak edilmiş Şampiyonluğu, ülkede muhalefeti de, demokrat Cumhuriyetçi tüm vatandaşları da birleştiren bir dayanışma yaratmıştı. Fenerbahçe böylece aslında Türkiye çapında 28. Şampiyonluğunu kutlarken, kendi tarihinin içinde yeniden doğuşun ve direnişin evrensel destanını yazmış oluyordu... Kutlu olsun Kanarya... Bıraktığın bu izler, kuşaklar boyu hatırlanacak hoş sedalar olarak o büyük tarihe eklendi artık!
22 Nisan 2014 Salı
İŞTE ÇANKAYA STRATEJİM VE ADAYLARIM / Bedri Baykam / 22 Nisan 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..
Herhalde farkındasınız. Bütün iktidar kanadı, yerel seçim bittiğinden beri Cumhurbaşkanlığı ile yatıyor, Cumhurbaşkanlığı ile kalkıyor. Siyasetin rotasını yine onlar çiziyor, bizlere de bu gidişatı izlemek ve yorumlamak düşüyor. Topu onlar atıyor, bizler kovalıyoruz sanki...
Şayet gereken hamleleri yapamazsak, pek yakında neler yaşanacağını size aktarayım: CHP, MHP, İP, ÖDP, DP, DSP, TKP gibi partiler belki sırayla Cumhurbaşkanı adaylarını açıklayacaklar. Ondan sonra da gelsin röportajlar, gitsin canlı yayın programları! Oh! "Nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?", "Neden aday oldunuz?" vs, vs... Ne kadar havalı olacak değil mi? Mesela Levent Kırca bu sefer de bu sıfata kendisini uygun görebilir veya TKP Aydemir Güler’i değil, daha da az tanınmış bir genci öne sürebilir. DSP’de ise belki Masum Türker kendisini doğal aday ilan edebilir. Ne güzel, bir "çoksesli yarış" değil mi? "Bizimkiler" bu harika yöntemlerle kendi kendilerini tatmin ederken, RTE ve arkadaşları zirvenin gerçek paylaşımını yapmakla meşgul olacaklar!
Lütfen artık komedilere son verelim. Türkiye kadar bıçak sırtında ağır siyasi konuların yaşandığı bir ülkede, siyasi sıfatlarla dalga geçercesine saçma sapan gösteriş budalalığından başka bir şey olmayan adaylıkların ortalıkta uçuşması son derece üzücü. Şayet siyasi partilerimiz ve liderleri, bu Çankaya yarışı sayesinde partilerinin adlarını duyurup reklam yapacaklar diye mutlu oluyorlarsa, bu ciddi bir şizofrenik vakadır. Çünkü ülkenin artık çocuk parkında kovboyculuk oynar gibi siyasetçilik oynayacak hali kalmadı!
Kendisini "muhalefet" olarak tanımlayan herkesin ve her partinin aklını başına toparlayarak bir araya gelmesi ve show yapmak için değil, RTE'nin süper başkanlık hayallerinin önünü kesmek için ortak akıllarını devreye sokmaları lazım. Aksi takdirde, tüm bu parti ve gruplar, sahte muhalefet yaparak AKP'ye ve RTE'ye Cumhurbaşkanlığı sıfatını altın tepside sunan sorumsuz hayalperestler olarak tarihe geçecekler. Bu uğurda herkes durduğu sert noktalardan ödün vermeye, uzlaşmaya, belki ilk bakışta kimseyi tam olarak tatmin etmeyen ama en azından gerçekçi olan adaylarda buluşmaya mecburdur.
Yine herkes kendi üyelerini en tatmin edecek, çok değerli ama diğer partilerden destek alamayacak isimlerde ısrar ederse, bakın ne olur: Bu oy dağılması ve propaganda kirliliği karşısında meydanı dişine göre boş bulacak olan RTE, belki 2. tura bile gerek kalmadan ilk turda %50’yi geçebilir! Merak ediyorum, o zaman kendi güçlerinin gerçek limitlerini göremeyenler, çok mu mutlu olacaklar? "Oh, ne güzel, bunu da başardık, her kafadan bir ses çıkardık, Tayyip Bey'i padişahlığa taşıdık" diye zil takıp oynayacaklar mı?
