10 Mart 2012 Cumartesi

FENERBAHCE ZORAKİ SEVİNDİ. / Bedri Baykam‏

Turkiye liginin tarihini bilen insanlarin Ankaragucu icin uzulmemeleri mumkun mu? Liseli gorunumunde 1993 dogumlu Bilal in 1. dakika dolarkenki nefis sutu, mac baslarken gozlerimi yasartti. Volkan kurtaramasaydi cok uzulmezdim. "Oynayip kazansinlar" derdim. Kocaman maci olesiye ciddiye aliyordu ki, cezalilar haric maca tam kadro cikmisti. Sow un 13. Dakikada nefis soluyla gelen golu perdeyi acarken sari lacivertlilerin maci ne kadar dikkatli oynadigi belli oluyordu. 30. Dakikada Topuz un sutu beklenen rahatligi saglayamadi. Zaten bunun disinda pozisyon da bulamadilar. Macin ilk yarisi biterken 2 takim arasindaki dev butce ve puan farklarini hic bir yabanci tahmin edemezdi.
2. Yarida Fenerbahce den patlama bekleyenler yine yanildilar. Ligin puan stresi, 3 Temmuz sendromu ve GSaray macinin heyecanina kapilan sari lacivertliler, 2. Golu Topuzla bulduklari 70. dakikaya kadar pozisyon bile uretemediler. Yaratici kolektif oyundan yoksun, yine attiklari golun ustune yaslanmayi tercih eden ve 4 deplasman maglubiyetinin tedirginligini uzerlerinden atamamis urkek kanarya gorunumundeydiler. Umarim kimse "Alex' in yoklugu" diye soze baslamaya kalkmaz! İkinci golden sonra bu sefer kabusu astiklarina inanan Sari lacivertliler buna ragmen sahaya bir agirlik koyamadilar. Bunu mantikli nedenlerle aciklamaya kimse calismasin. 90 dakikanin sonunda oyuncular "forma" degistirirken Ankaragucu acisindan yine bogazimiz dugumlendi ve sorular ucustu... Gule gule renkdas...

FENERBAHCE ZORAKİ SEVİNDİ. / Bedri Baykam‏

Turkiye liginin tarihini bilen insanlarin Ankaragucu icin uzulmemeleri mumkun mu? Liseli gorunumunde 1993 dogumlu Bilal in 1. dakika dolarkenki nefis sutu, mac baslarken gozlerimi yasartti. Volkan kurtaramasaydi cok uzulmezdim. "Oynayip kazansinlar" derdim. Kocaman maci olesiye ciddiye aliyordu ki, cezalilar haric maca tam kadro cikmisti. Sow un 13. Dakikada nefis soluyla gelen golu perdeyi acarken sari lacivertlilerin maci ne kadar dikkatli oynadigi belli oluyordu. 30. Dakikada Topuz un sutu beklenen rahatligi saglayamadi. Zaten bunun disinda pozisyon da bulamadilar. Macin ilk yarisi biterken 2 takim arasindaki dev butce ve puan farklarini hic bir yabanci tahmin edemezdi.
2. Yarida Fenerbahce den patlama bekleyenler yine yanildilar. Ligin puan stresi, 3 Temmuz sendromu ve GSaray macinin heyecanina kapilan sari lacivertliler, 2. Golu Topuzla bulduklari 70. dakikaya kadar pozisyon bile uretemediler. Yaratici kolektif oyundan yoksun, yine attiklari golun ustune yaslanmayi tercih eden ve 4 deplasman maglubiyetinin tedirginligini uzerlerinden atamamis urkek kanarya gorunumundeydiler. Umarim kimse "Alex' in yoklugu" diye soze baslamaya kalkmaz! İkinci golden sonra bu sefer kabusu astiklarina inanan Sari lacivertliler buna ragmen sahaya bir agirlik koyamadilar. Bunu mantikli nedenlerle aciklamaya kimse calismasin. 90 dakikanin sonunda oyuncular "forma" degistirirken Ankaragucu acisindan yine bogazimiz dugumlendi ve sorular ucustu... Gule gule renkdas...

