7 Şubat 2012 Salı

SAYIN KILIÇDAROĞLU: KARAR ZAMANINIZ GELDİ / Bedri Baykam / 7 Subat 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Sayın Kılıçdaroğlu, CHP nihayet “Tüzük Kurultayı”nı düzenliyor. Ne yazık ki, bu Kurultayı siz özgür iradenizle toplamadınız. ”Muhalif” delegelerin yurt çapında topladıkları imzalarla size ve MYK’nızın direncine karşın elde ettikleri bir sonuç bu. Keşke siz Genel Başkanlığınızdan sonra ilk fırsatta bu büyük açılımı sağlamış olsaydınız. Kaderin cilvesine bakın ki “Parti tüzüğünü demokratikleştirme” hamlesi, sayenizde (!), 1990’ların başından beri Partinin kapılarını sıkı sıkıya kapamış olanların öncülüğünde nasip oluyor! Siz bu imza sıkıştırmasına karşı, “O zaman o Tüzük Kurultayı’nın ilkini de biz yaparız” diye bir garip yol belirleyip, hep ötelediğiniz bu işe son anda girişiverdiniz. Yıllardır süren bu tüzük çabalarının en somut örneklerinden birini, yaptığımız uzun çalışmayla size iki yıl kadar önce sunmuştuk. Daha önce de Haluk Koç ve arkadaşlarının hazırladığı tüzükten de yararlanılmıştı ve CHP'de Partinin mükemmel bir demokratik tüzük hak ettiğine inanan geniş kitleler bu yeni projeye destek vermişti. Bu çabaları yok saydınız. Sosyal demokrat kültürün temel değeri olan emeğe saygıyı unutarak, bu hazırlıkları işler sıkışmadan karşılıksız vermiş arkadaşlarınızı görmezden geldiniz. Şimdi umarım bu sefer “mecburen” Tüzük Kurultayı’na girişmişken, kurmaylarınızla “gerçekten demokratik” maddeleri alır ve uygularsınız da, “miş” gibi bir sözde değişim senaryosuyla karşılaşmayız. Sn. Erdoğan Toprak’ın Habertürk’te ifade ettiği şekilde, milletvekili adaylıklarında “kadınlara ve gençlere olumlu kota” önerimizi nihayet duyup yeni tüzük maddeleri arasına aldıysanız, Türkiye’de siyasetin önü ciddi ölçüde açılmış olur. Tabii buna eklenecek onca başka madde var ki!
CHP sizin yönetiminizde maalesef artık tepetaklak gidiyor Sn. Kılıçdaroğlu; Karşı-devrimciler, sizlerin Y-CHP olarak özetlediğiniz “ezber bozan, Cumhuriyet değerlerini unutan (!)” stratejinizden güç alarak, abartılı bir özgüvenle, Cumhuriyet mirasını ters-yüz ediyorlar. Türban konusunda çektiğiniz beyaz bayrağın ardından, Dersim olayının “sorgulanış” tarzı, 19 Mayıs’ın uğradığı tırpan, “Andımız”ın kaldırılması ve şimdi anti-Cumhuriyetçi liberal medya Truva atlarının 2. kuşağının aklından dökülen “Gençliğe Hitabe kaldırılsın” kampanyaları... Bunlara her gün ekleyebileceğimiz yeni bindirmelerle iktidar partisi, Atatürk’ün mirasını silmek ve karşı-devrimi ”yaşama geçirmek” adına ses hızına geçiş yaptı. Sizin kontrolünüzde Partinin sessizce olan-biteni izlemesi, son derece belirgin bir boyun eğmeyle beraber yaşama geçiyor. Yakın danışman kadronuzun da yönlendirmesiyle, AKP’nin önünü açacak her yolu kullandınız. Laikliği savunmaktan utanır hale geldiniz; Anti-emperyalist mücadele, yaşam tarzları, alkol, sanat, bunların her birini “savunmamak” için kendi aranızda bahaneler ürettiniz. AKP politikalarının yansımasından ibaret bir alanda, bir antrenman boksörü gibi, ringi kaplayan rakibinize teslim oldunuz. Partiyi ideolojik çizgisinden tamamen saptırıp, demokrasiyi çoktan unutmuş eski CHP yönetimini bile aratacak kadar seçmenlerinizin nabzından uzaklaştınız. Üstelik, verdiğiniz zararların telafisi bile büyük ihtimalle olamayacak.
Bildiğiniz gibi sizlerin de “teşvikiyle”, TSK kendi kendini lağveder gibi bir konuma itti. Atatürk patenti taşıyan bu kurum da, laikliği savunmaktan vazgeçip özgüven kaybıyla, küçücük bir ses bile çıkartmaktan ürker hale geldi, yürütülen bir psikolojik savaşa teslim oldu. Bakın Sn. Kılıçdaroğlu, TSK bu yolu tercih etmiş olabilir. Ama CHP’nin aynı köşeye sıkıştırılması mümkün değildir. Yürütülen Atatürk ve devrimlerini silme yarışına karşı CHP, tüm demokratik tepki gücünü toplayarak sahaya çıkmaya mecburdur. CHP’nin bu yakın kadronuzla yörüngeye oturtulamayacağı tartışmasız kesinlik kazanmıştır. Bu ekiple, CHP ideolojik ve fiili bir yok olma sürecine girmiştir.
Önünüzde iki seçenek var Sn. Kılıçdaroğlu. Ya derhal bu Tüzük Kurultayı’nın ardından Parti’yi bir seçimli Olağanüstü Kurultay’a taşıyıp yakın ekibinizi değiştirin, hatalarınızı kabullenme yoluna gidin ya da çok iyi başardığınız şekilde sizi siyasette önemli bir isim olmaya taşıyan “yolsuzluk dosyaları” na dönün. Bırakın CHP Genel Başkanlığını, o koltuğa 2. Cumhuriyetçi felsefelere prim vermeyen, Atatürk devrimlerinden utanmayan, “yargımıza belirli bir cemaatin sızması yoktur” demeyen, başka bir partilimiz otursun. Konumuz hangi partiyi yönettiğinizi size acilen hatırlatmaya çalışmak ya da işin doğal gereğini yapmak… Saygılarımla…

