6 Mayıs 2014 Salı

YURTSEVERLERİN GERÇEKÇİ CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLARI | Bedri Baykam | 6 Mayıs 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..


          Geçen hafta yine yurtsever arkadaşlarla bir araya gelip sohbet ettik. Konular malum güncel eksendi. Yani yerel seçim analizi ve artık gündemi kuşatan Cumhurbaşkanlığı seçimi. Solun farklı kesimlerinden gelen, kimisi tecrübeli siyasi, kimisi gazeteci veya kitle örgütü yöneticisi dostlar arasında bir çok konuda anlaşıldı, bazen de tabii ki çok farklı duruşlar sergilendi. Ama kesin olan bir tek şey varsa o da bu beyin fırtınasının çok yararlı olduğuydu. Neler konuşulduğunu sizlere biraz aktararak gündemin nabzını paylaşmak istiyorum.
          CHP'nin yerel seçimlerde başarıyı yakalayamadığı genel bir kabul gördü. Özellikle İstanbul'da, Parti'nin erken pes ettiği ve sandıklara sahip çıkma çabasının sekteye uğradığı vurgulandı. Gezi nabzının iyi yakalanamadığı, propaganda sürecinde partinin laiklik konusunu gündemine almayıp kendi ideolojik eksenini kaybettiği, cemaatle işbirliği yaptığı şeklinde bir kanaatin yayıldığı ve Parti’ye zarar verdiği, hergün ortaya dökülen kasetlerin toplumun büyük ilgisini çektiğini ama CHP'nin bu kasetlere çok fazla bel bağlayarak propagandayı neredeyse yalnız bunlar üzerinden sürdürdüğünü, bu konunun kolaycılığına kendini kaptırdığı, yurdun yarısından çoğunda yokları oynadığını, bu durumu artık kabullendiği gibi yorumlar genel kabul gördü. Bunun dışında CHP'nin bu sonucu kendince
"başarılı" olarak yorumlaya kalkması da inandırıcı bulunmadı. İstanbul dahil olmak üzere, CHP oylarına eklenen cemaat, kimi yerde MHP ve bir miktar Gezi'den taşan oylar da göz önüne alındığında, CHP'nin bilinen potansiyelini aşamadığı, hatta belki gerisinde kaldığı bile ortaya çıkıyor...
            Gündeme gelen eleştiriler arasında CHP'nin emperyalizmin gündemini değiştirecek ve sarsacak çıkışlarda bulunmaması, kritik konularda ABD'nin duruşlarını sorgulatacak tavrı gösterememesi de vardı. "Yeni CHP" söyleminin ise faydadan çok zarar getirdiğinin altı vurgulandı.
             Bu eleştiriler ışığında ise ileriye yönelik genel kabul gören görüş, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda CHP ve MHP'nin herhangi bir başarı yakalamak için ilk turdan ortak aday çıkarmaya mecbur olmalarıydı. Bunun dışında yaşanabilecek inatlaşmaların siyaseti
"müsamere" düzeyine indirmekten öte bir sonuç doğurmayacağı ortada.
             Cumhurbaşkanlığı konusunda hangi isimlerin öne sürülebileceği konusunda açık bir beyin fırtınası yapıldı. Burada adaylar hakkında bir "konsensüs" oluşmadan, ortaya çıkan dağınık listede kimlerin konuşulduğuna gelince, önem veya kabul sırası olmaksızın, CHP ve MHP'nin ortak adayı olabilme vasıfları da göz önüne alınarak,
Mehmet Haberal, İlker Başbuğ, Yılmaz Büyükerşen, İlhan Kesici, Uğur Dündar, Mansur Yavaş, Hikmet Çetin, Hüsamettin Cindoruk, Saadettin Tantan, Deniz Baykal, Sami Selçuk’un isimleri telaffuz edildi. Söylemeye gerek yok ki, her isim hakkında birilerinin lehte, birilerinin aleyhte yorumları kaçınılmaz şekilde oldu. Ayrıca bu ortak adayın, belediye seçimlerinde yaşananın aksine zaman kaybedilmeden partiler arası toplantı ile ortaya çıkarılıp, kararın kamu oyuyla paylaşılması mecburiyeti de gündemin doğal ve nihai vurgusuydu.
            Burada şu yorumlarımı ekleyerek konuya bir netleşme getirmeye mecburum:
Maalesef kamuoyunda CHP-MHP diyalogu ve dayanışması, Erdoğan'ın artık neredeyse 100% netleşen adaylığına karşı tek gerçekçi seçenek olmasına karşın, bu partilerden bu konuda hiç bir işbirliği sinyali çıkmıyor. Hatta MHP "hayır biz kendi adayımızı kendimiz çıkaracağız" diye net söylemini ortaya koyarak işi şimdiden yokuşa sürüyor. CHP'ye gelince, onlar da bu konuda ne eylem ne de söylem olarak aktifler! Her iki partiye ve "ben muhalifim" diyen herkese somut olarak sormaya mecburuz: Oy potansiyeliniz belli. "Bu ittifakı ben içime sindiremiyorum" tarzından fanteziye kaçan düşünceleriniz varsa, somut olarak bunun yerine ne önerdiğinizi de derhal ortaya koymanız lazım. Çünkü bizler bu ortak aday dışında hiç bir somut formül göremiyoruz! Şayet ülkenin  geleceğinde söz sahibi ciddi birer siyasi partiyseniz, o zaman bir yandan bu önü tıkalı inadı sürdürüp, diğer yandan "Biz RTE'nin kurmak istediği dikta Cumhurbaşkanlığı modeline karşıyız" demeniz kesinlikle mümkün değildir. Siyaset, ortaya ciddi bir alternatif koymadan, "mış" gibi yaparak zaman öldürme noktası olamaz. Bu nedenlerle ya bu işbirliğine derhal girin, ya da hemen Kapalı Çarşı’dan bulacağınız altın bir tepside Cumhurbaşkanlığı'nın altın anahtarını Tayyip Bey'e teslim edin. Böylece boş yere onca saçma röportaj ve çevre kirliliğinden toplumu kurtarmış olursunuz...Siyaset, ciddi ve acımasız bir alandır. Unutanlara hatırlatması bizden!