7 Mart 2012 Çarşamba

STOCH farkı...

Maçtan önce İlhan Cavcav ı gördüm ve elini sıktım. Aslında ortam müsait olsa sarılıp 3 Temmuzdan bu yana gösterdiği sağ duyulu tavrı candan tebrik etmek isterdim.
İlk dakika içinde cok kombine bir akınla gelen Fener korner kazandi. Alex in kornerine Stoch un ceza sahası dışından gelişine vurdugu sağ vole, ancak Premier lig de, o da ender olarak gördüğümüz bir şaheserdi. Bir insanın attığı her gol, ayın ya da yılın golü olmaya aday olabilir mi? Stoch hep "farkı yaratan" bir oyuncu. İtiraf ederim ki, onu Avrupada hiç bir yıldız oyuncuyla takas etmem. Messi gelirse belki masaya otururum!
20. Dakikada gelen 2. Golde ise Sow nihayet kumaş değerini konuşturdu. Sağdan Topuz un ortasına marke durumda attığı zor vole ağları boylarken Senegalli santrfor Fransa apoletinin kaynağını göstermiş oldu. İlk yarı boyunca sarı lacivertlilerin "ideal" kadrosu mükemmel kolektif oyununu sürdürdü. Topu surekli ayağa oynayan Fenerde Stoch un attığı 3. Golü seyirci ve kaleci dahil kimse anlayamadı.
2. Yarı başlarken Fener seyircisi bir maçı ilk defa rahat seyretme lüksünü yaşıyordu. 51. Dakikada Sow, Alex in harika ara pasında kaleci ile karşı karşıya golü ezdi. Allahtan Emre 3 dakika sonra kalecinin ikramını kaçırmadı ve boş kaleye aşırttı. Ziegler in penaltı hediyesi bir karşılık mıydı acaba? Fenerbahce o dakikalarda bir yandan "bilinçli" 4. sarı kartları alıp, diğer yandan oyuncu değiştirmekle meşguldu. Alex in sükunet ve zerafeti karışımı sayısını, takım oyununun tüm zincirini kullanan ve Dia ile tamamlanan 6. gol izledi. O anda birilerinin kulakları çınladı... Yanılmışım; Bu maçın çok zor geçeceğini söylemiştim herkese!

STOCH farkı...

Maçtan önce İlhan Cavcav ı gördüm ve elini sıktım. Aslında ortam müsait olsa sarılıp 3 Temmuzdan bu yana gösterdiği sağ duyulu tavrı candan tebrik etmek isterdim.
İlk dakika içinde cok kombine bir akınla gelen Fener korner kazandi. Alex in kornerine Stoch un ceza sahası dışından gelişine vurdugu sağ vole, ancak Premier lig de, o da ender olarak gördüğümüz bir şaheserdi. Bir insanın attığı her gol, ayın ya da yılın golü olmaya aday olabilir mi? Stoch hep "farkı yaratan" bir oyuncu. İtiraf ederim ki, onu Avrupada hiç bir yıldız oyuncuyla takas etmem. Messi gelirse belki masaya otururum!
20. Dakikada gelen 2. Golde ise Sow nihayet kumaş değerini konuşturdu. Sağdan Topuz un ortasına marke durumda attığı zor vole ağları boylarken Senegalli santrfor Fransa apoletinin kaynağını göstermiş oldu. İlk yarı boyunca sarı lacivertlilerin "ideal" kadrosu mükemmel kolektif oyununu sürdürdü. Topu surekli ayağa oynayan Fenerde Stoch un attığı 3. Golü seyirci ve kaleci dahil kimse anlayamadı.
2. Yarı başlarken Fener seyircisi bir maçı ilk defa rahat seyretme lüksünü yaşıyordu. 51. Dakikada Sow, Alex in harika ara pasında kaleci ile karşı karşıya golü ezdi. Allahtan Emre 3 dakika sonra kalecinin ikramını kaçırmadı ve boş kaleye aşırttı. Ziegler in penaltı hediyesi bir karşılık mıydı acaba? Fenerbahce o dakikalarda bir yandan "bilinçli" 4. sarı kartları alıp, diğer yandan oyuncu değiştirmekle meşguldu. Alex in sükunet ve zerafeti karışımı sayısını, takım oyununun tüm zincirini kullanan ve Dia ile tamamlanan 6. gol izledi. O anda birilerinin kulakları çınladı... Yanılmışım; Bu maçın çok zor geçeceğini söylemiştim herkese!

