17 Mart 2012 Cumartesi
FENERBAHCE TEK PUANA SEVİNSİN! / BEDRİ BAYKAM
Dun mactan once futbol icin tum sartlar vardi. Guzel hava, seyirci, saha.. Her iki takim da ister istemez macin oneminin stresini iliklerinde hissediyorlardi. Zaten tum Turkiye herhalde ayni durumdaydi. İlk korneri Fener ilk dakikada kazandi, GSaray 8, dakikada ilk sutu atti. Ama Fenerbahce'nin 11. Dakikada gelen gelen ilk golu Stoch un Genclerbirligi macindaki unutulmaz volesine rakip olacak guzellikte bir Sow rovesatasiydi. Tam bir santrfor goluydu bu yine. Bunun dort dakika sonrasinda gelen Alex golu ise yine nefes kesecek guzellikte dunyanin her futbol okulunda gosterilecek bir saheser ekspres sut olarak kayitlara gecti. İlk ceyrekte 2 gol bulan Fenerbahce, bu beklenilmedik iki dusesle hizli bir marsin sevincine boguldu. Sari lacivertliler once orta sahada iyi basip geride de basarili sekilde kademeye girerek bu skora tutundular. Ama 30. Dakikadan sonra bu senaryo Sari kirmizililarin israrli baskisiyla kirmizi alarm vermeye basladi. Elmander'in tipik GS golu Stadda soguk ruzgarlar estirdikten sonra yasanan panik ve Emre nin gordugu sari kart kiran kirana bir 2. Yari vaad ediyordu.
2. Yariya takimlar kucuk el enselerle basladilar. Sari laciverli taraftarlar susmadan takimlarini desteklerken takim suren GSaray baskisina karsi, topa basip oyunu dengelemeye calisiyordu. 56. Dakikada Emre kafayla cizgiden cikardi. 62. dakikada Kocaman Stoch yerine Selcuk u sahaya surerek daha da kapanacaginin sinyalini verdi. Selcuk un surekli hatalari ise seyirciyi cileden cikardi. Bu dakikalarda Fenerbahce yine grogi durumlardaydi ve Volkan in degajlari bile direk rakibe ikramlardan ibaretti. 78. Dakikada Alex te Dia yerine cikinca Kocaman in ne dusundugunu okumak zorlasti. Bu kadar edilgen oynayan Fenerbahce, her an skoru degistirebilecek 2 oyuncusunu ve kaptanini da cikarinca tam panikledi. Geliyorum diyen gol 83 de Fenerbahce filelerine Hakan Balta nin jeneriklik muthis fuzesinden gitti. 85. Dakikada Baroni nin donerek attigi sut, bu yarida ilk olumlu Fenerbahce hareketiydi. Macin 94uncu dakikasinda Baros' un direkten donen topu sari lacivertlilerin taktik ve psikolojik iflasinin tam bir felaketle sonuclanmasina mani oldu.Bu skorla play-off oncesi ligin heyecani iyi kotu surerken GSaray bos yere zirvede olmadigini ispatladi. Kocaman play-off tan once, GSaray'a karsi iki macinda ucte ikisini bu kadar baski yiyerek oynamasinin izahini bulamazsa bu lig coktan bitmistir! Tebrikler seyirci ve 0-2 ye ragmen oyun disiplininden kopmayan Sari kirmizililara ve basta hocalari Terim' e...
FENERBAHCE TEK PUANA SEVİNSİN! / BEDRİ BAYKAM
Dun mactan once futbol icin tum sartlar vardi. Guzel hava, seyirci, saha.. Her iki takim da ister istemez macin oneminin stresini iliklerinde hissediyorlardi. Zaten tum Turkiye herhalde ayni durumdaydi. İlk korneri Fener ilk dakikada kazandi, GSaray 8, dakikada ilk sutu atti. Ama Fenerbahce'nin 11. Dakikada gelen gelen ilk golu Stoch un Genclerbirligi macindaki unutulmaz volesine rakip olacak guzellikte bir Sow rovesatasiydi. Tam bir santrfor goluydu bu yine. Bunun dort dakika sonrasinda gelen Alex golu ise yine nefes kesecek guzellikte dunyanin her futbol okulunda gosterilecek bir saheser ekspres sut olarak kayitlara gecti. İlk ceyrekte 2 gol bulan Fenerbahce, bu beklenilmedik iki dusesle hizli bir marsin sevincine boguldu. Sari lacivertliler once orta sahada iyi basip geride de basarili sekilde kademeye girerek bu skora tutundular. Ama 30. Dakikadan sonra bu senaryo Sari kirmizililarin israrli baskisiyla kirmizi alarm vermeye basladi. Elmander'in tipik GS golu Stadda soguk ruzgarlar estirdikten sonra yasanan panik ve Emre nin gordugu sari kart kiran kirana bir 2. Yari vaad ediyordu.
