28 Temmuz 2015 Salı

KONU HALİFELİK REKABETİ OLMASIN? | Bedri Baykam | 28 Temmuz 2015 tarihli makalesi..


SAVAŞ MI SAVUNMA MI” İKİLEMİ
Birinin durup dururken savaş istemesi için faşist-emperyalist ya da kan içici bir sapık olması lazım. Ama kendi toprağını müdafaa için girişilen savaş ise, tabii farklı. O zaman kimse itiraz edemez.
Yine 5 gündür uçaklarımız bomba yağdırıyor, IŞİD (yeni adıyla İslam Devleti) ve PKK kamplarına. Önce gerçekçi bir saptama yapmamız lazım: Mesela 2003'te ABD Irak'a savaş açtığında veya Türkiye, Suriye ile savaşa yeltendiğinde bu topraklarda görülen "savaşa hayır" tepkisinin düzeyi, bugün pek yok. Bu durum hoşumuza gitmese de, böyle. Nedenlerine gelince...
EL KAİDE’DEN İSLAM DEVLETİ’NE
Bir kere Orta-Doğu'da Bin Laden sonrası, El Kaide'yi sollayan ve çok farklı bir yöntem izleyen IŞİD, (Eski adı: Irak El Kaidesi) yalnız bölge için değil, uyuyan hücreleriyle tüm dünya için büyük bir tehlike. Belki 21. yüzyılın, şu ana kadar yalnız bölgesel veya Avrupa'ya serpiştirilmiş eylemler olarak izlediğimiz Ortaçağ savaşlarını, 3. Dünya Savaşı’na çevirmeye kararlı bir... örgüt değil, devlet! IŞİD’in kökeninde El Kaide politikalarını reddedip eski Sünni-Şii çatışmasını körüklemeye kararlı Al Zarqawi var; 2006’da bir ABD hava saldırısında öldürülünce, liderlik Al Baghdadi’ye geçti. El Kaide'den ana farkları ise şunlar: Konu dağlara çekilip ABD'yi düşman sayarak beklemek değil. IŞİD, Suriyeli El Kaideci cihat grubu El Nusra’nın bir kısmı ile birleştikten sonra bu ismi 2013 yılında aldı. Ardından Orta-Doğu'da, Irak, Suriye ve ötesi coğrafyaları da gündemine alarak, halifeliği tekrar ana hedefi yapan bir devlet olarak ortaya çıkıp yeni topraklara, militanlara hatta vatandaşlara sahip olmak istedi. Ayrıca bölge halkının kısaca “Devlet” dediği oluşumun adı, lideri Al Baghdadi tarafından geçen yıl “İslam Devleti” olarak değiştirildi. Bunun gerekçesi kendileri açısından çok mantıklı: 13 ay kadar önce Al Baghdadi halifeliğini ilan ettikten sonra, “Irak-Şam İslam Devleti” tanımlaması, onların iddialarını küçültürdü. Çünkü hedefleri yalnız Orta-Doğu’ya değil, tüm dünyaya genişlemek isteyen bir yapı. Sosyal medyada korku yayma politikasını sonuna kadar kullanan, mücahitlerine kapı kapı gezerek eş arayan, halkına “çorba mutfakları”nda aş dağıtan, uluslararası bir şirket gibi tutulan bütçesi ve günlük iki milyon dolar petrol geliri olan, yani gerçek bir devlet yapılanmasına doğru giden bir kartopu... Bugün İslam Devleti deyince dünyayı titreten kafa uçurma videoları, bu yapının dış elemanları aracılığıyla internete yerleştirdiği dehşet yayınlar.
NE DEĞİŞTİ DE “DEAŞ” (!) DÜŞMAN OLDU!
Bunların bir kısmını bilen Türk halkı için, kaçınılmaz şekilde sırası gelince (!) ülkeyi Suruç ötesi kana bulayacak olan bu örgüte dur demek, aslında fazlasıyla gecikmiş bir nefs-i müdafaa olarak görünüyor. İyi de daha düne kadar bu tehlikenin adını anmayan, MGK’dan “irtica”yı zaten “tanımlanamıyor” diye çıkartan, hatta bu örgütün militanlarına her türlü yeşil ışık yakıp mali destek sunan Erdoğan ve AKP, ne oldu da, “Esed”i yıkmak ve Sünni İslam’ı yüceltmek için araç olarak gördükleri IŞİD’e karşı birden operasyon için düğmeye bastı? Tabii ki ABD baskısı, Suruç ve askerimizin o gün şehit edilmesi, önemli gerekçeler. Ama kim bilir belki arada rekabet bile vardır! Al Baghdadi kendini Halife ilan ettiğine göre, bizim ülkede de kendini o pozisyona layık gören biri olabilir! O da bombardımanlar sırasında “ben sana gösteririm, nasıl oluyormuş dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışmak” şeklinde mırıldanıyor olabilir! Atatürk hilafeti kaldıralı 90 yılı geçti ama ülkeyi “şeyhler, dervişler, müritler” inine çevirmeye gayret eden çilekeşler her yerde!
PKK-HDP-KANDİL ŞEYTAN ÜÇGENİ

Uçakların bir diğer hedefi de, PKK kampları. Yani “sorti”ler iki ana hedefe yönelirken, yurt içi operasyonlarda da bu iki terör oluşumunun parçası olduğu iddia edilen merkezler basılıyor. Çifte standart şık değil. Gözümde yıllardır süren PKK katliamlarının, İslam Devleti’nin yaptıklarından tek farkı, daha az şova yönelmeleri. Tabii ki aklı başında hiç kimse Türkiye’de yıllardır dökülen kanın sürmesini istemez. Ama “Çözüm Süreci” gündemdeyken PKK’nın cinayetlere devam etmesi, hiçbir şekilde izah edilemez. Ne yazık ki, bir yandan Türkiyeliliğe oynayan HDP, diğer taraftan PKK’nın derin etki alanından kurtulamıyor. Daha düne kadar, ülkemizin siyasi ve dini sözcüleri ağızlarını IŞİD’e karşı açamıyorlardı. HDP ise bu ağır kayıplardan sonra bile PKK’yı kınamayı gündemine alamıyor. Ne yazık ki sol yayınlarımızın bunu mazur göstermek için verdiği çabalar da yavan kalıyor! Barışı isteyenler, tutarlı olmaya mecburlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.