10 Mart 2014 Pazartesi

BEDRİ BAYKAM, WARHOL, BASELITZ, BASQUIAT, ROSENQUIST, BANKSY, CHERI SAMBA, TADANORI YOKOO VE CATTELAN'LA BERABER BARSELONA PİCASSO MÜZESİ'NDE...




Barselona Picasso Müzesi'nde düzenlenen "Picasso Sonrası: Çağdaş Tepkiler" (Post-Picasso: Contemporary Reactions) sergisi 6 Mart günü açıldı. Amerikalı küratör Michael FitzGerald'ın düzenlediği sergide Baykam'ın yanı sıra Jean-Michael Basquiat, Jasper Johns, Baselitz, Andy Warhol, Bansky, George Condo, James Rosenquist, Cheri Samba, Fred Wilson, Maurizio Cattelan, Vik Muniz, Tadanori Yokoo ve Faith Ringgold gibi dünyaca ünlü isimler yer alıyor.

Kürator FitzGerald, sergiye paralel düzenlediği panele Bedri Baykam, Atul Dodiya, Zhang Hongtu, Constanza Piaggio ve İbrahim el-Salahi'yi davet etti. Büyük ilgi gören oturumda her sanatçı  Picasso ile olan sanatsal ve düşünsel bağları çerçevesinde gelişen sanatsal yolculuklarını anlattılar. Baykam, Picasso'nun sürekli değişkenliği ve korkusuzca kendini yenileme kapasitesiyle kendisi için gençlik yıllarından beri örnek teşkil ettiğini belirtti. Ayrıca, 1981 yılında ürettiği "Fahişenin Odası"ndan 4-D'lerine, Boş Çerçeve serisinden Kennedy cinayeti ile ilgili kimi işlerine kadar, Kübizm'in 360 derecelik uzam anlayışının da nasıl yol gösterici bir unsur olabildiğini aktardı.


FitzGerald, serginin 200 sayfalık kataloğunda Baykam'dan ve onun 1984 "San Francisco Manifestosu" ile "Maymunların Resim Yapma Hakkı" teorisinden oldukça detaylı şekilde bahsediyor. FitzGerald Müze'de yaptığı konuşmada, bu serginin Picasso'dan etkilenen sanatçıların çalışmalarından bir derleme olmadığını, Picasso ile ilişkileri süren bağımsız ve çağdaş sanat ortamına çok önemli vurgular getiren sanatçıların işlerini bir araya getirmek üzere yola çıktığını söyledi. Küratör ayrıca Baykam'ın 2007'deki  "Aman Tanrım, Matmazeller 100 Yaşında!" başlıklı uluslararası sergi projesinin, kendi hazırladığı serginin kökenlerinden biri olduğunu da açıkladı.

Barselona Picasso Müzesi'ndeki sergi, 29 Haziran 2014 tarihine kadar gezilebilir.

6 Mart 2014 Perşembe

Piramid Sanat-Kitap tanitimi | Suat Akdemir 'KUBA: Iste boyle gezilir'‏

PİRAMİD SANAT



SUAT AKDEMİR
KÜBA: İşte böyle gezilir
13 Mart 2014, Perşembe


Piramid Yayıncılık, Suat Akdemir'in 2004 yılında Küba'nın tüm sahillerini bisikletle gezerek gerçekleştirdiği turda çektiği fotoğraflardan ve bu maceranın seyahat notlarından oluşan kitabı
13 Mart, Perşembe günü sanatseverlere sunuyor


