5 Nisan 2013 Cuma

Bedri Baykam / “Duchamp Kıskançlıktan Çatlardı”



Bedri Baykam

“Duchamp Kıskançlıktan Çatlardı”

Bedri Baykam’ın “Duchamp Kıskançlıktan Çatlardı” başlıklı sergisi
New York the Proposition’da 3 Nisan Çarşamba günü açıldı.

Sergiye T.C. New York Başkonsolosu M. Levent Bilgen, the Proposition’u kuran ve yöneten Ellen Donahue ve Ronald Sosinski; New York’un en önemli sanat dergisi Art Forum’un yayıncısı Knight Landesman ve ekibinden Annie Belz ile Prudence Peiffer, Art News dergisi temsilcisi Jane Crawford, ArtFuse sitesi editörü Oscar A. Laluyan ile ekibinden Olya Turcihin, Adam in Town sitesi editörlerinden Onur Gökuş; gazeteciler Elif Key, Razi Canikligil, Turan Kökçüoğlu; eleştirmenler Robert C. Morgan ve Hasan Bülent Kahraman; sanatçılar Rene Moncada, Liz and Val, Joyce Kozloff, Philip Tsiaras, Hale Arpacıoğlu, Serkan Özkaya; müzayedeci Frederic Thut, C24 Galerisi’nin sahibi Mel Dogan’ın da aralarında bulunduğu Türk ve Amerikalı kalabalık bir sanatsever topluluğu tarafından izlendi.

Kim Levin ve Eleonor Heartney gibi New Yorklu ünlü eleştirmenler ise sergiyi açılışından bir gün önce gezmeyi tercih ettiler.








4 Nisan 2013 Perşembe

Bedri Baykam, Kavramsal Sanatını New York’ta Sergiledi



0
Hilmi Turan Kökcüoğlu - New York
TurkishNY.com
Ünlü sanatçı Bedri Baykam, Armory Show’un New York’ta yapılmasının 100. yıldönümünde, New York’ta açtığı “Duchamp kıskançlıktan çatlardı” (Duchamp would have been damn jealous)  adlı kavramsal sergide sanatseverlerle  buluştu.
New York, The Proposition Gallery’de düzenlenen serginin açılışına New York Başkonsolosu Levent Bilgen ile çok sayıda Türk ve Amerikalı sanatsever katıldı.
“Duchamp kıskançlıktan çatlardı” (Duchamp would have been damn jealous) adlı kavramsal sergiyle sanatın sunumunu yeniden sorguluyayan Bedri Baykam, geçmişindeki  tualin dışında ve ötesindeki kavramsal işlerinin doruk noktasını oluşturduğunu belirtti.



Serginin açılışıyla birlikte sanat dünyasının, Duchamp’dan bu yana nesiller boyu farklı açılardan yorumlanan Kavramsal Sanat’a dair çok farklı ve sınırları sonsuza dek genişleten bir dille tanıştığı sergi hakkında konuşan Baykam, “Duchamp bence bu yıllarda sanat dünyasında işleri kutsanan diğer Hazır-Yapımcı “sanat devleri”nin ne kendilerinden ne de işlerinden etkilenmezdi. Hatta “100 yıl sonra bu hat üstünden varabildiğimiz yer bu mudur?” diye kinayeli bir sitemle sorardı. New York sergimde sunduğum işlere ise içinden gülüp “bunları ben de yapabilirdim”diyebileceğini aklımdan geçirdim. Gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyiz, ama Duchamp gibi bir orjinal sanatçının tepkilerini ancak tahmin edebiliriz.”dedi.