6 Mart 2012 Salı

CHP TESEV VEYA YDH OLAMAZ! / Bedri Baykam / 6 Mart 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Ciddi ciddi düşünüyorum: AKP sipariş verseydi, daha ideal bir “CHP Genel Başkanı” bulabilir miydi diye… Sayın Kılıçdaroğlu, kendine has kararlı tavrıyla, “ezberleri bozma” adına her gün yeni bir şeyler söylüyor. Ya CHP’nin “Dersim günahları”nı gündeme getiriyor, ya Sabahattin Ali cinayetinde CHP sorumluluğundan söz ediyor, ya uzun uzun “inançlarla barışık CHP”den söz ediyor, ya TSK’yı suçlayıcı söylemler ortaya koyuyor, ya “Türkiye’de laikliğe yönelik bir tehlike yok” diyor, ya ülkede laik eğitimi derinden sarsan 4+4+4 hakkında “pedagogların, eğitimcilerin, bilim insanlarının görüş bildirmesi lazım” (!) diyor. Bundan iyisi herhalde AKP için can sağlığı! Mesela şu 4+4+4 hakkında CHP, “bu sistemle okula devam eden kız çocukların sayısı çok azalacak” diye ikaz eden ve Sayın Başbakan’ın ağır tepkisini çeken TÜSİAD’ın yaptığı kadar bile muhalefet yapmazken, acaba AKP’liler yalnız kaldıklarında “Ya rüya mı görüyoruz?” diye aralarında şakalaşıyorlar mı?
Yani özetle Sayın Kılıçdaroğlu, aynen 2. Cumhuriyetçiler'in ve merkez medyanın tarif ettiği gibi “ulusalcı” yüklerinden, gelenekçi dinozorlarından kurtulmuş farklı, dedik ya ‘ezber-bozucu” bir CHP tarif ediyor! Şimdi son haftalarda, Sayın Kılıçdaroğlu’nun tüm bu tavrını izah etmeye çalışanların en somut bulgusu, kendisinin kurucularından biri olduğu “TESEV”le olan ilişkisi. Türkiye’de Atatürkçülüğün baş sorgulayıcılarından olan bu Vakfın ana sponsoru, meşhur Soros. Sayın Kılıçdaroğlu zaten bu bağları gururla taşıyor! TESEV hakkındaki yanıtlarında, samimiyetle bu Vakfın “demokrasiyi geliştiren raporlara, çalışmalara imza attığını” hatırlatıyor. TESEV’in kadrosuna ve siyaset anlayışına göz attığımızda ise, 1990’ların hızlı partileşen 2. Cumhuriyetçi “Yeni Demokrasi Hareketi” nin (YDH) direkt yansımasını görüyoruz. Üyeleri veya panelistleri “hık” demiş burnundan düşmüş. Etyen Mahçupyan, Can Paker, Cem Boyner, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Ahmet İnsel, Asaf Savaş Akat, Kemal Derviş, Osman Kavala, Cüneyd Zapsu ve diğerleri. Yani malum “2. Cumhuriyet” veya bir-çoğu liberal anti-ulusalcı kadro. Olabilir, her vakıf, her siyasi oluşum, istediği gibi örgütlenir, takımını kurar, özgürce istediği fikirleri savunur. Bir çoğulcu