14 Ocak 2013 Pazartesi

‘ARTISTS INITIATIVE’ SHINED IN BOSTANCI by BEDRİ BAYKAM


ARTISTS INITIATIVE’ SHINED IN BOSTANCI
By BEDRİ BAYKAM
On Sunday. 4500 patriots who jammed the ‘Bostancı1 Performance Hall’ spent a very satisfying day enjoying a great organization realized by the ‘Artists Initiative’. Amongst those that made a mark on this six-hour-long marathon between 5:30 - 11:30 pm, were some of the most important artists of the country.
This ‘Grand Meeting’ was such a big event! Probably no organizer would have been able able to
orchestrate an activity of this scope that involved actors, singers, poets such as Ataol Behramoğlu, Tarık Akan, Mehmet Aksoy, Nejat Yavaşoğulları, Ümit Zileli, Edip Akbayram, Genco Erkal, Timur Selçuk, Sadık Gürbüz, Kubat and numerous intellectuals. The night progressed with incredible enthusiasm...
The seeds of ‘Artists Initiative’ were sown almost a year ago when my wife and I invited eight of our artist friends over to dinner. That evening; Ataol Behramoğlu, Orhan Aydın, Levent Kırca, Edip Akbayram, Ümit Zileli, Orhan Kurtuldu, Mehmet Güleryüz and I, along with our partners discussed the state of the country. In the natural course of events we decided to realize this democratic response. The rest, the public is already knows. Actually, this statement is also exaggerated. Because in
THIS COUNTRY, a ‘media organ’(!) that has the courage to convey to the public loudly enough, the intelligentsia’s criticism of those in power with reasonable justifications-at least according to them (!)- is almost non-existent.
As ‘The Artists Initiative’ regarding this night, successful beyond our expectations, I have some crucial notes: After the as encouraging opening speech delivered by Behramoğlu and performances by esteemed artists, it was my turn to speak. My most acclaimed articulation was the following:
“Either we will be at it hammer and tongs and disintegrate with allocations like ‘you are a kemalist, I am a socialist; you are a social democrat, I am a trotskyist’ and then there will be no use in complaining after the elections lost again for sure, or we will become one fist, uniting around the Main Opposition party (Republican People's Party), and joining hands with the other opposing parties and NGOs, we will demolish the barricades erected in front of us. You can call this if you like, a” marriage of logic”, or of love or of passion; we are obliged to do this. We will succeed and defeat darkness at the ballot box. A lot depends on the Main Opposition: Please look no more in vain for vast horizons in waters that do not belong to us. Seek it in our waters, here in this room." After my speech, the opposition leader Kemal Kılıçdaroğlu took the stand and addressed the exuberant crowd. He stated that he received the message conveyed and added, “Common denominators should be put forward, and the denominator is Mustafa Kemal Ataturk” for which he received a long round of applause and he left after making a decided and promising speech.
Later on there was good deal of exhilarating music, superb poetry, and excerpts from plays.Then all the artists gathered around Timur Selçuk and his piano and sang songs that had the last word on why this crowd gathered there and then. This spectacular get together was backed by Kadıköy, Maltepe, Beşiktaş and Sarıyer municipalities.
There were two mishaps I would like to comment on. One was my dear friend Melike Demirağ’s reprimanding those that shouted slogans and her surprising insistence. This caused an unnecessary tension. No one, especially a person who has officially no say on the organization of the night or the weight of politics in the country in the last decades, should interfere with the slogans of such a rapturous crowd. The second one, a far more serious incident was Levent Kırca’s speech after Kılıçdaroğlu left. My estimable friend, it seems, was caught up in outdated interpretations of affairs and was not also aware of the support the crowd gave to my thoughts on the need to merge all oppositions under the leadership of the main opposition. Kırca’s claims that Kılıçtaroğlu confiscated his (Kırca’s) turn to speak and
“made a propaganda of his party CHP”, with due respect, shows that he is way off target. First of all, Kılıçdaroğlu made no approach to deliver a speech nor was in the lineup. Because of our persisting insistence he put Bostancı on his agenda and came all the way from Menemen.2 When he arrived, Behramoğlu, on behalf of the Artists Initiative, asked him to deliver a speech. Secondly, in his speech he stood up for the common denominator that supported our determination ‘to become one fist’ and tackled to get the ball! Is there anything more sublime than that?
I have to admit that these are the old chronic diseases of the left and the nationalists. We no longer have time for such whims. To win the elections we are obliged to gather the votes in one basket. And this can only be achieved by giving open support to the Main Opposition, and if we need to criticize them, do it in a constructive way by putting them back into orbit. If we continue reiterating this same reprise “We are at equal distance to all parties. We don’t support anyone in particular”, our brothers and sisters will suffer more at the Silivri Penitentiaries and other houses of oppression and be exposed to torture they do not deserve. So for this reason, everyone should now watch their steps and refrain from obsolete side shows.