SAYIN KILIÇDAROĞLU: KARAR ZAMANINIZ GELDİ / Bedri Baykam / 7 Subat 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Sayın Kılıçdaroğlu, CHP nihayet “Tüzük Kurultayı”nı düzenliyor. Ne yazık ki, bu Kurultayı siz özgür iradenizle toplamadınız. ”Muhalif” delegelerin yurt çapında topladıkları imzalarla size ve MYK’nızın direncine karşın elde ettikleri bir sonuç bu. Keşke siz Genel Başkanlığınızdan sonra ilk fırsatta bu büyük açılımı sağlamış olsaydınız. Kaderin cilvesine bakın ki “Parti tüzüğünü demokratikleştirme” hamlesi, sayenizde (!), 1990’ların başından beri Partinin kapılarını sıkı sıkıya kapamış olanların öncülüğünde nasip oluyor! Siz bu imza sıkıştırmasına karşı, “O zaman o Tüzük Kurultayı’nın ilkini de biz yaparız” diye bir garip yol belirleyip, hep ötelediğiniz bu işe son anda girişiverdiniz. Yıllardır süren bu tüzük çabalarının en somut örneklerinden birini, yaptığımız uzun çalışmayla size iki yıl kadar önce sunmuştuk. Daha önce de Haluk Koç ve arkadaşlarının hazırladığı tüzükten de yararlanılmıştı ve CHP'de Partinin mükemmel bir demokratik tüzük hak ettiğine inanan geniş kitleler bu yeni projeye destek vermişti. Bu çabaları yok saydınız. Sosyal demokrat kültürün temel değeri olan emeğe saygıyı unutarak, bu hazırlıkları işler sıkışmadan karşılıksız vermiş arkadaşlarınızı görmezden geldiniz. Şimdi umarım bu sefer “mecburen” Tüzük Kurultayı’na girişmişken, kurmaylarınızla “gerçekten demokratik” maddeleri alır ve uygularsınız da, “miş” gibi bir sözde değişim senaryosuyla karşılaşmayız. Sn. Erdoğan Toprak’ın Habertürk’te ifade ettiği şekilde, milletvekili adaylıklarında “kadınlara ve gençlere olumlu kota” önerimizi nihayet duyup yeni tüzük maddeleri arasına aldıysanız, Türkiye’de siyasetin önü ciddi ölçüde açılmış olur. Tabii buna eklenecek onca başka madde var ki!
CHP sizin yönetiminizde maalesef artık tepetaklak gidiyor Sn. Kılıçdaroğlu; Karşı-devrimciler, sizlerin Y-CHP olarak özetlediğiniz “ezber bozan, Cumhuriyet değerlerini unutan (!)” stratejinizden güç alarak, abartılı bir özgüvenle, Cumhuriyet mirasını ters-yüz ediyorlar. Türban konusunda çektiğiniz beyaz bayrağın ardından, Dersim olayının “sorgulanış” tarzı, 19 Mayıs’ın uğradığı tırpan, “Andımız”ın kaldırılması ve şimdi anti-Cumhuriyetçi liberal medya Truva atlarının 2. kuşağının aklından dökülen “Gençliğe Hitabe kaldırılsın” kampanyaları... Bunlara her gün ekleyebileceğimiz yeni bindirmelerle iktidar partisi, Atatürk’ün mirasını silmek ve karşı-devrimi ”yaşama geçirmek” adına ses hızına geçiş yaptı. Sizin kontrolünüzde Partinin sessizce olan-biteni izlemesi, son derece belirgin bir boyun eğmeyle beraber yaşama geçiyor. Yakın danışman kadronuzun da yönlendirmesiyle, AKP’nin önünü açacak her yolu kullandınız. Laikliği savunmaktan utanır hale geldiniz; Anti-emperyalist mücadele, yaşam tarzları, alkol, sanat, bunların her birini “savunmamak” için kendi aranızda bahaneler ürettiniz. AKP politikalarının yansımasından ibaret bir alanda, bir antrenman boksörü gibi, ringi kaplayan rakibinize teslim oldunuz. Partiyi ideolojik çizgisinden tamamen saptırıp, demokrasiyi çoktan unutmuş eski CHP yönetimini bile aratacak kadar seçmenlerinizin nabzından uzaklaştınız. Üstelik, verdiğiniz zararların telafisi bile büyük ihtimalle olamayacak.
Bildiğiniz gibi sizlerin de “teşvikiyle”, TSK kendi kendini lağveder gibi bir konuma itti. Atatürk patenti taşıyan bu kurum da, laikliği savunmaktan vazgeçip özgüven kaybıyla, küçücük bir ses bile çıkartmaktan ürker hale geldi, yürütülen bir psikolojik savaşa teslim oldu. Bakın Sn. Kılıçdaroğlu, TSK bu yolu tercih etmiş olabilir. Ama CHP’nin aynı köşeye sıkıştırılması mümkün değildir. Yürütülen Atatürk ve devrimlerini silme yarışına karşı CHP, tüm demokratik tepki gücünü toplayarak sahaya çıkmaya mecburdur. CHP’nin bu yakın kadronuzla yörüngeye oturtulamayacağı tartışmasız kesinlik kazanmıştır. Bu ekiple, CHP ideolojik ve fiili bir yok olma sürecine girmiştir.
Önünüzde iki seçenek var Sn. Kılıçdaroğlu. Ya derhal bu Tüzük Kurultayı’nın ardından Parti’yi bir seçimli Olağanüstü Kurultay’a taşıyıp yakın ekibinizi değiştirin, hatalarınızı kabullenme yoluna gidin ya da çok iyi başardığınız şekilde sizi siyasette önemli bir isim olmaya taşıyan “yolsuzluk dosyaları” na dönün. Bırakın CHP Genel Başkanlığını, o koltuğa 2. Cumhuriyetçi felsefelere prim vermeyen, Atatürk devrimlerinden utanmayan, “yargımıza belirli bir cemaatin sızması yoktur” demeyen, başka bir partilimiz otursun. Konumuz hangi partiyi yönettiğinizi size acilen hatırlatmaya çalışmak ya da işin doğal gereğini yapmak… Saygılarımla…