4 Mayıs 2014 Pazar

TOK AĞIRLAMAK ZORDUR! | BEDRİ BAYKAM


Ne derler? Tok ağırlamak zordur. İşte böyle bir şeydi dünkü Akhisar-Fenerbahçe maçı. Sarı-Lacivertliler bu yıllık başarıya doyup, erken şampiyonlukla bir nevi siestaya çekilmişti artık. Bu nedenle maça hiç konsantre olamadılar. Sanki amaçsız bir antrenman maçıydı bu. Yani "hocanın gözüne girmek" gibi bir dertleri bile yoktu oyuncuların. Koca ilk yarıyı, Fenerbahçeli oyuncular tek ciddi pozisyona giremeden bitirdiler. Atılan üç-dört şut, Akhisar kalecisi Oğuz'un ısınmasına bile katkı sağlamayacak kadar zayıftı. O Oğuz ki 2001'de kurtardığı Hagi frikiği ile, o kritik final maçında GSaray'ı yenen Denizli'nin Fenerbahçe'sinin şampiyonluk kurtarıcısı olmuştu. Ama o ilk yarı notları arasında Akhisarlıların, maç başlamadan Fenerbahçe'yi tebrik etme şıklığı vardı ki, kolay kolay unutulmaz. Tebrikler değerli rakip! Spor herşeyden önce zaten bu değil midir? Sen gel de bunu kimi holigan seyircilere ve onlardan beter bazı yöneticilere kolaysa anlat!!
İlk yarıda soldan akan Akhisar hücumlarında, ev sahibi takım ilk çeyrekte iki gol bulurken, olan biteni dehşete düşmüş gözlerle izleyen Fenerbahçeli seyirciler, oturup kalkıp o korkunç anlarda farkın 5'e çıkmadığına şükretsinler! 
İkinci yarıya Şampiyon vefakar seyircisinin desteği ve kutlama şarkıları ile başladı. 51. dakikada Topuz geleneksel füzesini her zamanki gibi rakip kalenin üst direğinde patlattıktan 2-3 dakika sonra, Alper'in yerine maça girenTopal nefis bir sol şut ile fileleri sarstı. O andan itibaren amaçsız maça birden biraz kalite gelir belki diye umutlandık ama olağan akış sürerken kontratakta nefis bir sol ile golü bulan yine Akhisarlı Bruno oldu. Geri kalan dakikalar, "bitse de gitsek" piyesinden sıkıcı dakikalardı diyebiliriz. Yoruma değmez! Her şeye rağmen Akhisar hem centilmenliği, hem de disiplinli ve başarılı oyunuyla bir bravo hak etti!
Fenerbahçe böylece son beş maçta tek galibiyet almasına rağmen, "güle-oynaya-yenile" (!) farklı şampiyonluğunu kutladığı final serisinin bir penceresini daha kapattı. Skor mu? Bence lig bitti-mitti ama yaşanan teknik direktör huzursuzluğunun da bu önemsiz mağlubiyette payı olduğunu söyleyebilirim. Fenerbahçe'li yöneticilerin yine beni şaşırtmayı başardıklarını itiraf ediyorum. Pek yakında bunu da bu sütunlarda ele almadan geçemeyeceğim...