11 Bostancı is a neighbourhood of Kadıköy district in Istanbul.

22 Menemen is a town in the province of Izmir. İt was there that the young officer Kubilay was beheaded by religious fundamentalists, years back, on the 23rd of 1930. Every year since then, commomerations are hold there (and elsewhere) about the event.

8 Ocak 2013 Salı

Bedri Baykam sergi duyurusu‏

Strippoker. Mixed media on canvas, 191x144 cm, 2012. Tual üzeri karışık teknik.



Sanatçının 122. kişisel sergisi olan Tarihin Röntgencisi, Ankara Siyah Beyaz Galerisi’ndeki açılışın ardından, Piramid Sanat’ta İstanbullu sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, Ankara ve İstanbul’un ardından 26 Şubat-24 Mart tarihleri arasında Paris’te Lavignes - Bastille Galerisi’nde Fransız sanatseverlerle buluşacak. Kimi zaman çeşitli kolaj ve farklı malzemelerin bir arada kullanıldığı bu yeni dönem işleri, ilk bakışta sanatçının 80’li yıllar çalışmalarını hatırlatsa da, esasında zengin bir dönemsel sentezi bünyesinde topluyor.
Baykam’ın 2011-2012 tual çalışmalarından oluşan sergide sanat eleştirmeni Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ile İstanbul Modern Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu’nun, genel olarak Baykam ve sergiye ait eserlere dair geniş makalelerinin yer aldığı katalog da sanatseverlere sunuluyor.
Tarihin Röntgencisi kataloğunda, Baykam’ın sanatından “Son 30 yılda Baykam’ın resmi Türk Görsel Sanatları’nı birkaç kere derinden etkilemiştir demek bile, ancak gerçeği kısmi olarak dile getirmek olur. Bu görsellik, Batı görselliğiyle her döneminde kendi özgüllüğüyle hem hesaplaşmış hem örtüşmüştür.” cümleleriyle bahseden Kahraman’ın yazısı, Baykam’ın sanatının Türk Çağdaş Sanatı’nı 80’lerin başından itibaren nasıl rüzgarı altına aldığını analiz ediyor.
Çalıkoğlu’nun eser incelemeleri ise, Baykam’ın çalışmalarının tekil olarak ele alındığında da nasıl etkili bir okumanın mümkün olduğunu, boyanın maddeselliğinden başlayarak sanatseverlere aktarıyor.
Tarihin Röntgencisi 3 Mart 2013 tarihine kadar Piramid Sanat’ta izlenebilir.
© 2013 Piramid Sanat
Feridiye Cad. No:23 Taksim - İstanbul
T: 0212 297 31 15-20-21 | F: 0212 297 44 11      
www.piramidsanat.com          info@piramidsanat.com         piramidartcenter@gmail.com 

DANIŞTAY CİNAYETİ YETMEZ, PAPA’YI DA ERGENEKON’A BAĞLAYIN! / Bedri Baykam / 8 Ocak 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..