6 Şubat 2012 Pazartesi

FENER YARA SARDI. / Bedri Baykam

Mac fenerbahce ve besiktas arasinda esen ilginc dostluk ruzgarlarinin korumasi altinda,derbilerin bu ulkedeki genel gorunumunden cok farkli bir yorungede sekil buldu. Her ne kadar ev sahibinin kadrosuna Sow'u katmis olmasi ve Kartali'nda 5-6 eksigiyle kanadi kirik olsada mactan once tabii ki fenerbahceyi kesin favori olarak gostermek mumkun degildi. 
Macla beraber Fenerli seyircilerin Besiktas a kufretmeye baslamasi ise tam tersine cok anlamsizdi. İnsan  a " bunun icin mi butun hafta dostluk mesaji verip, Besiktas i Kadikoy e davet ettiniz" dedirtiyordu... Sari lacivertliler maca ozellikle atom karinca Stoch' un etkili futboluyla cok hizli girdiler.  Besiktas in sag kanadini ruzgar gibi yikan slovak oyuncu nun bindirmelerinden birinden sonra gelen kornerde voleyi tavana vuran  surpriz isim gunun formda ismi Yobo oldu. Besiktas bir kac kere hizli kontrataklarla kalabalik geldiyse de o anlarda yildiz oyuncu eksikliklerinin faturasini odedi. Fenerbahce orta sahasi genellikle topu iyi kesti, iyi kovaladi. Emre ve hatta Topuz olumlu toplar kullandilar. Devre biterken taraftar yine kufure baslayinca Volkan hamle yapip sertce susturmasi cok yerinde bir hareketti.
İkinci yarida Stoch, Sow ve digerlerinin birbirlerine alisik olmadigi iyice belli oldu. Sow hem pas alamamaktan sikayet etti hem de bir turlu varlik gosterecegi pozisyonlara giremedi. Selcuk Emre yerine girdikten bir kac dakika sonra kendine has bir assistle kendi kalesini (!) zorladi. Neredeyse 2. yarinin tumunde kapanmaya ve yine tek gol uzerine yatmaya calisan bir tutuk Fenerbahce vardi. Ernst in onurlu direnisi Besiktas a gol getirmese de maca kimi anlarda biraz heyecan getirebildi. Kapanmaca oynayan Fenerbahce Caner in oyuna girmesiyle hareketlenebildi. Sonucta Sow son dakikada golunu bos kaleye attiysa, bu hediyeyi Stoch- Caner A.S. ye borcluydu. Bir an once onun takima, takimin ona alismaya ihtiyaci var. Kartal in yedekleri, kritik anlarda varlik gosteremezken Fenerbahce bu skorla anlamsiz ucluk yedigi kucuk mac yaralarini bir nebze olsun sarabildi.

FENER YARA SARDI. / Bedri Baykam

Mac fenerbahce ve besiktas arasinda esen ilginc dostluk ruzgarlarinin korumasi altinda,derbilerin bu ulkedeki genel gorunumunden cok farkli bir yorungede sekil buldu. Her ne kadar ev sahibinin kadrosuna Sow'u katmis olmasi ve Kartali'nda 5-6 eksigiyle kanadi kirik olsada mactan once tabii ki fenerbahceyi kesin favori olarak gostermek mumkun degildi. 
Macla beraber Fenerli seyircilerin Besiktas a kufretmeye baslamasi ise tam tersine cok anlamsizdi. İnsan  a " bunun icin mi butun hafta dostluk mesaji verip, Besiktas i Kadikoy e davet ettiniz" dedirtiyordu... Sari lacivertliler maca ozellikle atom karinca Stoch' un etkili futboluyla cok hizli girdiler.  Besiktas in sag kanadini ruzgar gibi yikan slovak oyuncu nun bindirmelerinden birinden sonra gelen kornerde voleyi tavana vuran  surpriz isim gunun formda ismi Yobo oldu. Besiktas bir kac kere hizli kontrataklarla kalabalik geldiyse de o anlarda yildiz oyuncu eksikliklerinin faturasini odedi. Fenerbahce orta sahasi genellikle topu iyi kesti, iyi kovaladi. Emre ve hatta Topuz olumlu toplar kullandilar. Devre biterken taraftar yine kufure baslayinca Volkan hamle yapip sertce susturmasi cok yerinde bir hareketti.
İkinci yarida Stoch, Sow ve digerlerinin birbirlerine alisik olmadigi iyice belli oldu. Sow hem pas alamamaktan sikayet etti hem de bir turlu varlik gosterecegi pozisyonlara giremedi. Selcuk Emre yerine girdikten bir kac dakika sonra kendine has bir assistle kendi kalesini (!) zorladi. Neredeyse 2. yarinin tumunde kapanmaya ve yine tek gol uzerine yatmaya calisan bir tutuk Fenerbahce vardi. Ernst in onurlu direnisi Besiktas a gol getirmese de maca kimi anlarda biraz heyecan getirebildi. Kapanmaca oynayan Fenerbahce Caner in oyuna girmesiyle hareketlenebildi. Sonucta Sow son dakikada golunu bos kaleye attiysa, bu hediyeyi Stoch- Caner A.S. ye borcluydu. Bir an once onun takima, takimin ona alismaya ihtiyaci var. Kartal in yedekleri, kritik anlarda varlik gosteremezken Fenerbahce bu skorla anlamsiz ucluk yedigi kucuk mac yaralarini bir nebze olsun sarabildi.

