Jo-Wilfried Tsonga Paris te Djokovic e karsi 4. Sette 4 mac puani kacirdiktan sonra 5 sette maglup oldu. Kendisi ve tum Fransa icin neredeyse kalici bir travma olusturan bu maglubiyeti Paris in hazmetmesi kolay olmayacak...
İlk sette sirp sampiyona karsi yoklari oynayan 27 yasindaki fransiz raket 6/1 kaybetti. 2. setten sonra maca agirligini koyan ve cok daha az hata yapmaya baslayan Tsonga, ozellikle uzun forehandleri ve agresif oyunu ile dunya 1 numarasini cok zor durumlara dusurdu. 2. ve 3. Sette kritik puanlari almayi da basaran Tsonga, surekli ciseleyen yagmur altinda oynanan macta bu setleri 7/5, 7/5 alarak 2/1 ileri gecti. 4. Sette 5/4 15/40 da iki, 6/5 de de 30/40 ve avantajda iki olmak uzere dort mac topunu bitiremeyen Tsonga, tie break i 8/6 verdikten sonra, son sette basa donerek 6/1 le sahadan maglup ayrildi. Fransiz teniscinin ozellikle son mac puaninda kacirdigi passing-shot un aylarca kabuslarina girmesi sasirtici olmaz. Hayal kirikligini mactan sonra saklamayan Tsonga nin cim sezonu oncesinde moralini bulmasi kolay olmayabilir.
Gunun bir diger "gergin-korku" filminde," İsvicre saati" Federer, ilk iki seti verdigi macta, Juan Martin Del Potro yu 5 sette 3/6, 6/7 6/2, 6/0, 6/3 yenerek aynen Djokovic gibi insanlarin bos yere "efsane tenisci" sifatini almadiklarini kanitladi. Macin basinda Del Potro nun ozellikle geri oyununun seviyesini ileri tasimis olmasiyla zorlanan Federer,daha sonra kurgulu muthis ritmini bularak olaganustu forehandler ve servislerle maci sorunsuz sekilde bitirdi. Yari finalde Federer Djokovic le karsilasacak!
Tek bayanlarda 2010 un finalisti, zerafet ve "gentlewoman" lik abidesi Avustralyali Samantha Stosur, Azarenka fatihi cek Cibulkova yi 6/4, 6/1 le gecerken kendinden cok emin gorundu. Yari finale cikan diger bir isim, alman Angelique Kerber i 6/3, 7/6 ile gecen İtalyan Sara Errani oldu ve boylece Schiavone nin boslugu Cizme tarafindan son karede doldurulmus oldu.
6 Haziran 2012 Çarşamba
PARİS TE KORKU FİLMLERİ! / Bedri Baykam
PARİS TE KORKU FİLMLERİ! / Bedri Baykam
Jo-Wilfried Tsonga Paris te Djokovic e karsi 4. Sette 4 mac puani kacirdiktan sonra 5 sette maglup oldu. Kendisi ve tum Fransa icin neredeyse kalici bir travma olusturan bu maglubiyeti Paris in hazmetmesi kolay olmayacak... İlk sette sirp sampiyona karsi yoklari oynayan 27 yasindaki fransiz raket 6/1 kaybetti. 2. setten sonra maca agirligini koyan ve cok daha az hata yapmaya baslayan Tsonga, ozellikle uzun forehandleri ve agresif oyunu ile dunya 1 numarasini cok zor durumlara dusurdu. 2. ve 3. Sette kritik puanlari almayi da basaran Tsonga, surekli ciseleyen yagmur altinda oynanan macta bu setleri 7/5, 7/5 alarak 2/1 ileri gecti. 