          Durum o kadar mantık dışı ki, bunun hakkında makale kaleme almak bile yoğun sabır ve sinir kontrolü gerektiriyor.
           Ergenekon’dan tutuklu aydınlarımız hakkında bir türlü beş yıldır elle tutulur herhangi bir delil bulunamadığı için, kimilerinin “bulabildiği formül”, Danıştay cinayetini akıl almaz bir çeviklikle Ergenekon’a yükleyip, böylece bu “çok tehlikeli silahlı terör örgütü” olarak sunulan gruba bir cinayet hediye etme kararıydı. Birileri düğmeye bastı ve ardından akıl almaz bir “montaj sanayi” operasyonuyla, Danıştay 2. Daire üyesi Özbilgin’in canına mal olan ve Daire Başkanı Birden ile  üç üyenin yaralanmasına yol açan, failleri Alpaslan Aslan ve Osman Yıldırım olan siyasi cinayet, durup dururken Ergenekon’un küfesine atılıverdi. Hem de Aslan’ın açık açık “Cinayeti türban davasında aldıkları karar yüzünden işledim” demesine rağmen! Hem de malum 13 Şubat 2006 Pazartesi tarihli Vakit Gazetesi, bu üyeleri “Türban Kararı” dolayısıyla doğrudan hedef göstermişken... Yani olayın akış mantığı A’dan Z’ye, yine Atatürkçülere yönelik bir hain saldırıyı işaret ederken, gerekçe ve itiraf konuyu net olarak izah ederken, olay bir sürrealist komplo senaryosuna çekiliverdi!
           Her birimiz, izlediğimiz onca polisiye filmden biliriz. Herhangi bir komplo senaryosu imal edebilmek için, uyduruk da olsa, eğreti de dursa, sonuçta suçu üzerine atmak istenilen kişiyi tuzağa düşürebilmek için, bir hikaye, bir sahte delil, bir bağlantı kurgulanır. Burada da,  “Bu cinayeti Atatürkçüler, darbe ortamı yaratmak için işlediler” kurgusunu ortaya atmaya cesaret etmek için, basitinden de olsa bir bağlantı lazım. Yani uzun lafın kısası, bu cinayette tetiği çeken Aslan, onun etrafında gezinenler veya silahı tedarik edenlerden en az birinin, “Ulusalcı-Atatürkçü” gruplardan biriyle bir ilişkisini ortaya çıkarmak lazım. İyi de aradan geçen onca yıla rağmen, Aslan’ın veya Yıldırım’ın bir mesela CHP’nin, İP’in, bir eski ilçe Başkanı, veya ADD’nin bir il Başkanı olduğuna dair bir kanıt bulunabildi mi? Hayır. Ortaya yalnız Yıldırım tarafından atılmış Muzaffer Tekin’e yönelik alakasız bir suçlama ve gizli tanık 9’un bunları onayladığı iddiası var. Bir çok gazetede Yıldırım ve “GT9”un aynı kişi olduğunun yayınlandığını da anımsarsak, bu da havada kalıyor. Daha da acısı, askerde sürekli komutanlarına saldıran Yıldırım hakkında cinayetten çok önce, 2005’de tam teşekküllü bir üniversite hastanesinin “ileri derecede anti-sosyal kişilik bozukluğu” tanısı koymuş olduğu gerçeği var. Yani Yıldırım’ın hiçbir tanıklığı hukuki olarak ne geçerli ne inandırıcı olabilir. Anlayacağınız, bu mantık tanımaz “komplo” teorisini somut verilerle Ergenekon’a bağlayacak HİÇBİR ŞEY ELDE YOK... Buna rağmen, gazeteci sıfatlı şatafatlı kadınlar, iddialı profesörler, utanmadan TV’lerde, Ergenekon hakkında “zaten Danıştay davası da bu davaya bağlandı” diye fikir beyan edip ortalığı bulandırabiliyorlar!
            O zaman neden bu kadar mütevazı davranıyorlar ki? Danıştay davası yetmez. Mesela Papa cinayeti  veya Kennedy cinayeti davaları da Ergenekon’a bağlanabilir diyorum. Madem hiçbir kanıta, mantıklı silsileye ihtiyaç duyulmuyor, o zaman bu davalar da dosyaya eklenerek olay uluslararası kamu oyunda daha da etkili hale getirilebilir. Böylece o “son derece tehlikeli” örgüt, tüm geçmiş“uluslararası marifetleri ve bağlantılarıyla” da teşhir edilmiş ve çökertilmiş olur! Belki yeni bir dünya lideri de bu sayede kurtulur! Mesela NATO’nun bir komutanının arabasının arkasındaki bir vasıtada tesadüfen bulunacak bir ulusalcı gazeteci kıskıvrak yakalanır ve onun mikrokozmik odasında ele geçirilecek belgeler, Ergenekon davasının dosya birikimine %5’lik bir eklenti yapabilir. Burada gerçekötesi cümleler olarak  okuduğunuz fikirlerimle alay ediyorsanız, o zaman lütfen bu Danıştay veya Cumhuriyet gazetesi bombalanması olaylarının faillerinin Perinçek’le, Özkan’la, Balbay’la, İbrahim Özcan’la, Haberal’la, Hilmioğlu’yla,  Erenerol’la,  Poyraz’la bu yadsınamaz bağlantıları nelerdir, açıklayın da biz de öğrenelim!
            Sizler bu satırları okurken, Salı sabahı, Taxim Hill’de sağlık durumu her geçen gün maalesef daha kötüye giden eski İnönü Üniversitesi rektörü Fatih Hilmioğlu’nun tahliye edilmesini talep eden bir basın toplantısı yapılıyor olacak. Umarım bu zulüm son bulur. Mücadele, hukuk, mantık, demokrasi, insan hakları ve insaf adına her cephede sürmeye devam ediyor...  
     

Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..             

7 Ocak 2013 Pazartesi

Bedri Baykam exhibit in Paris‏


Bedri Baykam'ın 26 Şubat-24 Mart 2013 tarihlerinde Paris'te Lavignes-Bastille galerisinde açacağı serginin davetiyesini altta görebilirsiniz:

Dear Friends,,
hope to see you all in my exhibit in Paris in February,
all the best,

Bedri Baykam


5 Ocak 2013 Cumartesi

BEDRİ BAYKAM TARİHİN RÖNTGENCİSİ 16 Ocak – 3 Mart 2013





BEDRİ BAYKAM
TARİHİN RÖNTGENCİSİ
16 Ocak – 3 Mart 2013

Bedri Baykam’ın son iki yılda gerçekleştirdiği tual çalışmalarından oluşan
Tarihin Röntgencisi” (The Voyeur of History) sergisi16 Ocak - 3 Mart 2013 tarihleri arasında Piramid Sanat’ta…


Sanatçının 122. kişisel sergisi olan Tarihin Röntgencisi, Ankara Siyah Beyaz Galerisi’ndeki açılışın ardından, Piramid Sanat’ta İstanbullu sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, Ankara ve İstanbul’un ardından 26 Şubat-24 Mart tarihleri arasında Paris’te Lavignes - Bastille Galerisi’nde Fransız sanatseverlerle buluşacak. Kimi zaman çeşitli kolaj ve farklı malzemelerin bir arada kullanıldığı bu yeni dönem işleri, ilk bakışta sanatçının 80’li yıllar çalışmalarını hatırlatsa da, esasında zengin bir dönemsel sentezi bünyesinde topluyor.

Baykam’ın 2011-2012 tual çalışmalarından oluşan sergide sanat eleştirmeni Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ile İstanbul Modern Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu’nun, genel olarak Baykam ve sergiye ait eserlere dair geniş makalelerinin yer aldığı katalog da sanatseverlere sunuluyor.

Tarihin Röntgencisi kataloğunda, Baykam’ın sanatından
“Son 30 yılda Baykam’ın resmi Türk Görsel Sanatları’nı birkaç kere derinden etkilemiştir demek bile, ancak gerçeği kısmi olarak dile getirmek olur. Bu görsellik, Batı görselliğiyle her döneminde kendi özgüllüğüyle hem hesaplaşmış hem örtüşmüştür.” cümleleriyle bahseden Kahraman’ın yazısı, Baykam’ın sanatının Türk Çağdaş Sanatı’nı 80’lerin başından itibaren nasıl rüzgarı altına aldığını analiz ediyor.

Çalıkoğlu’nun eser incelemeleri ise, Baykam’ın çalışmalarının tekil olarak ele alındığında da nasıl etkili bir okumanın mümkün olduğunu, boyanın maddeselliğinden başlayarak sanatseverlere aktarıyor.


Tarihin Röntgencisi 3 Mart 2013 tarihine kadar Piramid Sanat’ta izlenebilir.


Açılış: 16 Ocak 2013 Çarşamba / 18:00 - 21:30
Yer: Piramid Sanat (Feridiye Cad. No:23 Taksim-İstanbul /0212 297 31 15-20-21)

BASIN TOPLANTISINA DAVET




Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Eski İnönü Üniversitesi Rektörü

O şimdi Silivri'de tutuklu...

