26 Kasım 2013 Salı

Dünyayı Değiştiren 8 Saniye 4

Bukalemun Oswald’ın maceraları
Tarih sayfalarına katil kimliğiyle giren Oswald, bin bir suratlı bir kişilikti
►Soğuk Savaş’ın ortasında Amerika ve Rusya arasında mekik dokuyan, eski “Marksist Amerikan deniz piyadesi”nin olağandışı hayatı...
Peki, sonsuza dek “Kennedy” her anıldığında hemen ardından ismi tekrarlanacak “Oswald” kimdir? Marx’ı okuyan ve “Komünizm en iyi dindir” diyen bir adam; ilk cinsel deneyimlerini Amerikan denizcisiyken Japonya’da konsomatrislerle yaşayan bir genç; “Önemli bir şey olmazsa beni işten arama” diyen annesini “Anneciğim, şimdi televizyonda İngiltere kraliçesi taç giyiyor” diye arayan bir çocuk; dul annesinin yaşam kavgasında sağda solda gençlik evlerinde bırakılmış bir delikanlı; Japon komünistlerine bazı bilgiler satmasından şüphelenilen bir er ve evladının bir gizli ajan olduğuna inanan ve zorluklar içinde yaşayan bir annenin oğlu... 
Lee Harvey Oswald, çözülmesi asla mümkün olmayacak bir şifre... Yoksulluk içinde babasız olarak yaşama merhaba diyen New Orleanslı bu çocuk, dünya tarihinin en gizemli karakterlerinden biri. İşkence gibi geçen okul yaşamı boyunca (sık sık okuldan kaçıp hayvanat bahçesine ya da Halk Kütüphanesi’ne gidiyor) genç Oswald, sürekli izlediği “Üç Farklı Yaşam Sürdüm” adlı TV serisinin hastasıydı. Dizi üç kimlikli çalışan FBI ajanı Herbert Philbrick hakkındaydı. FBI adına Komünist Parti’ye sızmış bir reklam müdürünün öyküsü, öyle görünüyor ki, Oswald’ın karakterine ömür boyu işledi. 
Bond romanları okuyor 
Lee H. Oswald’ın kendisinin bile artık kim olduğunu bilemediği pek çok an kesin yaşanmıştır! Lee H. Oswald? Ya da O. H. Lee? Veya Rusya’daki adıyla Alik veya KGB dilinde Likhoi? Komünist miydi? Moskova’da konumlandırılmış bir FBI veya CIA ajanı mıydı? Ya da Sovyetler Birliği tarafından ABD’ye geri gönderilen bir KGB ajanı mı? Berlin Duvarı ve “Füze Krizi”nin ortasında herhangi bir sorunla karşılaşmadan nasıl bu kadar özgür ve değişken olabiliyordu? Ian Fleming’in James Bond’u ile ilgili bulabildiği tüm romanları da okumaya başlamıştı. Sonuçta Oswald, sanki Soğuk Savaş’ın ortasında, ABD veya Sovyetler ikilisinden birine ait olmak yerine, bukalemun bir kimlikle “gerginliğin parçası” olmayı tercih ediyordu. Kime, hangi sıfatla çalıştığı fark etmezdi. 
Oswald okulu bırakıp Deniz Kuvvetleri’ne girdikten sonra deniz piyadesi oldu. Japon Atsugi üssünde CIA ile kesişen ilişkiler yaşadığı ve güzel konsomatrislerle aşk hayatı sürüp onlardan Rusça öğrendiği, bu dönemin efsanelerinden. Arkadaşlarının taktığı lakap ile “Oswaldskoviç” komünist olduğunu bile saklamayan farklı bir Amerikan piyadesi! 
1960-1962 arasında Sovyetler’de geçirdiği süre, bu esrarengiz kişiliğin en çok merak edilen dönemlerinden biri. Rusya’ya iltica etmek için müracaat eden Oswald, önceleri uyutulmaya çalışılıyor. Olay sürüncemeye girince otel odasında bileklerini kesip intihar ediyor, rehberi Rimma tarafından bulunup apar topar hastaneye götürülüyor ve kurtarılıyor. 
Rusya’ya iltica isteği 
Oswald, bununla yetinmiyor, 10 gün sonra Amerikan Konsolosluğu’nda pasaportunu masaya koyup “Amerikan vatandaşlığından çıkmaya geldim. Rusya’ya iltica edip U2 casus uçaklarının sırlarını vereceğim” diyor. Bu jestler herhalde Ruslarda bir yumuşama yaratıyor ve Minsk şehrinde yaşaması kaydıyla Oswald’a izin çıkıyor. 
Bir radyo fabrikasında iş verilen Oswald, nispeten iyi maaşına karşın pek de emek harcamayı sevmiyor. Bu arada onu izleyenler akla gelmedik sürprizlerle karşılaşıyorlar. Oswald basit bir fotoğraf makinesinin içine film yerleştiremiyor, radyoya pil koymak isterken kırıp bozuyor ve ormanda ava gittiklerinde atışları hep ıskalıyor. Rus yaşam tarzı ile de ilginç anekdotları eksik değil. Bir sabah 07.00’de kapısına vurulup seçimde oy kullanması için uyandırdıklarında yatağından bas bas bağırıyor: “Beni rahat bırakın, burası özgür bir ülke!”  
Aşırı sağcı faşist General Edwin Walker’a suikast
1961 başında Oswald, bağıra çağıra Amerikan vatandaşlığından çıkmak için başvurduğu Moskova’daki Amerikan Konsolosluğu’na, bu sefer uslu bir vatandaş gibi “Hiçbir cezai takibe uğramayacaksam geri dönmek istiyorum” diye mektupla başvuruyor. Tabii “disleksik” olan ve kelimeleri doğru dürüst yan yana getiremeyen Oswald’ın yazışmalarından konsolosluk nasıl bir anlam çıkarıyor, o da işin bilinmeyen detayı. Oswald Sovyetler’den, bir yıllık yazışmalar ve sahte sakin tavırlarla ayrılma hakkı elde ediyor. 
Teorik olarak dönüş masrafları için, konsolosluk aracılığıyla Amerikan devletinden borç alıyor. Böylece çift, 30 Mayıs 1962 tarihinde bebekleri June’la beraber önce Hollanda’ya, oradan da Amerika’ya doğru yola koyuluyor. Önce New York’a varıp oradan Texas’a geçiyorlar. Lee’nin kafasında Amerika ve Rusya deneyimlerinin ardından yeni bir siyaset oluşturma fikirleri şekilleniyor. 
Posta ile tüfek siparişi 
Oswald mart ayında posta yoluyla Mannlicher-Carcano marka bir tüfek satın alıyor. Siparişi Alek Hidell adına yapıyor. 10 Nisan 1963 günü, yani yüzyılın cinayetinden 7.5 ay önce, Oswald aşırı sağcı faşist General Edwin Walker’a suikast girişiminde bulunuyor. Tüfeğini olay yerine yakın bir noktaya iki gün önceden saklayan Oswald, Walker’in evine yaklaşıp pencerenin arkasından ateş ediyor ve kaçıyor. Bu arada Marina kocasının nerede olduğunu bilmeden evde beklerken Oswald’dan bir not buluyor. Oswald bu durumda ölecek veya yakalanacak bir teröristin karısına ne gibi ilginç notlar bırakabileceğini gösteriyor. Sonuçta Walker’a kimin ateş ettiğini polis tespit edemiyor.  
Kıskandırmak için evlendi
Rusya’da değişik kızlarla maceraları olan ve “Rus rüyası” yaşadığını söyleyen Lee, tanıştıktan altı hafta sonra, önceki kız arkadaşı Ella’yı kıskandırmak için Marina ile evleniyor. Ardından ona da âşık olmayı başararak… Minsk’e geldiğinden beri, KGB görevlileri ajan olup olmadığını anlamaya çalışarak onu kuşkulandırmadan yakın gözetime alıyorlar. KGB ajanları, dairesinin üst katına yerleşip duvarın içinden mikroskobik delikler açarak, döneme göre büyük “fiberoptics” başarılarla gözlemlerine devam ediyorlar. Karı-koca sürekli kavga ediyor ve bu konuşmaların dökümü Brezilya dizilerine benziyor.  
Oswald olmak zor iş
Her ne kadar onun Rusya’da yaşamış olduğu bilgisi FBI’dan panelcilere ulaştırılmış olsa da o ilk şoku iyi atlatan Oswald, politik günlük gündemi, bir günlüğüne teslim almış oluyor. Tarihin akış yatağını değiştirecek olmasının yanında “gündem”in lafı mı olur? Oswald daha sonra Meksika’ya giderek oradan Küba vizesi almaya çalışıyor. Ama başarılı olamıyor. “Önce bir Sovyet vizen olması lazım” diyorlar. Oswald kızıyor; hem de çok ama gri bir nokta daha var: Elçiliğin önünde çekilen gizli resimlerde “Oswald” diye elçiliğe girmiş alakasız birini görüyoruz. Aynı dönemde birilerinin Oswald’ın imajını istenilen yönde oluşturmak için “sahtesini” ortaya saldıkları konuşulanlar arasında. Uzun lafın kısası “Oswald” olmak herkes için zor iş!  
Marksistliğini her yerde dile getiriyor
İşte Ağustos 1963’te Oswald New Orleans’ta “ellerini Küba’dan çek” broşürü dağıtırken...