Gelelim önerdiğim stratejiye: CHP ve MHP, en başından itibaren tek adayda birleşmeye mecburlar. Diğer muhalefet partileri de, istedikleri kadar homurdansınlar, iç gürültü çıkarsınlar, bu öneriye şu açıdan sıcak bakmaya zorunlular: Bu adayı mı Çankaya'da görmek istersiniz, yoksa RTE'yi Çankaya zafer konuşmasında balkonda Reza Zarrab'la birlikte izlemek için can mı atıyorsunuz? Tercihinizi yapın, ona göre davranın. Rüya görme devri sona erdi. Deniz bitti!
Peki bu aday kim olabilir? Evet CHP'nin çok değerli kendi potansiyeli var: Güldal Mumcu, Emine Ülker Tarhan, Metin Feyzioğlu veya bir önceki kuşaktan Onur Öymen, Hikmet Çetin gibi isimler. Herbiri için ben şahsen kefil olurum. Peki MHP, bu adaylara ikna edilebilir mi? Edilemezse, bu isimler fazla "CHP'li" bulunursa o zaman B planı devreye sokulmalıdır. Unutmayalım, sağlam bir B planı hayatta daima A planından bile daha önemlidir! O da şu isimlerden oluşan öneri listemdir: Başta, Mansur Yavaş. Hem seçim mağduru hem de YSK önünde sağ ve sol grupların dayanışmasını sağlamış en taze isim. Ya da sağ partilerle öne çıkmış ama CHP'ye uzak olmayan isimler. Mesela CHP milletvekilliği de yapmış bir İlhan Kesici, veya ANAP döneminin eski bakanlarından Bülent Akarcalı gibi uygar ve güvenilir şahsiyetler öne çıkabilir.
CHP ve MHP'nin bir an önce başlatmaları gereken diyalog, Cumhuriyetimizin geleceği açısından yaşamsal ve tarihi bir adımdır. Geçmiş hataları tekrarlamadan RTE'nin plan ve taktiklerini ofsayta düşürecek tek girişim budur. Gerisi, zaman kaybı ve sorumsuz, belleksiz siyasetçi tavrı olacaktır.
21 Nisan 2014 Pazartesi
HER İKİSİ DE MUTLU OLDU. | Bedri Baykam
Gerçekten çok istedim Fenerbahçe'nin maçı kazanıp şampiyonluk çoşkusunu bu haftasonu Başkanına ve camiaya yaşatmasını. Anasının ak sütü gibi helal ve hak edilmiş bir şampiyonluk Sarı-Lacivertlilerinki. Şimdi resmi tur bir hafta gecikti ve Keyif maçı Kadıköy'e kaldı. 3 Temmuz kabusunun bitişini ilan etmeliydi bu şampiyonluk ama maalesef AzizYıldırım'a reva görülen akıl almaz hukuki umursamazlık buna mani oldu. Maçtan önce en büyük umudum, maalesef kötü niyetli rakip futbolcular tarafından sabote edilen G. Saray maçından sonra "harbi" ve futbol gibi bir futbol oynanan bir derbi görmekti. Bu konuda da aslında başlangıç tam umut verici görünürken, maalesef hiç beklemediğim şekilde Dakikalar geçtikçe Beşiktaşlı oyuncuların aynen iki hafta önce GSaray'lıların yaptığı gibi oyun dışı müdahelerle Emre üzerine oynadıklarını gördük. Jones ve Veli'ye verilmeyen kırmızı kartlar yine Emre'nin Arena'da olduğu gibi hedefteki adam olmasına olanak verdi. Özellikle top yokken Veli'nin Emre'ye attığı son derece tehlikeli kafa, direkt kırmızı almalıydı. Hakem Halis Özkahya'nın Emre'ye karşı sürdürülen bu infaza seyirci kalması da şaşırtıcıydı. İlk devrenin ilk yarısının hakimi olan Fenerbahçe, 23. dakikada Kuyt'un harika pası ve Sow'un kapalı köşe ve dar açıdan nefis son vuruşu ile öne geçti. Beşiktaş bu dakikadan sonra oyunda dengeyi buldu. Devrenin son dakikalarında ani bir Fenerbahçe atağında Kuyt kolay pası rakibe kaptırınca dönen top Beşiktaş kontratağına dönüştü. Sarı lacivertliler topu uzaklaştıramayınca Veli'nin direkten dönen şutunu Motta tamamladı ve maça eşitlik geldi. Futbolun cilvesi... 