'Belli olmayan' bir suçtan dolayı yıllardır Silivri’de tutuklu yargılanıyor.

Ve o şimdi ölümcül bir hastalıkla mücadele ediyor...

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, kendisi ölümle pençeleşirken bile kendini düşünmedi...

Savunmalarını, cezaevinde bulunan hayatında hiç tanımadığı-görmediği insanların 'sağlık sorun'larına dikkat çekmek üzere yaptı...

Hekimlik onurunu hep dik tuttu...

Cezaevinde en zor koşullarda kalmasına rağmen, diğer tutukluların durumuna isyan etti...

Gencecik oğlunu, yakın bir geçmişte talihsiz bir kaza sonu kaybeden Fatih Hilmioğlu'na tam donanımlı bir hastanede tedavi imkanı bile verilmiyor...

Üniversite hastaneleri 'Cezaevinde tedavisi mümkün değil' demesine rağmen, bırakın özgürlüğü, tedavi edilmesine bile izin verilmiyor.

Bu ülkenin yazarları, aydınları, vicdan sahibi olan herkes suskun kalmamalıdır.

Bu ülkenin vicdanları nasır bağlamayan insanlarını seslerini yükseltmeye çağırıyoruz.

Elbette herkese ve elbette Fatih Hilmioğlu’na, adil yargılanma ve yaşamını sağlıklı şekilde sürdürme hakkı verilmesini talep ediyoruz.

Çok ağır sağlık sorunları yaşayan Fatih Hilmioğlu'na hemen şimdi özgürlük istiyoruz.

Yarın her şey için çok geç olacak...

Ve hepimiz olanlardan sorumlu olacağız...

Bugün başaramazsak...

Yarın olacaklardan biz de sorumlu olacağız…

Çeşitli Meslek Kuruluşları, Sanatçılar ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Temsilcilerinin Katılacağı ve Görüşlerini Açıklayacağı
BASIN TOPLANTISINA Katılımınızı Bekliyoruz…

Basın Toplantısı;
8 Ocak 2013 Salı 
Saat: 11:00
Taxim Hill Oteli - Taksim Meydanı / İstanbul

1 Ocak 2013 Salı

2013 YILINA HOŞGELDİN SEVGİLİ YURTTAŞ! / Bedri Baykam / 1 Ocak 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..



2013’e hoşgeldin sevgili Yurttaş!
Seni buraya, tuttuk 1983’den getirttik!...