29 Nisan 2014 Salı

ŞAMPİYONUN ZORLU YILINA TOPLU BAKIŞ | BEDRİ BAYKAM | 29 Nisan 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Fenerbahçe'nin kazandığı Lig Şampiyonluğu, bütün ülkede herhangi bir yılın futbol yarışında ipi göğüslemenin ötesinde anlamlar kazanan bir zafer. Tanıdığım onca "kökten Galatasaraylı" bu sene Fenerbahçe'nin başarısını arzuladılar. Sarı-Lacivertliler’in 3 yıldır sürdürdüğü büyük direnişin, Cumhuriyetçi ve demokrat muhalif kesimleri nasıl etkilediğini biliyoruz. Daha önce de hatırlattığım gibi, bu isimler arasında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek, rahmetli futbol yıldızımız Galatasaraylı Gündüz Kılıç hakkında da kitabı olan aydınlarımızdan Mehmet Kunt ve daha birçok değerli insan vardı. Fenerbahçe'yi tutmasa bile saygı duyan bir diğer büyük kesim daha var! Onların da sayıları milyonlara ulaşıyor...
        Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sürecinin başından beri yaşadığı işkencelerin komplo senaryolarını yazan belirsiz isimler tarihe kalır mı, bilmem. Ama bu direnci gösteren camia, onun başkanı, taraftarları, sözcüleri, avukatları kolay kolay unutulmaz! Şimdi Türkiye'nin ne son 12 yıldır, ne de Fenerbahçe'nin 3 yıldır yaşadığı hukuksuzlukları burada hatırlatacak değilim. Ama sonuçta artık Aziz Yıldırım'ı mahkum eden mahkemenin hukuki bir geçerliliği kalmadığı ve alınan tüm kararların yeniden yargılanma sürecine girmesi gerektiği, artık üzerinde her kesimin anlaştığı kesin bir sonuç. Change.org’ta açılan "Adalete Fener Yak" kampanyasına katılmak da son derece etkili. Her zamanki gibi "
bir tek benim sesim ne fark yaratır ki?" demeden...
         Fenerbahçe yöneticileri bir süredir UEFA'nın verdiği cezanın son kısmı olan bu seneki Şampiyonlar Ligi yasağının, az da olsa kalkma ihtimali olduğunu ifade ediyorlar. Bana sorarsanız Fenerbahçe’nin gerekirse bir futbolcu daha az transfer edip tüm Avrupa'nın büyük gazetelerine tam sayfa ilanlar vererek, kararı alan 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yok oluşunu ve artık tartışılamayacak kadar önyargılı kararlara imza attığının tespit edildiğini, ülkenin genel siyasi-hukuki kaosuyla beraber duyurması lazım. Öte yandan Sarı-Lacivertli kulübün zaten 2011-12 ve 2013-14 sezonlarında fiili olarak Avrupa'dan men edilmiş olmaları, 2 yıllık cezanın da çekilmiş olduğunu gösteriyor. İyi bir strateji ve sunumla bu "mucize" gerçekleşebilir ve Avrupa belki 15 puan farkla şampiyon olacak "esas oğlan"ı seyretme şansını yakalar!