3 Şubat 2012 Cuma

GEKAS TARİHE GEÇTİ / Bedri Baykam


Soğuk Türkiye’yi alt-üst ederken, ilginç bir şekilde Fenerbahçe için ise her şey bahar ritmine girmiş görünüyordu. G.Saray yine takıldıktan sonra, sarı-lacivertliler liderlik hesapları ile ava çıkmışken beklenmedikleri şekilde avlandılar. Maç yunan yıldız Gekas’ın hatıra defterinde altın yaldızlı bir sayfa açarken, süper ligin neredeyse artık misafir ekibi olan Samsunspor yıllarca unutulmayacak bir başarıya imza attı. Maça Alex’i yedeğe atarak farklı bir kadroyla çıkan sarı-lacivertliler, futbola oldukça müsait sayılabiecek bir ortamda oyuna hareketli girdiler. Zaten başından itibaren karşılıklı akınlarla zenginleşen maçta Fener golü yine çok erken buldu. Aykut’un ısrarla takıma monte ettiği Özer’in nefis bir ara pasında Stoch çıkan kaleciyi de geçip neredeyse sıfırdan ağları buldu, yani harika çocuk yine işi pişirivermişti. Golden sonra maçın kaliteli ritmi artarak sürdü. Özer bu dakikalarda beklenenden iyi oynadı. Stoch orta sahada da çok top kesti ve defansa da yardımcı oldu. Fenerbahçe adına her şey çok iyi giderken Stoch-Bienvenu-Baroni paslaşmasında Baroni topu ayağından kaçırarak mutlak bir golü kaçırdı. Ama fatura aniden çok daha büyüdü: Dönen topta ceza sahasına yapılan ortada Serdar gereksiz şekilde Gekas’ı boğazından kavrayınca, yunan futbolcu ikram edilen penaltıyı kaçırmadı ve böylece 30. dakikada Volkan’la karşı karşıyayken kaçırdığı fırsatı telafi ediverdi.
Maçın ikinci yarısında önce Fenerbahçe arzulu oynar gibi bir havaya büründü. Ancak ardından oyunda tempo düştü ve ilk yarıdaki kalite yerini sıkıntılı bir çekişmeye terketti. Samsunspor çok daha hareketli ve özgüvenli oynamaya başladı.Şaşkın bir deplasman takımı gibi oynayan Fenerbahçe, 2. Yarıda Alex’i sahaya kurtarıcı gibi soktuktan sonra bile ciddi bir gol pozisyonuna giremedi, oyun kurmaktan aciz kaldı. Tek gayretkeş oyuncu Stoch’tu. Sonra Gekas’ın çoştuğu 70 li dakikalar geldi. Önce şık bir ceza sahası “ince ayar”ı, ardından Stoch’un işgüzar bir faulünde uçarak nefis bir kafasıyla yunan yıldız lider adayının ipini çekiverdi. Günün kahramanı bir kontratakta 4. golü limitte kaçırınca çeyrek asırlık eski bir plak son anda pikaptan kaldırılmış oldu.
Fenerbahçe’nin önünde iki gündem var: birincisi, bu mağlubiyetin acısını Sow’la sıvazlayarak yarasını sarmak, ikincisi, artık yerleşen deplasman fobisine kesin bir psikolojik çözüm bulmak…  