4. Sette 5/4 15/40 da iki, 6/5 de de 30/40 ve avantajda iki olmak uzere dort mac topunu bitiremeyen Tsonga, tie break i 8/6 verdikten sonra, son sette basa donerek 6/1 le sahadan maglup ayrildi. Fransiz teniscinin ozellikle son mac puaninda kacirdigi passing-shot un aylarca kabuslarina girmesi sasirtici olmaz. Hayal kirikligini mactan sonra saklamayan Tsonga nin cim sezonu oncesinde moralini bulmasi kolay olmayabilir. Gunun bir diger "gergin-korku" filminde," İsvicre saati" Federer, ilk iki seti verdigi macta, Juan Martin Del Potro yu 5 sette 3/6, 6/7 6/2, 6/0, 6/3 yenerek aynen Djokovic gibi insanlarin bos yere "efsane tenisci" sifatini almadiklarini kanitladi. Macin basinda Del Potro nun ozellikle geri oyununun seviyesini ileri tasimis olmasiyla zorlanan Federer,daha sonra kurgulu muthis ritmini bularak olaganustu forehandler ve servislerle maci sorunsuz sekilde bitirdi. Yari finalde Federer Djokovic le karsilasacak! Tek bayanlarda 2010 un finalisti, zerafet ve "gentlewoman" lik abidesi Avustralyali Samantha Stosur, Azarenka fatihi cek Cibulkova yi 6/4, 6/1 le gecerken kendinden cok emin gorundu. Yari finale cikan diger bir isim, alman Angelique Kerber i 6/3, 7/6 ile gecen İtalyan Sara Errani oldu ve boylece Schiavone nin boslugu Cizme tarafindan son karede doldurulmus oldu.
5 Haziran 2012 Salı
AVUSTURYA LİSESİ’NİN NAZLICAN ÖZKAN’A YAŞATTIKLARI / Bedri Baykam / 5 Haziran 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..
Bu yazıyı lütfen dikkatle okuyun. Özellikle Avusturya Liseli iseniz… Mensubu olduğunuz kurumun nasıl bir uygulamaya bulaştığını görün.
Silivri’ye davayı izlemeye gittiğim günlerden birinde, Tuncay Özkan bana Avusturya Lisesi’ni ömür boyu affetmeyeceğini ve çıkar çıkmaz ilk işlerinden birinin onlarla yüzleşmek olduğunu aktarmıştı. O andan itibaren medyadan bu konuda kulağıma yankılanan haberlerin derinine dalmaya karar verdim. Evvelsi hafta nihayet Tuncay Özkan’ın canı kadar sevdiği sevgili kızı Nazlıcan ile buluşma fırsatım oldu. Yaşadığı drama karşın son derece sağlıklı, metanetiyle dikkat çeken, babasına yakışan bir kız. Kendisini zaten mahkeme salonunda daha önce izlemiş ve etkilenmiştim.
Bir öğrencinizin babası, herhangi bir nedenle hapishanede olsa, o okulun yönetimi olarak ne yaparsınız? Tek seçeneğiniz vardır: Bu öğrenciye her açıdan destek olmak, maddi manevi sorunlarına eğilmek, ona yakın bir akrabanız gibi davranmak… Hele vak’a Tuncay Özkan’ın ki gibi tüm toplumu ilgilendiren tarihi medyatik bir dava ise, gerekirse bir psikolojik destek sağlamayı da gündeminize alabilirsiniz. Aksi düşünülebilir mi?