         Peki, “bu yılki şampiyonluk” denince aklımıza ne geliyor? Büyük camianın inancıyla beraber Ersun Yanal'ın kurduğu mükemmel dişli çark! Gerçekten tam bir kolej disiplini ve arkadaşlık bağları ile harmanlanmış, ilk 11'e giren-girmeyen herkesin eşit derecede kendisini takımın parçası olarak hissettiği büyük bir düzen. Bu yılın şampiyon ekibinde takımı toptan sırtlayan bir yıldız yok. Gerektiğinde herkes günün yıldızı, günün işçisidir! Üstelik iki noktayı da unutmamak lazım: Birincisi, yönetiminden taraftarına ve medyasına kadar kaynayan bir cadı kazanı olan Fenerbahçe’de, Yanal’a yalnızca bir yıllık kontrat sunuldu; bu çok ağır baskıdır bir hoca için. İkincisi de, bu zor şartlara rağmen sezon başından itibaren Yanal'ın "
Bu takım rahatlıkla şampiyon olacak" sözünü ısrarla ve dev bir özgüvenle verebilmiş olmasıdır. Hem de karşıda büyük bir hoca ve dünya yıldızlarından kurulu bir takım olmasına rağmen!
         Sezon başlarken, kamuoyuna hakim olan genel düşünce şuydu:
"Bu yıl, oturmuş ekibi ve yıldızlarıyla Galatasaray şampiyon olur da, acaba ikinci kim olur?" Ama evdeki hesap çarşıya hiç mi hiç uymadı. Şampiyonluk ve başarı için Drogba, Sneijder, Melo, Burak ve Selçuk gibi yıldızlar ve ünlü bir hocaya sahip olmak yeterli değildir! Takım olmak, iç gerginlikler ve klikleşmeleri aşabilmek lazımdır! Galatasaray, bu noktalarda başarılı olamamıştır. Sarı kırmızılı yöneticiler, anlaşılmaz şekilde Fenerbahçe'nin UEFA cezasının koşullarını içten takip ettikleri kadar kendi ekiplerinin halet-i ruhiyesini izleselerdi, belki alacakları sonuçlar da farklı olurdu!
         
 Fenerbahçe'ye tüm kutlamalarımızı sunduktan sonra, bazı sözde Fenerbahçe taraftarlarına olan büyük kızgınlığımı ifade etmeden geçemeyeceğim. Bağdat Caddesi'nde GS Store'u yakıp yağmalayan holiganların tam olarak kim oldukları bilinmiyor. Kimi rivayetler bu kişilerin sabıkalı hırsızlar, kimileri de bazılarının Ultraslan üyesi olduğunu söylüyor. Sonuçta elbet gerçekler er geç ortaya çıkar. Ama orada bu olayı müteakiben  Galatasaray formasına yönelik saldırıları bizzat gördüm. Bu utanılası eylemi yapanlar, Fenerbahçe'nin güzellik tablosuna büyük bir zarar vermişlerdir. Orada saldırılan yer aslında GSaray forması değil, Fenerbahçe'nin asil ruhudur, tarihi ve onurudur. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganını haykırmak yetmez; büyük önderin "düşman" ülke bayraklarına veya ölen askerlerine gösterdiği eşsiz büyük saygı ve korumayı anlamadıysanız, onu. Adını ağzınıza almamanız lazım. Şahsen G.Saray camiasından özür dilerken, Fenerbahçe kulübünü de bu konuda saldırıyı yapanlara en sert cezaları vermeye davet ediyorum.