GEKAS TARİHE GEÇTİ / Bedri Baykam


Soğuk Türkiye’yi alt-üst ederken, ilginç bir şekilde Fenerbahçe için ise her şey bahar ritmine girmiş görünüyordu. G.Saray yine takıldıktan sonra, sarı-lacivertliler liderlik hesapları ile ava çıkmışken beklenmedikleri şekilde avlandılar. Maç yunan yıldız Gekas’ın hatıra defterinde altın yaldızlı bir sayfa açarken, süper ligin neredeyse artık misafir ekibi olan Samsunspor yıllarca unutulmayacak bir başarıya imza attı. Maça Alex’i yedeğe atarak farklı bir kadroyla çıkan sarı-lacivertliler, futbola oldukça müsait sayılabiecek bir ortamda oyuna hareketli girdiler. Zaten başından itibaren karşılıklı akınlarla zenginleşen maçta Fener golü yine çok erken buldu. Aykut’un ısrarla takıma monte ettiği Özer’in nefis bir ara pasında Stoch çıkan kaleciyi de geçip neredeyse sıfırdan ağları buldu, yani harika çocuk yine işi pişirivermişti. Golden sonra maçın kaliteli ritmi artarak sürdü. Özer bu dakikalarda beklenenden iyi oynadı. Stoch orta sahada da çok top kesti ve defansa da yardımcı oldu. Fenerbahçe adına her şey çok iyi giderken Stoch-Bienvenu-Baroni paslaşmasında Baroni topu ayağından kaçırarak mutlak bir golü kaçırdı. Ama fatura aniden çok daha büyüdü: Dönen topta ceza sahasına yapılan ortada Serdar gereksiz şekilde Gekas’ı boğazından kavrayınca, yunan futbolcu ikram edilen penaltıyı kaçırmadı ve böylece 30. dakikada Volkan’la karşı karşıyayken kaçırdığı fırsatı telafi ediverdi.
Maçın ikinci yarısında önce Fenerbahçe arzulu oynar gibi bir havaya büründü. Ancak ardından oyunda tempo düştü ve ilk yarıdaki kalite yerini sıkıntılı bir çekişmeye terketti. Samsunspor çok daha hareketli ve özgüvenli oynamaya başladı.Şaşkın bir deplasman takımı gibi oynayan Fenerbahçe, 2. Yarıda Alex’i sahaya kurtarıcı gibi soktuktan sonra bile ciddi bir gol pozisyonuna giremedi, oyun kurmaktan aciz kaldı. Tek gayretkeş oyuncu Stoch’tu. Sonra Gekas’ın çoştuğu 70 li dakikalar geldi. Önce şık bir ceza sahası “ince ayar”ı, ardından Stoch’un işgüzar bir faulünde uçarak nefis bir kafasıyla yunan yıldız lider adayının ipini çekiverdi. Günün kahramanı bir kontratakta 4. golü limitte kaçırınca çeyrek asırlık eski bir plak son anda pikaptan kaldırılmış oldu.
Fenerbahçe’nin önünde iki gündem var: birincisi, bu mağlubiyetin acısını Sow’la sıvazlayarak yarasını sarmak, ikincisi, artık yerleşen deplasman fobisine kesin bir psikolojik çözüm bulmak…  