2. devre başlarken Yanal yurdun her noktasından yükselen "Emre'yi çıkar, Alper'i al" seslerini duydu ve gereğini yaptı. Fenerbahçe bu yarıda yine orta sahada kontrollü oyunuyla maçı riske sokmama peşindeydi. Yerden bol pasla maçı elinde tutan Şampiyon, golü ısrarla aramadan fırsat kollamakla yetiniyordu. 58. dakikada Motta'ya çıkan kırmızı, gecikmiş bir cezaydı. Maçın ilerleyen dakikalarında ara sıra yükselen tansiyon, maçın çirkinleşmesine neden olacak seviyelere tırmanmadı. Her iki takım da çok iyi oynamamalarına rağmen maçın son dakikasına kadar kazanmak için var güçleriyle mücadele ettiler. Hakem uzatmalarda karambolde Atiba'nın eliyle kestiği topu görse, Fenerbahçe son saniye penaltısıyla yine de 3 puanı ve turu eve götürecekti. 'Böylece "Fenerbahçe GSaray'a yaramasın diye maçı bilerek kaybeder" diyen teorilerin doğrudan çöpe gittiği maç berabere bitti. Dany'nin kalecisine verdiği kural dışı geri pası, centilmenlikle dışarı yollayan Caner ve tüm Fenerbahçe takımını da ne kadar tebrik etsek azdır. Bilic'in maçtan sonra "Fenerbahçe iyi bir takım olduğu kadar, karakterli oyunculardan oluşuyor. Caner ve her biri. Caner bize Kadıköy'de de korner jesti yapmıştı" şeklinde demeç vermesi, Hırvat Hoca adına da unutulmaz bir güzellikti. Fenerbahçe'nin en iyi oyuncusu yine Meireles'di. Volkan, Kadlec ve 2. yarıda Alper diğer öne çıkanlardı. Beşiktaş, gereksiz sertliğe başvurarak bence kendi oyununu da sabote etti. Siyah beyazlılar aslında maçı 7 kişi bitirmediklerine dua etsinler. Sonuçta ligin tartışmasız kralı, tüm Türkiye'ye her maçı var gücüyle kazanmak için oynayan dürüst bir takım olduğunu yine herkese kanıtlamış oldu... Tebrikler Fenerbahçe!
15 Nisan 2014 Salı
SANATTA “İYİ, KÖTÜ VE ÇİRKİN” | BEDRİ BAYKAM | 15 Nisan 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..
Bugün, Dünya Sanat Günü. Bugün sadece bu güzel kutlamaya tüm zerreleriyle sizi dahil etmem gerekir. Ama sanat ortamımızda yaşanan bir başka negatif olgu, müzayedeler, sanatçılarımızın varlığını, onurunu, kimliğini yok edecek boyutlara ulaştı.
Öncelikle "Dünya Sanat Günü" için bir hatırlatma: 2011'de Meksika’da yapılan UNESCO'ya bağlı Dünya Sanat Dernekleri Genel Kurulu'nda, UPSD adına verdiğim önerge oybirliğiyle kabul edilmiş ve da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan "Dünya Sanat Günü" ilan edilmişti. Artık dünyanın farklı ülkelerinde bu kutlama eşzamanlı gerçekleştiriliyor. Sizler de bu akşam İstanbul-MKM’de UPSD'nin Beşiktaş Belediyesi ile açtığı Genç Etkinlik-6 sergisini ve yarın Maçka’da UPSD galerisinde üyelerin sergisini gezebilirsiniz. Cuma 15:00’te İstanbul Modern'de, Washington'dan gelen Prof. Bülent Atalay'ın "Leonardo ve Türkler" konferansını da kaçırmayın. Ankara, Sinop, Antalya, Bodrum gibi onca farklı yerlerde yapılan etkinliklere de katılabilirsiniz. Bunlar işin "iyi" yanı.
