12 Şubat 2012 Pazar

BİR FENERBAHÇE KABUSU / Bedri Baykam


Maçın kırılma anı, ya da tuzla buz olma anı konusunda kimsenin bir tereddüdü yok. Dakika 44, Fenerbahçe kendi sahasından top çıkarmaktadır. Top Stoch’a gelir. Stoch aynen rakip kaleye asist yapar gibi, geri döner ve… kendi ceza sahasındaki Sernat’ı bulur. Sernat, “al da at” der gibi gelen bu hediyeyi, ters çevirmez ve cezayı nefis bir vuruşla keser. (Herhalde dünya haber kanalları, bu jeneriklik asistin hakkını vereceklerdir!) Bu ilk golün ardından devrenin son anlarında Fenerbahçe can havliyle kendini rakip sahaya atar. Ama Alex’den Serdar’a kazandırılamayan top 7 saniyede gol olarak Fener ağlarına dönüş yapar. 2-0.
Aslında bu gol hakkında söylenecek çok şey var. Dün Karabük, hep hızlı kontrataklarla Fener ceza sahasına girerek buna benzer başka pozisyonlarda da gol şansları buldu. Fenerbahçe ise yine ısrarla kendi sahasından sözde kontratağa kalkıştığında, o hantal, alaturka paslarla, hareket etmeye çalışan 1000 tonluk tırlar gibiydi.
2. Yarıda futbol Tanrıları, 66 ve 67. dakikaları arasında iki duran toptan o kara dakikanın bir rövanşını vermek istedi sarı-lacivertlilere… Alex, zor olanı yaptı, frikik’i gole çevirdi ama ardından ekrana fısıldadıklarımı duyamayıp farklı köşeyi seçince, penaltıyı kaçırıverdi. (Oldum olası solakların mükemmel frikikçiliklerine rağmen iyi penaltı atamayacağını tekrarlarım)
Hani gazeteler ballandıra ballandıra Semih’in kadro dışı bırakılışını anlattılar ya? Dün düşündüm de, Sow’un formasının içinde Semih olaydı, ne azarlar işitirdi yine… Senegalli santrforun yokları oynayışı tabii forma ve takıma alışamamak şeklinde izah edilebilir ama bir de şu var: kendisinin hep sırtı kaleye dönük olarak topla buluşması, ne kadar sağlıklıydı ki?( Fener’in öz evladı Semih, şu krizler yaşanırken harcanırsa büyük hata olur) Sarı lacivertliler mesela dünkü Karabük’lü oyuncuların hem kontratak hızını, hem topu (Mehmet Yıldız gibi) önlerine alıp kaleye bodoslama yönelişlerini iyice etüd etmeliler derim… Uzun lafın kısası, deplasman kabusu sürer, sürer, sürer!

