14 Şubat 2013 Perşembe

BEDRİ BAYKAM EXHIBITION IN PARIS ‘THE VOYEUR OF HISTORY’ OPENS FEBRUARY 26


BEDRİ BAYKAM EXHIBITION IN PARIS 
‘THE VOYEUR OF HISTORY’ OPENS FEBRUARY 26
One of Turkey’s leading international artists Bedri Baykam will be showing his latest series
The Voyeur of History’ at the Lavignes-Bastille Gallery (27, rue de Charonne, 75011 Paris). The vernissage will be held February 26th and the show will be seen until March 24, 2013.
Baykam has already shown several times at the same space since 1990. He’s a well known name for the Parisian art circles, having had several one-man shows in Paris. His latest apperance have been his show at the Pinacothéque de Paris (2010) together with Edvard Munch (Baykam having made an exhibition of the contemporary version of Munch) and his show at the Museum of the French Tennis Federation at the Stade Roland-Garros (2011). Both shows comprised works from Baykam’s lenticular works his famous 4-D’s.
Baykam’s coming show in Paris will carry both samples from his 4D’s, as well as his recent canvas works from the last two years.
BAYKAM’S 4-D WORKS
Baykam has been working on these since 2007. Having worked long years on painterly transparencies (1998-99), digital transparencies (Girly Plots Series 2000-2), material transparencies (Lolitarte 2006-7), in 2007 he incorporated a synthesis of all these years on the lenticular surface and has created those 4-D’s.
The 4-D’s have been shown besides Paris, in Istanbul, Ankara, London, Berlin, California, Shangai, Monaco and have attracted lots of praise and attention from the professionals of art as well as the media.
BAYKAM’S NEW CANVASES, ‘THE VOYEUR OF HISTORY’
These large scale canvases at first glance seem to be quite close to his Neo-Expressionist works from the early 80’s. But in fact at a second reading one can see that those works are a synthesis of Baykam’s several periods. Collages from endless sources melt together with layers of paint. These works mature in much longer periods of time.
Baykam labeled this series as ‘Voyeur of History’. He makes several references to old masters, Rubens, Picasso, Duchamp, Carracci, Andre Breton as he has always done several times since 1987. The catalog of the exhibition, has two essays the first one by Turkish critic and philosopher Hasan Bülent Kahraman, and the second one by Levent Çalıkoğlu, curator-in-chief of İstanbul Modern.
Baykam is one of the spokesman and founder of the Artist Initiative in Turkey, that is drastically in opposition with the AKP Government’s policies.They take the defence together of all their intellectual, journalist and academician friends in prison for long years. (Baykam was almost stabbed to death in April 2011 by an Islamist who had been stalking him for a week. He was saved in extremis after a four hour operation.)
President of the Turkish Plastic Arts Association (UPSD) a member of IAA/UNESCO International Art Associations, since 2006 and one of its founders in 1989, Baykam is also in the World and European Executive Committees of IAA. He writes for the Turkish leftist daily Cumhuriyet.

Lavignes Bastille
For more info please contact:
Galerie Lavignes-Bastille: 27 rue de Charonne 75011 Paris
Tel: +33 147 00 88 18
galerie.lavignesbastille@noos.fr
Baykam’s Assistant: Ms Öykü Eras +905417758135
oyku.piramid@gmail.com

12 Şubat 2013 Salı

İKİNCİ EN GENÇ KEMALİSTİ SUNUMUMDUR! / Bedri Baykam / 12 Şubat 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..