28 Nisan 2014 Pazartesi

PANEL | 'Müzayedeler Krizi' 3 Mayis, Cumartesi 15.00-17.30‏


​PİRAMİD SANAT
3 Mayıs 2014, Cumartesi | 15.00-17.30

MÜZAYEDELER KRİZİ


Katılımcılar
Bedri Baykam (UPSD Başkanı)
Doğan Paksoy (Sanat Galericileri Derneği Başkanı)
Av. Pınar Sönmez (Sanat Hukuku)
Av. Hatice Doğan (UPSD Avukatı)
Balkan Naci İslimyeli (Sanatçı)
Ahmet Utku (Maçka Mezat Müzayede Evi)
Kaya Özsezgin (Eleştirmen)
Emin Çetin Girgin (Eleştirmen)
Mine Gülener (Mine Sanat Galerisi)


Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve Sanat Galericileri Derneği’nin ortak bildirisiyle kamuoyuna duyurulan müzayede evleri konusu için Piramid Sanat’ta 3 Mayıs Cumartesi günü, 15.00-17.30 arasında panel düzenleniyor.

10 Nisan 2014 tarihinde yayınlanan bildiri, tanınmış sanatçılar, galericiler, eleştirmenler ve küratörler tarafından toplanan imzalarla büyük destek gördü. Bunun devamı olarak düzenlenecek “Müzayedeler Krizi” başlıklı panele sanatçı, galerici, eleştirmen, müzayedeci ve sanat konusunda uzman avukatlardan oluşan konuşmacılar katılacak.

Müzayede evlerinin sanat piyasası üzerindeki etkileri, galerici ve sanatçıların piyasaya aşılanan güvensizlikten duydukları rahatsızlıklar gibi konuların konuşulacağı panele katılımınızı bekliyoruz.



Piramid Sanat
Feridiye cad. No:23 Taksim

27 Nisan 2014 Pazar

ŞAMPİYONLUĞUN GÖZ YAŞLARI.... | BEDRİ BAYKAM

Maçtan önce stada ulaşmaya çalışırken Fenerbahçe otobüsü önümüzden trafiği polis eskortuyla yarıp zar zor stada girdi. Eşimle gözlerimiz doldu gülümsemeye çalışsak da... Maçı Dalyan kulübünde televizyondan izleyebildiysek bana bir jest yapan trafik polislerine borçluyum bunu da. Çünkü herhalde siz bu satırları okurken hala ulaşamamıştık stada! Aziz Yıldırım maçtan önce futbolcularla bir araya geldi saha kenarında... O da ağlıyordu. Kimbilir kapalı kapılar ardında daha ne duygusal anlar vardı; yalnız Saraçoğlu'nda değil, yurdun dört bir yanında! O kadar uzun ve ağır bir yoldan geliyordu ki sarı lacivertliler! 
Gözlerim daldı 2000lerin farklı anlarına... Son anda yaşanan Denizli ve Trabzon faciaları... Ardından 3 Temmuz kabusunu mucizeye dönüştürme fırsatının geri tepildiği o Galatasaray maçı, Başkan'ın Silivri yılı ve inadına dik duruşu, kendisini ziyaret ettiğimde gösterdiği müthiş metanet ve kararlılık... Alex krizi. Dünyada ender görülecek ağırlıkta geçirilen o deprem. Ardından Avrupa başarıları ve Lizbonda direkten dönen UEFA finali... Her biri birbirine geçmiş o dramatik sahnelerin yükü vardı milyonlarca Fenerbahçeli'nin gözyaşlarında. 
Açık konuşalım, dünyada Fenerbahçe'den başka hiç bir camia o tsunaminin altından kolay kolay kalkamazdı. O felakete rağmen dağılmayan, tam tersine kenetlenen camia; ve ard ardına her dalda yaşanan başarılar, futbolda son anda kaçırılan büyük zaferler... İşte Fenerbahçe'nin dün nihayet resmileşen erken şampiyonluğu, tüm bu dev "epik" film karelerine, sıkıntılara sünger çeken büyük finaldi. 
Aslında dünkü maç centilmence ve hareketli geçti. Fenerbahçeliler her şeyden önce temkinli bir oyuna şartlanmışlardı. Arada Meireles'in ısrarlı şutları gelse de onlar da etkisiz oldu. bunun dışında akılda kalan anlar Volkan'ın yine şık kurtarışları ve Alper'in son 20 dakikaya sığdırdığı hareketlilikti. Stadı dolduran 53.000 kadınımızın bir gol sevinciyle bu Şampiyonluk kutlamasını yapmalarını çok güzel olacaktı. O gol gelmedi ama hakem maçı bitiren düdüğü çaldığında stad karnaval yerine dönüşürken kimsenin umurunda değildi artık skor. Şampiyonluk, o nazlı sevgili çıkıp gelmişti Fenerbahçe'nin kollarına yeniden. Hem de futbolun yalnız futbol olmadığını üstüne basarak tarihe geçiren Simon Kuper'in tarihi cümlesi belki varlığını hiç bu yıl kadar hak etmemişti. Sarı lacivertlilerin bu fazlasıyla hak edilmiş Şampiyonluğu, ülkede muhalefeti de, demokrat Cumhuriyetçi tüm vatandaşları da birleştiren bir dayanışma yaratmıştı. 
Fenerbahçe böylece aslında Türkiye çapında 28. Şampiyonluğunu kutlarken, kendi tarihinin içinde yeniden doğuşun ve direnişin evrensel destanını yazmış oluyordu... Kutlu olsun Kanarya... Bıraktığın bu izler, kuşaklar boyu hatırlanacak hoş sedalar olarak o büyük tarihe eklendi artık! 