Bakalım Avusturya Lisesi’nde Nazlıcan neler yaşamış: Tuncay Özkan ilk içeri alındığında okul müdürü Ziya Bey imiş ve çok anlayışlıymış. Ardından Yasin Beşerler gelmiş, işler değişmiş. Çarşamba günleri, Nazlıcan’ın babacığını ziyaret edebileceği günü Tuncay’ın satırlarından okuyalım: “Kızım Nazlıcan, her Çarşamba hiç sektirmeden geliyor. Hasretimiz tarifsiz. İçimizdeki yangın her görüşte daha da büyüyor. Her Çarşamba o nedenle ibadet günü gibi. Alev alev yanan yüreğe benzin döküyoruz. Ateşe uçan pervaneler gibi, cama yapışıyoruz; açık görüşte sarılıyor, koklaşıyoruz.” İşte bu buluşmalar yüzünden Nazlıcan’ın gidemediği Çarşamba okul saatleri, birileri için bahaneyi oluşturuvermiş. Önce iki Avusturyalı öğretmen, “Ergenekon, Nazi örgütü mü?” diye söylenmeye başlamışlar. Aralarından biri, Frau Berger, Nazlıcan’a “Sen gelme sınıfa artık, senden vazgeçtim, kaldın” diye çıkışmış. Nazlıcan’ın derse devam etme arzusu, duvarla buluşmuş. Olaylar bununla kalmamış, muhasebe hocası Frau Braunschmidt, derste kendisine soruları yönelten Nazlıcan’ı tersleyip “Karşımda oturma! Bilmiyorsun, soru soruyorsun. Derste zamanımı alma!” deyivermiş; fakat ruhunda 1940’ların ağır sıvıları dolaşan bu dar bakışlı kadın, bununla da yetinmemiş, Nazlıcan’ın okulda olmadığı bir gün sırasından kitap ve defterleri hışımla alıp bir kısmını çöpe bir kısmını camdan aşağıya atmış. Burada yazımıza bir saniye ara verelim: Bu doğrudan klinik psikiyatrik tedavi gerektirdiği tartışma götürmez hareketleri yapan kişi, “öğretmenlik” gibi bir meslekte barınabilir mi? Bu hareketi yapanı işinde tutan bir “okul” saygınlığını sürdürebilir mi?
O andan itibaren ısrarla Nazlıcan ve annesi okuldaki rehberlik hocası Ayça Hanım’dan randevu istemişler. Ama nafile, diyalog “sağlanamamış”. Bunun ardından Mart 2010’da Nazlıcan’ın tasdiknamesi eline verilmiş! Bu yıl Şubat ayının 29’unda, Nazlıcan CNN’de 5N1K Programı’na katılınca olay alevlenmiş. Avusturya Lisesi ise “iddialara” 2 Mart günü bir yanıt vermiş. Fakat kamuoyunun ateşini söndürmek için ortaya sürülen bildiri içler acısı cümlelerle dolu: Lise’nin iddia ettiği gibi Nazlıcan’ın 45 gün sınırına yaklaşan bir devamsızlığı olduğu, Nazlıcan ve ailesine göre kesinlikle gerçek dışı. “Belki toplasanız 15-16 gün eder etmez“ diyor Nazlıcan. Avusturya Lisesi’nin kaçak güreşi bununla bitmiyor: “2010 yılı Nisan ayında öğrencinin velisi Arzu Özkan, kızının daha başarılı sonuçlar alabilmesi amacıyla, sanat alanında eğitim veren bir okulda okumasını tercih ettiğini belirterek, tasdiknamesini almak üzere başvuruda bulunmuştur.” Bu da tamamen panik içinde desteksiz atış! Çünkü Nazlıcan veya ailesinin ne yazılı ne de sözlü böyle bir talepleri olmuş! Ayrıca tasdiknameyi Nazlıcan’ın eline veren okul, ne özür dilemiş ne de okula dönmesi için talep iletmiş.
Bir baba olarak Tuncay’ın isyanını iyi anlıyorum. Yaşanan bu ayıp, herkesindir. İsyan ederek Silivri’den skandalı takip eden arkadaşımdan bir yurttaş olarak özür diliyorum: Toplum bu denli tepkisiz olmasa, bir lise, böyle Nazivari tavırlara cüret edebilir miydi? Böyle bir okulun mensubu olup içinde insanlık olan herkes, yerin dibinde hisseder kendini… Lisenin değerli mezunlarını ve tüm okul camiasını göreve davet ediyorum!
AVUSTURYA LİSESİ’NİN NAZLICAN ÖZKAN’A YAŞATTIKLARI / Bedri Baykam / 5 Haziran 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..