           Her ne kadar kanser hala yenilmediyse, taksiler hala uçamıyorsa, Ankara’dan Los Angeles’a hala üç saniyede ışınlanılamıyorsa, ömrün uzunluğu 157 yıla çıkmadıysa ve hatta ayda tatile gidemiyorsak da, her vatandaş henüz yüksek öğrenim göremiyor ve Milli Takım henüz Dünya Futbol Şampiyonu olamadıysa da, her şeye rağmen “gelecek zamanlar”da sizi şaşırtacak epey malzememiz var.  Bu gerçekötesi senaryoda, en değişmez görünen şeyler yerinden oynayıp en olmadık kara delikler tarafından yutulup bugüne sunulmuşlar. Görecekleriniz sizi teatral olarak dahi şoka uğratabilir! Bu nedenle size iki hazırlık olarak Xanax vermiş olmamızı mazur görün. Şimdi kemerlerinizi bağlayın ve 2013 Türkiyesi’ni izlemeye çalışın!
         2013 Türkiyesi’nde iktidar İslamcılar ve tarikatçılar arasında gergin bir uzlaşmayla paylaşılmış.
Birbirini yiyerek yok eden “sol kesim” iktidarı hala görememiş; TSK kendi varoluş şartlarını, görevlerini toptan imha ederek terketmiş. “Karaoğlan” solu birleştirmemeye yemin etmesinin ötesinde, tarikat önderlerine açıkca destek vererek ülkenin dinci gruplara teslim edilmesinin önünü açmış, kendisine “geçmişi hatırlaması” için adeta yalvarmaya gelen Üniversite hocalarını, öncü düşünürleri elinin tersiyle kovalamış. Bu Türkiye’de, 1983’de Evren’in elini öpmek için kuyruğa giren patronlar ve siyasiler şimdi Başbakan ve Cumhurbaşkanı emriyle kendisini hapse atmak için dava ve suçlama yarışına girmişler. Gazetelerin adı artık “medya”; patronları başka işlere boğazlarına kadar batmış olduklarından sayfalarını eften püften şeylere ayırıp, Cumhuriyet düşmanları hakkında yorum yapmaktan bile korkar hale gelmişler! Onların televizyona çıkardıkları isimler, sinsi Atatürk düşmanlığında yıllarca staj yapmış, üniversitelerde ders vermiş, eli viskili yobazlar. Bu ülkede kadınların yarısı, sanki aniden yeni bir peygamberden emir almışcasına, başlarını lastikli malzemelerle örtüp saçlarını saklamaya, kendi anneannelerinin örtünme stilini zavallı görmeye başlamışlar, neredeyse onları “dinden sapmış”  ilan edecek hale gelmişler. 1983’den günümüze davet ettiğimiz dostumuz gülerek sormuş: “Eee,kim yapmış bunları? Demirel mi? Özal mı? Cilalı İbo mu?”. Sunucu gözlerini kaldırmış, bir durup sonra devam etmiş saymaya: Bu Türkiye’de yargı artık bağımsızlığını kaybetmiş, hükümet doğrudan atamalara karışmaya ve Yargıtay, Anayasa Mahkemesi gibi kurumların yöneticilerini kendi belirlemeye başlamış. “Devlet” Kubilay’a yapılan vahşeti görmezden gelmeye başlamış, “irtica” suç olmaktan çıkarılmış, çünkü “tanımlanamıyormuş”. Bu Türkiye’de tam tersine “Kemalizm” suç sayılır olmuş ve tutuklu yüzlerce yazar, politikacı ve asker hapisleri doldurmuş. Bölücülerle pazarlık almış başını yürümüş. “O ne? Neyin bölücülüğü? Neyi paylaşamamışlar?”diye sormuş 83’lü. Sunucu bu sefer bakmamış bile: Boşveeer, anlatmak uzun sürer, hem de anlaman kolay değil. “Devlet”, alkol satan yerlere kısıtlamalar getirip “Milli İçki” lakaplı rakıya inanılmaz vergiler koymuş, devlet masalarında içki servis edilmez olmuş. Şimdi sıkı dur: Bu Türkiye’de, Atatürk anıtlarına çelenk koymak uydurma gerekçelerle yasaklanmış, halkın 29 Ekimi kutlaMAMAsı için, polis çeşitli caddeleri halk yürüyemesin diye barikatlarla kapatıyormuş. İnsanlar toplanamasın diye Taksim Meydanı yerle bir edilmiş, kentin her parkına, halka rağmen bir cami yapma yarışına girilmiş.
               Sunumu izleyen 1983 patentli yurttaşın önce suratı asılmış, sonra sunucunun sözünü kesmiş: “Çok mu komik bu kabareniz? 2013’de bunlara mı gülecekler? Zeki Alasya’nın marifeti mi bu, yoksa Ferhan’ın mı?” diye sormuş. Sunucu acı acı gülümsemiş: “Orası karışık. Bu zaman makinesi palavralarına kimisi gülüyor, kimisi ağlıyor, kimisi ise hiçbir şey olmamış gibi başını kuma, alış verişe gömerek ot gibi yaşıyor”. “Başka?” diye sormuş zaman gezgini... “Bir tek gençler ve sanatçılar kaldı, bu kirli oyuna doğrudan karşı çıkan... Durdurabilene aşkolsun! Çünkü...” “Yeter” diye sözünü kesmiş 83’lü. “Ufak at da civcivler yesin! Evren’le  yaşadıklarımız o kadar ağır ki, sizin abuk mizanseniniz hiç komik gelmedi” deyince sunucu heyecanlanmış: “Yer değiştirelim mi? Ben razıyım”
              
Mutlu yıllar sevgili okurlar! Siz yer değiştirir miydiniz? Yoksa kabusunuzu mucizevi bir şekilde geri döndürecek asil kan damarlarınızda mevcut mu? Bu yanıt geleceğinizi belirleyecek...


Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..