BİR FENERBAHÇE KABUSU / Bedri Baykam


Maçın kırılma anı, ya da tuzla buz olma anı konusunda kimsenin bir tereddüdü yok. Dakika 44, Fenerbahçe kendi sahasından top çıkarmaktadır. Top Stoch’a gelir. Stoch aynen rakip kaleye asist yapar gibi, geri döner ve… kendi ceza sahasındaki Sernat’ı bulur. Sernat, “al da at” der gibi gelen bu hediyeyi, ters çevirmez ve cezayı nefis bir vuruşla keser. (Herhalde dünya haber kanalları, bu jeneriklik asistin hakkını vereceklerdir!) Bu ilk golün ardından devrenin son anlarında Fenerbahçe can havliyle kendini rakip sahaya atar. Ama Alex’den Serdar’a kazandırılamayan top 7 saniyede gol olarak Fener ağlarına dönüş yapar. 2-0.
Aslında bu gol hakkında söylenecek çok şey var. Dün Karabük, hep hızlı kontrataklarla Fener ceza sahasına girerek buna benzer başka pozisyonlarda da gol şansları buldu. Fenerbahçe ise yine ısrarla kendi sahasından sözde kontratağa kalkıştığında, o hantal, alaturka paslarla, hareket etmeye çalışan 1000 tonluk tırlar gibiydi.
2. Yarıda futbol Tanrıları, 66 ve 67. dakikaları arasında iki duran toptan o kara dakikanın bir rövanşını vermek istedi sarı-lacivertlilere… Alex, zor olanı yaptı, frikik’i gole çevirdi ama ardından ekrana fısıldadıklarımı duyamayıp farklı köşeyi seçince, penaltıyı kaçırıverdi. (Oldum olası solakların mükemmel frikikçiliklerine rağmen iyi penaltı atamayacağını tekrarlarım)
Hani gazeteler ballandıra ballandıra Semih’in kadro dışı bırakılışını anlattılar ya? Dün düşündüm de, Sow’un formasının içinde Semih olaydı, ne azarlar işitirdi yine… Senegalli santrforun yokları oynayışı tabii forma ve takıma alışamamak şeklinde izah edilebilir ama bir de şu var: kendisinin hep sırtı kaleye dönük olarak topla buluşması, ne kadar sağlıklıydı ki?( Fener’in öz evladı Semih, şu krizler yaşanırken harcanırsa büyük hata olur) Sarı lacivertliler mesela dünkü Karabük’lü oyuncuların hem kontratak hızını, hem topu (Mehmet Yıldız gibi) önlerine alıp kaleye bodoslama yönelişlerini iyice etüd etmeliler derim… Uzun lafın kısası, deplasman kabusu sürer, sürer, sürer!