Oswald’ın komünizme ve Küba’ya olan ilgisi Amerika’ya dönüşünden sonra da devam etti. Amerika’da solcu ve ilericiliğin Castro ve Küba’yı desteklemek olduğu, tutucu olmanın da Küba düşmanlığı gibi özetlendiği bir ortamda, Oswald New York’ta merkezi bulunan Fair Play for Cuba Committee’ye (Küba İçin Dürüst Tavır Komitesi) bir yazı yazarak, New Orleans’da bir şube açmak istediğini söylüyor. Komiteden gelen teşekkür yanıtı açık açık “Şube açmadan ve provokasyona sebebiyet verecek davranışlarda bulunmadan evden idare etmesini” rica etmesine rağmen, Oswald bildiğini okuyor ve konuyu özetleyen bildiriler bastırıp bir küçük ofis tutuyor. Oswald’ın başı, sokakta kendisiyle dalaşan halkla ve polisle derde giriyor. Castrocu bildiriler dağıtırken daha iki gün önce sözde “destek vermek” amacıyla ziyaret ettiği anti-Castrocu örgütçü Carlos Bringuier onu sokakta elinde Castrocu el ilanlarıyla dolaştığını duyunca, yakalayıp tokadı patlatıyor! Lee karşılık vermiyor ve ayrıca bir radyo programında da kendi Marksist/ Leninist görüşleriyle çarpışan fikirlere sahip üç kişiye karşı aynı anda “aslanlar gibi” mücadele ediyor. 
Küba komitesine mektup 
Oswald’ın başarılı, hazırcevap ve kendini iyi yetiştirmiş bir panelist olarak görünmesi, geçmişini göz önünde bulundurduğumuzda çok ilginç. Olmamış olayları olmuşçasına göstererek sonra bunları gerçekten yapmak gibi zamanla ileri-geri oynayan bir kişiliğe sahip. Oswald, Küba Komitesi merkezine, “Sokakta polisle ve karşıt görüşlülerle çatıştık” diye mektup yazıyor. Komik, yanlış kesimli Rus elbiselerle katıldığı radyo açık oturumunda, sunucunun onu saygın bir komite üyesi ve New Orleans bölgesi şefi olarak tanıtması, Oswald’ın küçük dünyasında kurduğu dev hayallerin gerçeği ısırması oluyor! Ama tüm bu reklam, program, bildiri dağıtım ve çabalara rağmen, bir türlü New Orleans’taki komiteye hiçbir üye katılmıyor. Kaldı ki, merkezi komite Oswald’ın kendince kararlar alıp uygulayan “tehlikeli” kişiliğini algıladıktan sonra, onunla ilişkilerini kesiyor. 
Oswald’ın ilginç bir noktası, Marksist olduğunu her yerde övünçle dile getirmesine rağmen bu konuda herhangi bir derinliğe sahip olmaması. Konuya hâkimiyeti sığ ve klişe bilgilerden öteye geçmiyor. Ama aynen Walker olayında olduğu gibi, Oswald “akıl almaz sonuç çıkartmalarla” kendine “dünyayı ve tarihin akışını değiştirmeye niyetli bir insan” profili çizmeye ve buna inanmaya başlıyor.  ●SÜRECEK

25 Kasım 2013 Pazartesi

Dünyayı Değiştiren 8 Saniye 3

Yakılan notlar, rötuşlanan fotoğraflar, tehditler…
● Yüzyılın en önemli cinayetinin otopsisi, yüzyılın en savsaklanan ve tahrifata uğrayan otopsisine dönüşüyor
► Kennedy otopsisinin tamamı, başından sonuna dek doktorların kendilerine “sipariş edilen” son rapora ulaşabilmek için oynadıkları bir komediden farksızdı.
Dealey Plaza’da kurşunlar konuştuktan sonra Merriman Smith, dünyaya telsizle suikastı duyuran ilk gazeteci oldu. Vurulduktan beş dakika sonra, Başkan’ın arabası hastaneye vardı. Üç koruma görevlisi, Kellerman, Green ve Lawson, Kennedy’yi zorlukla ameliyathaneye taşıdılar. Dr. Malcolm Perry, Dr. Robert Mc Clelland ve Dr.Charles Carrico 15 dakika panik içinde ellerinden geleni yaptılarsa da yaşam işaretlerini hareketlendirmeyi başaramadılar, son duayı okuması için rahip Oscar Huber’i çağırdılar. Kennedy’nin ölümü saat 13.38’de basın sözcüsü Malcolm Kildulff tarafından kamuoyuna açıklandı. Bu, dünyanın gelmiş geçmiş en hızlı yazılan haberiydi. Cinayetten bir saat sonra Amerika’nın yüzde 95’i olayı duymuştu. Texas kanunlarına göre Dallas’ın sorumlu yasal doktoru Earl Rose otopsi yapmadan, naaş Parkland’i terk edemezdi.
Dallas hâkimi, savcısı ve Kennedy ekibi arasında, bu konuda ciddi bir sertleşme bile yaşandı. Nihayetinde, Kennedy’nin vücudu acil olarak sipariş edilen pahalı bir tabutla,Johnson ve Jackie Kennedy’nin de içinde olduğu AIR FORCE ONE’a apar topar yüklendi. Kennedy’nin naaşıyla birlikte AIR FORCE ONE’a gelen Johnson, Robert Kennedy’nin bir karşı hamlesinden korkuyordu. “Robert uçakta yemin etmemizi istedi” diye bir hikâye uydurup Jackie’yi apar topar yanına çağırttı, yeminini uçakta etti ve kaşla göz arasında başkan oldu! Ancak AIR FORCE ONE Washington’a indiğinde, Robert Kennedy ve diğer Kennedy aile üyeleri ile beraber havaalanında düzenlemek istediği basın toplantısı senaryosu tutmadı. Kennedy’ler derhal Jack’in tabutunu arabaya alarak uzaklaştılar. Johnson, her haliyle zavallılık kokan basın toplantısını tek başına yapmak zorunda kaldı. Amerika, karizmasıyla dünyayı ve tüm halkları büyülemiş bir yıldızın ardından, kimsenin tanımadığı ve sevemeyeceği bir ikincil yaşlı adamın eline kalmıştı...
Otopsi öncesi cesede müdahaleBirçok akıl almaz teori, ortalıkta gezen iddialara tuz biber ekiyor. Bu teorilerden en ilginci, Kennedy’nin naaşının Parkland’den alınıp Bethesda’daki otopsiye götürülmeden önce başka bir yere kaçırılıp yaraların arkadan gelen kurşunlar sonucu oluştuğunu kanıtlamak istercesine, bir müdahaleye maruz kaldığı şeklinde olanı. Dallas’taki ambulansın şoförü Aubrey Rike, vücudun Dallas’tan hareket ederken şık bronz tabut içinde ve çarşaflara sarılı olduğunu söylerken, Bethesda Hastanesi’ndeki laboratuvar teknisyeni Paul O’Con Nor ise kendilerine gelen vücudun sade bir askeri tabutta, fermuarlı ceset torbasında olduğunu vurguluyor. Ama öte yandan, Kennedy’nin en yakın görev arkadaşı Dave Powers, Parkland’den Bethesda’ya kadar tabutun yanından hiç ayrılmadığını vurguluyor ve bu senaryonun doğru olamayacağını söylüyor. Aynı şekilde FBI ajanı Frank O’Neill ve James Sibert, uçağın indiği Andrews Air Force Base’den Bethesda Hastanesi’ne dek ambulansı sürekli takip ettiklerini anlatıyorlar. Tam Kennedy cinayetine uygun gri bir soru işareti daha! Keşke otopsi Dallas’ta yapılsaydı...
Watergate ve suikast ilişkisi
Harrison Edward Livingstone “Yüksek İhanet, 2. Bölüm”
 isimli kitabında, özellikle cinayet sonrasında, otopsi esnası ve sonrasında, hatta daha ileriki yıllarda sürekli olarak izlerin nasıl yok edildiğini en ince detayına kadar kaleme alıyor. Sadece otopsi etrafında dönen oyunlar 400 sayfa tutarken, 600 sayfalık kitap, Kennedy cinayeti ve Watergate arasında da bağlantılar kuruyor. Robert Kennedy ve Martin Luther King cinayetleri de, Nixon’un Demokrat Parti karargâhına espiyon olarak yolladığı adamlarının neden olduğu Watergate skandalı da, bir ucundan JFK cinayetinin esrarengiz bulutlarına takılıyor. Örneğin, JFK cinayeti soruşturma dosyalarında sıkça adı geçen Howard Hunt’un eşi Dorothy Hunt, Nixon’un espiyonlarına ödemeleri yapan “çantalı kadın” rolündeyken, 8 Aralık 1972’de bindiği 553 sayılı uçak düşüyor ve Bayan Hunt ölüyor. 