demokraside saygı duyulur. Ama bu hareket CHP’ye monte edilemez. Atatürk’ün kurduğu Parti’ye “2. Cumhuriyetçi” bir kıta bindirmesi yapılamaz. Yoksa TESEV içinde bazıları dostum da olan değerli isimler de var. Bu ayrı bir konu. Ama bu siyasetin izleneceği yer, CHP olamaz. Kılıçdaroğlu’nun “ezber bozma” dediği her düşünce, YDH dünyasında vardı. Tabii artık görüyoruz ki bu bir tesadüf değil. Yani Kılıçdaroğlu-TESEV-YDH ilişkisi, basit bir “aidiyet” değil, çok ötesinde iç içe geçmeli, düşünsel bağlarının kanıtları her gün ortaya dökülen bir zincir.
Şimdi aklıma gelen soru şu: 2010 Mayıs’ında, Kılıçdaroğlu, Partide Sav ve her birimizin desteğiyle o krizde Genel Başkanlığa taşınırken, kalkıp bu TESEV bağlarını ve yukarıda hatırlattığımız Y-CHP tasviri olan cümleleri açıklıkla ortaya dökse, CHP liderliğini kazanma ihtimali olabilir miydi? Bunun yanıtını kesinlikle verebilirim: Hayır. Bu ihtimal sıfır olurdu. Hadi diyelim ki, yanılıyorum. İyi de o zaman bile Kılıçdaroğlu’nun cesaretle gerçek fikirlerini ortaya dökmesi gerekirdi. Böyle bir şey oldu mu? Hayır. Şimdi son günleri hatırlayalım biraz daha: “Tüzük Kurultayı” muhalif delegelerin baskısıyla toplanabildi. Parti’nin demokratikleşmesi “yarım-yamalak” yaşama geçirilebildi. Ardından Kılıçdaroğlu, artık Parti’de disiplinle herkesin aynı söyleme gelmesi gerektiğini ve hatta aksine izin verilmeyeceğini vurguladı. Pes! Sen kalk Parti’ye başkan olduktan sonra başka bir partinin, YDH’nın eski programı olan (!) söylemleri CHP’ye dayat, ardından da “şimdi artık hepiniz böyle düşüneceksiniz” de! Sayın Başkan bunları ciddi mi söylüyor? Tabii bu arada Baykal döneminde bile bu tarz bir ağır “tek adam” baskısı uygulanmadığını da biliyoruz!
Peki bu Y-CHP Parti’nin oylarını arttırabilir mi? Baykal Başkanlığı bıraktığında % 28 olan oylar, bugünlerde %20'lerde. Ama zaten CHP bir şirket değil. Oylar da ciro değil. Yani bu oran Parti’ye toptan yabancı siyasetler izlenerek % 40’a çıkmış olsaydı, mutlu mu olacaktı CHP’liler? Tabii ki hayır. Çünkü siyasette esas olan halkı ikna ederek kendi çizgine çekmektir. Başka ideolojilere teslim olarak… ne oy artar, ne de artsa bundan bir hayır gelir! Peki CHP, iktidara karşı bu kadar “uyumlu” davranınca ülkeye huzur mu geliyor? Hayır; tam tersine meydanı boş bulan AKP, giderek sertleşiyor ve “nihai” Anayasa darbesini hazırlıyor…   