22 Nisan 2014 Salı

İŞTE ÇANKAYA STRATEJİM VE ADAYLARIM / Bedri Baykam / 22 Nisan 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Herhalde farkındasınız. Bütün iktidar kanadı, yerel seçim bittiğinden beri Cumhurbaşkanlığı ile yatıyor, Cumhurbaşkanlığı ile kalkıyor. Siyasetin rotasını yine onlar çiziyor, bizlere de bu gidişatı izlemek ve yorumlamak düşüyor. Topu onlar atıyor, bizler kovalıyoruz sanki...
            Şayet gereken hamleleri yapamazsak, pek yakında neler yaşanacağını
size aktarayım: CHP, MHP, İP, ÖDP, DP, DSP, TKP gibi partiler belki sırayla Cumhurbaşkanı adaylarını açıklayacaklar. Ondan sonra da gelsin röportajlar, gitsin canlı yayın programları! Oh! "Nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?", "Neden aday oldunuz?" vs, vs... Ne kadar havalı olacak değil mi? Mesela Levent Kırca bu sefer de bu sıfata kendisini uygun görebilir veya TKP Aydemir Güler’i değil, daha da az tanınmış bir genci öne sürebilir. DSP’de ise belki Masum Türker kendisini doğal aday ilan edebilir. Ne güzel, bir "çoksesli yarış" değil mi? "Bizimkiler" bu harika yöntemlerle kendi kendilerini tatmin ederken, RTE ve arkadaşları zirvenin gerçek paylaşımını yapmakla meşgul olacaklar!
           