Şüpheli bir uçak kazası 
Olay hemen örtbas edildi ve Nixon’un adamları olayı soruşturacak kilit noktalara getirildiler. Şüpheli bir kaza olarak tarihe geçen 553 numaralı uçuşta Dorothy Hunt dışında birçok “kritik” isim daha vardı. 
Uçak düştükten sonra FBI uzun süre enkaz çevresine sağlık ekiplerini bile yanaştırmadı ve az yaralıların olay yerinden bir an önce uzaklaşmalarını sağladı. 
CIA Başkanı Richard Helms, Howard Hunt’ın Watergate olayına karışmasına neden olan kişilerden biriydi. Helms, Warren Komisyonu ve CIA arasındaki bağı oluşturuyordu ve şayet biri JFK cinayetinin gerçek yüzünü, sürgündeki anti-Castrocu Kübalıların suç birliğini, CIA’nin Castro aleyhine olan suikast denemelerini gizleme gücüne sahipse, HSCA’ye (House Select Committee on Assassination - Temsilciler Meclisi’nin 1976-78 Araştırma Komitesi) göre bu Helms’den başkası olamazdı.
Dünyanın en baştan savma otopsisiO gece Bethesda Askeri Hastanesi’ndeki otopside inanılmaz hatalar yapıldı. Dünyanın en önemli cinayetinin otopsisi, tarihe belki de “dünyanın en baştan savma otopsisi” olarak geçecekti! İşlemi yürüten şef Dr. James Humes, daha önce ateşli silah yaralarıyla ilgili bir otopside bulunmamıştı. Kennedy’nin doktoru Burkley, Humes’a, kurşunların vücutta açtığı izleri araştırmamasını söyledi. Kennedy’nin kanıyla lekelenen Dr. Humes’un el yazısı raporu yırttırıldı. Otopsiye katılan doktorlar tehdit edilerek, işlem hakkında açıklama yapmaları yasaklandı. Otopsi anında yapılan kalitesiz çekimdeki fotoğrafların müdahalelere uğradığı ortaya çıktı. Otopsiye katılan doktorların, yaraları sözlü ve yazılı olarak tarifleriyle “otopsi fotoğrafı” diye etrafta gezen görüntüler, birbirleriyle büyük çelişki içindeler... 
Kafatası parçaları kayıp 
Kanıt olarak saklanması gereken Başkan’ın kafatasının parçaları bugün “Milli Arşivler”de yer alacağına, “kayıplar” listesinde yer alıyor! Başkan’ın sağ arkası patlamış kafatasından fışkıran beyin parçaları otopsi esnasında çıkartılmış ve kurşunların giriş yönü hakkında araştırma yapma niyetiyle paslanmaz çelikten bir kutuya konmuştu. Bu araştırma yapıldı; sonuçlar gürültü çıkartmasın diye mi “Başkan’ın beyni çalındı” lafı ile olay örtbas edildi, yoksa gerçekten mi çalındı, bilemiyoruz. Başkan’ın gırtlağındaki yara, ilk müdahaleyi yapan doktorlara bir “giriş” olarak görünmüştü. Daha sonra ciğerlere doğru bir teneffüs yolu açmak için bu yara üstüne “traketomi” gerçekleştirilecekti. 
Kennedy’nin gömlek ve ceketindeki delikler, Başkan’ı sırtından vuran kurşunun boynun 15 cm kadar altından girdiğini göstereceklerdi bize sonradan. Dolayısıyla bu yaranın gırtlaktakiyle bir ilgisi olamazdı. Bunun aynı kurşunun giriş ve çıkış noktaları olduğunu kabul etmek, Kennedy’e yolda yer seviyesinden ateş edildiği anlamını çıkaracaktı. 
Sipariş rapor 
Doktorlar, sırttan giren kurşunun gırtlaktan çıkmasına Başkan’a yapılan kalp masajının neden olabileceğini savunuyorlardı! Açıkçası, onlar için oldukça aşağılayıcı bir süreç yaşanıyordu. Kennedy otopsisinin tamamı, başından sonuna dek doktorların kendilerine “sipariş edilen” son rapora ulaşabilmek için oynadıkları bir komediden farksızdı. Belki Dr. Finck’in, JFK’in kıyafetlerinin kontrol edilmesi talebinin reddedilmesinin de sebebi buydu. Olayın dönüp dolaşıp geldiği nokta, Kennedy’ye “önden ateş edilmediği” savını kanıtlayacak sonuçlar çıkarmaktı. Çünkü “sipariş” buydu! FBI kıyafetlere el koymuş ve onları ortadan yok etmişti. Aynen derhal temizlenmeye yollanan limuzin gibi! Vali Connally de Kennedy’i vuran kurşundan farklı bir kurşunla ve kesinlikle ondan daha sonra vurulduğunu bütün ifadelerinde ve röportajlarında savundu.
Fizik karşıtı açıklama
“Yalnız üç el ateş edildi ve Oswald tek başına hareket etti” mantığını kanıtlamaya çalışanlar, bu iki yaranın aynı kurşundan oluştuğunu kanıtlamak için fizik karşıtı açıklamalara girişecek ve bunun aksi her şeyi yok etmeye çalışacaklardı. Örneğin, otopsi esnasında orada olan FBI ajanları Frank O’Neill ve James Sibert, işlem sırasında bir kurşun bulunduğunu açıklamışlar ve bu Amiral Calvin Galloway tarafından da onaylanmıştı. Bu kurşun hiçbir resmi soruşturmada görülmedi ve gündeme gelmedi. Başkan’ın kafatasının sağ arka bölümünü ve beynini parçalayarak çıkan kurşun, birçok şahide ve doktora göre, önden girmiş, arkadan çıkmıştı. Böyle bir yarada giriş izi, daima çıkış izinden çok daha küçük olurdu. Dr. Robert McClelland çıkış yarasının desenini de bu teoriyi tamamen doğrulayıcı olarak çizmişti. O gece hastanede fotoğrafları çeken teknisyen Floyd Riebe, daha sonra gördüğü fotoğrafların öncekilerle ilgisi olmadığını söyledi.