Türkiye'de sanat, bildiğiniz gibi "devlete rağmen" üretiliyor. Sanatçılara uygulanan aşağılamaları, sansürleri ezberlediniz. Böylesine olumsuz bir havada, tüm engellere rağmen sanatçılarımız inatla, geçtiğimiz zor tünelde, göçük altında üretiyorlar. Yalnız özel alıcıların katkılarıyla varlıklarını sürdürüyorlar, çark hem siyasi direniş, hem de sanatsal olarak dönmeye çalışıyor. İşte bu ortamda devletin sanatçılara ördüğü duvar zaten bildiğiniz işin "kötü" yanı.
Ne yazık ki işin olumsuz bir tarafı daha var. Geçen hafta UPSD ve Sanat Galericileri Derneği ortak bir bildiri yayınlayarak, müzayede evlerinin sanatçı ve galericilerin varlığını tehdit edercesine uyguladıkları fiyat politikalarına ve vahşi kapitalizmin "serbest piyasa ekonomisi efendim" mazeretiyle yaşama geçirdikleri sorumsuz tavra tepki verdiler. İşin özeti şu: Sanatçıların eserleri gerçek değerinin beşte, bazen onda birine müzayedeye konuluyor. O anda sanatçı ve galericisi, koleksiyonerlere karşı zor duruma düşürülmüş oluyorlar. Örneğin, bir sanatçının belli bir dönemine ait eserleri, geçtiğimiz birkaç yılda kendisi ve galericisi tarafından ortalama 100 TL’ye satılmış olsun. Müzayedecilerin, o işlerden birini açık arttırmaya koydukları zaman yıllar içinde oluşmuş fiyatın makul bir ölçüde altından başlatmaları normaldir. Eser satılsa da satılmasa da belirlenen bu alt limit, sanatçının o eserine zarar vermez. Aynı eser, beş misline satılırsa bu her eserinin o fiyata yükseldiğini göstermez. Ama 100 TL’lik bu esere onda biri gibi akıl almaz bir öngörüm fiyatı konulur ve bunu katalogda adeta sanatçının tescilli gerçek değeriymişçesine sunulursa, o zaman sanatçıya, galericisine ve eski koleksiyonerlerine büyük haksızlık edilmiş olunur. Müzayedeciler sanat piyasasına doğrudan el atıp aynı sanatçıdan 20-30 işi "piyasaya" sürerek, sanat üretene saygısız bir tavırla, sanatçıları yok etme pahasına eserleri ortaya salt “ticari ürün" gibi sürüyorlar. En yaşlı çağdaş müzesi henüz 10 yaşında olan ve sanat tarihsel kriterleri henüz oturmamış bir ülkenin, spekülatif dedikodularla kolayca yönlendirilebilen koleksiyonerlerinin bu senaryoya -biraz da isteyerek- düşmeleri, ayrı bir üzüntü verici durum. Eserini değerli kılan temel verileri dikkate almadan, sadece hızlandırılmış ticari hırslarıyla hareket edenler, sanatçılara verdikleri maddi ve manevi zararla yüzleşmeye de hazır görünmüyorlar! Bu yoz ortamda, sanatçıların, mantığa ve izana davet eden çağrılarını hiçe sayan müzayede evlerinin, bu yapıtların değerlerini -sürümden kazanabilmek için- çekinmeden yerle bir etmesi ve kimi açık arttırma katılımcılarının bu kanlı ortamı Roma'da gladyatörlerin ölümünü izler gibi takip etmeleri kaygı verici. Ne acıdır ki, ne müzayedeciler, ne de bu kaygan piyasaya tenezzül eden alıcılar, esasında kendi bindikleri dalı kestiklerini göremiyorlar. Çünkü sanatçıları yok ettiklerinde ortada ne sergi, ne müzayede kalacak!
Bildiriye imza atanlar ise bu alanda Türkiye'nin en önemli isimleri: Adnan Çoker, Ergin İnan, Devrim Erbil, Balkan Naci İslimyeli, Özdemir Altan, Hüsamettin Koçan, Tomur Atagök, Mustafa Ata, Zahit Büyükişleyen, Beril Anılanmert, Ekrem Kahraman, Denizhan Özer, Ekrem Yalçındağ, Genco Gülan, Bahri Genç, Resul Aytemur, Suat Akdemir gibi sanatçılar; Teşvikiye Sanat Galerisi, Dirimart, Galeri Artist, Galeri Baraz, Mine Sanat Galerisi, Siyah-Beyaz, Empire Project, Galeri Merkür ve Piramid Sanat gibi galeriler ve Emin Çetin Girgin, Yalçın Sadak, Kaya Özsezgin gibi eleştirmenler bulunuyor. İsimler bu sütunlara sığmaz!