2. Yariya takimlar kucuk el enselerle basladilar. Sari laciverli taraftarlar susmadan takimlarini desteklerken takim suren GSaray baskisina karsi, topa basip oyunu dengelemeye calisiyordu. 56. Dakikada Emre kafayla cizgiden cikardi. 62. dakikada Kocaman Stoch yerine Selcuk u sahaya surerek daha da kapanacaginin sinyalini verdi. Selcuk un surekli hatalari ise seyirciyi cileden cikardi. Bu dakikalarda Fenerbahce yine grogi durumlardaydi ve Volkan in degajlari bile direk rakibe ikramlardan ibaretti. 78. Dakikada Alex te Dia yerine cikinca Kocaman in ne dusundugunu okumak zorlasti. Bu kadar edilgen oynayan Fenerbahce, her an skoru degistirebilecek 2 oyuncusunu ve kaptanini da cikarinca tam panikledi. Geliyorum diyen gol 83 de Fenerbahce filelerine Hakan Balta nin jeneriklik muthis fuzesinden gitti. 85. Dakikada Baroni nin donerek attigi sut, bu yarida ilk olumlu Fenerbahce hareketiydi. Macin 94uncu dakikasinda Baros' un direkten donen topu sari lacivertlilerin taktik ve psikolojik iflasinin tam bir felaketle sonuclanmasina mani oldu.Bu skorla play-off oncesi ligin heyecani iyi kotu surerken GSaray bos yere zirvede olmadigini ispatladi. Kocaman play-off tan once, GSaray'a karsi iki macinda ucte ikisini bu kadar baski yiyerek oynamasinin izahini bulamazsa bu lig coktan bitmistir! Tebrikler seyirci ve 0-2 ye ragmen oyun disiplininden kopmayan Sari kirmizililara ve basta hocalari Terim' e...
14 Mart 2012 Çarşamba
13 Mart 2012 Salı
CHP’NİN 4+4+4 MÜCADELESİ VE SÖYLEM ÇELİŞKİSİ! / Bedri Baykam / 13 Mart 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi.
CHP parlamentoda tüm milletvekilleriyle büyük bir mücadele vermeye çalışıyor, 4+4+4 krizinde. Pazar günü komisyondan akıl almaz şekilde seviye düşürülerek ve şiddet kullanılarak geçirilen o tasarı, bir de Parlamentoya geldiğinde kimbilir neler yaşanacak!
Tabii ki bu kritik süreçte biraz bilimsel ve demokratik aklı olan herkesin CHP ve MHP milletvekillerine destek olması lazım. Bunu yapmayanlar, ülkeyi uçuruma sürükleyen tuzağa hizmet etmiş olur. Bunun tartışılacak noktası yok. Ama sorun başka.
CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na bu sütunlarda getirdiğim eleştirilerin gerekçelerini anlayan anlıyor. Bazıları ise geleneksel reflekslerle “işte bak, solu yine kendi içinden yıpratıyorlar destek olacaklarına” söylemiyle tepki veriyorlar. Halbuki bizler, Türkiye’de artık anti-demokratik yapının, siyasetle iktidarı terk etmesini istediğimiz için çaba harcıyoruz. CHP de bu konuda o kadar akıl almaz hatalar yapıyor ki, bunları eleştirmemek, tam tersine sade vatandaş sorumluluklarına bile ihanet olur.