Dünyayı Değiştiren 8 Saniye 2

Cinayetlerin hızlı hafta sonu
● Kennedy’nin ardından polis Tippit ve Oswald’ın öldürülmesi büyük depremin artçı şokları gibi geliyor
Oswald’ın eşi, iki çocuğuyla birlikte dostları Ruth Paine’nin Irwing’deki evinde kalıyordu. Oswald hafta boyunca Texas School Book Depository’de çalışıp Dallas’ta kiraladığı bir odada yaşıyor; hafta sonları ailesine katılıyordu. Ve 22 Kasım sabahı, kavgalı olduğu eşiyle son bir gece geçirip ona 150 dolarını bırakıp “perde kornişi”süsü vererek paketlediği (büyük olasılıkla) tüfeğini de yanına alarak Paine’in komşusuyla beraber Dallas’a döndü. Kennedy cinayetinin üzerine çöken esrar perdesinin bir diğer bölümü, aynı gün Kennedy’den 45 dakika sonra öldürülen polis memuru J.D. Tippit’in hazin sonu ile örtüşüyor. Oswald’ın Texas School Book Depository’i terk ettiği 12.33 ile Tippit’in öldürüldüğü söylenen 13.10 arasındaki 40 dakikada neler olmuş olabilir? Warren Komisyonu bu süreyi şöyle açıklıyor: Oswald çıktı, Elm Street’de yedi sokak boyu yürüdü, geldiği istikamete doğru giden bir otobüse bindi, inip bu kez bir taksiye bindi, yaşadığı kiralık odaya uğradı, üç-dört dakika kaldı, bir otobüs durağında bir süre bekledi, sonra 10. Sokak ve Patton Caddesi’nin kesiştiği yere yürüdü, kendisini durdurmak isteyen Tippit’le karşılaşıp onu öldürdü. 
Ardından yürüyerek Jefferson Boulevard’a gitti. Onun şüpheli hareketlerini fark eden bir ayakkabı mağazası müdürünün ihbarıyla Texas sinemasına biletsiz sızıp saklanmışken, salona giren polislerle küçük bir arbede sonrası yakalandı. Fakat Warren Komisyonu’nun bu iddiaları da tutarsızlıklarla dolu.
Oswald saatlerce sorgulandıDallas polisinin “cinayet çözümünde başarılı, kanıt bulmada en zayıf” komiseriFritz, Oswald’ı saatlerce sorguluyor, ama ses kaydı yapmadan! “O dönem Dallas polisinin böyle bir cihazı yoktu” diye işin içinden çıkıyor Fritz. Oswald, Fritz’e, Paine’lerin evinde battaniyeye sarılı bir tüfeği olduğunu söylediğini reddediyor. Ayrıca eşi Marina’nın çektiğini söylediği ünlü eli silahlı fotoğrafın da kendisine ait olmadığını iddia ediyor. “Surat benim, ama başka bir vücuda monte etmişler” diyor. Fritz“Biliyorsun, Başkan’ı öldürdün” diyor. Oswald reddedince, Fritz Başkan’ın öldürüldüğünü kendisine bildiriyor. Oswald her zamanki bıkkın tavırlarıyla “Ne olacak, insanlar birkaç güne bu olayı unuturlar ve yeni bir başkan bulunur” diyor. O gün tüm öğleden sonra süren yorucu sorgu seanslarında, Oswald’ın hazır cevap olması dikkati çekiyor. Akşamüstü Oswald, Tippit’in ölümü ile ilgili olarak tevkif ediliyor. Daha önce altıncı katta silahlı bir adam gördüğünü söyleyen şahit Howard Brennan, Oswald’ı teşhis etmeyi reddediyor. Yıllar sonra, komünistlerin yaptığını sandığı bir eylem olduğu için, bulaşmak istemediğini itiraf edecek.  
Oswald avukat olarak Abt’ı istiyorErtesi gün, Oswald’ı, eşi Marina ve annesi Marguerite ziyarete geliyorlar. Cam bölme ardından telefonla görüşüyorlar. Lee annesine her şeyin iyi olacağını söylüyor. Ne annesi ne de Marina o gün Lee’ye Kennedy’i vurup vurmadığını sormuyorlar. Lee ve Marina, birbirlerine yoğun sevgi sözcükleri söyledikten sonra, Oswald o gün karısına, kızı June’a yeni bir ayakkabı satın almasını tembihliyor! Oswald Dallaslı bir avukat istemediğini söylüyor. Aklı New York’ta, Komünist Parti üyelerinin avukatlığını yapan John Abt’da. Lee, Ruth Paine’e telefon edip ondan Abt’ı aramasını istiyor. Eklediği detay daha da ilginç: “Akşam uzun mesafe telefon fiyatları ucuzladıktan sonra ara!” Tam bir “Amerikan proleteri” imajı çizmeye devam ediyor.
Silahın markası bir günde değişti 
İşte ünlü fotoğraf. Lee. H. Oswald, evinin önünde silahları ve okuduğu sol literatür ile. Fotoğraf montaj değilse neyi kanıtlamaya çalışıyor? Montaj, Oswald’a somut solcu militan imajını kim damardan enjekte etme peşinde?

22 Kasım’da, Dallas polisi ve savcısı yaptıkları açıklamalarda bu silahın 7.65 çapında bir Alman Mauser olduğunu söylüyorlar ve bu tüm basına ertesi gün yansıyor. Fakat 23 Kasım günü, Oswald’ın silahının bir Mannlicher Carcano olduğu saptanınca, “bulunan tüfeğin” künyesi hemen değiştiriliyor. Silah artık Alman değil İtalyan, çapı 7.65 değil 6.5 ve Mauser değil Karabin! Cinayet etrafında dönen her bilgiyi Oswald’a adapte etmeye çalışan yetkililer, Amerikan Başkanı’nı öldürdüğü söylenen tüfek hakkında, gözleri gören bir ev hanımı kadar bile bilgi sahibi olamıyorlar! Araştırmacı Mark Lane, tüfeği eline aldığında üzerinde rahatlıkla okunan “MADE ITALY CAL. 6.5” ibaresi olduğunu belirtip bunun bir polis tarafından görülememiş olmasının imkânsızlığından söz ediyor.
Profesyoneller hedefi vuramadı
Bu kolay yenilir yutulur gibi değil. Tüm dünyanın aynı saniyede gözlerinin çevrili olduğu ve Başkan’ı öldürdüğü söylenen bir silahın şeceresinin A’dan Z’ye yanlış teşhis edilmesi masalına kim inanabilir? Daha sonra Warren Komisyonu, Oswald’ın performansının ne kadar gerçekçi olduğunu görmek için en keskin üç nişancıya aynı pencereden, aynı uzaklıktaki yapay hedeflere ateş ettiriyor. Üç profesyonel atıcıdan yalnız bir tanesi altı saniye içinde üç kere ateş etmeyi başarıyor ve hiçbiri yapay hedefleri başından veya boynundan tek bir kere bile vuramıyor!
Görgü tanığı teşhis edemedi
Oswald’ın Dallas polisi tarafından aranması ve tutuklanması ile ilgili her safha çelişkilerle yüklü. 22 Kasım’da Oswald, önce polis Tippit’in öldürülmesi ile ilgili tutuklanıyor. Yani ona atfedilen ilk suç, saat 13.10 civarında gerçekleşen “ikinci cinayet”. Halbuki Kennedy cinayeti ile ilgili Oswald’a benzeyen bir tarifin radyodan yayımlanma saati 12.45, yani cinayetten hemen 15 dakika sonra! Bu çelişki genel olarak, şahitlerden Howard Brennan’ın, altıncı kattan ateş ettiğini ve sonra tüfeğini içeri aldığını söylediği adamı tarif etmesiyle açıklanıyor. Halbuki, göz bozukluğu ile tanınan Brennan, beşinci katta korteji seyrederken gördüğünü ifade ettiği zencileri bile daha sonra Dallas Emniyet Müdürlüğü’nde tanıyamıyor. Hatta ertesi gün Oswald’ın fotoğraflarını basında görmesine rağmen, onu teşhis edemiyor. 
Karnına tek kurşun 
Basının önüne çıkan Oswald’a sorular yöneltenler arasında Dallas’ta Carousel striptiz kulübünün sahibi Jack Ruby de var. Oswald, Kennedy’i öldürdüğü iddiasını hep reddediyor. Ruby ise Emniyet Müdürlüğü’nde varlığı yadırganmayan bir Dallas karakteri... 
Pazar sabah Fritz, Oswald’ı sorgulamaya devam ediyor. Tehditler alan Oswald, o gün Dallas Polis Müdürlüğü’nden alınıp eyalet hapishanesine teslim edilecek. Bunu bilen Fritz, elinden çıkmak üzere olan, dünyanın gözleri üstüne çevrili bu ilginç şahsı planladığından bir saat fazla sorguluyor. Saat 11.20’de Oswald aşağıya indirilip bodrum katından çıkarılıyor. O anda kendisine bir gazeteci soru sorarken iki polis de kollarından tutuyorlar; elleri kelepçeli. Jack Ruby birden belirip öne fırlıyor ve silahıyla karnına tek bir kurşun sıkarken “Oswald!” diye ona bağırıyor... Oswald ve Ruby hiç göz göze gelmiyorlar. Halbuki o anda Oswald’ın ağzından çıkacak tek bir söz ipucu teşkil edebilirdi...
Jack Ruby’nin mafya bağlantısı