Tanıtım gecesi: 13 Mart, Perşembe | 18.00-21.00

Suat Akdemir'in 2004 yılında bisikletle gerçekleştirdiği Küba turunda çekilen fotoğraflardan ve bu yolculukta yazdığı güncelerden derlenen “KÜBA: İşte Böyle Gezilir” adlı kitabı 13 Mart, Perşembe günü sizlerle buluşuyor. Kitapta yer alan fotoğraflar, binlerce görsel arasından seçildi. Bu olağandışı ve farklı serüvenin kitaba eklenen gezi notları, son derece akıcı bir kalemle yazılmış. Kullanılan dil, birçok noktada Kerouac, Bukowski veya Erje Ayden tadı taşıyor. İşte kitaptan bir kaç alıntı: 
Guantanamo sınırındaki Baconao’ya doğru gidiyorum. Ondan ötesine yol yok. Santiago de Cuba’yla mesafesi haritada 55-60 km görünüyor. Belki biraz pahalı ödemeyi göze alıp iyi bir yer bulmayı umuyor, yarın da aynı yolu dönmeyi göze alıyorum. Yol güzel, trafiksiz, tek tük araç geçiyor. Yolun 25. kilometresinde güneş tam tepedeyken biraz alçalmasını beklemem gerekiyor. Sıcaklık 30-35 derece olmalı. Karşıdan biraz rüzgâr alıyorum. Dudağımdaki uçuk acıyor. Kollarım su topladı. İshal ve açım, uykusuzum. Karımı da oğlumu da çok özledim; ama mutluyum. Yanımdaki ağaca daha önce hiç görmediğim, simsiyah gagalı kızıl bir kuş kondu. Hiç duymadığım bir tonda ve müzikle ötüyor, onu dinliyorum.”
Sonunda beklediğim oldu. Güneş küçük bir koyda tam karşımdan batıp gitti. Sonra alacakaranlık, sonra gece oldu. Yol dikleşti, bozuldu. Hep böyle olur. Karanlık basıp, göz gözü görmez olunca varmaya çalıştığınız yer hakkında herkesten farklı cevaplar duyunca, o ana kadar hiç duymadığınız kuş ve gece sesleri duymaya başladığınızda moraliniz bozulur.”
"Tövbe haşa! Ama Che abimiz de, Jack iti de, Baykam üstadımız da, birçokları da, yollara düşmeden edememiş, yollarda olanlara kayıtsız kalamamışlardır. Görmek için hiç başka bir dekor, hiç başka bir ışık, hiç başka bir rüyaya gerek yoktur. Çünkü yolların her yere çıktığını ve hiçbir yere çıkmadığını en iyi onlar bilir

120 sayfalık kitap, çizgi dışı formatı ve içeriğiyle Küba veya gezi kitaplarına meraklı sanatseverler için tam bir collector's item. Ama kitabın bunun dışında ciddi bir önemi daha var: Akdemir, bu seyahatlerde gördüğü sahnelerin etkisi ve çektiği fotoğrafların izlerinden yola çıkarak gerçekleştiriyor birçok resmini. Yani soyut resimlerindeki tat, bu sahnelerin kenarından köşesinden yola çıkan koku, hatta direkt yansımanın izlerini taşıyor.

Baykam, katalog yazısında Akdemir hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:
Suat Akdemir, bu devirde artık pek bulunmayan başka bir çağın materyalizm-dışı boya ve düşünce ekseni üzerine yaşamını kurmuş bir anti-kahraman. ‘Artık onun hakkını vermek, Türk sanatının boynunun borcu’ desem, buna en çok kendisi bozulur. Çünkü Suat para, ün ve kariyer arayışı dışında, yalnız bu dünyada izler bırakmasına yardımcı olacak kadar takas metası arıyor. Bunun adını ‘para’ koyup, ardından dünyayı hırsla sürekli kirleten başkaları...” 


13 Nisan’a kadar Piramid Sanat’ta devam eden “Hayattan Soyut İzler” isimli sergisinde, 1987 yılından bu yana ısrarla yaptığı soyut sanatla dikkatleri üzerine toplayan Suat Akdemir'in, son yıllardaki farklı dönemlerden işleri sergileniyor. Serginin küratörlüğünü, Akdemir'i 1987'den beri izleyen Bedri Baykam yapıyor. Piramid Sanat’ta Akdemir'in tualleri, bazı kağıt işleri, fotoğrafları, defterlerinin yanı sıra Türkiye ve Küba'nın tüm sahillerini üstünde gezdiği "müzelik" bisikleti de sergileniyor.