Dünya genelinde 125. kişisel sergisini açan Baykam, New York’ta açtığı 8. kişisel sergisindeki eserlere bakan farklı iki insanın hiçbir zaman aynı şeyi göremeyeceğini, her açının, her algının, irili ufaklı farklar taşıdığını vurgulayarak, eserlerini şöyle tanımladı: “her biri birbirinden farklı ve herbiri çift yönlü olarak sırtsırta yapışmışçerçevelerden oluşuyor. Bunların her biri galeri tavanından asılı ve her iki yönden görülen işler. “Siyah Kutu” (Black Box) adını taşıyan yapıt ise yere dayalı, tavandan yine sağlama alınmış. Bu çerçevelerin dışında, sokaktan galeriye bakan insanlar veya galeriden sokağa bakanlar da farklı gözlemleri yaşamış oluyorlar. Farklı olarak yaşanan ise şu: Nesnelerle olan, artık neredeyse refleks tekrarına tabii tutulan tekerlemelere son vermek için göz ve uzam kullanılmış. Nesneyle olan “obsesyonel” ilişki kenara alınıp onun yerine uzama taşınan çerçeve ile göz her noktada farklı bir algı gerçekleştiriyor. Çerçevenin içinde oluşan her görüntü canlı ve tekil. Zaman ve mekan sürekli değişmesine karşın beraberce paketlenmiş ve çerçevelenmişler. Gerçeklik, üç boyut ve Kavramsal Sanat burada tam olarak kesişiyorlar. Burada konu artık Hazır-Yapım kavramının 7. kuşak sözde dahileri tarafından galeri ve müzelerde üstüste yığılmış nesneleri değil. Burada konunun hakimi, izleyicinin gözü tarafından takip edilen aktif uzam alanı. 100 yıldır nesneye, Hazır-Yapım’a verilen kilit rolden nihayet uzaklaşabiliyor. Bu hareketle dikdörtgen sanat alanı, hayali yüzeyi ve Kavramsal Sanat buluşmuş oluyor. Bu yine total sanat diye adlandırılabilecek olmasına rağmen en sade eylem. Bundan daha gerçekçi, daha kavramsal, daha küstah ve meydan okuyan ve buna rağmen daha da sade olmak kolay değil. Nasıl Hazır-Yapımlar bize günlük nesneleri farklı görmeyi ve okumayı örettiyse, bu işler de yaşam alanına farklı bakmayı öğretecek. Böylece sanat ve yaşam arasındaki tüm sınırlar yok olacak.”
Açıldığının ilk gününde yoğun ilgi gören sergi, The Proposition Gallery’de 12 Mayıs'a kadar açık olacak.





Bedri Baykam "Framed Live Time and Space"


poster for Bedri Baykam "Framed Live Time and Space"
Closes in 38 days
At The Proposition
Media: Installation
Bedri Baykam’s show at The Proposition features 7 double-sided empty frames installed hanging from the ceiling. Baykam says that these frames are not empty but rather "framed live time and space". The artist asserts that "framing live time and space" creates a phenomenal situation---the outer limit, where realism, 3D and conceptual art meet. He believes that this exhibition will forever alter the 100-year long obsessive relationship of generations of artists with the object originated by Duchamp's Ready-Made...
Baykam, one of the most internationally renowned Turkish artists, has shown several times in the USA, New York and California. He is known for his versatile and multi-faceted works with a rich spectrum ranging from heavily textured canvases to painted photos, three dimensional objects and political installations, live performances as well as a very developed portfolio of large size "4-D" lenticular works. But this time in New York, he chooses to show only empty frames....at least at first look!
[Image: Bedri Baykam "The Silver Frame" (2013) Mixed media on wood, 65 x 45 in.]

Schedule

From 2013-04-03 To 2013-05-12
Opening Reception on 2013-04-03 from 18:00 to 20:00

Artist(s)

Fee

Free

Venue Hours

From 12:00 To 18:00
Closed on Mondays, Tuesdays, Holidays

Access

Address: 2 Extra Place, New York, NY 10003
Phone: 212-242-0035 Fax: 212-242-0203
Between Bowery and 2nd Ave. Subway: F to 2nd Avenue.
Google map
When you visit, why not mention you found this venue on New York Art Beat?

