17 Şubat 2016 Çarşamba

SAVAŞI TEK GÜNDE KESİN BİTİRECEK FORMÜL! | Bedri Baykam |16.2.2016


GASTELER DÜNYA SAVAŞI MÜJDESİ VERMEYE HAZIRLANIYOR!
Gazeteler bangır bangır bağırıp duruyor: 3. Dünya Savaşı başladı başlıyorrr! Şimdi 60’larda, 70’lerde, hatta 80’lerde olsak nasıl bağırırdı akşam gastesini satan çocuklar? “Gastelerrrr yarınkiiii, yazıyoo, yazıyo, yazıyo, dünya savaşını yaziyööö! Ne yazarsa yazsın bir keyifti o gasteler! Yeni kuşak nereden bilsin? Neredeyse o gece oynanacak maçın skorunu önceden yazarlardı. Neyse, bırakalım nostaljiyi, sırası değil; dört bir yanımızla, yedi cihanla kavga ve savaş halindeyiz!

İŞTE SAVAŞI DERHAL BİTİRECEK SİHİRLİ FORMÜL:
Genç arkadaşım Avukat Selim Uluöz ile yemekte sohbet ediyorduk. “Ben savaşı vallahi bir haftada bitiririm” dedi. “Nasıl?” dedim, yanıtladı: “Tüm ülkelere namus sözü (!) verdirip imzalatırsın, silah ve mühimmat satışını herkes durdurur sonra da mecburen savaş biter” dedi. “Ben bir tek günde bitiririm!” dedim. Söylediklerimin de ömür boyu arkasındayım ve ciddiyim. Birleşmiş Milletler’de bir genel anlaşma imzalanacak, kim ki bir diğer ülke ile savaşa girmek isteyecek, o ülkenin ön cephelerine önce başbakanlar, imparatorlar, devlet başkanları gidecek... kendileri meşguliyetten gidemezlerse bile... en azından birinci derece tüm genç akrabalarını ön siperlere yollayacaklar! Yani çocuklarını, yeğenlerini, torunlarını ve tabii damatlarını!... 45 yaş altı hepsini! İşte o anlaşma uygulamaya konduktan sonra, bakın 24 saat sonra ortalık nasıl süt liman olmaya başlıyor! Bizimkiler iki dakikada bir Osmanlı örneğini ve o hattan ecdadımızı saymaya meraklılar ya, vallahi söz, ben onları cepheye sürerken Osmanlının özel dua, dikiş ve sembollerle donatılmış koruyucu tılsımlı gömleklerinden de hediye edeceğim, güçlü iman ve inançla yola çıkacaklar. Kim mi? Halkımızın çok iyi tanıdığı Vakıf başkanı Bilal, Enerji’den sorumlu enerjik bakanımız Albayrak; hepsinin Kobane, Suriye veya bilemedin Cizre hatlarında mertçe yiğitçe, devlet başkanımızın buyrukları altında savaştığını düşünün... İşte kahramanlık, haber ve sansasyon diye ben buna derim! Bakın ondan sonra ortalık duruluyor mu, durulmuyor mu! Ayrıca Obama’nın kızlarını, Putin’in tüm akrabalarını ve her liderin eşsiz cesaretle donanmış diğer akrabalarını da beklerim efendim. İşte o savaş, adına dünya, galaksi ne derseniz deyin, oracıkta 24 saat içinde biter gider! Çünkü kimse, kendi yavrucuklarını ölüme koşturmayı sevmez. Ama başkalarının çocuklarını, eşlerini, babalarını, kardeşlerini ölüme yollamaya -ilginçtir- kimsenin itirazı yok! İşte bu nedenle her akşam haberlerde ağlar dururuz. Oğluyla mezara girip ona çukurda sarılan babalar, tabutun başında ağlamaktan baygın düşen sekiz yaşında evlatlar, daha iki ay önce evlenmiş gencecik kızlar, hepsi ama hepsi ne yazık ki bu rüzgarların günlük hedefi ve vazgeçilmezleri olmuştur. Dünya da liderliği, “başkalarının çocuğunu ölüme yollama sanatı” olarak mı tarif etmiştir?! İşin en çirkin tarafını da biliyorsunuz tabii. İnsanlar artık bu şehitlerin ölümü karşısında ne bayrak asıyor, ne yollara düşüp marşlar söylüyor, ne de günlük hayatlarını değiştiriyorlar. Bir futbolcunun maçta tekme yemesi neyse, bizde de sanki şehit haberleri aynı şey!
Vallahi biz sanatçılar, Kemalistler, sosyalistler, muhalifler, hep RTE ile olan karşıtlığımızı kendi dünyamızın merkezine alıp bozulup somurtup duruyoruz! Halbuki ortada abartacak bir “özel” durum yok!

