24 Temmuz 2012 Salı

KADINLAR FİŞLENİRKEN İSMET PAŞA MİTİNG YAPAR MIYDI? / BEDRİ BAYKAM/ 24 Temmuz 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Kayalıklara vuran dalgaları dinlerken ülkemde olup bitenleri gözden geçiriyorum. Türkiye’de yaşam nabzına bakılırsa, her şey normal sürüyor. İşler herkes için en güzel rutininde, tatil planları, sahurlar-iftarlar, transfer dedikoduları... Mutlu bir Türkiye!
Bir de bu Cumhuriyet’te yaşayıp ölmüş her vatandaşı mezarından dehşetle kaldıracak diğer gelişmeler dizisi var, her gün yeni halkalar eklenen... Zannediyorsunuz ki,
“insaf artık, bunu da yaptılar ha!” diye nara atacaksanız ve sonra bu saçma yuvarlanma sona erecek, kabustan uyanacaksınız... Ne gezer? İktidar için “yaptıkları, yapmaya hazırlandıkları hamlelerin yalnız provası“ niteliğinde!
“Kadınları fişlemek” ve mahrem cinsel yaşamlarına dair akıl almaz densiz sorular sormak, AKP’nin kafayı seksle bozmuş olmasının yeni bir kanıtı olmanın ötesinde, 1930’ların Almanyası’nı artık doğrudan hatırlatması açısından vurucu bir gelişme. (Yoksa o standart soruları daha da geliştirip, tercih edilen pozisyonların Yargıtay içtihatlarına uyumlu olup olmadığı da yemin karşılığı öğrenilebilir ya da erkek partnerlerin adları ve birleşme tarih/saatleri de istenebilirdi!)
Peki Türkiye bu işkenceden nasıl kurtulacak? Hücrelerine sızan ve demokrasinin saflığını ve akılsız iyi niyetini dolandırarak emeline ulaşmış bu tahammülsüz yapıdan bir çıkış var mı? Mesela, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, örnek demokrat Vural Savaş bile, iki yıl kadar önce
“Türkiye artık anti-demokratik şekilde yargı yapısına sızan ve Cumhuriyet’i bitirecek bir yapıya geri dönülmez bir şekilde teslim oldu” diyerek bu mücadele arenasındaki fiili çabalarına nokta koydu. Geçen haftaki yazımda da AKP’nin artık laikliği Anayasa’dan basın özgürlüğü ile birlikte kaldırmakta olduğunu hatırlatan bir ikazı kaleme almıştım. CHP Kurultayı’nı yaşadığımız gün, iki konuşması arasında Kılıçdaroğlu yanıma oturunca ikazlarımı sözlü olarak da nazikçe kendisine ilettim. “CHP Anayasa Komisyonu’nu derhal terkedip büyük bir uluslararası basın toplantısı yapıp tuzağın gerçek yüzünü açıklamalı.” dedim. “Merak etmeyin Bedri Bey, biz izin vermeyiz, henüz bunların sırası değil.” dedi. İkna olmadım. Yaptığım Kurultay konuşmasında CHP’nin üzerine gökdelen yıkılırken kendini şemsiye ile korumaya çalıştığını, bu seferki değişikliğin 4+4+4’ü bile sollayıp nihai darbeyi indireceğini vurguladım. Konuşma süreme sığdıramadığım cümlem şuydu: “İnönü bugün yaşasa, 128. yaşını kutlardı. Belki tekerlekli iskemlede görürdük kendisini ama yine de bu ortamda haftada dört mitingle AKP yapısına nefes aldırmazdı!”
CHP, bugün o tepki reflekslerini ve dinamizmini gösteremiyor. Peki son Kurultay’da seçilen Parti Meclisi dertlere deva olabilir mi? Kılıçdaroğlu’nun “çarşaf liste” yolunu benimsemesi, her ne kadar olumlu bir gelişme olsa da, önce 92, ardından da 52 kişilik bir blok liste çıkarılması, delegelere olan güvenin pek yerinde olmadığını kanıtlıyor. O liste 92’de kalsa ve ikinci dar liste çıkmasaydı, daha çok delinirdi veya Başkan yalnız 20 kişilik bir liste çıkarıp üstü için “CHP”ye güvenebilirdi!
Şimdi bugünün olağandışı şartlarında ülkeyi sırtlayacak tek yapı olan CHP’nin seçilen PM listesine bakıyorum: Çok zorlarsam, hepsi birbirinden değerli isimlerin, kamuoyunun gözünde laiklik ve Atatürkçülük hassasiyetleri yakından bilinenleri en fazla 7-8 kişi. CHP, şayet
“artık hiçbir şey fayda etmez” diye düşünüyorsa, bu sefer gerçekten “niye Parti’yi devraldınız?” sorusunu; yok, CHP hala mücadeleyi sürdürmeyi önemli buluyorsa, “çıkarabileceğiniz günün şartlarına en uygun kadro bu muydu?” sorusunu gündeme getirmek istiyorum.
Kılıçdaroğlu’nun kadro seçme kriterlerinin dayanağı şu: AKP’ye karşı, ona muhtaç bırakılmış kitlelerin oyunu almak için çok önemli liberal ekonomik tercihlere imza atabilecek ve geçmişin statükoculuğuyla tepki çekmeyecek bir kadro kurma inancı.
Halbuki bugünün Aydınlanma ve Ortaçağ kapışmasının iki başlı çelişkisini anlamadan Türkiye’de siyaset yapılmaz: Bu ülkede oylar, salt ekonomik tercihlerle verilmez ve ekonomik önerilerle geri kazanılamaz. Bu sade gerçeği algılayamamış şahıslar, siyasete girdikleri zaman, olsa olsa ülkeye de, Parti’ye de zaman kaybettirirler. Bu nedenlerle CHP’nin yeni kadrosu, artık kendi gerçeği ile hemen tanışmalı ve Anayasa’ya yapılmak istenen darbeye karşı çekilerek tavır almalıdır.Yoksa yaşanacak yeni çöküşlerin ardından kimse, “bu kadarını da beklemiyorduk” demeye kalkmasın! Her biri sırasını bekliyor, hepsi bundan ibaret...

Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..   

KADINLAR FİŞLENİRKEN İSMET PAŞA MİTİNG YAPAR MIYDI? / BEDRİ BAYKAM/ 24 Temmuz 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Kayalıklara vuran dalgaları dinlerken ülkemde olup bitenleri gözden geçiriyorum. Türkiye’de yaşam nabzına bakılırsa, her şey normal sürüyor. İşler herkes için en güzel rutininde, tatil planları, sahurlar-iftarlar, transfer dedikoduları... Mutlu bir Türkiye!
Bir de bu Cumhuriyet’te yaşayıp ölmüş her vatandaşı mezarından dehşetle kaldıracak diğer gelişmeler dizisi var, her gün yeni halkalar eklenen... Zannediyorsunuz ki,
“insaf artık, bunu da yaptılar ha!” diye nara atacaksanız ve sonra bu saçma yuvarlanma sona erecek, kabustan uyanacaksınız... Ne gezer? İktidar için “yaptıkları, yapmaya hazırlandıkları hamlelerin yalnız provası“ niteliğinde!
“Kadınları fişlemek” ve mahrem cinsel yaşamlarına dair akıl almaz densiz sorular sormak, AKP’nin kafayı seksle bozmuş olmasının yeni bir kanıtı olmanın ötesinde, 1930’ların Almanyası’nı artık doğrudan hatırlatması açısından vurucu bir gelişme. (Yoksa o standart soruları daha da geliştirip, tercih edilen pozisyonların Yargıtay içtihatlarına uyumlu olup olmadığı da yemin karşılığı öğrenilebilir ya da erkek partnerlerin adları ve birleşme tarih/saatleri de istenebilirdi!)
Peki Türkiye bu işkenceden nasıl kurtulacak? Hücrelerine sızan ve demokrasinin saflığını ve akılsız iyi niyetini dolandırarak emeline ulaşmış bu tahammülsüz yapıdan bir çıkış var mı? Mesela, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, örnek demokrat Vural Savaş bile, iki yıl kadar önce
“Türkiye artık anti-demokratik şekilde yargı yapısına sızan ve Cumhuriyet’i bitirecek bir yapıya geri dönülmez bir şekilde teslim oldu” diyerek bu mücadele arenasındaki fiili çabalarına nokta koydu. Geçen haftaki yazımda da AKP’nin artık laikliği Anayasa’dan basın özgürlüğü ile birlikte kaldırmakta olduğunu hatırlatan bir ikazı kaleme almıştım. CHP Kurultayı’nı yaşadığımız gün, iki konuşması arasında Kılıçdaroğlu yanıma oturunca ikazlarımı sözlü olarak da nazikçe kendisine ilettim. “CHP Anayasa Komisyonu’nu derhal terkedip büyük bir uluslararası basın toplantısı yapıp tuzağın gerçek yüzünü açıklamalı.” dedim. “Merak etmeyin Bedri Bey, biz izin vermeyiz, henüz bunların sırası değil.” dedi. İkna olmadım. Yaptığım Kurultay konuşmasında CHP’nin üzerine gökdelen yıkılırken kendini şemsiye ile korumaya çalıştığını, bu seferki değişikliğin 4+4+4’ü bile sollayıp nihai darbeyi indireceğini vurguladım. Konuşma süreme sığdıramadığım cümlem şuydu: “İnönü bugün yaşasa, 128. yaşını kutlardı. Belki tekerlekli iskemlede görürdük kendisini ama yine de bu ortamda haftada dört mitingle AKP yapısına nefes aldırmazdı!”
CHP, bugün o tepki reflekslerini ve dinamizmini gösteremiyor. Peki son Kurultay’da seçilen Parti Meclisi dertlere deva olabilir mi? Kılıçdaroğlu’nun “çarşaf liste” yolunu benimsemesi, her ne kadar olumlu bir gelişme olsa da, önce 92, ardından da 52 kişilik bir blok liste çıkarılması, delegelere olan güvenin pek yerinde olmadığını kanıtlıyor. O liste 92’de kalsa ve ikinci dar liste çıkmasaydı, daha çok delinirdi veya Başkan yalnız 20 kişilik bir liste çıkarıp üstü için “CHP”ye güvenebilirdi!
Şimdi bugünün olağandışı şartlarında ülkeyi sırtlayacak tek yapı olan CHP’nin seçilen PM listesine bakıyorum: Çok zorlarsam, hepsi birbirinden değerli isimlerin, kamuoyunun gözünde laiklik ve Atatürkçülük hassasiyetleri yakından bilinenleri en fazla 7-8 kişi. CHP, şayet
“artık hiçbir şey fayda etmez” diye düşünüyorsa, bu sefer gerçekten “niye Parti’yi devraldınız?” sorusunu; yok, CHP hala mücadeleyi sürdürmeyi önemli buluyorsa, “çıkarabileceğiniz günün şartlarına en uygun kadro bu muydu?” sorusunu gündeme getirmek istiyorum.
Kılıçdaroğlu’nun kadro seçme kriterlerinin dayanağı şu: AKP’ye karşı, ona muhtaç bırakılmış kitlelerin oyunu almak için çok önemli liberal ekonomik tercihlere imza atabilecek ve geçmişin statükoculuğuyla tepki çekmeyecek bir kadro kurma inancı.
Halbuki bugünün Aydınlanma ve Ortaçağ kapışmasının iki başlı çelişkisini anlamadan Türkiye’de siyaset yapılmaz: Bu ülkede oylar, salt ekonomik tercihlerle verilmez ve ekonomik önerilerle geri kazanılamaz. Bu sade gerçeği algılayamamış şahıslar, siyasete girdikleri zaman, olsa olsa ülkeye de, Parti’ye de zaman kaybettirirler. Bu nedenlerle CHP’nin yeni kadrosu, artık kendi gerçeği ile hemen tanışmalı ve Anayasa’ya yapılmak istenen darbeye karşı çekilerek tavır almalıdır.Yoksa yaşanacak yeni çöküşlerin ardından kimse, “bu kadarını da beklemiyorduk” demeye kalkmasın! Her biri sırasını bekliyor, hepsi bundan ibaret...

Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..   

17 Temmuz 2012 Salı

LAİK CUMHURİYET ÇÖKERKEN CHP NE KONUŞACAK? / BEDRİ BAYKAM /17 Temmuz 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Türkiye’de sanki detay bir hukuk maddesi tartışması yapılıyormuş gibi, yeni Anayasa kapsamında, rejim darbesi ADI KONARAK gerçekleşiyor, laiklik hançerlenerek Atatürk Cumhuriyeti’ne son nefesi verdiriliyor. CHP ise yine bir hafta içi Kurultayı ile siyasi gündemin ortasında Kılıçdaroğlu’nun ilk defa çoğunluğunu kendi kontrol ettiği bir liste ile çalışma fırsatı bulacağı konuşuluyor. İyi de esas soru şu: CHP hedefleri olan bir siyasi Parti ise, bir gün hasbelkader iktidar olsa, nasıl bir toptan dönüştürülmüş Türkiye’yi teslim almış olacak? Elimizde bu gidişle demokrasiyi çalıştırabilecek herhangi bir mekanizma artığı bile kalmış olacak mı? CHP neyi hedeflediğini veya hangi dev tezgâhla karşı karşıya olduğunu anlıyor mu?
CHP, biraz sanki ANAP’ın dört eğilimini andıran bir biçim bozma peşinde koşturuyor.
“Temiz işadamları”, “Sosyal demokratlar, liberaller, Atatürkçüler, sosyalistler” tanımlamalarına, adı geçen Bekaroğlu ile Parti’nin resmi dilinden bir de “İslami sosyalistler” açılımı eklenmiş oluyor! Siz bu yazıyı okuyana kadar, bu isim CHP’ye girse de, girmese de, adının bu düzeyde telaffuz edilmesi bile fazlasıyla anlamlı. Buna rağmen, malum eleştirilere de set çekmek isteyen Kılıçdaroğlu “Altı Ok tartışılmaz” diye net bir mesaj vererek ulusalcı çevreleri teskin etmek istiyor; ancak burada sormak lazım: Pardon ama sizin için “Altı Ok” ne anlama geliyor? Okçuluk federasyonu logosu mu? Göze hoş gelen sipariş verilmiş bir grafik tasarım mı?
Geçen hafta bu ülkede Cumhuriyet’in çöküşünün, demokrasinin yanlış tarifinden kaynaklandığını hatırlatmıştım. Demokrasi düşmanlarına, demokrasilerde yer ve eylem özgürlüğü vermek
“çok demokrat olmak” mıydı; yoksa “demokrasinin ipini çekmek” mi? Bugün artık iktidar, çirkin anti-demokratik hedeflerini saklamadan basın özgürlüğü ve laiklik başta olmak üzere demokrasiyi imha etme planlarını yeni Anayasa ile devreye sokmuş durumda. Ne yazık ki “Yeni CHP” de, bu karanlığa kaymayı büyük ölçüde hızlandırıyor. “Solun kalesi”, AKP’nin laiklik ve çağdaş yaşam tarzlarına yaptığı saldırıları görmezden geliyor. Tarihte iktidarın hangi yöntemlerle ele geçirilip, nasıl illegal dayatmalarla pekiştirilebildiğini