7 Şubat 2012 Salı

SAYIN KILIÇDAROĞLU: KARAR ZAMANINIZ GELDİ / Bedri Baykam / 7 Subat 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Sayın Kılıçdaroğlu, CHP nihayet “Tüzük Kurultayı”nı düzenliyor. Ne yazık ki, bu Kurultayı siz özgür iradenizle toplamadınız. ”Muhalif” delegelerin yurt çapında topladıkları imzalarla size ve MYK’nızın direncine karşın elde ettikleri bir sonuç bu. Keşke siz Genel Başkanlığınızdan sonra ilk fırsatta bu büyük açılımı sağlamış olsaydınız. Kaderin cilvesine bakın ki “Parti tüzüğünü demokratikleştirme” hamlesi, sayenizde (!), 1990’ların başından beri Partinin kapılarını sıkı sıkıya kapamış olanların öncülüğünde nasip oluyor! Siz bu imza sıkıştırmasına karşı, “O zaman o Tüzük Kurultayı’nın ilkini de biz yaparız” diye bir garip yol belirleyip, hep ötelediğiniz bu işe son anda girişiverdiniz. Yıllardır süren bu tüzük çabalarının en somut örneklerinden birini, yaptığımız uzun çalışmayla size iki yıl kadar önce sunmuştuk. Daha önce de Haluk Koç ve arkadaşlarının hazırladığı tüzükten de yararlanılmıştı ve CHP'de Partinin mükemmel bir demokratik tüzük hak ettiğine inanan geniş kitleler bu yeni projeye destek vermişti. Bu çabaları yok saydınız. Sosyal demokrat kültürün temel değeri olan emeğe saygıyı unutarak, bu hazırlıkları işler sıkışmadan karşılıksız vermiş arkadaşlarınızı görmezden geldiniz. Şimdi umarım bu sefer “mecburen” Tüzük Kurultayı’na girişmişken, kurmaylarınızla “gerçekten demokratik” maddeleri alır ve uygularsınız da, “miş” gibi bir sözde değişim senaryosuyla karşılaşmayız. Sn. Erdoğan Toprak’ın Habertürk’te ifade ettiği şekilde, milletvekili adaylıklarında “kadınlara ve gençlere olumlu kota” önerimizi nihayet duyup yeni tüzük maddeleri arasına aldıysanız, Türkiye’de siyasetin önü ciddi ölçüde açılmış olur. Tabii buna eklenecek onca başka madde var ki!
CHP sizin yönetiminizde maalesef artık tepetaklak gidiyor Sn. Kılıçdaroğlu; Karşı-devrimciler, sizlerin Y-CHP olarak özetlediğiniz “ezber bozan, Cumhuriyet değerlerini unutan (!)” stratejinizden güç alarak, abartılı bir özgüvenle, Cumhuriyet mirasını ters-yüz ediyorlar. Türban konusunda çektiğiniz beyaz bayrağın ardından, Dersim olayının “sorgulanış” tarzı, 19 Mayıs’ın uğradığı tırpan, “Andımız”ın kaldırılması ve şimdi anti-Cumhuriyetçi liberal medya Truva atlarının 2. kuşağının aklından dökülen “Gençliğe Hitabe kaldırılsın” kampanyaları... Bunlara her gün ekleyebileceğimiz yeni bindirmelerle iktidar partisi, Atatürk’ün mirasını silmek ve karşı-devrimi ”yaşama geçirmek” adına ses hızına geçiş yaptı. Sizin kontrolünüzde Partinin sessizce olan-biteni izlemesi, son derece belirgin bir boyun eğmeyle beraber yaşama geçiyor. Yakın danışman kadronuzun da yönlendirmesiyle, AKP’nin önünü açacak her yolu kullandınız. Laikliği savunmaktan utanır hale geldiniz; Anti-emperyalist mücadele, yaşam tarzları, alkol, sanat, bunların her birini “savunmamak” için kendi aranızda bahaneler ürettiniz. AKP politikalarının yansımasından ibaret bir alanda, bir antrenman boksörü gibi, ringi kaplayan rakibinize teslim oldunuz. Partiyi ideolojik çizgisinden tamamen saptırıp, demokrasiyi çoktan unutmuş eski CHP yönetimini bile aratacak kadar seçmenlerinizin nabzından uzaklaştınız. Üstelik, verdiğiniz zararların telafisi bile büyük ihtimalle olamayacak.
Bildiğiniz gibi sizlerin de “teşvikiyle”, TSK kendi kendini lağveder gibi bir konuma itti. Atatürk patenti taşıyan bu kurum da, laikliği savunmaktan vazgeçip özgüven kaybıyla, küçücük bir ses bile çıkartmaktan ürker hale geldi, yürütülen bir psikolojik savaşa teslim oldu. Bakın Sn. Kılıçdaroğlu, TSK bu yolu tercih etmiş olabilir. Ama CHP’nin aynı köşeye sıkıştırılması mümkün değildir. Yürütülen Atatürk ve devrimlerini silme yarışına karşı CHP, tüm demokratik tepki gücünü toplayarak sahaya çıkmaya mecburdur. CHP’nin bu yakın kadronuzla yörüngeye oturtulamayacağı tartışmasız kesinlik kazanmıştır. Bu ekiple, CHP ideolojik ve fiili bir yok olma sürecine girmiştir.
Önünüzde iki seçenek var Sn. Kılıçdaroğlu. Ya derhal bu Tüzük Kurultayı’nın ardından Parti’yi bir seçimli Olağanüstü Kurultay’a taşıyıp yakın ekibinizi değiştirin, hatalarınızı kabullenme yoluna gidin ya da çok iyi başardığınız şekilde sizi siyasette önemli bir isim olmaya taşıyan “yolsuzluk dosyaları” na dönün. Bırakın CHP Genel Başkanlığını, o koltuğa 2. Cumhuriyetçi felsefelere prim vermeyen, Atatürk devrimlerinden utanmayan, “yargımıza belirli bir cemaatin sızması yoktur” demeyen, başka bir partilimiz otursun. Konumuz hangi partiyi yönettiğinizi size acilen hatırlatmaya çalışmak ya da işin doğal gereğini yapmak… Saygılarımla…