Baykam, Akdemir'in işleri hakkında şu sözleri dile getiriyor:
Yapıtlarında soyut dışavurumcu üslubun tekniklerini en minimal dille de buluşturarak aktaran Akdemir, stilini soyut sanatın sözlüğü çerçevesinde oluştururken kendini tekrar etme mecburiyetini benliğinde hissetmeyen ender sanatçılardan biri. Sanatçının son işleri giderek atan bir olgunluk ve özgüven taşıyor. Dikdörtgenin günümüzde hala süren taze kalma savaşının bir yansıması. Bir tual sanatçısının salt boya ile geliştirdiği kendi alfabesinin değişik safhalarını bu sergide takip edebiliyoruz. Akdemir, son 10 yılın "dekoratif" veya "piyasa arayışı” içeren yapıtlarını ortalığa süren sanatçılardan çok farklı. İşleri samimi bir umursamazlık içinde ve doğmakta olan düşüncenin kendisiyle diyalog kurmakta...”



Piramid Sanat
Feridiye cad. No:23 Taksim
+ (90) 212 297 31 21 + (90) 212 258 44 64

4 Mart 2014 Salı

BU DİZİNİN SONUNU BİLEN VAR MI? / Bedri Baykam / 4 Mart 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..



"Muhteşem Yüzyıl" dizisinde olacakları aşağı yukarı biliyoruz ama bizim artık bir haftadır hergün izlediğimiz taze kaset dizilerinin sonunun nereye varacağı hakkında bir fikrimiz yok. Alabildiğine heyecanlı günler yaşıyoruz! Aynı fikirde değil misiniz?
            Durumun özeti şu: Başbakan veya mahdumu, veya kimi Bakan ve iktidar bürokratının kaseti çıktığı zaman, aynı tip konuşma ve diyaloglara farklı yorumlar geliyor "ses sahibinden"! Örneğin Başbakan
"Alo Fatih" hattı için "Evet ben aradım, ne var ki bunda?" diyebiliyor. Adalet Bakanlığı da "baskı" telefonlarını inkar etmiyor. Bunu artık doğal kabul ediyorlar maşallah! Başka kasetler ise inkar ediliyor!
             İşte "
Maşallah" dedik de, aklıma o inkar edilen kasetler geliverdi. Hani "montaj" denilenler. Hani soygun konuşmalarının "inşallahlı-maşallahlı" (!) yapıldığı kasetler! Tabii onlara "montaj" denmesi normal. Çünkü aksi takdirde ses sahiplerinin bir araca binerek en yakın karakola teslim olmaları gerekir. Tabii seslerin inkarında karışıklıklar da var: Mesela yandaş basına göre, Amerikan Marshall Media şirketi, kendi kartvizitlerinin iliştirilmiş olduğu alakasız bir başka doküman üstünden bu seslerin "montaj" olduğunu iddia edenlere "Ayıp sizlere" şeklinde hitap ederek Yönetim Kurulu Başkanı’nın kendi ağzından yanıtını verdi. Yani insan böyle şaşırınca, aklanayım derken kendi kendini daha da çok batırabiliyor!
               Aslında durumu karışıklığa götüren başka veriler de var. Mesela Başbakan bir yandan "itiraf" mahiyetinde uzun bir süredir "