hatırlamıyor. Tüm bunlara ek olarak, Anayasa’nın değiştirilemez maddeleriyle beraber uğradığı kökten saldırı, CHP’yi artık belki de geriye dönülemez hatalarının dibine itmiş durumda. Bazı iktidarlar gücü elden bırakmamak için her şeyi yapabilirler. Hele artık o güç dengelerinde caydırıcı hiç bir unsur kalmamışsa! “Demokrasi, yalnız oyunun kurallarını kabul edenler arasında bir oyundur” kaidesini unutursanız, sonuçlarını böyle yerlerden toplarsınız. Gücü ele geçirince kuralları baştan kafalarına göre yazan zihniyetleri oyuna dâhil ederseniz, şikâyet hakkınız kalmaz. Teşekkürler SHP. Teşekkürler “Yeni CHP”.
Bugün CHP, Anayasa çalışmalarına katılarak AKP’nin şeriatçı-darbesini meşrulaştırmaktadır. Artık
“basın hürdür, sansür edilemez” ve “devletin düzeni kısmi olarak bile dini esaslara dayandırılamaz” maddelerini bile doğrudan çöpe atabilen AKP, tarihi de keyfi şekilde değiştirmektedir: İsmet İnönü’nün adının ortaöğretimde kritik uluslararası ilişkiler metinlerinden çıkarılması, AKP dönemi övgüsünün ders kitaplarına sızdırılması, bu tavrın yansımalarıdır. Oluşturulmak istenen Anayasa’nın basın sansürü gerekçeleriyle, iktidar istediği her gazeteci cezalandırabilir. CHP o masadan kalkmayarak, komisyona varoluş desteği vererek, inşası süren yobaz kökenli ve sahte demokrasi iddiaları yüklü bu kandırmacaya ortak olmaktadır.
Türkiye, son dört yıldır, siyasi alanda kendisine karşı koyabilecek hiçbir kuvvet görmeyen AKP’nin hırs ve tahammülsüzlükleriyle
boğuşamamaktadır. Bu saldırgan oluşuma karşı neredeyse kendi temel ideolojisini ve hatta varoluş nedenlerini iptal etmiş görünen CHP de, Kılıçdaroğlu döneminde hissedilir bir direnç gösterememektedir. İsa Gök, Haluk Koç, Nur Serter ve Muharrem İnce dışında bu uçuruma yuvarlanışı hangi vekillerin gördüğü pek bilinmemektedir. Oyları %20 civarında gezinen Atatürk’ün Partisi (?), bundan da daha dramatik şekilde sanki ideolojisiyle ve kökleriyle bağlarını koparmış, AKP’yi ülkede tek Parti iktidarı cennetine taşımıştır. Ülkenin muhalif aydınları ile oluşturduğu bağlar, ciddi rota değişiklikleriyle gelmediği sürece, boşa atılmış adımlar olarak kalır. CHP daha nereye kadar AKP’yi ülkede ve yurt dışında yasal platformda tutmaya yarayan korkuluk olmaktan çıkacaktır? Bugünkü Kurultay’da acilen tartışılması gereken başlıklar bunlardır.
Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..   