Oswald’ın katili gece kulübü işletmecisi Jack Ruby.
Ruby, 1965’te sırlarıyla birlikte kanserden öldü. Pek çok kişi, hastalığının sözde “tedavi iğneleri” sonucunda daha hızlı ilerlediğini öne sürdü. Sonunda o da dinlenmeden “susturulabilmiş”, ortalık mecburen yatışmıştı.
Jack Ruby’nin, Oswald’ı Dallas emniyet binasının bodrum katında vurup öldürdüğü anJack Ruby, genç yaşlarında mafyaya bulaşmış; ilk bağlantılarının Al Capone’a kadar uzandığı söyleniyor. Kulüp müşterilerinin çoğu işadamları, bürokratlar; aralarında birçok polis memuru ve emniyet yetkilisi de var. 
Karanlık geçmişinde Castro’nun birliklerine ve Ada’ya silah gönderen Ruby’nin, Küba devrimine çıkar uğruna destek olduğu biliniyor. Mafyaya yakınlığının yanı sıra FBI için muhbirlik de yaptığı öne sürülüyor. Pek çok şahit, Ruby’nin o gün suikastın gerçekleştiği bölgede dolandığını öne sürerken, birçok kişi de Ruby’nin, Oswald’la birlikte Carousel’de görüldüğünü belirtiyor. 
Liderler cenazeye katıldıJack Ruby, Dallas polis hapishanesinin bodrum katında Oswald’ı vurmadan hemen önce, striptizci kızlarından Karen Carlin’e kirasını ödemesi için 25 USD gönderdi. Akabinde bodruma indi; kolay hedef Oswald da aşağı getirildi. Karnına yediği tek kurşun Oswald’ı öldürmek için yeterli oldu. Fakat iddialar şu yöne de kayıyor: Ruby içeri sokulup “hazır” olduktan sonra Oswald kurbanlık koyun gibi getirilip ona sunuldu. Çünkü susturulması gerekiyordu! Ertesi gün Kennedy, Arlington mezarlığında toprağa verilirken tüm dünyadan Washington’a akan liderler arasında Başbakanİsmet İnönü ve General De Gaulle de vardı. Dünya zamansız gemiyi terk eden bu genç adamın hakkını vererek onu tarihe özenle yerleştiriyordu. 
Warren Komisyonu komedisiAylar sonra Ruby, ısrarla tüm gerçeği Warren Komisyonu’na açıklamak istedi. Ama komisyon, güvenliğini garanti edemeyecekleri ve giderleri ödeyemeyecekleri gerekçesiyle(!) Lee’nin Washington DC’ye transferini reddetti. Bu, cinayetten en büyük çıkarı oluşan iki kişinin, yani Johnson ve FBI Başkanı Hoover’ın yakın markajında ilerleyen Warren Komisyonu komedisinin kendi ipini çeken ve tarihe karşı tüm güvenilirliğini kaybettiren en büyük falsosuydu.

SÜRECEK...

23 Kasım 2013 Cumartesi

Dünyayı değiştiren 8 saniye

50 yıl sonra Kennedy suikastının izleri
✔Kennedy CIA, FBI ve Pentagon’u nasıl karşısına almıştı?
✔Kennedy suikastına bir ucundan adı karışan yüzlerce kişi nasıl öldürüldü?
Warren Komisyonu, Oswald’ın katili Jack Ruby’nin ısrarla “Washington”a transfer olup orada cinayetin bilinmeyen her yönünü açıklama teklifini hangi gerekçelerle reddetti?