31 Ocak 2012 Salı

İFTİRA VE YALAN-DOLANLA POLEMİK SANATI! / Bedri Baykam / 31 Ocak 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Geçen haftaki “Rakel Dink ve Ailesine” açık mektubum, büyük ilgi ve destek gördü. Toplumda zaten bu yönde bir hassasiyet oluşmaması mümkün değildi. Tabii doğal olarak bazı kesimler de pirelendi, rahatsız oldu.
Adamlar site kurmuş, adı büyük: “marksist.org”. Oradan zehir akıtıyorlar: “Ulusalcı sosyalistlerle Bedri Baykam arasında fark var mı?”. Yazdıklarına bakıyorum, en başta Marx adına utanıyorum. Kardeşim, ideolojik olarak Marksist olursun, sosyalist olursun, liberal olursun, ne istersen olursun… Ama önce adam ol! Bu yazı “imzasız” çıkıyor. Bu yazıyı kaleme alan ahlaksız ve gazetecilikten nasibini almamış isimsiz zavallı, satırlarına sayısız yalanı sığdırarak aklı sıra bana çamur atıyor. Bir Marksist ya da sosyalist, her şeyden önce fikrini beğen beğenme, dürüst olur. Yalan ve sefil iddialar üzerine tez kurmaz. Utanmadan “Pamuk yargılanırken Bedri Baykam’ın başını çektiği ulusalcılar, linç kampanyası kapsamında protesto gösterisi düzenliyorlardı” diye başlıyor isimsiz alçak ve ardından iftiralarına yenilerini ekliyor. Bu utanmazlara son defa hatırlatayım: 20 Eylül 2005 tarihinde Cumhuriyet’te “Pamuk davası: Dikkat uçurum geliyor” ikazını aylar önceden yapıp bu saçma davanın kaldırılması için gerekirse Cumhurbaşkanı'nın devreye girmesini istemiş tek kişi benim. Diğer “büyük demokratlar” herhalde o günü iple çekip, Pamuk’u nasıl demokrasi mağduru haline dönüştüreceklerinin keyfiyle yabancıları o güne davet etmekle meşguldüler! İstedikleri oldu. Yargı ve ülke tuzağa düştü, o absurd dava açılabildi… O gün oraya yakın yurtsever arkadaşlarımla bu davanın açılmasını protestoya ve Pamuk’un bu dava sayesinde demokrasi kahramanı statüsüne haksız yere çıkarılmasına itiraz etmek için gittik. Evet tabii ki yabancı gözlemcilere de pankart tuttuk: “Neden Van’ a Yücel Aşkın davasına destek olmaya gitmediklerini” sorduk. “Pamuk’a yanıtını verecek olan yargı değil, bizleriz” dedik. O gün orada 1000 gazeteci ve kamera vardı. O asılsız yalanlarını, şiddet, (küfür, yumurta) ve bunu uygulayanlarla yan yana bulunmam dahil tekini ispatlasınlar, yazarlığı ve ressamlığı bırakırım. Ama bunu hiçbir şekilde yapamayacakları için, bu yalanları ağzına dolayanlar, ya özür dileyecek, ya da zavallı bir