SAYIN KILIÇDAROĞLU: KARAR ZAMANINIZ GELDİ / Bedri Baykam / 7 Subat 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Sayın Kılıçdaroğlu, CHP nihayet “Tüzük Kurultayı”nı düzenliyor. Ne yazık ki, bu Kurultayı siz özgür iradenizle toplamadınız. ”Muhalif” delegelerin yurt çapında topladıkları imzalarla size ve MYK’nızın direncine karşın elde ettikleri bir sonuç bu. Keşke siz Genel Başkanlığınızdan sonra ilk fırsatta bu büyük açılımı sağlamış olsaydınız. Kaderin cilvesine bakın ki “Parti tüzüğünü demokratikleştirme” hamlesi, sayenizde (!), 1990’ların başından beri Partinin kapılarını sıkı sıkıya kapamış olanların öncülüğünde nasip oluyor! Siz bu imza sıkıştırmasına karşı, “O zaman o Tüzük Kurultayı’nın ilkini de biz yaparız” diye bir garip yol belirleyip, hep ötelediğiniz bu işe son anda girişiverdiniz. Yıllardır süren bu tüzük çabalarının en somut örneklerinden birini, yaptığımız uzun çalışmayla size iki yıl kadar önce sunmuştuk. Daha önce de Haluk Koç ve arkadaşlarının hazırladığı tüzükten de yararlanılmıştı ve CHP'de Partinin mükemmel bir demokratik tüzük hak ettiğine inanan geniş kitleler bu yeni projeye destek vermişti. Bu çabaları yok saydınız. Sosyal demokrat kültürün temel değeri olan emeğe saygıyı unutarak, bu hazırlıkları işler sıkışmadan karşılıksız vermiş arkadaşlarınızı görmezden geldiniz. Şimdi umarım bu sefer “mecburen” Tüzük Kurultayı’na girişmişken, kurmaylarınızla “gerçekten demokratik” maddeleri alır ve uygularsınız da, “miş” gibi bir sözde değişim senaryosuyla karşılaşmayız. Sn. Erdoğan Toprak’ın Habertürk’te ifade ettiği şekilde, milletvekili adaylıklarında “kadınlara ve gençlere olumlu kota” önerimizi nihayet duyup yeni tüzük maddeleri arasına aldıysanız, Türkiye’de siyasetin önü ciddi ölçüde açılmış olur. Tabii buna eklenecek onca başka madde var ki!
CHP sizin yönetiminizde maalesef artık tepetaklak gidiyor Sn. Kılıçdaroğlu; Karşı-devrimciler, sizlerin Y-CHP olarak özetlediğiniz “ezber bozan, Cumhuriyet değerlerini unutan (!)” stratejinizden güç alarak, abartılı bir özgüvenle, Cumhuriyet mirasını ters-yüz ediyorlar. Türban konusunda çektiğiniz beyaz bayrağın ardından, Dersim olayının “sorgulanış” tarzı, 19 Mayıs’ın uğradığı tırpan, “Andımız”ın kaldırılması ve şimdi anti-Cumhuriyetçi liberal medya Truva atlarının 2. kuşağının aklından dökülen “Gençliğe Hitabe kaldırılsın” kampanyaları... Bunlara her gün ekleyebileceğimiz yeni bindirmelerle iktidar partisi, Atatürk’ün mirasını silmek ve karşı-devrimi ”yaşama geçirmek” adına ses hızına geçiş yaptı. Sizin kontrolünüzde Partinin sessizce olan-biteni izlemesi, son derece belirgin bir boyun eğmeyle beraber yaşama geçiyor. Yakın danışman kadronuzun da yönlendirmesiyle, AKP’nin önünü açacak her yolu kullandınız. Laikliği savunmaktan utanır hale geldiniz; Anti-emperyalist mücadele, yaşam tarzları, alkol, sanat, bunların her birini “savunmamak” için kendi aranızda bahaneler ürettiniz. AKP politikalarının yansımasından ibaret bir alanda, bir antrenman boksörü gibi, ringi kaplayan rakibinize teslim oldunuz. Partiyi ideolojik çizgisinden tamamen saptırıp, demokrasiyi çoktan unutmuş eski CHP yönetimini bile aratacak kadar seçmenlerinizin nabzından uzaklaştınız. Üstelik, verdiğiniz zararların telafisi bile büyük ihtimalle olamayacak.
Bildiğiniz gibi sizlerin de “teşvikiyle”, TSK kendi kendini lağveder gibi bir konuma itti. Atatürk patenti taşıyan bu kurum da, laikliği savunmaktan vazgeçip özgüven kaybıyla, küçücük bir ses bile çıkartmaktan ürker hale geldi, yürütülen bir psikolojik savaşa teslim oldu. Bakın Sn. Kılıçdaroğlu, TSK bu yolu tercih etmiş olabilir. Ama CHP’nin aynı köşeye sıkıştırılması mümkün değildir. Yürütülen Atatürk ve devrimlerini silme yarışına karşı CHP, tüm demokratik tepki gücünü toplayarak sahaya çıkmaya mecburdur. CHP’nin bu yakın kadronuzla yörüngeye oturtulamayacağı tartışmasız kesinlik kazanmıştır. Bu ekiple, CHP ideolojik ve fiili bir yok olma sürecine girmiştir.
Önünüzde iki seçenek var Sn. Kılıçdaroğlu. Ya derhal bu Tüzük Kurultayı’nın ardından Parti’yi bir seçimli Olağanüstü Kurultay’a taşıyıp yakın ekibinizi değiştirin, hatalarınızı kabullenme yoluna gidin ya da çok iyi başardığınız şekilde sizi siyasette önemli bir isim olmaya taşıyan “yolsuzluk dosyaları” na dönün. Bırakın CHP Genel Başkanlığını, o koltuğa 2. Cumhuriyetçi felsefelere prim vermeyen, Atatürk devrimlerinden utanmayan, “yargımıza belirli bir cemaatin sızması yoktur” demeyen, başka bir partilimiz otursun. Konumuz hangi partiyi yönettiğinizi size acilen hatırlatmaya çalışmak ya da işin doğal gereğini yapmak… Saygılarımla…