CHP TESEV VEYA YDH OLAMAZ! / Bedri Baykam / 6 Mart 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Ciddi ciddi düşünüyorum: AKP sipariş verseydi, daha ideal bir “CHP Genel Başkanı” bulabilir miydi diye… Sayın Kılıçdaroğlu, kendine has kararlı tavrıyla, “ezberleri bozma” adına her gün yeni bir şeyler söylüyor. Ya CHP’nin “Dersim günahları”nı gündeme getiriyor, ya Sabahattin Ali cinayetinde CHP sorumluluğundan söz ediyor, ya uzun uzun “inançlarla barışık CHP”den söz ediyor, ya TSK’yı suçlayıcı söylemler ortaya koyuyor, ya “Türkiye’de laikliğe yönelik bir tehlike yok” diyor, ya ülkede laik eğitimi derinden sarsan 4+4+4 hakkında “pedagogların, eğitimcilerin, bilim insanlarının görüş bildirmesi lazım” (!) diyor. Bundan iyisi herhalde AKP için can sağlığı! Mesela şu 4+4+4 hakkında CHP, “bu sistemle okula devam eden kız çocukların sayısı çok azalacak” diye ikaz eden ve Sayın Başbakan’ın ağır tepkisini çeken TÜSİAD’ın yaptığı kadar bile muhalefet yapmazken, acaba AKP’liler yalnız kaldıklarında “Ya rüya mı görüyoruz?” diye aralarında şakalaşıyorlar mı?
Yani özetle Sayın Kılıçdaroğlu, aynen 2. Cumhuriyetçiler'in ve merkez medyanın tarif ettiği gibi “ulusalcı” yüklerinden, gelenekçi dinozorlarından kurtulmuş farklı, dedik ya ‘ezber-bozucu” bir CHP tarif ediyor! Şimdi son haftalarda, Sayın Kılıçdaroğlu’nun tüm bu tavrını izah etmeye çalışanların en somut bulgusu, kendisinin kurucularından biri olduğu “TESEV”le olan ilişkisi. Türkiye’de Atatürkçülüğün baş sorgulayıcılarından olan bu Vakfın ana sponsoru, meşhur Soros. Sayın Kılıçdaroğlu zaten bu bağları gururla taşıyor! TESEV hakkındaki yanıtlarında, samimiyetle bu Vakfın “demokrasiyi geliştiren raporlara, çalışmalara imza attığını” hatırlatıyor. TESEV’in kadrosuna ve siyaset anlayışına göz attığımızda ise, 1990’ların hızlı partileşen 2. Cumhuriyetçi “Yeni Demokrasi Hareketi” nin (YDH) direkt yansımasını görüyoruz. Üyeleri veya panelistleri “hık” demiş burnundan düşmüş. Etyen Mahçupyan, Can Paker, Cem Boyner, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Ahmet İnsel, Asaf Savaş Akat, Kemal Derviş, Osman Kavala, Cüneyd Zapsu ve diğerleri. Yani malum “2. Cumhuriyet” veya bir-çoğu liberal anti-ulusalcı kadro. Olabilir, her vakıf, her siyasi oluşum, istediği gibi örgütlenir, takımını kurar, özgürce istediği fikirleri savunur. Bir çoğulcu demokraside saygı duyulur. Ama bu hareket CHP’ye monte edilemez. Atatürk’ün kurduğu Parti’ye “2. Cumhuriyetçi” bir kıta bindirmesi yapılamaz. Yoksa TESEV içinde bazıları dostum da olan değerli isimler de var. Bu ayrı bir konu. Ama bu siyasetin izleneceği yer, CHP olamaz. Kılıçdaroğlu’nun “ezber bozma” dediği her düşünce, YDH dünyasında vardı. Tabii artık görüyoruz ki bu bir tesadüf değil. Yani Kılıçdaroğlu-TESEV-YDH ilişkisi, basit bir “aidiyet” değil, çok ötesinde iç içe geçmeli, düşünsel bağlarının kanıtları her gün ortaya dökülen bir zincir.
Şimdi aklıma gelen soru şu: 2010 Mayıs’ında, Kılıçdaroğlu, Partide Sav ve her birimizin desteğiyle o krizde Genel Başkanlığa taşınırken, kalkıp bu TESEV bağlarını ve yukarıda hatırlattığımız Y-CHP tasviri olan cümleleri açıklıkla ortaya dökse, CHP liderliğini kazanma ihtimali olabilir miydi? Bunun yanıtını kesinlikle verebilirim: Hayır. Bu ihtimal sıfır olurdu. Hadi diyelim ki, yanılıyorum. İyi de o zaman bile Kılıçdaroğlu’nun cesaretle gerçek fikirlerini ortaya dökmesi gerekirdi. Böyle bir şey oldu mu? Hayır. Şimdi son günleri hatırlayalım biraz daha: “Tüzük Kurultayı” muhalif delegelerin baskısıyla toplanabildi. Parti’nin demokratikleşmesi “yarım-yamalak” yaşama geçirilebildi. Ardından Kılıçdaroğlu, artık Parti’de disiplinle herkesin aynı söyleme gelmesi gerektiğini ve hatta aksine izin verilmeyeceğini vurguladı. Pes! Sen kalk Parti’ye başkan olduktan sonra başka bir partinin, YDH’nın eski programı olan (!) söylemleri CHP’ye dayat, ardından da “şimdi artık hepiniz böyle düşüneceksiniz” de! Sayın Başkan bunları ciddi mi söylüyor? Tabii bu arada Baykal döneminde bile bu tarz bir ağır “tek adam” baskısı uygulanmadığını da biliyoruz!
Peki bu Y-CHP Parti’nin oylarını arttırabilir mi? Baykal Başkanlığı bıraktığında % 28 olan oylar, bugünlerde %20'lerde. Ama zaten CHP bir şirket değil. Oylar da ciro değil. Yani bu oran Parti’ye toptan yabancı siyasetler izlenerek % 40’a çıkmış olsaydı, mutlu mu olacaktı CHP’liler? Tabii ki hayır. Çünkü siyasette esas olan halkı ikna ederek kendi çizgine çekmektir. Başka ideolojilere teslim olarak… ne oy artar, ne de artsa bundan bir hayır gelir! Peki CHP, iktidara karşı bu kadar “uyumlu” davranınca ülkeye huzur mu geliyor? Hayır; tam tersine meydanı boş bulan AKP, giderek sertleşiyor ve “nihai” Anayasa darbesini hazırlıyor…   