            Her toplantıya, her eyleme gelir. Konuları dinlemekten çekinmez, önce her sorun hakkında arkadaşlarının genel düşüncesini ve dolayısıyla toplumun nabzını bilmek ister. Daha sonra kendi düşüncelerini mantıklı bir sunum ve güzel bir Türkçeyle ortaya koyar. Sonra da yine eleştiriye açık olarak yorumları dinler, özgüvenli ama egosuna yenilmemiş “açık”  insanların doğal cesaretiyle...
           Sanata, resme, tiyatroya, müziğe aşıktır. Esas beslenmeyi, kitaplar dışında sanat yoluyla gerçekleştireceğini bilir. Piramid Sanat’ta beraber izlediğimiz sanat filmleri hakkında ne kadar samimi, ilgili dikkatli sorular sorduğunu biliyorum. Urfalı ağabeyimizin,  ne de olsa kökeninde halkevleri ve köy enstitüleri  görmüşlük var. İliğine kadar inandığı Kemalist devrimin temelinde kültür olduğunu bilen bir gerçek aydındır kendisi. 84 yaşındaki delikanlımız, siyaset arenasında sorumlu yurtsever tavrının dışında, aile bağlarının kutsallığından, sanattan, hoşsohbetten, güzel kadınlardan çok iyi anlar. Ama bunlardan da daha önemli bir meziyeti var: O toplumda yükselen değer kötülüğün aksine, çok “iyi” bir insan. Bir Prof. Doktor, bir eğitimci olarak zaten topluma büyük hizmetleri var. Ama dediğim farklı bir şey. Yani muhtaçlara yardıma hazır olmak, insanları mutlu etmek, arkadaşlarına karşı dürüst ve uzun soluklu olmak, kendisinin varoluş tarzı. Kas Hastalıkları Derneği’ni kurarak onu büyük özverilerle canlı tutan, zor günler geçiren insanlara destek elini uzatan yine kendisi. Bunları yaparken çevreden, devletten, belediyelerden, özel sektörden büyük yardımlar mı almış? Hayır. Hangi zorluklarla o çarkın çevrildiğini, son üç yılda kaç kere  İBB tarafından Yeşilköy’deki 22 yıllık yerlerinden atılmaya çalışıldıklarını dinlediğinizde tüyleriniz ürperir! Aslında sizi güldürebilirim de... Biliyor musunuz ki, parlamentodaki bilgisayarlardan Kas Hastalıkları Derneği’nin sitesi engelli! Gerekçe neymiş? “Pornografi”! Merak ettim, kas hastalıkları fotolarında mı bulmuşlar o pornografiyi?
           Aslında tabii ana suç, genç Kemalistimizin ideolojik kimliği! Şimdi bu yıl, maalesef yargıda karar dernek aleyhine çıkmış, şu an temyizde. Yani dernek, binbir güçlükle oturtabildiği fizik tedavi odaları, bilgisayar sistemleri, bilinmeyen bir geleceğin eşiğinde sokakta kalma tehlikesi ile karşı karşıyalar. Tabii benim aklım, bir Belediye Başkanı’nın vicdanının buna nasıl elverdiğini anlayamıyor.
           Sözünü ettiğim ebedi genç Kemalist, Prof. Dr. Çoşkun Özdemir. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’dan sonra gelen “ikinci en genç Kemalist aktivist”.  Yaşamını anlattığı ve Kaynak yayınlarından çıkan “Urfa’dan Harvard’a” kitabını okurken, aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin dönemeçleri hakkında en ilginç saptamaları da buluyorsunuz. Tabii bölücülük ve köktendincilik saldırıları yaşanmadan önce, Özdemir’in aktardığı o güzel, birbirine karşı fitnelenmemiş insanlarımızın dünyasının izleri o kadar güzel ki... Ve harika sahneler:  Urfa’daki gece gezmeleri ve sözleşip buluşan çoğu öğretmen ailelerinin birlikte şarkı ve türkü söyledikleri, mandolin, keman çaldıkları “olağan geceler”! Daha neler var bilseniz: Akreplerle satranç oynayarak yatılan odalar, 1937’de radyo ile tanışma, Zati Sungur efsanesi, kavgasız yanyana seyredilen maçlar, kansere karşı verilip kazanılan savaş, karagün dostları... Bir de kaybedilen yakın dostlar var. Yaşar Kemal gibi... Türkiye’nin Kemalist çizgiden sapmayla gelen ideolojik değişimlerin getirdiği beklenilmedik yol ayrımları. Hangimiz yaşamadık ki bunu? Bunlar da kitaba serpiştirilmiş düşündürücü anekdotlardan.
          “Yetmez ama Evet”çi güruh, dönek Marksistler, bozuk düzenden nasibini almak için sıraya girenler de Özdemir’in yakın takibine uğrayanlar arasında. Coşkun Bey’de medenice kendilerini yüzleştirmek istiyor tarihi falsolarıyla! Çoğu yüzleşmeye cesaret edemeden kaçmış kendisinden!
          Biz Atatürkçüler ne yazık ki birbirimizi desteklemek için pek hamle yapmayız. Karşıtlarımızdan bu konuda alınacak sonsuz dersimiz vardır. Onlar ne kadar kenetlenmiş ise, bizler o kadar “vakitsiz” ve “uzağızdır”. Böyle bir hataya düşmeden örnek insanlarımızın yanında olmalıyız.. İyi ki varsın sevgili dostum, sonsuz genç Çoşkun Özdemir! 100. yaşını beraber kutlayacağız! Ama daha önce  sizleri 25 Şubat 19:30 da Cemal Reşit Rey’de “Düşümdeki Uçurtma” belgeselinin galasına davet ediyorum. Orada yönetmen Gülsün Sarıoğlu ile beraber, bu değerli derneği ve yaratıcısını alkışlayabilirsiniz.  


Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..

5 Şubat 2013 Salı

“ULUS” TARTIŞMASIYLA İLKOKULA DÖNMEK! / Bedri Baykam / 5 Şubat 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..



            Bu yazıyı utanarak yazıyorum. Hani eskiden ilkokullarda okuma-yazmayı sökenlere kırmızı kurdela takılırmış ya… İşte o kurdelayı lise 3’de hala takamayanların aralarında yaptıkları ”edebiyat” (!) tartışmalarını dinliyor olsanız, ne hissederdiniz? Bu söylediklerim yalnız Birgül Ayman Güler’in yarattığı polemik alanı ile ilgili değil. Çok öncesine dayanıyor. Geçen hafta haber kanallarından birinde bir aklı-evvel çıktı dedi ki: “İyi oldu, Güler sayesinde bu ulus ve milllet konuların tartışıyoruz”. Bir başka “ulema” da çıktı ”İyi oldu, CHP’nin içindeki cerahat patladı” dedi. Demek ki bu arkadaşlar “kırmızı kurdelalık” olamayışlarının ötesinde, yıllardır duyduklarını da anlamıyorlar. Bir kere bu “Allahlık Ali Bey” tartışmalar 20 yıldır, Siyaset Meydanlarından, Ateş Hatlarına kadar 1001 kanalda, milyon kere deşildi. “Ne Mutlu Türküm Diyene” cümlesini, üniversite bitirip de kurdela takamayanlara binlerce kere anlatmaya çalışmış biri olarak maalesef iyi biliyorum.
            Hayatta herkese herşeyi söyleyebilirsiniz, nasıl söylediğinize bakar. Haklıyken haksız çıkabilirsiniz. Haksızken zeytinyağı gibi yüzeye çıkabilirsiniz. Güler, içerik olarak doğru olan bir fikri, kitapta yazabilecek en kötü cümlelerle, en hatalı vücut dili ve ses tonlamasıyla, üstelik TBMM kürsüsünden yaptı.
          Güler’in demeye çalıştığı şuydu: “Türk ulusu veya Türk milleti olarak adlandırdığımız kavram, bir üst çatıdır. Bu çatının içinde Türk, Kürt, Laz, Rum, Ermeni, Arap, Musevi, Alevi, Sünni, Ateist yani her ırk, her köken, her dinsel grup ve her karışımdan insan var. Burada, bu üst çatının içinde yer alan herkes eşit ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık aidiyeti ile bağlanmış birer ferttir. ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ cümlesi, etnisite değil, bu ortak vatandaşlık bağlarının ifadesidir. Şimdi bu çatının içinden her hangi bir etnisiteyi öne çıkarıp, bu üst çatının kendisinden ve ne ifade ettiğinden daha önemli anlamlar yükleyemezsiniz. Biri üst bir siyasal, sosyal ortak aidiyet bağıdır; diğeri etnik, dinsel, mezhepsel, ‘ırk ve inanç kökenli’ farklı aidiyetlerdir. Kıyaslamaları bile yapılamaz, aynen bir futbol maçı, bir et lokantası gibi! Irkçılık tuzağına düşerek kendine farklı anlamlar yükleyenler, Ortaçağa dönmüş olurlar.”
           Güler böyle konuşsaydı kolay anlaşılırdı. Ama herhalde artık anlamsız sahte demokratlardan, terörle siyasal söylemi harmanlayanlardan o kadar bıkmış ki, yanlış yerde, yanlış zamanda patlayıverdi!
Peki kaos nasıl çıktı? AKP’lilerin her fırsatta CHP’nin eski faşist diktacı, ırkçı söylemlerinden kopamadığı iftirasını yaymak için kuyrukta beklediklerini biliyoruz. Tabii bu kavram kargaşasını hemen  kullandılar. Ayrıca bir sürü sözde medyacı da malum “anti-laikçi/anti-ulusalcı” kadro olarak dört koldan işe giriştiler, “Türkler kürtlerden üstündür’ dedi” diye yayagaraya başladılar! Böylece onların da yumurtladıkları her inciyi “müşahede etme” fırsatımız oldu. Bunlar arasına karışarak “kargaşadan üzerime toz bulaşmasın” diye hareket eden “bizden” bazı isimlere şaşırdığımı ifade etmeliyim. Bir de 2. Cumhuriyetçi olup, yıllardır köksüz demokratçılık oynayan profesörler var. Mesela “Fettullah Hoca’nın Abant platformlarında çalışmış” Mete Tunçay. Kendisine de hiç şaşırmadım. Beyefendi Milliyet’te tam sayfa yayınlanan fiyakalı röportajında, kendi profesörlük apoletlerini tıknaklarıyla sökmüş. Mesela ulusalcılığın sosyal demokrasiyle bağdaşamayacağını buyurmuş. Herhalde biraz deşsek, kürtçülerin veya Fethullahçıların nasıl sosyal demokrasiyle bağdaşabileceğini şakır şakır anlatacak! Birileri Tunçay’a açıkmalı ki, Türk ulusu çatısı altındaki her insanımız, nasıl Fenerli veya GSaraylı olabiliyorsa, sosyal demokrat, kapitalist,  veya komünist de olabilir. Ulus devlete yani ırkçı aidiyet merakı olmayan devlete mensup herkesin, özgürce siyasal bir söylemi olur. Zaten sosyal demokrat bir insan, kültürel zenginlik anlamında farklar dışında kimsenin ırk, mezhebiyle ilgilenmez. Yani “ulus devleti” kabul etmek anlamında “ulusalcı” olmayan bir insan tabii ki ne demokrat ne eşitlikçi ne de sosyal demokrat olabilir! Mete Beyin gaflarının yanıtı bu sütuna sığmaz. Milliyet’ten tam sayfa yanıt hakkı bekliyorum. “Ülkeyi ne müminlerin ne de laikçilerin yönetmesini istemem” diyen beyefendinin kafası hep karışık kaldı ve islami siyasetlerin yani “müminlerin” önünü açan kilit beyin yıkayıcılardan biri olarak tarihe geçti.
           Uzun lafın kısası, ilkokulda öğrenip belleğimize geçirmiş olmamız gereken temel kavramlar, bu kafayla daha bizleri böyle ömür boyu tırmalar… Biz de daha çoook ağlarız, gülünecek halimize!

Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..

4 Şubat 2013 Pazartesi

Bedri Baykam-5 Subat, salı duruşması‏




UPSD Başkanı Bedri Baykam’ın, 18 Nisan 2011 günü uğradığı saldırı hakkında süregelen “Bıçaklanma Davası” karar aşamasına gelmiş durumda. 5 Şubat Salı günü, hakim kararı açıklayabilir.

Dava süresince de hiçbir pişmanlık belirtisi göstermeden Baykam’a kendisini öldürmek için saldırdığını söyleyen sanık, ayrıca Baykam’a dava sürecinde, jandarmaların elinden kurtularak tekrar saldırmaya çalışmıştır.

Adliye Sarayı’nda, 5 Şubat Salı günü saat 10.30’da 1. Ağır  Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava için katılımınız ve göstereceğiniz dayanışma son derece önemlidir.

En iyi dileklerle,

Saygılarla

UPSD

Bedri Baykam-5 Subat, salı duruşması‏




UPSD Başkanı Bedri Baykam’ın, 18 Nisan 2011 günü uğradığı saldırı hakkında süregelen “Bıçaklanma Davası” karar aşamasına gelmiş durumda. 5 Şubat Salı günü, hakim kararı açıklayabilir.

Dava süresince de hiçbir pişmanlık belirtisi göstermeden Baykam’a kendisini öldürmek için saldırdığını söyleyen sanık, ayrıca Baykam’a dava sürecinde, jandarmaların elinden kurtularak tekrar saldırmaya çalışmıştır.

Adliye Sarayı’nda, 5 Şubat Salı günü saat 10.30’da 1. Ağır  Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava için katılımınız ve göstereceğiniz dayanışma son derece önemlidir.

En iyi dileklerle,

Saygılarla

UPSD