Bu yazıyı lütfen dikkatle okuyun. Özellikle Avusturya Liseli iseniz… Mensubu olduğunuz kurumun nasıl bir uygulamaya bulaştığını görün.
Silivri’ye davayı izlemeye gittiğim günlerden birinde, Tuncay Özkan bana Avusturya Lisesi’ni ömür boyu affetmeyeceğini ve çıkar çıkmaz ilk işlerinden birinin onlarla yüzleşmek olduğunu aktarmıştı. O andan itibaren medyadan bu konuda kulağıma yankılanan haberlerin derinine dalmaya karar verdim. Evvelsi hafta nihayet Tuncay Özkan’ın canı kadar sevdiği sevgili kızı Nazlıcan ile buluşma fırsatım oldu. Yaşadığı drama karşın son derece sağlıklı, metanetiyle dikkat çeken, babasına yakışan bir kız. Kendisini zaten mahkeme salonunda daha önce izlemiş ve etkilenmiştim.
Bir öğrencinizin babası, herhangi bir nedenle hapishanede olsa, o okulun yönetimi olarak ne yaparsınız? Tek seçeneğiniz vardır: Bu öğrenciye her açıdan destek olmak, maddi manevi sorunlarına eğilmek, ona yakın bir akrabanız gibi davranmak… Hele vak’a Tuncay Özkan’ın ki gibi tüm toplumu ilgilendiren tarihi medyatik bir dava ise, gerekirse bir psikolojik destek sağlamayı da gündeminize alabilirsiniz. Aksi düşünülebilir mi?
Bakalım Avusturya Lisesi’nde Nazlıcan neler yaşamış: Tuncay Özkan ilk içeri alındığında okul müdürü Ziya Bey imiş ve çok anlayışlıymış. Ardından Yasin Beşerler gelmiş, işler değişmiş. Çarşamba günleri, Nazlıcan’ın babacığını ziyaret edebileceği günü Tuncay’ın satırlarından okuyalım: “Kızım Nazlıcan, her Çarşamba hiç sektirmeden geliyor. Hasretimiz tarifsiz. İçimizdeki yangın her görüşte daha da büyüyor. Her Çarşamba o nedenle ibadet günü gibi. Alev alev yanan yüreğe benzin döküyoruz. Ateşe uçan pervaneler gibi, cama yapışıyoruz; açık görüşte sarılıyor, koklaşıyoruz.” İşte bu buluşmalar yüzünden Nazlıcan’ın gidemediği Çarşamba okul saatleri, birileri için bahaneyi oluşturuvermiş. Önce iki Avusturyalı öğretmen, “Ergenekon, Nazi örgütü mü?” diye söylenmeye başlamışlar. Aralarından biri, Frau Berger, Nazlıcan’a “Sen gelme sınıfa artık, senden vazgeçtim, kaldın” diye çıkışmış. Nazlıcan’ın derse devam etme arzusu, duvarla buluşmuş. Olaylar bununla kalmamış, muhasebe hocası Frau Braunschmidt, derste kendisine soruları yönelten Nazlıcan’ı tersleyip “Karşımda oturma! Bilmiyorsun, soru soruyorsun. Derste zamanımı alma!” deyivermiş; fakat ruhunda 1940’ların ağır sıvıları dolaşan bu dar bakışlı kadın, bununla da yetinmemiş, Nazlıcan’ın okulda olmadığı bir gün sırasından kitap ve defterleri hışımla alıp bir kısmını çöpe bir kısmını camdan aşağıya atmış. Burada yazımıza bir saniye ara verelim: Bu doğrudan klinik psikiyatrik tedavi gerektirdiği tartışma götürmez hareketleri yapan kişi, “öğretmenlik” gibi bir meslekte barınabilir mi? Bu hareketi yapanı işinde tutan bir “okul” saygınlığını sürdürebilir mi?