29 Şubat 2012 Çarşamba

BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI..

REDDEDİYORUZ…

Bizler, Türkiye’nin yazarları, şairleri, ressamları , heykeltraşları, sinema ve tiyatro sanatçıları, karikatüristleri, fotoğraf sanatçıları, tüm sanat insanları, ülkemizin geleceği için kaygılıyız.
Evrensel aydınlanma değerleri, Cumhuriyetimizin kazanımları yok ediliyor.
Laik,bilimsel eğitim adım adım gerici, çağdışı bir niteliğe bürünüyor.
Gençliğin özgürlük, emekçinin hak arayışı, polis copu ve zindan tehdidi altında.
Bağımsız düşünce, demir parmaklıklar arkasında.
Adalet; adaletsizliğin aracı olmuş.
Halkın haber alma özgürlüğü gaspedilmiş.
Ressamın, şairin, yazarın,heykeltıraşın, müzisyenin, tiyatro ve sinema sanatçısının, tüm sanat insanlarının, kendi yaratıcı düşleri ve kendi sorumluluk duyguları dışında hiçbir baskı ve sınırlamanın kabul edilemeyeceği yaratma özgürlüğü, yakın ve uzak tarihimizin hiçbir döneminde görülmedik ölçüde sansür ve otosansür tehdidi altında.
Yalan, tehdit, şantaj, talan, vurgun, köşe dönmecilik, adam kayırmacılık, cemaatçilik, toplumsal ahlâkı kemiriyor.
Doğal ve kültürel doku katlediliyor.
Ülke zenginlikleri yağmalanıyor.
Emek hakkı için savaşım, yerini sadaka ekonomisine ; özgür, cesur , çağdaş insan,yerini ezik, boyun eğmiş, yazgısına razı kula bırakıyor.
Türkiye, sadece Cumhuriyet tarihinin değil, birkaç yüzyıllık
demokrasi, bağımsızlık ve uygarlık savaşımları tarihimizin yörüngesinden koparılarak, emperyalist çıkarların Ortadoğu’daki işbirlikçisi olmaya sürükleniyor.
Karanlık bir ortaçağ ülkesi olmaya dönüştürülüyor.
Ülkenin kendi yurttaşları arasında ayrımcılık, yaşadığımız coğrafyanın komşu ve kardeş ülkelerine karşı düşmanca söylem ve eylemler her zamankinden daha keskin ve kaygı verici.
Bölgeyi ve dünyayı bir kan gölüne çevirecek bir savaş çılgınlığında, Türkiye sanki suç ortağı olmaya kışkırtılıyor.
Çocuklarımızın ,sonraki kuşakların gelecekleri için kaygılıyız.
Kaygılıyız ve reddediyoruz.
Bütün bunları reddediyoruz …ve tepkimizi Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurmayı görev sayıyoruz.
Sanatçılar Girişimi, emeğin,demokrasinin, adaletin, çağdaşlığın, haksızlığa ve baskıya karşı direnişin yanında, toplumsal muhalefetin en ön saflarında yer almayı, sanatçılık onurunun ,sanatçı vicdanının , sorumlu yurttaş olma bilincinin kaçınılmaz olduğu kadar onurlu görevi ve gereği saymaktadır.
Gücümüzü evrensel aydınlanma değerlerine olan inancımızdan, emek ve yaratma özgürlüğüne saygımızdan; sanatçı vicdanımız, bilinç ve duyarlılığımızdan alıyoruz.
Tüm sanat insanlarını, ülkemizin tüm sanatçılarını, “Sanatçılar Girişimi”nde yer almaya ve bütün ülkelerdeki sanatçı dostlarımızı çağrımıza destek olmaya, omuz vermeye;insana yaraşır, aydınlık, özgür, barışçıl bir dünya yaratma savaşımında güçlerini güçlerimizle birleştirmeye çağırıyoruz.

BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI

Bizler, Türkiye’nin yazarları, şairleri, ressamları , heykeltraşları, sinema ve tiyatro sanatçıları, karikatüristleri, fotoğraf sanatçıları, tüm sanat insanları, ülkemizin geleceği için kaygılıyız.
Evrensel aydınlanma değerleri, Cumhuriyetimizin kazanımları yok ediliyor.
Bağımsız düşünce, demir parmaklıklar arkasında.
Sanatsal yaratma özgürlüğü tehdit altında.
Türkiye, sadece Cumhuriyet tarihinin değil, birkaç yüzyıllık
demokrasi, bağımsızlık ve uygarlık savaşımları tarihimizin yörüngesinden koparılarak, emperyalist çıkarların Ortadoğu’daki işbirlikçisi olmaya sürükleniyor.
Doğal ve kültürel doku katlediliyor.
Ülke zenginlikleri yağmalanıyor.
Kaygılarımızı Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaşacağımız basın açıklamamıza,
yerli ve yabancı medya mensupları ve tüm sanatçı dostlarımız davetlidir.

Sanatçılar Girişimi


Tarih:29 Şubat Çarşamba 12.00
Yer: İstiklal Cad. 140/90(Halep Pasajı içi)




Tarık Akan, Edip Akbayram, Onur Akın,Sunay Akın,Üstün Akmen, Alaattin Aksoy, Mehmet Aksoy, Aytaç arman, Hayati Asılyazıcı, Semir Aslanyürek, Engin Ayça, Orhan Aydın, Rutkay Aziz, Kürşat Başar,Cezmi Baskın,Bedri Baykam, Nihat Behram,Ataol Behramoğlu, Cahit Berktay, Mustafa Bilgin,Metin Boran,Metin Coşkun,Tuncer Cücenoğlu,İsa Çelik, Nevzat Çelik, Haluk Çetin, Meral Çetinkaya, İsmail Hakkı Demircioğlu, Metin Demirtaş, Nuri Dikeç,Atilla Dorsay, Leyla Erbil, Bilgesu Erenus, Genco Erkal, Altan Erkekli, Erdal Erzincan, Mert Fırat,Müjdat Gezen, Altan Gördüm, Mehmet Güleryüz, Tarık Günersel, Hüseyin Haydar, Emin İgüs, Levent İnanır, Özdemir İnce, İlhan İrem, Ekrem Kahraman, Bülent Kayabaş,Yıldız Kenter, Erol Keskin, Suna Keskin, Tuğrul Keskin, Arif Keskiner, Levent Kırca, Mine Kırıkkanat,Kemal Kocatürk, Nuri Kurtcebe, Orhan Kurtuldu, Mustafa Köz, Küçük İskender, Safiye Mine, Yılmaz Onay, Zeynep Oral, Yılmaz Onay, Fikret Otyam, Nedim Saban, Vedat Sakman, Sali, Menderes Samancılar, Osman Şahin,Ferhan Şensoy, Burhan Şeşen, Cihat Tamer, Yavuz Top, Gülsen Tuncer, Cüneyt Türel,Yaman Tüzcet, Metin Uca, Ersan Uysal, Nejat Yavaşoğulları, Işık Yenersu, Ender Yiğit,Ümit Zileli