insan müsveddesi olarak ortalarda dolaşmaya devam edecek. Sanki kendi faşist beyinlerinde, herkes aynı görüşte olmaya mecbur zannedenlere ise şunu söylüyorum: Pamuk’a dava açılmasına karşı çıkmış olmam, beni onun ve onun düşüncelerini savunanların bir partneri yapmıyor. Yani onların fikirlerine hiç inanmıyorum. Ama dar beyinlerinde bu ikisi arasındaki farkı anlamalarını da artık beklemiyorum.
Adamı pek tanımazsınız. Adı Ron Margulies. Taraf gazetesinde çapını ele veriyor. “Yazı”sının adı “Bedri Baykam’ın zekası”. Ne yazık ki Bay Margulies önce seviyesini açığa çıkararak, yani ideolojik tartışma veya veri hatırlatması ile sütununa başlayacağına, aklı sıra ressamlığıma veya sosyal kimliğime sataşarak işe girişiyor. Bunun, mesela benim, onun kadar kadar sığ olsam, kendisinin etnik kimliğiyle alay ederek sözlerime başlamam kadar zavallı, hatta acıklı duracağını düşünemiyor bile! Bunun ötesinde Bay Margulies’in fikirleri, pek bir orijinallik taşımıyor. Ordu, Cumhuriyet, laiklik, Atatürk ve ulusalcılık düşmanlığı üzerine kurulu, artık bayatlamaktan kokuşmuş debelenmeler. Yazısının çeşitli bölümlerinde kendi çapında cerahat akıtma çabalarını sergiliyor. Mesela “Susurluk” isimleriyle “Ergenekon” adı altında kovaya doldurulan Atatürkçü yazarlarımızı iyice beraber çalkaladıktan sonra (!), bunların yanına acı jalapeno biber olarak bir de “Yeşil” eklemekten çekinmiyor. Bir de ayrıca yazıdaki örneklerimin arasına neden “tüm” tutuklu listesini eklemediğimi soruyor!! Bu arada bir düşünse kafası tam karışacak: “Ya, Ordu demokrasiye engel diyorduk, Ordu yok oldu gitti, ama biz de demokraside beş göbek geri gittik, bu nasıl oldu?” sorusunu Allahtan düşünemiyor! Yani zekadan söz ediyor ya, onun zeka yaşının hesabını size bırakıyorum. Benim zekamı sorgulayan süper beynimizin tek entellektüel performansı, Ergenekon davasından artık kanıksadığımız taktikle, ilgili ilgisiz, birbirinden binlerce ışık yılıyla ayrılmış kişileri aynı çorbaya malzeme yapmak. Hasbelkader bu tencereye ekleyemediği tek grup belki Ermeni ASALA katilleri. Yani biraz daha kendini geliştirirse, bu topluluğa onları veya 60’ların ünlü gangsteri İrfan Vural’ın çetesini bile iliştirebilir!
Dünyada kavram kargaşasının, riyakarlığın, siyasal iftiranın, demokrasi tuzakları ve nankörlüğünün, medya yüzsüzlüğünün bu kadar belirgin ve hükümran olduğu bir ikinci ülke yok…