Parlamentoda laik 8 yıllık kesintisiz eğitimi korumak için bu cansiperane duruşu sergileyen CHP’nin, AKP’ye karşı verdiği mücadelede ne tarz eksikler sergilediğini defalarca hatırlattım. Sürekli olarak aynı somut vurguları yapmadan bir özet sunabilirim: “Y-CHP” Genel Başkanı “Türban sorununu biz çözdük” diye övünürken (!), iki adım ötesini düşünemiyor muydu? Ya da basına “Türkiye’de laikliğe yönelik bir tehlike yoktur” derken, metastaz yapmış hasta için “kanser tehlikesi yoktur” diyen bir doktordan farkı olmadığını görebiliyor muydu? Ya da “CHP’nin din düşmanı olmadığını kanıtlayacağız” derken, “eski” CHP’nin “ödünsüz” laikliğini mi eleştiriyordu? Ya da 12 Eylül referandumundan sonra hala AKP ile Anayasa Komisyonu'na katılırken ne vardı aklında?
Kılıçdaroğlu’nun yakın tarihimizi hiç tanımadığını daha önce yazmıştım. Kendisi geçen hafta sonu Habertürk yazarlarıyla katıldığı bir sofrada, yine beni haklı çıkarmış. AKP'nin bu döneminin mesela 1950’li yılların Demokrat Partisi veya 12 Eylül sonrası ile paralelliklerini göreceğine, akıl almaz şekilde “1940’ların CHP tek parti iktidarı” ile kıyaslayarak gaftan öte bir CHP inkarına girişmiş. Ne güzel bir “yüzleşme” değil mi? Bravo! Ülkeyi harbe sokmamaya, “ekmeksiz” bırakmamaya gayret eden, devrimleri korumaya çalışan ve iç çalkantılarla mücadele eden İnönü’ye yaptığı bu infazla, Kılıçdaroğlu “Şimdilik Atatürk’e gücümüz yetmez, Paşa’ya yüklenelim bari” ekolünün içinde kendine güzel bir yer açmış! Zaten geçen haftalarda da bu girişiminin ön işaretlerini fazlasıyla vermişti! Tekrarlıyorum: Kılıçdaroğlu o koltukta kalmaya devam etmekte ısrarlıysa, birilerinin acele olarak kendisine hızlandırılmış bir brifing vermesi lazım. Zira 1930’lar, 40’lar, 50’ler, 1960 Devrimi, 61 Anayasası dahil, bugüne uzanan her yorumu artık infial yaratacak çelişkileri beraberinde taşıyor. Kılıçdaroğlu AKP ve TESEV-Yeni Demokrasi Hareketi mensuplarının “Resmi Tarih” eleştirilerini o kadar ciddiye almış ki, her yorumunda onlara çiçek atarak jest yapıyor. Yani kendi tarihsel dayanaklarını tanımıyor. Gerçek Gündem sitesinde Barış Yarkadaş’ın kendisine yönelttiği eleştiri, umarım gözlerini açar: “Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz”.
Şimdi güncel krizimize ve 4+4+4 e dönelim. CHP artık bu şizofrenik kimliğine son vermeye mecbur. MYK’sı şu soruya yanıt arasın: Bu “ezber bozma” ve “kök reddetme” tavrınız, bugüne kadar karşı seçmen nezdinde “bir arpa boyu” yol kat etmenizi sağladı mı? Ve bu ödünler, AKP’nin Cumhuriyet değerlerini dinamitleme iştahını bir zerre kesebildi mi? Yoksa tersine hızlandırdı mı? Ne işe yaradı kendi seçmenlerinizden uzaklaşmanıza neden olan o “tabu yıkıcı” (!) çıkışlarınız?
Bilmem daha nasıl anlatsam? Bu ülkenin en önemli sanatçıları, “Reddediyoruz!” diye haykırarak artık sokağa çıktılar. Aziz Yıldırım, Atatürkçülüğün içine düşürüldüğü tuzağı durumunun taşıdığı tüm ağır şartlara rağmen yüksek sesle dile getirdi. TÜSİAD bile, tüm riskleri alarak 4+4+4'ün getireceği yıkımı anlatıyor. CHP ne zaman artık kafasını kuma gömmüş devekuşu görünümünden çıkarak her düşünen yurtseverin uykularını kaçıran “genel tablo”yu görebilecek? Türkiye’de bugün laik eğitimi, demokrasiyi, özgürlükleri korumak, bir bütün. Bunun yönteminin de “abartacak bir durum yok, aman mütedeyyin vatandaşları ürkütmeyelim” tavrından geçmediği artık belli oldu! Kılıçdaroğlu bunu hala algılayamıyorsa, daha fazla Parti’nin tarihi misyonuna zarar vermemeli…
Tabii ki bu kritik süreçte biraz bilimsel ve demokratik aklı olan herkesin CHP ve MHP milletvekillerine destek olması lazım. Bunu yapmayanlar, ülkeyi uçuruma sürükleyen tuzağa hizmet etmiş olur. Bunun tartışılacak noktası yok. Ama sorun başka.
CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na bu sütunlarda getirdiğim eleştirilerin gerekçelerini anlayan anlıyor. Bazıları ise geleneksel reflekslerle “işte bak, solu yine kendi içinden yıpratıyorlar destek olacaklarına” söylemiyle tepki veriyorlar. Halbuki bizler, Türkiye’de artık anti-demokratik yapının, siyasetle iktidarı terk etmesini istediğimiz için çaba harcıyoruz. CHP de bu konuda o kadar akıl almaz hatalar yapıyor ki, bunları eleştirmemek, tam tersine sade vatandaş sorumluluklarına bile ihanet olur.
Parlamentoda laik 8 yıllık kesintisiz eğitimi korumak için bu cansiperane duruşu sergileyen CHP’nin, AKP’ye karşı verdiği mücadelede ne tarz eksikler sergilediğini defalarca hatırlattım. Sürekli olarak aynı somut vurguları yapmadan bir özet sunabilirim: “Y-CHP” Genel Başkanı “Türban sorununu biz çözdük” diye övünürken (!), iki adım ötesini düşünemiyor muydu? Ya da basına “Türkiye’de laikliğe yönelik bir tehlike yoktur” derken, metastaz yapmış hasta için “kanser tehlikesi yoktur” diyen bir doktordan farkı olmadığını görebiliyor muydu? Ya da “CHP’nin din düşmanı olmadığını kanıtlayacağız” derken, “eski” CHP’nin “ödünsüz” laikliğini mi eleştiriyordu? Ya da 12 Eylül referandumundan sonra hala AKP ile Anayasa Komisyonu'na katılırken ne vardı aklında?
Kılıçdaroğlu’nun yakın tarihimizi hiç tanımadığını daha önce yazmıştım. Kendisi geçen hafta sonu Habertürk yazarlarıyla katıldığı bir sofrada, yine beni haklı çıkarmış. AKP'nin bu döneminin mesela 1950’li yılların Demokrat Partisi veya 12 Eylül sonrası ile paralelliklerini göreceğine, akıl almaz şekilde “1940’ların CHP tek parti iktidarı” ile kıyaslayarak gaftan öte bir CHP inkarına girişmiş. Ne güzel bir “yüzleşme” değil mi? Bravo! Ülkeyi harbe sokmamaya, “ekmeksiz” bırakmamaya gayret eden, devrimleri korumaya çalışan ve iç çalkantılarla mücadele eden İnönü’ye yaptığı bu infazla, Kılıçdaroğlu “Şimdilik Atatürk’e gücümüz yetmez, Paşa’ya yüklenelim bari” ekolünün içinde kendine güzel bir yer açmış! Zaten geçen haftalarda da bu girişiminin ön işaretlerini fazlasıyla vermişti! Tekrarlıyorum: Kılıçdaroğlu o koltukta kalmaya devam etmekte ısrarlıysa, birilerinin acele olarak kendisine hızlandırılmış bir brifing vermesi lazım. Zira 1930’lar, 40’lar, 50’ler, 1960 Devrimi, 61 Anayasası dahil, bugüne uzanan her yorumu artık infial yaratacak çelişkileri beraberinde taşıyor. Kılıçdaroğlu AKP ve TESEV-Yeni Demokrasi Hareketi mensuplarının “Resmi Tarih” eleştirilerini o kadar ciddiye almış ki, her yorumunda onlara çiçek atarak jest yapıyor. Yani kendi tarihsel dayanaklarını tanımıyor. Gerçek Gündem sitesinde Barış Yarkadaş’ın kendisine yönelttiği eleştiri, umarım gözlerini açar: “Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz”.