Teksaslıların sizi sevmediğini söyleyemezsiniz Sayın Başkan!
●22 Kasım 1963 tarihinde saat 12.30’da silahlar patlamadan önce Kennedy’nin duyduğu son cümle Teksas valisinin eşinden gelir:
Kennedy cinayeti, hakkındaki gerçeklerin yüzde yüz bilinemeyeceği bir dipsiz kuyu. Dünya o günden sonra hiçbir zaman aynı olmadı ve bu cinayet, süper güç Amerika’nın tavrının tamamen değişmesine ve dünyanın giderek daha kötü bir yer haline dönüşmesine yol açtı. Bugün bile kendi coğrafyamızdaki her olumsuzluğun arkasında, Amerikan statükosunun, Kennedy’nin bir devrimle emperyalist, ırkçı, kapitalist modeli sarsıp farklı bir dünyaya ulaşma çabasının önünü ani bir şekilde kesmesi var.“Dünyayı Değiştiren 8 Saniye” başlıklı sergi ve araştırmam için 1995 ve 2013’te Dallas ve New Orleans’da bu dipsiz kuyuya düştüm. Bu cinayeti derinden inceleyen herkesin başına geliyor bu...
İrlanda asıllı Amerikalı işadamı ve diplomat Joseph Kennedy’nin oğlu John Fitzgerald Kennedy, dostları, ailesi ve sayısız sevgilisi tarafından “Jack” olarak anılan, Amerikan donanmasında görev yapan bir 2. Dünya Savaşı kahramanı. Gemisi PT109, 1943’te Japonlar tarafından batırıldıktan sonra arkadaşlarını kurtarmak için saatlerce onları Pasifik’te çekerek yüzmüş, ıssız bir adaya çıktıktan sonra yardım aramak için kendini yine sulara bırakmış idealist bir genç adam. Çocuklarının Amerika’yı yönetmesini isteyen baba Kennedy’nin örgütlemesiyle Jack, 1946’da önce Massachusets senatörü, ardından Nixon’la girdiği yarışı önde bitirerek 1960’ta ABD’nin 35. başkanı seçildi. Özellikle Küba etrafında gelişen büyük gerginliklere sahne olan 1150 günlük başkanlığı, artık kendi politikalarını kabul ettireceği daha verimli bir döneme yaklaşıyordu. 1964 yılında yapılacak yeni seçimin hazırlıkları için, bütün güvenlik ikazlarına rağmen, yardımcısı Lyndon Johnson’la, beş durak ve 2 günlük Teksas seyahatine çıkmıştı. Dallas, seyahatin üçüncü ayağıydı ve 22 Kasım Fort Worth’te, Hotel Texas’ta kendisi için asılmış dünya sanatının Picasso veyaPollack gibi yıldızlarının işleriyle kaplı suitinde uyandı ve kahvaltıya oturdu.
‘Başkan öldürmek için ne gece olurdu ama!’
Aynı günün sabahı sağ kolu Ken O’Donnell Başkan’a, Dallas Morning News’te Kennedy’yi suçlayan, neredeyse hakaret eden işadamlarının verdiği tam sayfa ilanı gösterdi. Eşi Jackie’nin morali bozuldu. Jackie’ye dönüp tane tane konuştu: “Dün gece, bir başkan öldürmek için ne gece olurdu ama? Yağmur yağıyordu, ıslanıyorduk. Adamın biri çantasından bir tabanca çıkarıverse, hızlı davransa ve kalabalığa karışsa.”
Başkan’ın uçağı Air Force One, saat 11.33’te Dallas Lovefield Havaalanı’na indi. JFK ve pembe takımı içinde Jackie merdivenlerde göründüğünde, kalabalıktan müthiş bir alkış tufanı koptu. Başkan ve eşi güvenlik kurallarını devre dışı bırakarak herkesle el sıkışıyorlardı. Konvoy saat 11.55’te, 4 motosikletli polis eşliğinde Lovefield’dan ayrıldı. Yağmur durduğu için limuzinin üstü açıktı. Arabayı ajan William Greer kullanıyor, sağında güvenlik sorumlusu Roy Kellerman oturuyordu. Konvoy, on binlerce Teksaslının tezahüratları arasında Dallas merkezine doğru yol almaya başladı. O güne kadar bu seyahate yöneltilen tüm tehditlere rağmen hava, Güney’de de başkandan yana görünüyordu. Konvoy Main Street’e vardı, Houston Street üzerinde kısa bir duraklamadan sonra Dealey Plaza’dan Elm Street’e dönerek sağdaki Texas School Book Depository’nin (TSBD) önüne geldi. Elm Street’e doğru 120 derecelik o çok yavaş dönüşten dakikalarca önce, birçok tanık TSBD’nin altıncı katında, elinde tüfek olan bir kişiyi fark etti. Tabii ki bu şahsın gizli servis ajanı olduğunu düşündüler. Hatta bazıları bu katta biri Siyahi iki kişiyi gördüklerini öne sürdüler. Terzi Abraham Zapruder, konvoyu Elm Street’teki çimenlikli tepenin üstündeki beton yükseltiden filme alıyordu. Tarihin şimdiye kadar hakkında en çok konuşulacak görüntülerini çektiğinin farkında olamazdı.
Başkan ve ekibi bu sıcak atmosferden hoşnuttu. Valinin eşi Mrs. Connally Başkan’a döndü ve “Sizi Texas’ta sevmediklerini söyleyemezsiniz, değil mi Sayın Başkan?” dedi. Kennedy “Evet söyleyemem” diye yanıtladı, halkı selamlamaya devam ederek.

Öleceğiz
Saat 12.30’du. O anda tarihi değiştiren sekiz saniyelik akış başladı. Sonraları birçok insanın maytap zannettiği ilk ses duyuldu, TSBD’nin üstündeki güvercinler havalandı. Binanın beşinci katından korteji seyredenler yukarıdan beton düştüğünü fark edip irkildiler. Kennedy arabayı ıskalayan ilk el ateşten sonra başını sağa çevirdi. Limuzin, TSBD’yi yaklaşık 30 metre kadar geçtikten sonra silah atışına benzeyen bir ses daha duyuldu. İnsanlar bunun da maytap veya motosiklet sesi olduğunu düşündü. Sonra benzeri bir başka ses daha duyuldu. JFK, şaşırmış bir ifadeyle boğazını tutuyordu. Belindeki ortopedik korse yüzünden pek hareket edemiyordu. Diğer kurşunlar hedeflerine ulaşmaya başladığında Jackie“Oh, hayır, hayır!” diye haykırdı. Vurulan Vali Connally de “Aman Tanrım, hepimizi öldürecekler!” diye bağırıyordu. Başkanın arabası, bu açık saldırıya rağmen nedense hâlâ hızlanmıyordu! Son olarak bir kurşun Başkan’ın kafatasını, beynini darmadağın etti!

Kafatası parçaları
Jackie Kennedy, kocası beynine ölümcül kurşunu yedikten sonra üstü açık otomobilde geri dönüp bagajın üstüne çıktığında bütün dünya, onun panik içinde kaçtığını zannedecekti. Halbuki Jackie, kocasının fırlayan kafatası parçasını bagaj kapağının üstünden sımsıkı avucuna almış ve hastaneye gelir gelmez doktora son ümit kırıntısıyla teslim etmişti. Jackie doktorun bu parçayı tekrar Jack’in kafatasına“yerleştirmesini” bekliyordu! Bagaj üstünde Jackie’ye yetişen koruması Clint Hill, bir gece evvel, erkenden yatıp yorucu güne hazırlanacaklarına, sabaha kadar barda eğlenen diğer ajanlar arasında olmayan tek görevliydi. Bundan sonra ajan Greer, arabayı hızlandırmaya(!) nihayet karar verip üçlü altgeçitten otoyola doğru yöneldi. Konvoyu izleyen insanların yarıdan fazlası, atışların geldiğini düşündükleri çimenli tepeye doğru, diğer kısmı da yokuş yukarı TSBD’ye koşuşturdular. Çimenli alana gidenlerin büyük kısmı, kendilerine kimlik veya rozet gösteren gizli ajan ve polislerin“alanı derhal terk etmeleri gerektiğini” söyledikleri şeklinde ifade verdiler. Oysa sonra çitlerin arkasında görevlendirilen hiçbir ajan ya da polis olmadığı ortaya çıktı. Öyleyse kimdi bunlar?
O gün Dallas’ta olup bitenler hakkında çeşitli rivayetler, dünya döndükçe sürecek. Ama bazı kesin bilgiler de mevcut: Örneğin, silah seslerinden hemen sonra binaya dalan polis Marion Baker, TSBD’ye giren ilk görevli. Baker’a binada müdür Roy Truly yol gösteriyor. İkisi merdivenlerden çıkıyorlar ve 2. katta yemek odasındaki adamı görüyorlar. Oswald bir şey olmamış gibi yanlarına geliyor. Baker “Bu adamı tanıyor musun, burada mı çalışıyor” diye soruyor. Truly “Evet, burada çalışıyor”u basınca, Oswald’ı bırakıp yukarı çıkmaya devam ediyorlar. Baker’a göre Oswald, gayet sakin, hiç de nefes nefese değil. Polis yakasını bıraktıktan sonra binadan çıkıp kiraladığı odasına gidiyor. Ev sahibi Ms. Roberts, Başkan vurulduktan sonra Oswald’ın üç-dört dakikalığına evde ceket değiştirip çıktığını söylüyor. Bu arada tabancasını da almış olacak... O gece Türkiye’den Afrika’ya, Avrupa’dan Avustralya’ya milyonlarca insan hıçkırıklar içinde ağlıyor. Bugünkü kuşaklar için çok zor anlaşılır bir duygu bu...

FBI rahatsız
O yıldan beri Elm Street’i, her gün Amerika’nın ve dünyanın her yerinden yüzlerce kişi ziyaret ediyor, suikast sanki geçen hafta yaşanmış gibi tazeliğini koruyor. Herkes yokuş aşağı giden yola bakıp ahkâm kesiyor, gönüllü bir grup orada cinayet üzerine yayımladıkları dergileri satıyorlar. Dallas’ta arkadaş olup birkaç defa konuştuğum genç bile, araştırmada adının geçmesini istemiyor. “FBI burada yaptığımız bilgilendirmelerden rahatsız” diyor. Oswald’ın ateş ettiği söylenen binanın altıncı katı, tıklım tıklım dolu bir müze olmuş; 6th Floor Museum. Kennedy’nin Beyaz Saray’daki yaşam tarzı, filmler, fotoğraflar, olay günü hakkında yapılmış dev maket, o günkü radyo ve televizyonların haberi nasıl duyurdukları, son 24 saatin detayı, Kennedy’nin Dallas’a geldiği gün Teksaslı işadamlarının verdiği ilan ve cinayet sonrası Amerikalıların tepkileri bu müzede yer alıyor...  
Yarın:BÜYÜK DEPREMİN ARTÇI SARSINTILARI

19 Kasım 2013 Salı

"SOLCU KENNEDY" CİNAYETİ ve BUGÜNKÜ DÜNYA / Bedri Baykam / 19 Kasım 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..