EYYY BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, EY AMERİKA, EY DÜNYAAA!
AK Saray’ın Cumhurbaşkanı, dünyanın tamamına posta koymakla meşgul. Eyyy Amerika, Eyyy Birleşmiş Milletler, Eyyy Rusyaaa, Ey Ekvadooorrrr hitapları yankılanarak Sisilerin, Şimon Perezlerin, Kılıçdaroğulların, Esedlerin, Fetoların yanında yerlerini aldılar. Yarın öbür gün de yanı başlarına Bülent Arınçlar, Babacanlar, Çelikler doğrudan eklenirse kimse şaşırmayacak! O sinyal de verildi.
Öncelikle, şaka sanmayın gurur duyabilirsiniz, işte tam bağımsız Türkiye diye ben buna derim! Aynı anda hem Amerika, hem Rusya, hem Birleşmiş Milletler, hem Orta-Doğu, hem de Avrupa ile soğuk, ılık ve sıcak savaşlar yaşayabilen kaç ülke tanıdınız siz ömrünüzde? Helal olsun demekten başka seçeneğiniz var mı bu ortamda, Allah aşkına?
Bu ortamın en akıl almaz durumu, teori ve pratikte, her gün AKP hükümetinin dost ve düşman dökümünün değişiyor olması... Bu konuda zaten sonsuz bir ekspertize sahip olduklarını yerel siyasetten de çok iyi biliyoruz! Numan Kurtulmuş en büyük düşmanken, şimdi iktidarın sağ kolu olabiliyor. Türkeş, RTE’nin ana milliyetçi karşıtıyken, şimdi gözü kulağı olarak öne çıkıyor. Bir de bunların tersi var: Dostken üç günde karşıtın dibi haline gelen isimler! Bunlar arasında, tabii onurlu ve gururlu 2. Cumhuriyetçiler, “Yetmez ama Evet”çiler, değerli esnek gazeteciler büyük farkla öne çıkıyorlar. İşte bu dediklerimi, benden iyi bildiğiniz gibi, aynen ülkelere de uygulayabiliriz!
Lütfen çocukça tavırlara girip, bu olan biten ve çelişki dolu kokular yayan olaylara şaşırarak bakmayın! Herhalde sizin karşınıza daha önce tek başınıza tüm dünyayla kapışmak veya ülkenizin her zerresini yönetmek gibi sürrealist olaylar çıkmadı! Bu nedenle kelimelerinizi dikkatli seçin ve gereksiz ukalalıklar yapmayın. Siz kiiim, Tayyip Bey kim! Adınızı öne sürerek kılıcını kuşanmadan her istikamete fedakarca koşup gaste basan, adam döven dövdüren, sanal alemde herkesi susturmaya yeminli kadrolarınız oldu mu hiç? Boyun ve kapasiten, yani kapsama alanın  kadar konuş derler adama!  
Evet ne diyorduk, dost düşman belli değil; ABD sözde müttefikimiz. Ama onlarla da toptan karşıt olmayı başardık. Dünyada ABD ile kavgalı olan ülke, Rusya’nın yanındadır. Onunla da kavgalıysa, BM’ye sığınır! Bizim durumumuz ise, artık olsa olsa bin bir fıkra konusu olabilir: Yani mesela dünyada örnek gösterilen efsanevi ordusunu kendi içinde harekatlarla yok edip FETO, Ergenekon, Balyoz derken resmen bitirme noktasına getirip, ardından dünyanın tamamına meydan okumak! Bence zaten söylemi özetlemek lazım: Eyyy Dünya!!! Geçelim. IŞİD, dostumuzun düşmanı, bizim düşmanımız olacak zannedersiniz. Ne yazık ki öyle bir şey yok! Her yerde öyle izler bırakmışız ki, bu IŞİD’e kapıları açtığımızın her türlü belgesi ve resmi ortada kol geziyor. Daha düne kadar çözüm süreci çerçevesinde (!) ordumuzu deli ederek onların önünden resmi geçit yapan PKK ve YPG, şimdi tüm dünya önünde baş can düşmanımız olmuş. Tüm bu sınır ötesi bombardımanlar yaşanırken, Ey İsraiilll’in temsilcileri, Erdoğan’ın baş davetlisi olarak ana sahnede yerlerini almışlar.

SİZLER ALIŞTIRILARAK DELİRTİLDİNİZ!
Hiç bıkmadan tekrarlayacağım: Sizler alıştırılarak delirtildiniz. Yavaş yavaş... 20. yüzyıldan Ortaçağ’a geçiş yaptınız. Sanki Türklere özel matrak sürrealist bir senaryonun bilim-filim kurgusu çerçevesinde... toptan delirtildiniz. Ben mi? Ben 30 yıl önce bugün yaşayacaklarımızı gördüm, anlatmaya başladım ve paranoyak damgası yedim. Şimdi damgamla –ne yazık ki- üzüntülü bir gururla yaşıyorum. İşte ben o nedenle alışamadım. Çünkü filmin birinci dakikasında bu sonu gördüm. Sürecin içinden alışamadan geçtim... Senaryonun her zerresini önceden bilerek ve bildiğim sonu engellemek, yazarlardan makiniste, herkese etki etmek için gayret sarf ederek. Geçen hafta da farklı bir dökümünü verdim bu uzun sürecin. Şu anda her kafadan bir ses, büyük ve bilgiç analizler yapıyor. Kürt koridoru, YPG, LPG, ÖSO, PYD, Suudiler, İranlılar, IŞİD Suriye Kürdistan’ı, hava sahamız, Rusya’dan Türkiye’ye kara harekatı tehdidi, angajman kuralları, degajman senaryoları... İşte tüm bunların ortasından fışkıran Ortadoğu petrolü bile değil, Ortaçağ’ın ta kendisi. Irk-din-mezhep kavgaları artık İsrail-Filistin hattını değil, bizi vuruyor. Onlara da bizi seyretmek düşüyor. Emperyalizme pek fark etmez, kimler savaşıp ölmüş. Dün İsrailli ve Filistinliler, Irak ve İranlılar, bugün Türk ve Suriyeliler... Hiç fark etmez, yeter ki silahlar susmasın, ölüm kussun ve ... satılmaya devam etsin! Yoksa Ortadoğu’nun Ortaçağ’dan kalma din ve çıkar ilişkilerinde, İngiliz yadigarı Kürt sorununda, daima sonsuza dek damarına basılacak yeni etnik kimlik ve din damarları bulunur, sonu yoktur. Yeter ki “Ana Şirket” iş yapmaya devam etsin!


Her gün Osmanlı Osmanlı demekten helak düştünüz, biraz da onları örnek alın bre! Cepheye mertçe yürüyen Fatih ve Kanuni gibi olun, illa savaşacaksanız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.