Şimdi güncel krizimize ve 4+4+4 e dönelim. CHP artık bu şizofrenik kimliğine son vermeye mecbur. MYK’sı şu soruya yanıt arasın: Bu “ezber bozma” ve “kök reddetme” tavrınız, bugüne kadar karşı seçmen nezdinde “bir arpa boyu” yol kat etmenizi sağladı mı? Ve bu ödünler, AKP’nin Cumhuriyet değerlerini dinamitleme iştahını bir zerre kesebildi mi? Yoksa tersine hızlandırdı mı? Ne işe yaradı kendi seçmenlerinizden uzaklaşmanıza neden olan o “tabu yıkıcı” (!) çıkışlarınız?
Bilmem daha nasıl anlatsam? Bu ülkenin en önemli sanatçıları, “Reddediyoruz!” diye haykırarak artık sokağa çıktılar. Aziz Yıldırım, Atatürkçülüğün içine düşürüldüğü tuzağı durumunun taşıdığı tüm ağır şartlara rağmen yüksek sesle dile getirdi. TÜSİAD bile, tüm riskleri alarak 4+4+4'ün getireceği yıkımı anlatıyor. CHP ne zaman artık kafasını kuma gömmüş devekuşu görünümünden çıkarak her düşünen yurtseverin uykularını kaçıran “genel tablo”yu görebilecek? Türkiye’de bugün laik eğitimi, demokrasiyi, özgürlükleri korumak, bir bütün. Bunun yönteminin de “abartacak bir durum yok, aman mütedeyyin vatandaşları ürkütmeyelim” tavrından geçmediği artık belli oldu! Kılıçdaroğlu bunu hala algılayamıyorsa, daha fazla Parti’nin tarihi misyonuna zarar vermemeli…
CHP’NİN 4+4+4 MÜCADELESİ VE SÖYLEM ÇELİŞKİSİ! / Bedri Baykam / 13 Mart 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi.
CHP parlamentoda tüm milletvekilleriyle büyük bir mücadele vermeye çalışıyor, 4+4+4 krizinde. Pazar günü komisyondan akıl almaz şekilde seviye düşürülerek ve şiddet kullanılarak geçirilen o tasarı, bir de Parlamentoya geldiğinde kimbilir neler yaşanacak!
Tabii ki bu kritik süreçte biraz bilimsel ve demokratik aklı olan herkesin CHP ve MHP milletvekillerine destek olması lazım. Bunu yapmayanlar, ülkeyi uçuruma sürükleyen tuzağa hizmet etmiş olur. Bunun tartışılacak noktası yok. Ama sorun başka.
CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na bu sütunlarda getirdiğim eleştirilerin gerekçelerini anlayan anlıyor. Bazıları ise geleneksel reflekslerle “işte bak, solu yine kendi içinden yıpratıyorlar destek olacaklarına” söylemiyle tepki veriyorlar. Halbuki bizler, Türkiye’de artık anti-demokratik yapının, siyasetle iktidarı terk etmesini istediğimiz için çaba harcıyoruz. CHP de bu konuda o kadar akıl almaz hatalar yapıyor ki, bunları eleştirmemek, tam tersine sade vatandaş sorumluluklarına bile ihanet olur.
Parlamentoda laik 8 yıllık kesintisiz eğitimi korumak için bu cansiperane duruşu sergileyen CHP’nin, AKP’ye karşı verdiği mücadelede ne tarz eksikler sergilediğini defalarca hatırlattım. Sürekli olarak aynı somut vurguları yapmadan bir özet sunabilirim: “Y-CHP” Genel Başkanı “Türban sorununu biz çözdük” diye övünürken (!), iki adım ötesini düşünemiyor muydu? Ya da basına “Türkiye’de laikliğe yönelik bir tehlike yoktur” derken, metastaz yapmış hasta için “kanser tehlikesi yoktur” diyen bir doktordan farkı olmadığını görebiliyor muydu? Ya da “CHP’nin din düşmanı olmadığını kanıtlayacağız” derken, “eski” CHP’nin “ödünsüz” laikliğini mi eleştiriyordu? Ya da 12 Eylül referandumundan sonra hala AKP ile Anayasa Komisyonu'na katılırken ne vardı aklında?