2 Nisan 2013 Salı

BEDRİ BAYKAM NEW YORK'TA "ÇERÇEVELENMİŞ CANLI ZAMAN VE UZAM" SERGİLİYOR‏


BEDRİ BAYKAM NEW YORK’TA “ÇERÇEVELENMİŞ CANLI ZAMAN VE UZAM” SERGİLİYOR 
("FRAMED LIVE TIME AND SPACE")
3 Nisan –12 Mayıs, 2013
Açılış kokteyli: 3 Nisan 2013, Çarşamba 18:00-20:30
The Proposition
2 Extra Place (East 1st Street off Bowery) New York, NY 10003
 
 
Bedri Baykam’ın New York The Proposition Gallery’de açılacak olan yeni kavramsal sergisinde, çift taraflı olarak hazırlanmış 7 boş çerçeve tavandan asılıyor. Sanatçı, çerçevelerin aslında boş olmadığını, gerçekte bizecanlı bir zaman ve uzam sunduğunu belirtiyor. Akan zaman ve yaşamı içine alan çerçeveler, bu sunumla gerçekçiliğin, 3 boyutluluğun ve Kavramsal Sanat’ın kesişme noktası haline geliyor. Baykam, bu çıkışıyla birlikte, sanatçıların tüm dünyada Duchamp’la başlayan ve 100 yıldır takıntılı bir şekilde süregelen “Hazır-Yapım”la ilişkilerinin sonsuza dek değişeceğini savunuyor. Baykam, daha önce defalarca Amerika’da, özellikle New York ve California’da, yoğun boyasal tuallerden fotopentürlere, 3 boyutlu nesne ve enstalasyonlardan siyasi performanslara, kolaj çalışmalardan büyük ilgi gören “4-D” işlere kadar, çok katmanlı sergilere imza atmış bir sanatçı. Sürekli yeniyi arayan ve bu tavrıyla yerli ve yabancı sanatseverleri şaşırtmayı başaran Baykam, bu kez de dünyanın bir numaralı sanat merkezinde “boş çerçeveler” sergilemeyi tercih ediyor. Tabii aslında bunlar sadece ilk algılamada “boş” sandığımız işler…

Sergi için hazırlanan katalog New York’lu ünlü eleştirmen Robert C. Morgan ve Türkiye’de sanat eleştirisinin önde gelen ismi Hasan Bülent Kahraman’ın bu son çalışmalar hakkındaki makalelerini içeriyor. Baykam’ın kataloğun giriş sayfalarında paylaştığı, “boş çerçeveler” ile ilgili kendi notlarıysa şöyle:
• Çift taraflı çerçeveler boş görünüyor olabilir. Ancak bu boşluğa hiçlik olarak bakılamaz. Bu düzlemde her şey, hiçbir şeyle aynı havayı soluyor.
• Bu çerçevelerin dışında, sokaktan galeriye ve/veya galeriden sokağa bakanlar farklı gözlemleri yaşamış oluyorlar.
• Gerçekte ise yaşanan şu: Nesnelerle olan, artık neredeyse refleks tekrarına tabii tekerlemelere son vermek için göz ve uzam kullanılmış. Sanatçıların 100 yıldır nesneyle süregelen“obsesyonel” ilişkileri bir kenara alınıp onun yerine uzama taşınan çerçeve ile göz her noktada farklı bir algı gerçekleştiriyor. Çerçevenin içinde oluşan her görüntü canlı ve tekil. Zaman ve mekan sürekli değişmesine karşın beraberce paketlenmiş ve çerçevelenmişler. Gerçeklik, üç boyut ve Kavramsal Sanat burada tam olarak kesişiyorlar. Burada konu artık Hazır-Yapım kavramının 7. kuşak sözde dahileri tarafından galeri ve müzelerde üst üste yığılmış nesneler değil. Konunun hakimi, izleyicinin gözü tarafından takip edilen aktif uzam alanı. 100 yıldır nesneye, Hazır-Yapım’a verilen kilit rolden nihayet uzaklaşılabiliyor.
• Bu hareketle dikdörtgen sanat alanı, kurgusal yüzeyi üstünden Kavramsal Sanat ile buluşmuş oluyor. Bu “total sanat” diye adlandırılabilecek bir hamle.
• Bundan daha gerçekçi, daha kavramsal, daha küstah ve meydan okuyan, ama bunlara karşın daha sade olmak kolay değil.
• Nasıl ki Hazır-Yapımlar bize günlük nesneleri farklı görmeyi ve okumayı öğrettiyse, bu işler de tüm uzama, yani yaşam alanına farklı bakmayı öğretecek. Böylece sanat ve yaşam arasındaki tüm sınırlar yok olacak. Kimbilir sanat ve yaşam arasındaki o ince uçurumda gidip gelerek sanat yaptığını izah eden ünlü Amerikalı asamblaj sanatçısı Robert Rauschenberg buna ne derdi!
• Paris’te, 15 Şubat 2013’de yayınlanan Le Figaro gazetesi manşetten “Duchamp’ın gereğinden fazla yer kaplayan mirası”ndan söz ediyor. Benim de 1992 yılında bir konferansımda Post-Duchamp Krizi olarak tanımladığım bu sağlıksız ilişki (ki daha sonra 1994’te Maymunların Resim Yapma Hakkı kitabımın 2. bölümünün başlığını oluşturdu), 100 yıldır altı-yedi kuşak sanatçı için neredeyse hipnotik bir takıntı haline gelmişti. Çıkış yolu ise uzamda ve insan gözündeydi.
• Bu dönüştürülmüş sade okuma her tarafa taşınabilir. Ama öte yandan doruk noktasını da galeride veya müze alanında yaşayacağını söyleyebiliriz. Çünkü , sade ve günlük çevre ile, sanatın yarattığı “kutsal alan” dikdörtgen çerçevede kesişiyor. Sanat artık geleneksel avangard sınırını aşıp bu yolla tüm yaşam uzamı üstünde hükümranlığını kurabilir!