Türk sanat ortamı, bu alarm verici durumu en azından yapıcı bir diyalogla ortadan kaldırmayı başaramazsa, kendi sonunu hazırlamış olacak....
13 Nisan 2014 Pazar
FENERBAHÇE TESELLİYİ FUTBOLDA BULDU. | BEDRİ BAYKAM
Şampiyonluk yolunda galip gelmek güzel bir şey olduğuna göre, Fenerbahçe dün başarılıydı. Harika bir oyun sergilemese de farklı skor ve 3 puanla yurdun tüm kanaryaları resmi şampiyonluk kutlama provalarına rahatça başlattı! Fenerbahçe seyircisi, günün farklı sporlardaki final mağlubiyetlerinin burukluklarını unutmak için "esas sevgilisi" olan futbol takımına yoğunlaşarak stadı doldurmuştu. Kim ne derse desin ligdir bu işin raconu eninde sonunda, kim aksini söyleyebilir ki? Herşey futbola elverişli bir ortama işaret ediyordu dün. Antalyaspor da Allah için maçı çirkinleştirmeden oynamayı tercih etti oyunun başından itibaren. Sonuçta ortaya çıkan maç, belki muhteşem bir futbol karşılaşması değildi. Ama centilmence oynanmasına karşın kıran kırana bir tipik lig maçıydı. İdeal kadrosundan 5-6 eksikle nereyse "kupa maçı kadrosu"na yakın bir diziliş içindeydi Fenerbahçe. Ama Yanal'ın takımında herkes kapasitesi limitlerinde formasını sonuna kadar ıslatmak ve hakketmek için çıkmıştı yine sahaya. Meireles, bir süredir yükselen form grafiğini sürdüren bir yapıda, topları kesip dağıtan olumlu bir merkezdi yine. Topuz Gökhan'ın yokluğunda ilerimhatlara da giren ofansif bir karakterdeydi. Fenerbahçe Antalya kilidini açmak için uzun şişirme toplara biraz fazla bel bağlamışken, ilk gol 21. dakikada Caner'in nefis frikiğinden geldi. Vallahi billahi yanımdakilere topu atacağı noktayı aynen göstermiştim! Golden sonra Fenerbahçe kalesinde Antalya'dan şok bir yanıt görmese de 10 dakika sonra bir duran topu nefis bir santrfor kafasıyla tamamlayan İsaac Promise maçı beraberliğe taşıdı. İşte o kısa sıkıntılı anlarda Fenerbahçe yine konsantrasyonunu kaybetmeden oynadı. Sahada maçı koparacak yıldızı yoktu belki. Ama her oyuncunun top kovalama hırsı vardı bunun yerine! Örneğin birbiriyle orta sahada pek oynamamış bir kadro, yine de maçtan hiç kopmadan anlaşmazlıklarını gidermeye uğraştı. 2. Gol, bu iş ciddiyetinin sonunda Kadlec'den gelen bir karambol takibiyle gerçekleşti. İkinci yarıda Fenerbahçe, açık oynamaya devam eden rakibine karşı 3. Gol ararken, aynı zamanda maçın kontrolünü kaybetmeme gayretindeydi. Sonuçta bu skor kanaryaya yetiyordu ne de olsa! 63. dakikada Kadlec'in kafasını kaleci Hakan nefis bir refleksle çıkardı. Bunun dışında maçın son dakikalarına kadar pek kaçan gol de yoktu. Yanal'ın alt yapıdan bir oyuncuyu, İnrahim Serkan Aydın'ı Alper ve Hasan Ali'nin ardından sahaya sürmesi günün güzel sürpriziydi. Alper son bölümde takıma hız ve tempo kazandıran isimdi. Nitekim maçı bitiren gol de onun taşıdığı toplardan biri sonucunda gelen kornerden, günün adamı Kadlec'in ayağından geldi. Kuyt'un pasıyla gelen 4. Sow golü ise maçın fiyonku oldu. Tebrikler Kanarya!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