O andan itibaren ısrarla Nazlıcan ve annesi okuldaki rehberlik hocası Ayça Hanım’dan randevu istemişler. Ama nafile, diyalog “sağlanamamış”. Bunun ardından Mart 2010’da Nazlıcan’ın tasdiknamesi eline verilmiş! Bu yıl Şubat ayının 29’unda, Nazlıcan CNN’de 5N1K Programı’na katılınca olay alevlenmiş. Avusturya Lisesi ise “iddialara” 2 Mart günü bir yanıt vermiş. Fakat kamuoyunun ateşini söndürmek için ortaya sürülen bildiri içler acısı cümlelerle dolu: Lise’nin iddia ettiği gibi Nazlıcan’ın 45 gün sınırına yaklaşan bir devamsızlığı olduğu, Nazlıcan ve ailesine göre kesinlikle gerçek dışı. “Belki toplasanız 15-16 gün eder etmez“ diyor Nazlıcan. Avusturya Lisesi’nin kaçak güreşi bununla bitmiyor: “2010 yılı Nisan ayında öğrencinin velisi Arzu Özkan, kızının daha başarılı sonuçlar alabilmesi amacıyla, sanat alanında eğitim veren bir okulda okumasını tercih ettiğini belirterek, tasdiknamesini almak üzere başvuruda bulunmuştur.” Bu da tamamen panik içinde desteksiz atış! Çünkü Nazlıcan veya ailesinin ne yazılı ne de sözlü böyle bir talepleri olmuş! Ayrıca tasdiknameyi Nazlıcan’ın eline veren okul, ne özür dilemiş ne de okula dönmesi için talep iletmiş.
Bir baba olarak Tuncay’ın isyanını iyi anlıyorum. Yaşanan bu ayıp, herkesindir. İsyan ederek Silivri’den skandalı takip eden arkadaşımdan bir yurttaş olarak özür diliyorum: Toplum bu denli tepkisiz olmasa, bir lise, böyle Nazivari tavırlara cüret edebilir miydi? Böyle bir okulun mensubu olup içinde insanlık olan herkes, yerin dibinde hisseder kendini… Lisenin değerli mezunlarını ve tüm okul camiasını göreve davet ediyorum!
4 Haziran 2012 Pazartesi
"İSPANYOLLAR", TSONGA VE MURRAY ÇEYREK FİNALDE / Bedri Baykam
Dun Paris te kasim sonlarini hatirlatan buz gibi ve her an patlamaya hazir bir havada oynanan maclar, ozellikle İspanyol raketlere yaradi. Bir gun onceden sarkan maclarin ilkinde Fransizlarin buyuk umudu Tsonga son sete 4/2 ilerde basladi ancak acilis oyununda servisini kaybetti. Buna ragmen maca agirligini koyan fransiz raket, son seti 6/4 maci 3/2 kazanarak ceyrek finalde bugun oynanacak macta Djokovic in rakibi oldu.
"Sarkan" 2. macta Arjantinli Juan Martin Del Potro, cek Berdych i, zorlu benzer stillerin macinda, 1/6, 6/3, 7/5, 7/6 yenerek ceyrekte Federer le eslesti.
Gunun en onemli macinda, Fransiz tenisinin eski " Harika Cocugu" , 21 yasindan once Wimbledon da yari final oynamis, dunya 7. Ligine kadar yukselmis Richard Gasquet, ilk 4 deki yerini hep korumasina ragmen bir turlu yildiz statusune cikamayan İngiliz Murray le karsilasti. İlk seti nefis stili ve surekli degisken oyunuyla 6/1 alan Gasquet, 2. Seti cok ugrasmasina ragmen 6/4 kaybetti. 3. set psikolojik olarak mactan kopan fransiz raket, 6/1 kaybederken, sanki tum enerjisini 4. Sete birakmak istedi. Buna ragmen rakibinin daha yuksek hata yuzdesinden ve kritik puanlardaki basarisizliklarindan yararlanan Murray, futbol maclarini andiran seyirci baskisina da aldirmadan kendi oyununu surdurerek bu seti de 3. mac puaninda 6/2 alip maci bitirdi.