Kriptolu telefonlarımızı bile dinlediler" diye açık açık şikayette bulunuyor! (Tabii TSK'nın da Başbakan'a olan bağlılığını kanıtlayıp kendisini bu kriptolu dinlemelerden net şekilde ayıran ve sorumluluğu TÜBİTAK'a atan açıklaması da yine dikkat çekti) Yani uzun lafın kısası, Başbakan, oğlu ve ekibinin geri kalanı dinlenmiş. İnkar eden yok. Bir tek direkt karakola gitmeyi gerektiren o malum konuşmalar inkar ediliyor! İyi de, tüm devlet imkanları Başbakan'ın elinde! Bu iddialar gerçek dışıysa, o zaman ister TİB kayıtları, ister MOBESE görüntü kayıtları ile, Başbakan o saatlerde kimin nerede olduğunu, kimin kiminle konuştuğunu anında şatafatlı bir basın toplantısı ile açıklayıp, iddia sahiplerini bin pişman edebilirdi! Ama nedense Başbakan kuru bir "montaj" yanıtıyla yetinip buna gerek görmedi.
               Hatta devam edelim, tam tersi oldu: Eldeki somut verileri açıklayıp kendini aklama yönüne gidebilecek olan İktidar, farklı bir rota seçti. 8 Ocak 2014 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet Müdürlüğü’nün mali suçlar şubesine
"Başsavcılığımızın talebi ile mahkeme kararlarına istinaden yapılan telefon dinleme, iletişimin tespiti ve fiziki takip işlemlerinin 15/12/2013 tarihi itibariyle sonlandırılarak imha işlemlerinin başsavcılığımız nezaretinde yapılmasını müteakip evrakın Başsavcılığımıza gönderilmesi" şeklinde legal bir talimat yollamayı tercih etti! Bunun yanısıra İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş da, Adalet Bakanlığı müsteşarı Kenan İpek'in kendisine soruşturmaları durdurması için büyük baskı yaptığını kamuoyuna açıkladı. Yani olası iddia ve kanıtların yok edildiği farklı bir savunma dünyası, artık nasıl anlarsanız öyle değerlendirebilirsiniz!
              Şöyle toparlarsak, ortada genç bir Başbakan oğlunun neden kurduğu netleşmeyen ve sürekli bağışların aktığı acaip bir vakıf,
"kasetlerin montaj olduğunu hisseden" Telepatik Bilim Bakanı Fikri Işık, sürekli yeri değiştirilen, soruşturmadan el çektirilen savcılar, polisler, imha edilen kayıtlar, izler ve bunların sonucunda afiyetle serbest bırakılan nur topu gibi Bakan mahdumları ve Orta-Doğu Sarrafları var! Canımız aydınlarımız ve Genel Kurmay Başkanı içeride gün saymaya devam ederken bu gelişmeye Başbakan "Hak yerini buldu" diyip, ahaliye küçük dilini yutturabiliyor! Hergün dizinin yeni bölümündeki rolünü merak eden Başbakan'ın ise, en son Fenerbahçe Kongresi’ne yaptığı direkt Aziz Yıldırım karşıtı baskılar da evvelsi gece ortalığa döküldü. Yani Başbakan’ın Fenerbahçe davasına tahmin edildiği gibi doğrudan müdahil olduğu ortaya çıktı!              Bence artık son yaşadığımız 2,5 aydan sonra, yurt dışına, ülkemizde yaşanan gerçek ötesi "ileri demokrasi" dizisini anlatmamız, aktarabilmemiz hiç bir zaman mümkün olamayacak. Çünkü bu köyde yaşamayan hiç bir dünya vatandaşı bu derece absürd ve abartılı, tiyatro diliyle "grotesk" senaryoya prim vermez, bizlere inanmaz! 