AÇTIĞIM EN ÖNEMLİ/RİSKLİ SERGİ… / Bedri Baykam / 2 Nisan 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..




           Yaptığımız mesleğin ülkede pek karşılığı yok. Maalesef bu örneği hep veriyorum: Devlet belki 110.000 camii inşa etmiş, 1 (bir) modern sanat müzesi inşa etmemiş. Bir maçı 110.000’e sıfır kaybetmek kolay şey değil! Yani tek başına AKP hükümetinin suçu değil. Bu "başarı"yı (!) Ecevit, Erbakan, Çiller, Özal, Evren, Demirel hepsi birden paylaşıyorlar!
           Tam 50 yıldır uluslararası düzeyde sergi açıyorum. En çok kişisel sergi açtığım kentler, Istanbul, Paris, Ankara ve New York. Bu sezon, fuarları saymazsak, Ankara, İstanbul dışında Berlin ve Paris'te sergi açtım. Yarın New York’ta açılacak olan ise, yalnız bunlardan değil, 125 kişisel serginin hepsinden farklı. Sanat tarihsel olarak ne yapacağımı köşe yazısına sığdırmak zor. İçerikli gerekçelerini öğrenmek isteyenler sergi kataloğuna ulaşabilirler. Bu yayında Amerikalı Robert C. Morgan ve Hasan Bülent Kahraman’ın makaleleri var. Kahraman'ın İngilizce olarak kaleme aldığı yazı, bence Türk sanat eleştirisinin uluslararası seviyede bir mihenk taşı olarak hatırlanacak: Konuya felsefi, sanat tarihsel ve benim tarihçem açılarından yaklaşmış.
            Gelelim özetle kavramsal çıkışlı sergim hakkında aktaracaklarıma... New York'ta yalnız 7 adet çift taraflı, tavandan asılan çerçeve sergiliyorum. 180x120 veya 150x150 cm civarında birbirinden farklı çerçeveler. İlk bakışta bu çerçevelerin içi "boş".Yani resim yok, fotoğraf yok, kağıt yok, video yok. Bu çerçevenin içinde "hiçbir şey yok" denebileceği gibi, "hiçlik" kavramının varlığı söz konusu olabilir. Öte yandan aslında dikkat edersek bu çerçevenin içi boş değil, dolu. Çünkü içine, arkasında ne varsa, onun görüntüleri giriyor. Bu görüntü hem üç boyutlu, hem iliğine kadar gerçekçi, hem de bu sanatsal algılama görsel olmasının yanısıra aslında kavramsal. Bu işlerde zaman ve mekan, sürekli değişmelerine karşın canlı olarak "paketlenmiş" durumdalar. Çerçevenin içinde düz bir satıh yok. Ancak biz bulunduğumuz mesafeden o dikdörtgenin içinde net bir görüntüyle karşı karşıyayız. Bu, kurgusal plandaki hayali yüzeyde gerçekleşiyor.