Genellikle sikici gecen İspanyollar arasi maclardan biri de 6 numara plase David Ferrer ve 20 numara Marcel Granollers arasindaydi. Ferrer 6/3,6/2, 6/0 la kolay kazandi ve Murray in ceyrekteki rakibi oldu.
Bir diger İspanyol Nicolas Almagro, sirp Tipsarevic i net bir skorla 6/4, 6/4, 6/4 yenerek, Yakin arkadasi Juan Monaco yu neredeyse ezerek 6/2, 6/0, 6/0 yenen vatandasi Rafael Nadal la eslesmeye hak kazandi.
Tek bayanlarda gunun buyuk surprizi gecen yilin sampiyonu Cinli Na Li nin Kazakistanli Yaroslava Shvedova ya 3/6, 6/2, 6/0 gibi bir net skorla yenilmesiydi.
Grand Slam turnualarindan yalniz Paris i kazanamamis olan ve bu sene turnuaya cok iddiali gelen Rus Maria Sharapova, cek Klara Zakopalova ya karsi, ilk seti 6/4 aldiktan sonra 2. Sette hakemle girdigi tartismalardan etkilenip 7/6 kaybetti. Son sette tekrar maca yogunlasan Sharapova, ozellikle mudafaa oyununu gelistirdigini kanitlayarak 6/2 ile son seti kapadi ve ceyrek finale yukseldi.
"İSPANYOLLAR", TSONGA VE MURRAY ÇEYREK FİNALDE / Bedri Baykam
Dun Paris te kasim sonlarini hatirlatan buz gibi ve her an patlamaya hazir bir havada oynanan maclar, ozellikle İspanyol raketlere yaradi. Bir gun onceden sarkan maclarin ilkinde Fransizlarin buyuk umudu Tsonga son sete 4/2 ilerde basladi ancak acilis oyununda servisini kaybetti. Buna ragmen maca agirligini koyan fransiz raket, son seti 6/4 maci 3/2 kazanarak ceyrek finalde bugun oynanacak macta Djokovic in rakibi oldu.
"Sarkan" 2. macta Arjantinli Juan Martin Del Potro, cek Berdych i, zorlu benzer stillerin macinda, 1/6, 6/3, 7/5, 7/6 yenerek ceyrekte Federer le eslesti.
Gunun en onemli macinda, Fransiz tenisinin eski " Harika Cocugu" , 21 yasindan once Wimbledon da yari final oynamis, dunya 7. Ligine kadar yukselmis Richard Gasquet, ilk 4 deki yerini hep korumasina ragmen bir turlu yildiz statusune cikamayan İngiliz Murray le karsilasti. İlk seti nefis stili ve surekli degisken oyunuyla 6/1 alan Gasquet, 2. Seti cok ugrasmasina ragmen 6/4 kaybetti. 3. set psikolojik olarak mactan kopan fransiz raket, 6/1 kaybederken, sanki tum enerjisini 4. Sete birakmak istedi. Buna ragmen rakibinin daha yuksek hata yuzdesinden ve kritik puanlardaki basarisizliklarindan yararlanan Murray, futbol maclarini andiran seyirci baskisina da aldirmadan kendi oyununu surdurerek bu seti de 3. mac puaninda 6/2 alip maci bitirdi.
Genellikle sikici gecen İspanyollar arasi maclardan biri de 6 numara plase David Ferrer ve 20 numara Marcel Granollers arasindaydi. Ferrer 6/3,6/2, 6/0 la kolay kazandi ve Murray in ceyrekteki rakibi oldu.
Bir diger İspanyol Nicolas Almagro, sirp Tipsarevic i net bir skorla 6/4, 6/4, 6/4 yenerek, Yakin arkadasi Juan Monaco yu neredeyse ezerek 6/2, 6/0, 6/0 yenen vatandasi Rafael Nadal la eslesmeye hak kazandi.