LAİK CUMHURİYET ÇÖKERKEN CHP NE KONUŞACAK? / BEDRİ BAYKAM /17 Temmuz 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Türkiye’de sanki detay bir hukuk maddesi tartışması yapılıyormuş gibi, yeni Anayasa kapsamında, rejim darbesi ADI KONARAK gerçekleşiyor, laiklik hançerlenerek Atatürk Cumhuriyeti’ne son nefesi verdiriliyor. CHP ise yine bir hafta içi Kurultayı ile siyasi gündemin ortasında Kılıçdaroğlu’nun ilk defa çoğunluğunu kendi kontrol ettiği bir liste ile çalışma fırsatı bulacağı konuşuluyor. İyi de esas soru şu: CHP hedefleri olan bir siyasi Parti ise, bir gün hasbelkader iktidar olsa, nasıl bir toptan dönüştürülmüş Türkiye’yi teslim almış olacak? Elimizde bu gidişle demokrasiyi çalıştırabilecek herhangi bir mekanizma artığı bile kalmış olacak mı? CHP neyi hedeflediğini veya hangi dev tezgâhla karşı karşıya olduğunu anlıyor mu?
CHP, biraz sanki ANAP’ın dört eğilimini andıran bir biçim bozma peşinde koşturuyor.
“Temiz işadamları”, “Sosyal demokratlar, liberaller, Atatürkçüler, sosyalistler” tanımlamalarına, adı geçen Bekaroğlu ile Parti’nin resmi dilinden bir de “İslami sosyalistler” açılımı eklenmiş oluyor! Siz bu yazıyı okuyana kadar, bu isim CHP’ye girse de, girmese de, adının bu düzeyde telaffuz edilmesi bile fazlasıyla anlamlı. Buna rağmen, malum eleştirilere de set çekmek isteyen Kılıçdaroğlu “Altı Ok tartışılmaz” diye net bir mesaj vererek ulusalcı çevreleri teskin etmek istiyor; ancak burada sormak lazım: Pardon ama sizin için “Altı Ok” ne anlama geliyor? Okçuluk federasyonu logosu mu? Göze hoş gelen sipariş verilmiş bir grafik tasarım mı?
Geçen hafta bu ülkede Cumhuriyet’in çöküşünün, demokrasinin yanlış tarifinden kaynaklandığını hatırlatmıştım. Demokrasi düşmanlarına, demokrasilerde yer ve eylem özgürlüğü vermek
“çok demokrat olmak” mıydı; yoksa “demokrasinin ipini çekmek” mi? Bugün artık iktidar, çirkin anti-demokratik hedeflerini saklamadan basın özgürlüğü ve laiklik başta olmak üzere demokrasiyi imha etme planlarını yeni Anayasa ile devreye sokmuş durumda. Ne yazık ki “Yeni CHP” de, bu karanlığa kaymayı büyük ölçüde hızlandırıyor. “Solun kalesi”, AKP’nin laiklik ve çağdaş yaşam tarzlarına yaptığı saldırıları görmezden geliyor. Tarihte iktidarın hangi yöntemlerle ele geçirilip, nasıl illegal dayatmalarla pekiştirilebildiğini hatırlamıyor. Tüm bunlara ek