            Bu farklı yaklaşımı ortaya koyuşumun ana nedenlerinden biri, Fransız sanatçı Marcel Duchamp'ın ilk olarak tam 100 yıl önce ortaya koyduğu "Hazır-Yapım" kavramının neden olduğu tıkanıklığı gidermek. 1913’den beri “Ready-Made” kavramını geliştiren Duchamp, 1917’de, New York'taki Société des Artistes İndépendants jürisine bir "pisuar" yollayarak özetle "Ben bir endüstriyel üretim parçasına 'sanat eseri' diye bakarsam, o andan itibaren galeri mekanında o parça sanat eseri statüsüne geçmiş olur" demiş oluyor. Bu "buluş" bir asır boyunca, 6-7 kuşak sanatçı tarafından resmen sömürüldü. Duchamp'ın müstehzi kişiliğiyle aldığı bu risk, onu haklı olarak sanat dünyasında Picasso gücünde bir yere koyarken, takipçileri işin kolayına kaçıp farklı “Hazır-Yapım”ları salonlara taşıyarak gövde gösterisi yapmış oldular. 1992 yılında "Post-Duchamp Krizi" olarak tanımladığım bu tıkanıklığa, geçtiğimiz 15 Şubat'ta parmak basan Le Figaro gazetesi, "Duchamp'ın fazla yer kaplayan ve sanatçıların bir türlü içinden çıkamadıkları mirası"ndan söz ediyordu. Mesela son yılların astronomik fiyatlı sanatçılarından Damien Hirst, sergi salonuna içi dolu ecza dolapları veya kül tablalarını yerleştirip bunları on milyonlara satarken, bence aslında bu tıkanıklığın spekülatif olarak başarılı bir temsilcisi olmaktan öteye gidemiyor. Sanatçılar nesnelere neredeyse hipnotize olmuş gibi bakıp bu tekrara esir düştükçe tuzak büyüdü. Önerdiğim çıkış ise, nesneyi terk edip çerçeveyi uzama çekerek gözün bu aktif alanda yaşayacağı sonsuz görüntü selinin farkına varmak.
           "Böyle sanat olur mu, bu ne saçmalık!" sorusunu sordurabiliyorsam, ne mutlu bana. Bunu yapamayan hiçbir sanatçı sanat tarihinde bir kapı açamadı. Diğer en malum tepki olan "Bunu ben de yaparım!”a gelince; iki yanıtı var: "Evet doğru, yapabilirdin. Ama yapmadın. Başkası yaptı. Paul Klee veya Mondrian resimlerini de yapabilirsin rahatlıkla. Ama taklit olur, hepsi bu”. "Çerçeveyi uzama özgür olarak taşımak ve her görüntüyü 'o anın eseri' ilan etmenin ne ilginçliği var ki?" diyenler olabilir. O yanıt da kolay: 100 yıldır ellerine geçirdikleri her şeyi "Hazır-Yapım" teziyle ortaya bırakıp giden furyanın içinde, bir fark ortaya koymayı hedefliyor bu yaklaşım. Başarı şansı ne kadar? Benim için bu sorunun var olması bile sanatsal girişimin risk faktörü ve meydan okuma kapasitesini gösteriyor. Herhalde fuarlarda savaşı verilen sanatsal piyasa ve ciro çabalarından daha heyecanlı diye düşünüyorum.
             İşte bu özet cümlelerle mantığını aktarabileceğim New York maceramı ilk sizlerle paylaşmak istedim, değerli okuyucularım. Ne de olsa sırdaşız!


 Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..