"Killing Kennedy" filmi, Kennedy Suikasti'nin 50. yılının dolmasına az bir süre kala ortaya çıktı ve geçen pazar National Geographic'te yayınlandı. İçerik açısından ilginç olan bu film, ne yazık ki hem maddi hatalarla dolu, hem de tamamen yanlı olarak hazırlanmış: Projenin tek hedefi, 50. yılında hala Amerikan statükosunun dünyaya dayatmaya çalıştığı "tek katil kaçık Oswald" teorisini yeni kuşaklara aktarmak. Aynen iki yıl önce çıkan Stephen King'in romanı "22/11/63" gibi. Nefis bir dille yazılmış olan ve zamanda seyahat etme fikrini ele alan bu roman da maalesef sonunda raydan çıkıp Warren Komisyonu’nun "Oswald tek kaçık katil" teorisine destek vermek için kötü bir finalle bitirilmişti.
Bu hafta Cuma günü Piramid Sanat'ta açılacak sergim
"Dünyayı Değiştiren 8 Saniye" ve Cumhuriyet'te yayınlanacak yazı dizim, olayın çok farklı boyutlarını gündeme getirecek ve Amerikan resmi dilinin hala özenle yaydığı bu propagandaları ve beyin yıkamaları yanıtlayacak. Peki ABD neden hala yarım asırdır ısrarla bu tutuculuğu resmi dilinde sürdürüyor? Çünkü aksi takdirde, 50 yıl önce Kennedy'nin sürdürdüğü büyük atılımlara karşı Dallas'ta bir "darbe" yapıldığı ve "Amerikan şahinlerine göre kabul edilemez bir devrimci olarak gördükleri asi Başkan'ın, halkı önünde "infaz" edildiği ortaya çıkabilir! İşte hala bu tehlikeye karşı "resmi Amerika" tetikte ve ister ünlü yazarlarını ister Hollywood'u bu konuda sürekli desteğe çağırıyor! Aynen merkez Amerikan basınının sürekli olarak bu "kutsal görevi" sürdürüp, "Oswald tek katil" hükmüne karşı öne sürülen her bakış açısını küçümsemesi gibi! Aksi takdirde "Amerikan Rüyası" tuzla buz olacak!
Peki dünya ve belki bugünün Türkiyesi bile,  neden bu büyük "darbe"nin artçı şoklarını hala ödüyor? Yanıt çok net: ABD'yi çok farklı bir rotaya sokmaya çalışan Kennedy, ülkesindeki tüm tutucu güçleri çileden çıkarıyor. Özetle toparlarsak, Kennedy, siyah-beyaz ayrımlarına son veren iç yasaları çıkarmak için her riski alıp büyük adımlar atıyor. Vietnam Savaşı'nı büyümeden bitirip, Asya'dan çekilmek istiyor. Tüm Pentagon dayatmalarına rağmen, ne anti-Castrocu Kübalılar ve CIA'nin işbirliğiyle gerçekleştirilen "Domuzlar Körfezi" fiyaskosunda, ne de Küba Misil Krizi'nde, Küba veya Sovyetler'e karşı bir harp başlatma çılgınlığına girişmiyor. Amerika içinde petrol ve çelik imparatorluklarına ek büyük vergiler getirip, onları doğrudan karşısına almaktan çekinmiyor. ABD'de sendikacılığın güçlenmesi ve fakir halk kesimlerinin temel ihtiyaçlarının giderilmesi için en ısrarlı söylemleri geliştiriyor, ezilenin yanında yer alıyor. Bu arada baskılara karşı dile getirdiği şu yanıt var:
"Biz dünya nüfusunun %6 sı olarak, kendi görüşümüzü çıkarlarımız uğruna dünyaya dayatamayız, buna hakkımız da yok". "Komünistlere yumuşak bakmak"la suçlanmasına rağmen Kruşçef ile giriştiği tarihi diyaloglarla "nükleer test yasağı" anlaşmasına 1963'de imza atıyor! Bir de üstüne üstlük, dile getirdiği şu dev "darbe" planı var: JFK, CIA'in kendi başına buyruk tavırlarına, yabancı topraklarda sözde ABD çıkarları için giriştiği darbe planlarına, işlediği cinayetlere artık katlanamıyor. "CIA'i tuzla buz edip, parçalarını da rüzgara savuracağım" sözünün bir Amerikan Başkanı’ndan çıktığını düşünmek inanılmaz gelmiyor mu size? Ama bununla da yetinmiyor JFK. 39 senedir FBI'ın başında olan Hoover'ı da karşısına alıyor ve 1964 seçimlerini de kazanınca, artık onun orada oturmayacağını herkes anlıyor.
 Dünyada daha 1968 Kuşağı kırılması yaşanmadan önce, bu politikaları sürdüren, Amerikan standardlarına göre "fazlasıyla solcu" ve güçlü bir Başkan'a karşı bir darbe yapılması size sürpriz olarak geliyor mu? Çıkarları tehlikeye giren CIA'den Pentagon'a, FBI'dan büyük kapitalist şirketlere kadar, derin ve ırkçı ABD'nin tamamı, Kennedy'ye karşı sinsi bir işbirliğine giriyor. Gerisi bildiğiniz Dallas komplosu ve ondan daha ağır olarak gelen
"örtbas etme"! Eisenhower'ın devir teslim töreninde özgürlük ve demokrasiye karşı bir tehlike olarak niteleyip Kennedy'yi uyardığı "Askeri Endüstriyel Yapılanma" işte bu savaşçı ABD'nin yükselen sesi.
Bugün içinde yaşamaya çalıştığımız coğrafyaya yapılanlardan tutun, o günlerden beri Vietnam, Şili, Orta Amerika ve Orta-Doğu'da yaşanan ABD savaş ve müdahalelerine kadar her biri, Kennedyler'in çizdiği rotanın tam tersinde seyreden bir başka çıkarcı ABD'nin dayatması. Şok sonuçları da, bugün ülkemizde yaşanan ağır dramlarda sürmeye devam ediyor. Bu nedenle
"Dünyayı Değiştiren 8 Saniye"yi izleyin derim...

12 Kasım 2013 Salı

SARIGÜL, “İRONİ” VE CHP / BEDRİ BAYKAM / 12 Kasım 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..