olarak, Anayasa’nın değiştirilemez maddeleriyle beraber uğradığı kökten saldırı, CHP’yi artık belki de geriye dönülemez hatalarının dibine itmiş durumda. Bazı iktidarlar gücü elden bırakmamak için her şeyi yapabilirler. Hele artık o güç dengelerinde caydırıcı hiç bir unsur kalmamışsa! “Demokrasi, yalnız oyunun kurallarını kabul edenler arasında bir oyundur” kaidesini unutursanız, sonuçlarını böyle yerlerden toplarsınız. Gücü ele geçirince kuralları baştan kafalarına göre yazan zihniyetleri oyuna dâhil ederseniz, şikâyet hakkınız kalmaz. Teşekkürler SHP. Teşekkürler “Yeni CHP”.
Bugün CHP, Anayasa çalışmalarına katılarak AKP’nin şeriatçı-darbesini meşrulaştırmaktadır. Artık
“basın hürdür, sansür edilemez” ve “devletin düzeni kısmi olarak bile dini esaslara dayandırılamaz” maddelerini bile doğrudan çöpe atabilen AKP, tarihi de keyfi şekilde değiştirmektedir: İsmet İnönü’nün adının ortaöğretimde kritik uluslararası ilişkiler metinlerinden çıkarılması, AKP dönemi övgüsünün ders kitaplarına sızdırılması, bu tavrın yansımalarıdır. Oluşturulmak istenen Anayasa’nın basın sansürü gerekçeleriyle, iktidar istediği her gazeteci cezalandırabilir. CHP o masadan kalkmayarak, komisyona varoluş desteği vererek, inşası süren yobaz kökenli ve sahte demokrasi iddiaları yüklü bu kandırmacaya ortak olmaktadır.
Türkiye, son dört yıldır, siyasi alanda kendisine karşı koyabilecek hiçbir kuvvet görmeyen AKP’nin hırs ve tahammülsüzlükleriyle
boğuşamamaktadır. Bu saldırgan oluşuma karşı neredeyse kendi temel ideolojisini ve hatta varoluş nedenlerini iptal etmiş görünen CHP de, Kılıçdaroğlu döneminde hissedilir bir direnç gösterememektedir. İsa Gök, Haluk Koç, Nur Serter ve Muharrem İnce dışında bu uçuruma yuvarlanışı hangi vekillerin gördüğü pek bilinmemektedir. Oyları %20 civarında gezinen Atatürk’ün Partisi (?), bundan da daha dramatik şekilde sanki ideolojisiyle ve kökleriyle bağlarını koparmış, AKP’yi ülkede tek Parti iktidarı cennetine taşımıştır. Ülkenin muhalif aydınları ile oluşturduğu bağlar, ciddi rota değişiklikleriyle gelmediği sürece, boşa atılmış adımlar olarak kalır. CHP daha nereye kadar AKP’yi ülkede ve yurt dışında yasal platformda tutmaya yarayan korkuluk olmaktan çıkacaktır? Bugünkü Kurultay’da acilen tartışılması gereken başlıklar bunlardır.
Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..   