 Lütfen artık komedilere son verelim. Türkiye kadar bıçak sırtında ağır siyasi konuların yaşandığı bir ülkede, siyasi sıfatlarla dalga geçercesine saçma sapan gösteriş budalalığından başka bir şey olmayan adaylıkların ortalıkta uçuşması son derece üzücü. Şayet siyasi partilerimiz ve liderleri, bu Çankaya yarışı sayesinde partilerinin adlarını duyurup reklam yapacaklar diye mutlu oluyorlarsa, bu ciddi bir şizofrenik vakadır. Çünkü ülkenin artık çocuk parkında kovboyculuk oynar gibi siyasetçilik oynayacak hali kalmadı!
            Kendisini "muhalefet" olarak tanımlayan herkesin ve her partinin aklını başına toparlayarak bir araya gelmesi ve show yapmak için değil, RTE'nin süper başkanlık hayallerinin önünü kesmek için ortak akıllarını devreye sokmaları lazım. Aksi takdirde, tüm bu parti ve gruplar, sahte muhalefet yaparak AKP'ye ve RTE'ye Cumhurbaşkanlığı sıfatını altın tepside sunan sorumsuz hayalperestler olarak tarihe geçecekler. Bu uğurda herkes durduğu sert noktalardan ödün vermeye, uzlaşmaya, belki ilk bakışta kimseyi tam olarak tatmin etmeyen ama en azından gerçekçi olan adaylarda buluşmaya mecburdur.
          Yine herkes kendi üyelerini en tatmin edecek, çok değerli ama diğer partilerden destek alamayacak isimlerde ısrar ederse, bakın ne olur:
Bu oy dağılması ve propaganda kirliliği karşısında meydanı dişine göre boş bulacak olan RTE, belki 2. tura bile gerek kalmadan ilk turda %50’yi geçebilir! Merak ediyorum, o zaman kendi güçlerinin gerçek limitlerini göremeyenler, çok mu mutlu olacaklar? "Oh, ne güzel, bunu da başardık, her kafadan bir ses çıkardık, Tayyip Bey'i padişahlığa taşıdık" diye zil takıp oynayacaklar mı?
       
    Gelelim önerdiğim stratejiye: CHP ve MHP, en başından itibaren tek adayda birleşmeye mecburlar. Diğer muhalefet partileri de, istedikleri kadar homurdansınlar, iç gürültü çıkarsınlar, bu öneriye şu açıdan sıcak bakmaya zorunlular: Bu adayı mı Çankaya'da görmek istersiniz, yoksa RTE'yi Çankaya zafer konuşmasında balkonda Reza Zarrab'la birlikte izlemek için can mı atıyorsunuz? Tercihinizi yapın, ona göre davranın. Rüya görme devri sona erdi. Deniz bitti!
            Peki bu aday kim olabilir? Evet CHP'nin çok değerli kendi potansiyeli var: Güldal Mumcu, Emine Ülker Tarhan, Metin Feyzioğlu veya bir önceki kuşaktan Onur Öymen, Hikmet Çetin gibi isimler. Herbiri için ben şahsen kefil olurum. Peki MHP, bu adaylara ikna edilebilir mi? Edilemezse, bu isimler fazla "CHP'li" bulunursa o zaman B planı devreye sokulmalıdır.
Unutmayalım, sağlam bir B planı hayatta daima A planından bile daha önemlidir! O da şu isimlerden oluşan öneri listemdir: Başta, Mansur Yavaş. Hem seçim mağduru hem de YSK önünde sağ ve sol grupların dayanışmasını sağlamış en taze isim. Ya da sağ partilerle öne çıkmış ama CHP'ye uzak olmayan isimler. Mesela CHP milletvekilliği de yapmış bir İlhan Kesici, veya ANAP döneminin eski bakanlarından Bülent Akarcalı gibi uygar ve güvenilir şahsiyetler öne çıkabilir.
           CHP ve MHP'nin bir an önce başlatmaları gereken diyalog, Cumhuriyetimizin geleceği açısından yaşamsal ve tarihi bir adımdır. Geçmiş hataları tekrarlamadan RTE'nin plan ve taktiklerini ofsayta düşürecek tek girişim budur. Gerisi, zaman kaybı ve sorumsuz, belleksiz siyasetçi tavrı olacaktır.