1 Mart 2014 Cumartesi

Bedri Baykam | Barcelona-Picasso Muzesi 'Picasso Sonrası: Çağdaş Yansımalar' sergisinde / Bedri Baykam at the Picasso Museum-Barcelona 'Post Picasso: Contemporary Reactions'



BEDRİ BAYKAM
BARCELONA-PİCASSO MÜZESİ’NDE

Bedri Baykam, 7 Mart-29 Haziran 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “Picasso Sonrası: Çağdaş Yansımalar” isimli sergide yer alıyor...
Baykam, Barcelona-Picasso Müzesi’nde gerçekleşecek olan “Picasso Sonrası: Çağdaş Yansımalar” isimli sergiye “Avignon Haremi 100 Yaşında” (The Harem" d'Avignon is 100 Years Old) eseriyle katılıyor.
Serginin küratörlüğünü üstlenen Prof. Michael FitzGerald (Trinity College-ABD), daha önce de 2006-2007 yılları arasında Whitney Museum’da sergilenen “Picasso ve Amerikan Sanatı” sergisinin de küratörlüğünü yapmıştı.
Baykam’ın yanı sıra Jasper Johns, Faith Ringgold ve Fred Wilson (Amerika), Chéri Samba (Kongo Cumhuriyeti), Guillermo Kuitca (Arjantin), Vik Muniz (Brezilya), Folkert de Jong ve Rineke Dijkstra (Hollanda), M. F. Husain ve Atul Dodiya (Hindistan) gibi uluslararası 42 sanatçının eserleri yer alıyor.
Picasso’nun 21. yüzyıl sanatına olan etkilerinin önemini açığa çıkarmak amacıyla düzenlenen sergi, aynı zamanda Picasso’nun sanatının ve isminin tüm dünyadaki sanatçılar arasında nasıl başarılı bir iletişim kurma olanağı sağladığını da açıkça gösteriyor. Barcelona Müzesi sergi hakkında şu yorumu getiriyor: “İsminin Modernizm’in temeli olarak anılmasındaki en önemli nedenlerden biri, Avrupa sanatını Batılı olmayan kaynaklarla tanıştırması ve varolan resim, heykel üzerine modern çalışmaları aşan tartışmalar yaratmasıdır. Aynı şekilde bu sergi resmin ve heykelin haricinde, Picasso’nun video veya fotoğraf gibi değişik tekniklerde çalışan sanatçıların üzerinde bıraktığı etkiyi de bize gösteriyor”
Picasso’nun eserleri bu sergi dahilinde yer almıyor. Fakat ünlü usta Picasso ve çağdaş sanatçılar arasında iletişim yaratılması amacıyla, Müze’nin kalıcı koleksiyonunun sergilendiği galerisindeki eserler ayrıca izlenebilecek.
Bedri Baykam ayrıca 6 Mart günü Picasso Müzesi'nde saat 19.00'da başlayacak panele katılacak. Serginin küratörü Michael FitzGerald'ın yöneteceği yuvarlak masa buluşmasında Baykam dışında şu dört sanatçı yer alacak:  Ibrahim El-Salahi, Zhang Hongtu, Atul Dodiya ve Constanza Piaggio.



BEDRİ BAYKAM
AT THE PICASSO MUSEUM-BARCELONA

Bedri Baykam at the Picasso Museum-Barcelona in the group-show "Post Picasso: Contemporary Reactions"


Bedri Baykam will participate with his work "The Harem d'Avignon is 100 Years Old”, to the exhibition entitled, "
Post Picasso: Contemporary Reactions" at the Picasso Museum-Barcelona, from March 7th to June 29th 2014. The show is curated by Professor Michael FitzGerald from the Trinity College (USA) who had already curated "Picasso and American Art" at the Whitney Museum of American Art (2006-2007).

42 artists are included in the show, including names like Jasper Johns, Faith Ringgold and Fred
 Wilson from the USA, Chéri Samba from the Democratic Republic of Congo, Guillermo Kuitca from Argentina, Vik Muniz from Brasil, Folkert de Jong and Rineke Dijkstra from the Netherlands,
M. F. Husain and Atul Dodiya from India.

The exhibition will reveal the evidence of Picasso's importance for the art of the 21st Century. The show will reveal how Picasso's art and reputation continue to generate a fruitful dialogue with contemporary artists around the world, particularly his reputation as a paradigm of modernism, the issues of cultural hegemony galvanized by his introduction of non-Western sources into European art, and the debates over the position of painting and sculpture in contemporary practice. Similarly, the show will explore the impact of Picasso on artists working in a wide range of media, including video and photography, as well as painting and sculpture.

The exhibition will not include works by Picasso. The museum’s premier collection of his art will be on view in the permanent galleries to create a dialogue between the work of contemporary artists and Picasso.


Bedri Baykam will also participate on the 6th of March at 7.00 pm to the round table discussion around the exhibition which will be moderated by the curator of the exhibition Michael FitzGerald. The other speaker-artists will be: Ibrahim El-Salahi, Zhang Hongtu, Atul Dodiya ve Constanza Piaggio.

26 Şubat 2014 Çarşamba

CHP'NİN DEMOKRATİK ÇIKMAZLARI VE SEÇİMLER / Bedri Baykam / 25 Şubat 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..