14 Temmuz 2012 Cumartesi

BEDRİ BAYKAM / “SON 10 YILDAN” / 19 TEMMUZ – 19 AĞUSTOS 2012 / M İ N E S A N A T@P A L M A R İ N A





BEDRİ BAYKAM / “SON 10 YILDAN”

19 TEMMUZ – 19 AĞUSTOS 2012

M İ N E S A N A T@P A L M A R İ N A



Mine Sanat Galerisi, İstanbul Caddebostan’daki mekanının yanı sıra yeni lokasyonu olan Bodrum Yalıkavak Palmarina’da sanat projelerini sürdürmeye devam ediyor.

Sanat mekanı olarak kullanılan eski yağhane yapısı, bu sefer Türk Çağdaş Sanatı sahnesinin en ünlü isimlerinden Bedri Baykam’ın “Son 10 Yıldan” başlıklı sergisine tanıklık edecek. Son dönem işlerinin sentezi olan ve sanatçının “Dişi Entrikalar”, “Atlardan İkonlara”, “Lolitart(e)” serilerinin boyut kazanmasında etkili olduğu 4D çalışmalar da sergilenen çalışmalar arasında... Baykam’ın 2007 den beri ürettiği ve dünyanın değişik sanat merkezlerinde, müze ve galeri sergilerinde büyük beğeni kazanan bu eserler erotizm, İstanbul, sanat tarihi ve pop kültürüne göndermeler içerdiği gibi aynı zamanda çağdaş sanatta da, şaşırtıcı teknik özellikleriyle yeni bir sayfa açmış oluyor. Sergide ayrıca sanatçını son iki yılda gerçekleştirdiği tual resimler de yer alacak. Baykam’ın 80’li yıllardaki Yeni Dışavurumcu işlerinden esinler taşıyan bu çalışmalar, ayrıca sanatçının son 15 yılından değişik izleri de bünyesinde topluyor.

Bedri Baykam’ın “Son 10 Yıldan” sergisi, Bodrum’da Yalıkavak Palmarina Yağhane’de

19 Temmuz – 19 Ağustos 2012 tarihleri arasında ziyaret edilebilir.





Açılış kokteyli: 19 Temmuz 2012 Perşembe, 19:00 – 22:00

Yer: Palmarina Bodrum (Merkez Mah. Çökertme Cad. Yalıkavak – Bodrum)



İletişim:

Mine Sanat Galerisi (İstanbul): Bağdat Caddesi, Ogün Sokak, 3/B Caddebostan/KADIKÖY

Tel: 0216 385 12 03

Mine Sanat Galerisi (Bodrum): Palmarina Bodrum / Yalıkavak 0536 553 50 66

minegulener@gmail.com