21 Nisan 2014 Pazartesi

HER İKİSİ DE MUTLU OLDU. | Bedri Baykam

Gerçekten çok istedim Fenerbahçe'nin maçı kazanıp şampiyonluk çoşkusunu bu haftasonu Başkanına ve camiaya yaşatmasını. Anasının ak sütü gibi helal ve hak edilmiş bir şampiyonluk Sarı-Lacivertlilerinki. Şimdi resmi tur bir hafta gecikti ve Keyif maçı Kadıköy'e kaldı. 3 Temmuz kabusunun bitişini ilan etmeliydi bu şampiyonluk ama maalesef AzizYıldırım'a reva görülen akıl almaz hukuki umursamazlık buna mani oldu. 
Maçtan önce en büyük umudum, maalesef kötü niyetli rakip futbolcular tarafından sabote edilen G. Saray maçından sonra "harbi" ve futbol gibi bir futbol oynanan bir derbi görmekti. Bu konuda da aslında başlangıç tam umut verici görünürken, maalesef hiç beklemediğim şekilde Dakikalar geçtikçe Beşiktaşlı oyuncuların aynen iki hafta önce GSaray'lıların yaptığı gibi oyun dışı müdahelerle Emre üzerine oynadıklarını gördük. Jones ve Veli'ye verilmeyen kırmızı kartlar yine Emre'nin Arena'da olduğu gibi hedefteki adam olmasına olanak verdi. Özellikle top yokken Veli'nin Emre'ye attığı son derece tehlikeli kafa, direkt kırmızı almalıydı. Hakem Halis Özkahya'nın Emre'ye karşı sürdürülen bu infaza seyirci kalması da şaşırtıcıydı. İlk devrenin ilk yarısının hakimi olan Fenerbahçe, 23. dakikada Kuyt'un harika pası ve Sow'un kapalı köşe ve dar açıdan nefis son vuruşu ile öne geçti. Beşiktaş bu dakikadan sonra oyunda dengeyi buldu. Devrenin son dakikalarında ani bir Fenerbahçe atağında Kuyt kolay pası rakibe kaptırınca dönen top Beşiktaş kontratağına dönüştü. Sarı lacivertliler topu uzaklaştıramayınca Veli'nin direkten dönen şutunu Motta tamamladı ve maça eşitlik geldi. Futbolun cilvesi...
2. devre başlarken Yanal yurdun her noktasından yükselen "Emre'yi çıkar, Alper'i al" seslerini duydu ve gereğini yaptı. Fenerbahçe bu yarıda yine orta sahada kontrollü oyunuyla maçı riske sokmama peşindeydi. Yerden bol pasla maçı elinde tutan Şampiyon, golü ısrarla aramadan fırsat kollamakla yetiniyordu. 58. dakikada Motta'ya çıkan kırmızı, gecikmiş bir cezaydı. Maçın ilerleyen dakikalarında ara sıra yükselen tansiyon, maçın çirkinleşmesine neden olacak seviyelere tırmanmadı. Her iki takım da çok iyi oynamamalarına rağmen maçın son dakikasına kadar kazanmak için var güçleriyle mücadele ettiler. Hakem uzatmalarda karambolde Atiba'nın eliyle kestiği topu görse, Fenerbahçe son saniye penaltısıyla yine de 3 puanı ve turu eve götürecekti. 
'Böylece "Fenerbahçe GSaray'a yaramasın diye maçı bilerek kaybeder" diyen teorilerin doğrudan çöpe gittiği maç berabere bitti. Dany'nin kalecisine verdiği kural dışı geri pası, centilmenlikle dışarı yollayan Caner ve tüm Fenerbahçe takımını da ne kadar tebrik etsek azdır. Bilic'in maçtan sonra "Fenerbahçe iyi bir takım olduğu kadar, karakterli oyunculardan oluşuyor. Caner ve her biri. Caner bize Kadıköy'de de korner jesti yapmıştı" şeklinde demeç vermesi, Hırvat Hoca adına da unutulmaz bir güzellikti. 
Fenerbahçe'nin en iyi oyuncusu yine Meireles'di. Volkan, Kadlec ve 2. yarıda Alper diğer öne çıkanlardı. Beşiktaş, gereksiz sertliğe başvurarak bence kendi oyununu da sabote etti. Siyah beyazlılar aslında maçı 7 kişi bitirmediklerine dua etsinler. 
Sonuçta ligin tartışmasız kralı, tüm Türkiye'ye her maçı var gücüyle kazanmak için oynayan dürüst bir takım olduğunu yine herkese kanıtlamış oldu... Tebrikler Fenerbahçe!