  CHP adaylarını açıklamaya başladığından beri Parti'nin içi fokurdamaya devam ediyor. Maalesef yıllardır ikaz ettiğimiz tavrı CHP yine gösterdi ve adayları çoğunlukla Genel Merkez atadı. Sonuç sürekli hatırlattığımız gibi, Genel Merkez önünde protesto gösterileri, istifa edip DSP'ye geçenler, küsüp Parti'yi veya siyaseti bırakanlar, içine kapanıp "Böyle nankörlük ve mantıksızlık yeryüzünde yok" diyenler... Sırayla herşeyi gördük, görmeye de devam ediyoruz.
            CHP yönetimindeki değerli eski ve yeni arkadaşlarıma sormak istiyorum: Bu yaşananlar değdi mi? Ne gerek vardı? Yıllardır anlatıyoruz "Parti içi demokrasi" yi. Ayrıca soyut sözlerde kalmasın diye, bundan 3,5 yıl önce yaptığım girişimle oturduk arkadaşlarla yeni ve mükemmele yakın bir tüzük yazdık. Öyle bir tüzük ki, uygulansa, bu kavgaların kesinlikle hiç biri yaşanmayacak. Yani mesela Beşiktaş, Kadıköy, Çorum, Yatağan, Akşehir, Alanya veya Adana, neresi olursa olsun, adaylarını Genel Merkez atamayacak, o yörenin CHPli tüm üyelerinin oyuyla, ön seçim yoluyla belirlenecek! Böylece "
Hakkım yendi, sağcılar Parti'yi bastı, bu adam daha dün Parti'ye girdi" gibisinden lafların hiç biri gündeme gelmeyecek. Zaten ülkenin her noktasının siyasi iç detaylarını Genel Merkez’de kim bilebilir ki? Bir başka konu ise, hazırladığımız tüzükten yalnız “kadınlara ve gençlere kota” önerisini alan Genel Merkez, maalesef onu da ciddiyetle uygulamadı, ne kotalar dolduruldu, ne de bu isimler seçilebilecekleri yerlere yerleştirildi!
             Sosyal demokrat bir parti neden hala ısrarla bu ilkel metodlarla Belediye Başkanı veya milletvekili adayı saptamak ister? Kim beslenir bu kavgalardan? Düne kadar Baykal dönemindeki uygulamalardan şikayet edenler, neden güç kendi ellerine geçince aynı hataları yaparlar? Hem de bunun partiye verdiği zarar kamu oyu önünde ayyuka çıkmışken? Evet, AKP'de böyle sorunlar fazla yaşanmıyor! Çünkü orada
"tek seçici"nin yetkilerini tartışabilecek insanoğlu yok. Ama sosyal demokrat bir partiden aynı boyun eğme tavrını beklemek mümkün değil. Zaten kimsenin buna hakkı yok. Sonuçta 21. yüzyılın CHPsini hiç bir şekilde hak etmeyen bu tüzük orada durdukça, Parti'nin başı daha çoook ağrır!
              Peki, CHP yönetimi belirlemeleri yaparken, bari kendi arka bahçesinin taleplerine dikkat etti mi? Ya da kamu oyuna
"Bakın Başkanı değiştirdi ama kimsenin gık diyemeyeceği şu aydın ismi getirdiler" dedirtti mi? Ya da mesela Gezi'nin veya diğer irili ufaklı sosyalist partilerin hassasiyetlerini göz önünde bulundurdu mu? Solda kendisi dışında bir "rakip" oy sepeti olmasın diye özel bir itina gösterip sendikalarla, kitle örgütleriyle, İP'le, ÖDP'yle, TKP'yle, diğer partilerle görüşüp onlardan bazı temsilcileri yerleştirmek için diyaloga girdi mi? Solun "büyük abisi" olarak kendisine yakışan bunlardı... Ama ne yazık ki bunlar olmadı. Öyle şeyler yaşandı ki, sanki görevde kalmak isteyen kimi Belediye Başkanları yerine, daha iyi kimin gelebileceği hiç düşünülmeden "öylesine", birileri öyle istedi diye isimler ortaya atıldı. İsyan eden partililer, olan biteni anlamayan bir kamu oyu oluştu. Üstelik RTE ve Gökçek isimlerinin o kadar limitte kaybedilen seçimlerden sonra ortaya çıktığını hatırlarsak, CHP'nin tek bir oyu bile küçük görme hakkı olamayacağı ortaya çıkar! Özellikle bu partilerin ülke genelinde seçmenleri ciddi ölçüde etkileyecek medyada ve entellektüel dünyada güçleri olduğunun herkesçe bilinmesine rağmen.
             O zaman ne yapacağız? CHP'ye kızıp oy potansiyeli küçük bir başka muhalif partiye mi oy atmak lazım? Tabii ki hayır. Gerek saydığım bu olumsuzluklar, gerek CHP'nin yaşadığı ideolojik çelişki ve kaymalar -her ne kadar bir çok muhalif seçmenin tereddüt etmesine neden oluyorsa da- şu anda üzerimizdeki AKP karanlığından kurtulmak için başka hiç bir somut alternatif yok. Bu durumda CHP'ye kızsam da kızmasam da oyumu yine ona vereceğimi biliyorum. Üstelik bu saydığım rahatsız edici durumlar karşısında CHP'ye
"kerhen" oy vermek, hiç bir işe yaramıyor. Yani seçmenin şu bilinçte olabilmesi gerekecek: Hem herşeyi bilmek, hem de karanlıktan kurtulmak için bu dönemde yine yaptığı tüm hatalara rağmen AKP diktasını alt etme şansı olan parti olarak, yine de isteyerek ve bilinçle CHP'ye oy vermek! (İstisnai olarak CHP’nin güçsüz olduğu noktalarda makul bir alternatif arayarak). Belki kimilerinize zor gelebilir ama bu zoru başarmaktan başka bir ufuk, ciddi bir alternatif görünmüyor ortada! İşte bu gerçekçiliği göstermeye mecburuz. Yoksa seçim gecesi yine bilmem kaçıncı kere birinin balkon zafer konuşmasını dinlemek durumunda kalırsınız! Siz bilirsiniz!