Kılıçdaroğlu’nun yakın tarihimizi hiç tanımadığını daha önce yazmıştım. Kendisi geçen hafta sonu Habertürk yazarlarıyla katıldığı bir sofrada, yine beni haklı çıkarmış. AKP'nin bu döneminin mesela 1950’li yılların Demokrat Partisi veya 12 Eylül sonrası ile paralelliklerini göreceğine, akıl almaz şekilde “1940’ların CHP tek parti iktidarı” ile kıyaslayarak gaftan öte bir CHP inkarına girişmiş. Ne güzel bir “yüzleşme” değil mi? Bravo! Ülkeyi harbe sokmamaya, “ekmeksiz” bırakmamaya gayret eden, devrimleri korumaya çalışan ve iç çalkantılarla mücadele eden İnönü’ye yaptığı bu infazla, Kılıçdaroğlu “Şimdilik Atatürk’e gücümüz yetmez, Paşa’ya yüklenelim bari” ekolünün içinde kendine güzel bir yer açmış! Zaten geçen haftalarda da bu girişiminin ön işaretlerini fazlasıyla vermişti! Tekrarlıyorum: Kılıçdaroğlu o koltukta kalmaya devam etmekte ısrarlıysa, birilerinin acele olarak kendisine hızlandırılmış bir brifing vermesi lazım. Zira 1930’lar, 40’lar, 50’ler, 1960 Devrimi, 61 Anayasası dahil, bugüne uzanan her yorumu artık infial yaratacak çelişkileri beraberinde taşıyor. Kılıçdaroğlu AKP ve TESEV-Yeni Demokrasi Hareketi mensuplarının “Resmi Tarih” eleştirilerini o kadar ciddiye almış ki, her yorumunda onlara çiçek atarak jest yapıyor. Yani kendi tarihsel dayanaklarını tanımıyor. Gerçek Gündem sitesinde Barış Yarkadaş’ın kendisine yönelttiği eleştiri, umarım gözlerini açar: “Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz”.
Şimdi güncel krizimize ve 4+4+4 e dönelim. CHP artık bu şizofrenik kimliğine son vermeye mecbur. MYK’sı şu soruya yanıt arasın: Bu “ezber bozma” ve “kök reddetme” tavrınız, bugüne kadar karşı seçmen nezdinde “bir arpa boyu” yol kat etmenizi sağladı mı? Ve bu ödünler, AKP’nin Cumhuriyet değerlerini dinamitleme iştahını bir zerre kesebildi mi? Yoksa tersine hızlandırdı mı? Ne işe yaradı kendi seçmenlerinizden uzaklaşmanıza neden olan o “tabu yıkıcı” (!) çıkışlarınız?
Bilmem daha nasıl anlatsam? Bu ülkenin en önemli sanatçıları, “Reddediyoruz!” diye haykırarak artık sokağa çıktılar. Aziz Yıldırım, Atatürkçülüğün içine düşürüldüğü tuzağı durumunun taşıdığı tüm ağır şartlara rağmen yüksek sesle dile getirdi. TÜSİAD bile, tüm riskleri alarak 4+4+4'ün getireceği yıkımı anlatıyor. CHP ne zaman artık kafasını kuma gömmüş devekuşu görünümünden çıkarak her düşünen yurtseverin uykularını kaçıran “genel tablo”yu görebilecek? Türkiye’de bugün laik eğitimi, demokrasiyi, özgürlükleri korumak, bir bütün. Bunun yönteminin de “abartacak bir durum yok, aman mütedeyyin vatandaşları ürkütmeyelim” tavrından geçmediği artık belli oldu! Kılıçdaroğlu bunu hala algılayamıyorsa, daha fazla Parti’nin tarihi misyonuna zarar vermemeli…
Tabii ki bu kritik süreçte biraz bilimsel ve demokratik aklı olan herkesin CHP ve MHP milletvekillerine destek olması lazım. Bunu yapmayanlar, ülkeyi uçuruma sürükleyen tuzağa hizmet etmiş olur. Bunun tartışılacak noktası yok. Ama sorun başka.
CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na bu sütunlarda getirdiğim eleştirilerin gerekçelerini anlayan anlıyor. Bazıları ise geleneksel reflekslerle “işte bak, solu yine kendi içinden yıpratıyorlar destek olacaklarına” söylemiyle tepki veriyorlar. Halbuki bizler, Türkiye’de artık anti-demokratik yapının, siyasetle iktidarı terk etmesini istediğimiz için çaba harcıyoruz. CHP de bu konuda o kadar akıl almaz hatalar yapıyor ki, bunları eleştirmemek, tam tersine sade vatandaş sorumluluklarına bile ihanet olur.
Parlamentoda laik 8 yıllık kesintisiz eğitimi korumak için bu cansiperane duruşu sergileyen CHP’nin, AKP’ye karşı verdiği mücadelede ne tarz eksikler sergilediğini defalarca hatırlattım. Sürekli olarak aynı somut vurguları yapmadan bir özet sunabilirim: “Y-CHP” Genel Başkanı “Türban sorununu biz çözdük” diye övünürken (!), iki adım ötesini düşünemiyor muydu? Ya da basına “Türkiye’de laikliğe yönelik bir tehlike yoktur” derken, metastaz yapmış hasta için “kanser tehlikesi yoktur” diyen bir doktordan farkı olmadığını görebiliyor muydu? Ya da “CHP’nin din düşmanı olmadığını kanıtlayacağız” derken, “eski” CHP’nin “ödünsüz” laikliğini mi eleştiriyordu? Ya da 12 Eylül referandumundan sonra hala AKP ile Anayasa Komisyonu'na katılırken ne vardı aklında?
Kılıçdaroğlu’nun yakın tarihimizi hiç tanımadığını daha önce yazmıştım. Kendisi geçen hafta sonu Habertürk yazarlarıyla katıldığı bir sofrada, yine beni haklı çıkarmış. AKP'nin bu döneminin mesela 1950’li yılların Demokrat Partisi veya 12 Eylül sonrası ile paralelliklerini göreceğine, akıl almaz şekilde “1940’ların CHP tek parti iktidarı” ile kıyaslayarak gaftan öte bir CHP inkarına girişmiş. Ne güzel bir “yüzleşme” değil mi? Bravo! Ülkeyi harbe sokmamaya, “ekmeksiz” bırakmamaya gayret eden, devrimleri korumaya çalışan ve iç çalkantılarla mücadele eden İnönü’ye yaptığı bu infazla, Kılıçdaroğlu “Şimdilik Atatürk’e gücümüz yetmez, Paşa’ya yüklenelim bari” ekolünün içinde kendine güzel bir yer açmış! Zaten geçen haftalarda da bu girişiminin ön işaretlerini fazlasıyla vermişti! Tekrarlıyorum: Kılıçdaroğlu o koltukta kalmaya devam etmekte ısrarlıysa, birilerinin acele olarak kendisine hızlandırılmış bir brifing vermesi lazım. Zira 1930’lar, 40’lar, 50’ler, 1960 Devrimi, 61 Anayasası dahil, bugüne uzanan her yorumu artık infial yaratacak çelişkileri beraberinde taşıyor. Kılıçdaroğlu AKP ve TESEV-Yeni Demokrasi Hareketi mensuplarının “Resmi Tarih” eleştirilerini o kadar ciddiye almış ki, her yorumunda onlara çiçek atarak jest yapıyor. Yani kendi tarihsel dayanaklarını tanımıyor. Gerçek Gündem sitesinde Barış Yarkadaş’ın kendisine yönelttiği eleştiri, umarım gözlerini açar: “Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz”.
Şimdi güncel krizimize ve 4+4+4 e dönelim. CHP artık bu şizofrenik kimliğine son vermeye mecbur. MYK’sı şu soruya yanıt arasın: Bu “ezber bozma” ve “kök reddetme” tavrınız, bugüne kadar karşı seçmen nezdinde “bir arpa boyu” yol kat etmenizi sağladı mı? Ve bu ödünler, AKP’nin Cumhuriyet değerlerini dinamitleme iştahını bir zerre kesebildi mi? Yoksa tersine hızlandırdı mı? Ne işe yaradı kendi seçmenlerinizden uzaklaşmanıza neden olan o “tabu yıkıcı” (!) çıkışlarınız?