Tek bayanlarda gunun buyuk surprizi gecen yilin sampiyonu Cinli Na Li nin Kazakistanli Yaroslava Shvedova ya 3/6, 6/2, 6/0 gibi bir net skorla yenilmesiydi.
Grand Slam turnualarindan yalniz Paris i kazanamamis olan ve bu sene turnuaya cok iddiali gelen Rus Maria Sharapova, cek Klara Zakopalova ya karsi, ilk seti 6/4 aldiktan sonra 2. Sette hakemle girdigi tartismalardan etkilenip 7/6 kaybetti. Son sette tekrar maca yogunlasan Sharapova, ozellikle mudafaa oyununu gelistirdigini kanitlayarak 6/2 ile son seti kapadi ve ceyrek finale yukseldi.
3 Haziran 2012 Pazar
PARİS 'TE ZİRVELER SALLANDI! / Bedri Baykam
Roland-Garros tenis turnuasinda dun zirveler sallandi, kadinlarin 1 numarasi Victoria Azarenka, Slovak rakibi Dominika Cibulkova ya 6/2, 7/6 yenilerek elenirken, Erkekler turnuasinin 1 numarali bayi, sirp Djokovic, ilk 2 seti kaybettigi macta geri donmeyi basararak, İtalyan Andrea Seppi yi 5 sette yenebildi.
İtalya nin 1 numarali raketi Seppi, dunya klasmaninda 25. Olmasina karsin, Djokovic e karsi son derece kendinden emin ve sakin bir oyun sergiledi. Sert geri oyununu sogukkanli fileye cikislarla tamamlayan Seppi karsisinda, Djokovic yine cok zorlandigi 4. Sette de tie- break e kalma riski yasadi. Bu seti aldiktan sonra ise son sete "yeniden dogmus" gibi baslayan "Djoko" maci nispeten kolay kapadi: 4/6, 6/7, 6/2, 7/5, 6/3.
Turnuanin 3 numarasi Federer, 4. Turda genc belcikali raket David Goffin le oynadi. Zar zor elemelerden " lucky loser" olarak cikan Goffin, once 23 numarali bay, cek Radek Stepanek i, ardindan fransiz Arnaud Clement i 5 er sette yendi. 3. Turda da Polonyali Kubot u yenen Goffin cocuklugunda surekli posterlerini odasina astigi idolu Federer in karsisina cikmaya hak kazandi. 21 yasinda olmasina karsin torpille 16 duran (!) Goffin, ilk seti kaptigi macta Federer e her renkten soguk terler dokturdu: usta kisa toplar, aceler, akilli vole cikislari ve geriden sert duz vuruslar... Bundan sonra adini cok duyacagimiz Goffin dunya 109 numara ve henuz tenisten para kazanmamis..ti! Dikkatle izlemenizi oneririm!
Fransizlarin buyuk umudu ve 1981 de Noah dan sonra Roland Garros u kazanmaya en yakin isim gordukleri Tsonga, gecen yil burada yenildigi İsvicreli Wavrinka yla cok zorlu bir mactan oynarken mac 6/4, 7/6, 3/6, 3/6 ile 5. Sete uzadi. Galip, ceyrek finalde Djokovic in rakibi olacak.
Kadinlarda Azarenka' yi surklase eden dunya 16. si Cibulkova, hayatinin macini fransiz seyircilerin de destegi ile oynarken, kendisinden 20 santim uzun olan rakibini sagli sollu geri oyunu ile bezdirdi. Cibulkova, ceyrek finalde, 2 sene once Paris te final oynayan ve ABD li Sloane Stephens i 7/5, 6/4 yenen Avustralyali Samantha Stosur le oynayacak.
Diger tek kadin maclarinda, İtalyan Sara Errani, rus Svetlana Kuznetsova yi 6/0, 7/5, 10 numarali Plase alman Angelique Kerber,hirvat Petro Martic i 6/3, 7/5 yenerek ceyrek finale ciktilar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)