21 Şubat 2014 Cuma

Yarın akşam (22 Şubat 2014 Saat 20:00) Bedri Baykam Shuttle Bar 2.0'a konuk oluyor!


Shuttle Bar 2.0 her hafta alanında uzman ve nitelikli konuklarla gündemi, İstanbul'u, değişen dünyayı, sanatı ve edebiyatı irdelemeye devam ediyor. Bu cumartesi (22 Şubat 2014) saat 20:00'da ressam ve yazar Bedri Baykam'la sanatın olmadığı bir dünyayı, dünyayı değiştiren sekiz saniyeyi ve Bedri Baykam'ın çok konuşulan magazinsel çıkışlarını masaya yatırıyoruz."

Radyoyu dinlemek için: radyo.ku.edu.tr (Telefonlar için güncel KURadyo uygulaması mevcuttur.)
İletişim ve ayrıntılı bilgi için: twitter.com/shuttlebar

20 Şubat 2014 Perşembe

Arada Bir-Bir Arada


Arada Bir-Bir Arada 

Ortaköy’de yaşayan veya atölyeleri Ortaköy’de olan sanatçıların bir araya gelerek oluşturdukları sergi Beşiktaş Belediyesi Ortaköy Kültür Merkezi'nde gerçekleşiyor. “Arada Bir-Bir Arada” başlıklı serginin birincisi geçen sene aynı mekânda seyirci ile buluşmuştu. Giderek artan katılımcı sayısı ile izleyenlere sunulan serginin bu yılki farkı, Beşiktaş Belediyesi'nin her zaman olan desteğinin yanı sıra Ortaköy'lü esnafın da sergiye destek vermesi oldu. Sergide Bedri Baykam'ın yanı sıra Aynur Önürmen, Başak Avcı, Behçet Malikler, Belgin Şahin, Can Aytekin, Canan Ünal, Çiler Belen, Ekrem Özen, Emel Başarık Aytekin, Erdem Küçükköroğlu, Filiz Ersönmezoğlu, Genco Gülan, Gül Ilgaz, Gülçin Özmen, Güneş Özmen Arıtoprak, İrfan Önürmen, Kerem Can Özmen, Melih Özuysal, Memduh Kuzay, Melis Bilgin, Metin Ünsal, Mustafa Akbay, Nalan Ünal Topdemir, Rıza Erdeğirmenci, Sabrina Fresko, Saldıran Özmen ve Selçuk Erdoğan’ın yapıtları yer alıyor. Açılış kokteyli 20 Şubat saat 18:00'de olan sergi, 15 Mart 2014 tarihine kadar görülebilir.

Online Katalog:
http://issuu.com/edelab/docs/ortakoylu_sanatcilar_sergisi