21 Şubat 2019 Perşembe

İSTİKAMETLER VE DURMAYAN FELAKET SENARYOLARI | Bedri Baykam | 21.02.2019



Herkesin 31 Mart ve “1 Nisaaaannnn!” için senaryosu var. Daha doğrusu, her kafadan bir ses çıkıyor. Bunlardan bazılarını hatırlayalım: Kimi hızlı stratejistler, videolu anlatımlarla 31 Mart’ta seçimin neden yapılmayacağını anlatıyorlar. Diğerleri 31 Mart’tan sonra laikliğin artık tam hedef haline getirileceğini ve hatta kaldırılacağını söylüyorlar! Doların yine patlama yapacağını söyleyenler ile hiçbir şeyin kımıldamayacağını söyleyenler arasında patlamacılar önde gidiyor. Aynen 1994’ten hatırladığımız gibi, artık şeriata geçileceği ve kadınların türbana zorlanacağı sözlerini ima edebilenler bile var!
Bütün bu uçuşan söylenti ve iddialardan anlamamız gereken şu: İnsanlar son derece rahatsız, güvensiz. Yerel seçimi bir proje yarışması, halka hizmet taşıma yöntemlerinin kıyaslanması olarak kendi gerçek kapsama alanı ile gören neredeyse hiç kimse yok. Herkes bu depresif ortamda, o gün kendisine dayatılacak her şeye inanabilir, psikolojisi buna müsait.
Bu sütunlarda sıkça eleştirdiğimiz gibi CHP, adaylarında hem örgütünü hem imajını hem kendisini hem ülkeyi koruyacak bir ön seçim formülüne yanaşmadı. Sonuçta bildiğimiz gibi CHP’nin dışladığı bazı güçlü ve kamuoyunda karşılığını bulan adaylar da DSP’ye gitti. Son saniyede tekrar aday gösterilmeyen eski belediye başkanları, daha eski genel başkan adayları, ünlü simalar, 1980 darbesinin yadigarı olan bu oluşuma girerek CHP Genel Merkezi ile bir hesaplaşmaya adım attılar.
Bu cümlemden alınmaya gerek yok sevgili DSP’liler, işin tarihsel özeti bu. 12 Eylül yaşanmasaydı, DSP diye bir parti olmayacaktı. Veya Bülent Bey ve Rahşan Hanım, yalnız birbirlerine yaslanarak yaşayacakları iki kişilik isimsizler partisi tasarlamak yerine, halk nezdinde kendilerine o büyük gücü veren CHP örgütüne dönselerdi, herhalde son 30-40 yılda yaşadığımız felaketlerin ve parçalanmaların neredeyse hiçbiri yaşanmayacaktı. Özellikle 1994 seçimlerinden önce adeta yalvarmalarımıza karşın hiçbir şekilde uzlaşmayan Ecevit, Baykal ve Karayalçın’ın inatlarının kökeninde, hep “Ölürüm de birleşmem” tavrının affedilmezliği vardır.
Şimdi insanlar DSP’ye kaçan adaylar konusunda CHP’ye kızıyorlar. Haklılar. CHP’de ön seçim olsa, yenilen hiç kimse ne DSP’ye ne başka bir yere gidemezdi. O aday önemliyse ve halkta o kadar büyük karşılığı varsa, neden bıraktınız derler adama...
Öte yandan o adaylara kapıları açan DSP’ye de kızanlar var. Onlar da haklı. “Bir bölen” olarak tarihe geçen bir siyasi merkezin bu sefer de aynı işleme girişmesi hangi sonuçları doğuracak? Mesela çeşitli ilçelerde, CHP ve DSP birbiriyle yarışırken aradan AKP’nin sıyrıldığı olacak mı? O zaman halkın bir yarısı diğer yarısını suçladığı zaman sorumlu kim olacak?
Ben bu filmi daha önce gördüm. Bu nedenle 1994 seçimlerinden 9 ay öncesinde üzerimize çökecek sonuçlara karşı örgütlenmeye başlamıştık. Etrafımızda konuştuğumuz parti liderleri vardı, ama bir adet gerçek devlet adamı yoktu. Benim mantığımda, muhalif olduğunu söyleyen partiler yerel seçimlerde hiçbir yerde birbiriyle karşı karşıya gelmemeli... Ama maalesef bu ikazları dinletebilmek pek mümkün olamadı. Bakalım seçmenin bilinci ve sol duyusu bu düğümleri çözmeye yetecek mi?

MUHARREM İNCE AYDINLARLA BULUŞTU
Sanatçıları, yazarları, aydınları hatırlamak, onlarla dertleşmek genel olarak siyasetçilerin sıkça tercih ettikleri bir tutum değil. Sorarsanız, herkes sanatı ve sanatçıları çok sever ancak iş onların dertlerini duymak veya görüşlerini almak veya vizyonlarından yararlanmak olduğu zaman ortalık tenhalaşır.
Biliyorum, muhakkak sizin de aklınıza gelmiştir, son zamanlarda R. T. Erdoğan sanatçılarla çeşitli buluşmalar gerçekleştirdi. Kendisi diyebilir ki, artık bu sözü benim hakkımda söyleyemezsiniz. Ama burada hangi sanatçılarla, hangi amaç ve perspektifte buluştuğu da siyasi karşıtları tarafından masaya yatırılabilir. Ama en azından bu diyalogun önemini kendi açısından kavramış görünüyor Cumhurbaşkanı. Özellikle kendi kesiminin sanatçılarını ve kültür insanlarını yeterince yetiştirememesi konusunda ciddi bir özeleştiri de yaptı. İlginç... İnsan bir sonraki hamleleri merak ediyor!
Ana muhalefet ise, çevresi tüm yaratıcı yazar, çizer, müzisyen ve sanatçılarla kaynıyor olmasına karşın, onlarla ilgilenmemeyi herhalde siyasi ciddiyetin bir parçası sayıyor (!). Zaten önseçim haklarını örgüte vermiyorsun, bari halkın yakından tanıdığı, güvendiği bu insanları öne çıkar değil mi? Ama ne gezer?
Geçtiğimiz günlerde Muharrem İnce, yerel seçime destek çabalarının ortasında, bu farklı disiplinlerden sanatçı ve diğer aydınlarla bir araya geldi. Çok samimi ve dostça bir sohbet ortamı oluştu. Konuşulan her şey doğallık adına kayıt dışı olduğu için, onlar sadece katılanların belleğine yerleşti. Ama şu kadarını söylemem şart: Birçok aydın, tahmin edeceğiniz gibi İnce’ye o meşhur seçim gecesi neler olup bittiğini de sordu. O da samimiyetle yaşananları, hangi kararı niçin aldığını ve şimdiki bakış açısıyla bugün olsa nasıl farklı davranacağını özeleştiri yaparak anlattı. İnce dikkatle her birimizi dinledi, esprili, kendine has üslubuyla yanıtlar verdi. Zarif eşi yanı başındaydı. Hangi genç sanatçıların, hangi ustaların katıldığının dökümüne gerek yok. Mühim olan, ortamın yapıcı ve çok samimi olması. Sanat ortamının bu sıcak diyaloğa ihtiyacı vardı.
İnce, her yerde CHP’nin yerel seçim çalışmalarına katıldığını ve herkesten bunu beklediğini söylemeyi ihmal etmedi. Sonuçta birçok katılımcı bu sohbetten çok mutlu kalarak geceden ayrıldı, akıllarında kalan gri noktalara açıklama duymanın rahatlamasını yaşadılar.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.