Gündem hızla akıyor. Bu satırları "bıçaklanma" davamın karar duruşmasını beklerken Adliye’den yazıyorum. Sabah gazetelerde FB-GS maçını okuma keyfine bile vaktim olmadı. Maçın en güzel yanı, bitiminde futbolcuların dostça kucaklaşması ve forma değiştirmeleriydi. Bu ülkede o kadar özlemişiz ki böyle güzel görüntüleri... 1. sayfaların iç karartıcı haberlerinin yanında tam bir teselli ikramiyesi gibi geldi.
Erdoğan, yine ısrarla
"Mustafa Kemal" diyormuş Atatürk'e. Arınç yine tavır koymuş da "Mustafa Kemal Atatürk" demiş! Her şey nasıl göreceli oluyor... Mesela 90'larda sevgili Ahmet Taner Kışlalı'yla beraber "Mustafa Kemal" demeyi tercih etmeye ve ön plana çıkarmaya başlamıştık. Nedeni basitti: Bir sürü sağcı ve hatta çoğunlukla din istismarının önünü açan siyasi, ısrarla "Atatürk" dedikleri için, genç, kararlı devrimci, ödünsüz Mustafa Kemal' in adını kullanmak bize doğru karar olarak görünmüştü. Bizim için Mustafa Kemal ile Atatürk arasında hiçbir zaman bir fark olmadı. Bizim söylemimiz o dönemin gündemine olan bir tepkiydi. Kemalizm'e de gönülden inandığımız için, bu ayrıca daha da iyi geliyordu kulağımıza. Tabii bizlerin "Mustafa Kemal" deyişi ile Erdoğan'ın bu tercihi yapışı arasında, buradan Himalayalar'a kadar fark var.
Başka bir güncel konu: Sarıgül'ün Kral FM'de Erdoğan için söylediği
"O bir dünya lideri, İstanbul'la uğraşır mı?" sözünün ironiyle söylenip söylenmediği. Yanıt zor değil. Mesela benzer bir cümleyi ben kursam, "Başbakan bir dünya lideri, kalkıp resim sansürüyle uğraşır mı hiç?" desem, bunu mecaz olduğunu herkes anlar! Çünkü AKP iktidarı ve Başbakan hakkında neler düşündüğümü dünya alem zaten bilir. Halbuki Sarıgül'ün AKP veya Başbakan'a yönelik bir eleştirel birikimi pek yok. Diyelim ki sıfatı gereği bizler kadar açık tavır almadığı gibi, konuşulanlar arasında Emine Hanım ve Başbakan ile olan insani yakınlığı da hep var. Bu da yetmedi, Sarıgül, CHP'ye yanında Hayri İnönü ve Erbakan'ın yeğeni Sabri Erbakan'la gelerek ayrı bir siyasi mesaj verdi. Yani herhalde "ben her kesime eşit uzaklıktayım"ı öne çıkarmış oluyor. Güzel de Sarıgül'ün kendini içine soktuğu yeni siyasi ortam, Şişli Belediyesi'nde bayramlaşma buluşmasına benzemez! Türkiye'de laiklik boğazlanırken en kritik direnç tepkilerini veriyor halk! Bugün ortamın gereği, CHP bünyesinde önce kendi bahçene, potansiyel seçmenlerine ve ideolojine sahip çıkacaksın, nerede durduğunu dosta düşmana göstereceksin, ondan sonra durum akışında, kalkıp farklı ve kararsız seçmenlere belki yönelebilirsin. Ama önce sağlam adımını herkese göster. Hele her gün şiddetini arttıran yaşam tarzına yönelik müdahaleler söz konusuyken! CHP kökeni bu ortamda artık haklı olarak tepki bekliyor!
Sarıgül'le olan sohbetlerimizde, son bir-iki yılda kendisinin CHP'ye dönüp, İstanbul'a adaylığını koymasından duyacağım mutluluğu aktardım. Hatta bunu kendisinin çalışma grubu içerisinde de tekrarladım. Ancak şu anda da yine kendisine yapıcı bir eleştiri yapmaya mecburum: CHP seçmenleri veya Atatürkçüler’in artık “ortada” tavırlara tahammülleri yok. Hem İsa'ya hem Musa'ya yaranma çabası, en korktuğumuz konu olan oy bölünmesini körükleyici olabilir. Hatırlarsak, benim Genel Başkan adayı olarak katıldığım Kurultay'dan sonra, 2005’de aynı sıfat için aday olmuştu. Şimdi yerel seçim yaklaşırken, konunun ve hedefin farklı olduğunu önce kendisi bilmeli ve artık ona göre davranmalı. Şayet yaklaşan seçimlerden İstanbul Belediye Başkanı olarak çıkmak istiyorsa, bu hassas konulara son derece dikkat etmeli, kaş yapayım derken göz çıkartmamalı. Kendisinin zaten Atatürk’e gereken önemi ne kadar verdiğini biliyoruz. Gereğini yapsın yeter. Çünkü tüm muhalefet CHP adayının arkasında durmalı. Benim arzum sevgili Sarıgül’ün belki birazcık unuttuğu CHP kimliğini acilen içinden hatırlaması ve partililerin nabzını daha iyi tutarak, polemiklere fırsat vermeden çizgisini sürdürmesi, herkese hoş görünmeye çalışmaması, partiye kimilerinin “
ideolojimizi kaydırıyor” suçlamaları eşliğinde değil, kendisinden beklenen şekilde giriş yapması… Çünkü başarması ve İstanbul’un alınmasını herkes ister! Aday kim olursa olsun!
Davaya girip çıktım. Tutuklu sanık indirimsiz toplam 25 yıl aldı. Keşke bunlar hiç yaşanmasaydı. Keşke bu adam, beynini yıkayıp kendisine bu cinayeti sipariş olarak verenlere kanmasa, ailesini perişan duruma düşürmesiydi. Normalde avukatımla talebimiz davanın açık terör bağlantısı nedeniyle farklı olarak ele alınmasıydı. Ama anlayamadığım şekilde bize besbelli gelen bu bağlantılar ortaya çıkarılamadı.

8 Kasım 2013 Cuma

November 22 - Piramid Sanat | Bedri Baykam '8 Seconds that Changed the World'


Bedri Baykam
8 SECONDS THAT
CHANGED THE WORLD
THE JFK ASSASSINATION 50 YEARS LATER

November 22, 2013 – January 5, 2014

Opening : November 22, 2013 Friday | 6 - 10 pm

The King had gone to conquer the lands of his own backyard
that challenged him the most.
He was only one street away from victory when the enigmatic 8 seconds struck...
The title of Bedri Baykam’s exhibition that will take place on November 22, 1963, exactly to the 50th year of the day Kennedy was killed, is "8 Seconds that Changed the World"…

In 1963, during a political propaganda trip to Dallas together with his wife Jacqueline Kennedy, JFK had been killed on Elm Street by a bullet that heavily wounded his brain on top of his two other wounds. 50 years later, the question on who might have killed Kennedy or organized this complicated conspiracy remains an unsolvable mystery under dark shadows. Few hours later, Lee Harvey Oswald who had been arrested, charged with the murder on the same day of police officer J.D. Tippit, was chosen by the Dallas authorities in an unprecedented speed as the “lone nut assassin” that had killed the President. When two days later Oswald who had denied all charges, was eliminated by Dallas club owner Jack Ruby, those accusations against Oswald had full opportunity to spread at a faster pace without any obstacles.

The JFK Assassination which had been subject several times to dense efforts for being solved- or rather dense efforts for being left unsolved (!)- like those of the Warren Commission or the one of the House Select Committee on Assassinations (HSCA), looks like an abyss and that has been the subject of countless books and films.

Baykam who had lived himself the shock of the assassination in 1963 when he was 6, has been an amateur researcher on the case since then. The artist who has traveled twice to Dallas and New Orleans, has gone through dozens of books and videos, has met the directors of the 6th Floor Museum and independent international experts on the case such as Robert Groden or Don Miller.

Baykam’s exhibition comprises canvases, 4-D lenticular works, installations, soundtracks and videos. The artist also will have two videos on display at the exhibit. The first one is an 8 hour long video where Baykam talks about the “case”. The second one is an hour long “abstract visual collage” video about the assassination. The Turkish version of the long video is about ten hours. During the exhibition, there will be film showings and panel discussions about the JFK Assassination at Piramid Sanat.

In the exhibition catalogue, there will be articles by critic Emin Çetin Girgin and forensic scientist Mrs Sevil Atasoy, alongside Baykam’s own article.

Baykam will also publish a book on the Kennedy case that carries the same name, “8 Seconds that Changed the World” in 2014. The first chapter of the book finds its place in the catalog as a teaser.

Baykam who has had several comprehensive historical reference exhibitions like the ones on the Turkish İndependence War (Kuvay-ı Milliye 1994), 27 May Revolution (555K-1990), the 68 Generation (1997), the Cuban Revolution and Che Guevara (1998), Turkey today (I’m Torn Inside- 2010) is also a known political activist and writer.

“8 Seconds that Changed the World” will be on show at Piramid Sanat for 6 weeks until the 5th of January.