Bilmem daha nasıl anlatsam? Bu ülkenin en önemli sanatçıları, “Reddediyoruz!” diye haykırarak artık sokağa çıktılar. Aziz Yıldırım, Atatürkçülüğün içine düşürüldüğü tuzağı durumunun taşıdığı tüm ağır şartlara rağmen yüksek sesle dile getirdi. TÜSİAD bile, tüm riskleri alarak 4+4+4'ün getireceği yıkımı anlatıyor. CHP ne zaman artık kafasını kuma gömmüş devekuşu görünümünden çıkarak her düşünen yurtseverin uykularını kaçıran “genel tablo”yu görebilecek? Türkiye’de bugün laik eğitimi, demokrasiyi, özgürlükleri korumak, bir bütün. Bunun yönteminin de “abartacak bir durum yok, aman mütedeyyin vatandaşları ürkütmeyelim” tavrından geçmediği artık belli oldu! Kılıçdaroğlu bunu hala algılayamıyorsa, daha fazla Parti’nin tarihi misyonuna zarar vermemeli…
10 Mart 2012 Cumartesi
FENERBAHCE ZORAKİ SEVİNDİ. / Bedri Baykam
Turkiye liginin tarihini bilen insanlarin Ankaragucu icin uzulmemeleri mumkun mu? Liseli gorunumunde 1993 dogumlu Bilal in 1. dakika dolarkenki nefis sutu, mac baslarken gozlerimi yasartti. Volkan kurtaramasaydi cok uzulmezdim. "Oynayip kazansinlar" derdim. Kocaman maci olesiye ciddiye aliyordu ki, cezalilar haric maca tam kadro cikmisti. Sow un 13. Dakikada nefis soluyla gelen golu perdeyi acarken sari lacivertlilerin maci ne kadar dikkatli oynadigi belli oluyordu. 30. Dakikada Topuz un sutu beklenen rahatligi saglayamadi. Zaten bunun disinda pozisyon da bulamadilar. Macin ilk yarisi biterken 2 takim arasindaki dev butce ve puan farklarini hic bir yabanci tahmin edemezdi.
2. Yarida Fenerbahce den patlama bekleyenler yine yanildilar. Ligin puan stresi, 3 Temmuz sendromu ve GSaray macinin heyecanina kapilan sari lacivertliler, 2. Golu Topuzla bulduklari 70. dakikaya kadar pozisyon bile uretemediler. Yaratici kolektif oyundan yoksun, yine attiklari golun ustune yaslanmayi tercih eden ve 4 deplasman maglubiyetinin tedirginligini uzerlerinden atamamis urkek kanarya gorunumundeydiler. Umarim kimse "Alex' in yoklugu" diye soze baslamaya kalkmaz! İkinci golden sonra bu sefer kabusu astiklarina inanan Sari lacivertliler buna ragmen sahaya bir agirlik koyamadilar. Bunu mantikli nedenlerle aciklamaya kimse calismasin. 90 dakikanin sonunda oyuncular "forma" degistirirken Ankaragucu acisindan yine bogazimiz dugumlendi ve sorular ucustu... Gule gule renkdas...
2. Yarida Fenerbahce den patlama bekleyenler yine yanildilar. Ligin puan stresi, 3 Temmuz sendromu ve GSaray macinin heyecanina kapilan sari lacivertliler, 2. Golu Topuzla bulduklari 70. dakikaya kadar pozisyon bile uretemediler. Yaratici kolektif oyundan yoksun, yine attiklari golun ustune yaslanmayi tercih eden ve 4 deplasman maglubiyetinin tedirginligini uzerlerinden atamamis urkek kanarya gorunumundeydiler. Umarim kimse "Alex' in yoklugu" diye soze baslamaya kalkmaz! İkinci golden sonra bu sefer kabusu astiklarina inanan Sari lacivertliler buna ragmen sahaya bir agirlik koyamadilar. Bunu mantikli nedenlerle aciklamaya kimse calismasin. 90 dakikanin sonunda oyuncular "forma" degistirirken Ankaragucu acisindan yine bogazimiz dugumlendi ve sorular ucustu... Gule gule renkdas...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