6 Şubat 2012 Pazartesi

FENER YARA SARDI. / Bedri Baykam

Mac fenerbahce ve besiktas arasinda esen ilginc dostluk ruzgarlarinin korumasi altinda,derbilerin bu ulkedeki genel gorunumunden cok farkli bir yorungede sekil buldu. Her ne kadar ev sahibinin kadrosuna Sow'u katmis olmasi ve Kartali'nda 5-6 eksigiyle kanadi kirik olsada mactan once tabii ki fenerbahceyi kesin favori olarak gostermek mumkun degildi. 
Macla beraber Fenerli seyircilerin Besiktas a kufretmeye baslamasi ise tam tersine cok anlamsizdi. İnsan  a " bunun icin mi butun hafta dostluk mesaji verip, Besiktas i Kadikoy e davet ettiniz" dedirtiyordu... Sari lacivertliler maca ozellikle atom karinca Stoch' un etkili futboluyla cok hizli girdiler.  Besiktas in sag kanadini ruzgar gibi yikan slovak oyuncu nun bindirmelerinden birinden sonra gelen kornerde voleyi tavana vuran  surpriz isim gunun formda ismi Yobo oldu. Besiktas bir kac kere hizli kontrataklarla kalabalik geldiyse de o anlarda yildiz oyuncu eksikliklerinin faturasini odedi. Fenerbahce orta sahasi genellikle topu iyi kesti, iyi kovaladi. Emre ve hatta Topuz olumlu toplar kullandilar. Devre biterken taraftar yine kufure baslayinca Volkan hamle yapip sertce susturmasi cok yerinde bir hareketti.
İkinci yarida Stoch, Sow ve digerlerinin birbirlerine alisik olmadigi iyice belli oldu. Sow hem pas alamamaktan sikayet etti hem de bir turlu varlik gosterecegi pozisyonlara giremedi. Selcuk Emre yerine girdikten bir kac dakika sonra kendine has bir assistle kendi kalesini (!) zorladi. Neredeyse 2. yarinin tumunde kapanmaya ve yine tek gol uzerine yatmaya calisan bir tutuk Fenerbahce vardi. Ernst in onurlu direnisi Besiktas a gol getirmese de maca kimi anlarda biraz heyecan getirebildi. Kapanmaca oynayan Fenerbahce Caner in oyuna girmesiyle hareketlenebildi. Sonucta Sow son dakikada golunu bos kaleye attiysa, bu hediyeyi Stoch- Caner A.S. ye borcluydu. Bir an once onun takima, takimin ona alismaya ihtiyaci var. Kartal in yedekleri, kritik anlarda varlik gosteremezken Fenerbahce bu skorla anlamsiz ucluk yedigi kucuk mac yaralarini bir nebze olsun sarabildi.