5 Nisan 2019 Cuma

AKP’NİN YAŞADIĞI PANİK ATAK DEMOKRASİ’Yİ TEHDİT EDİYOR | Bedri Baykam | 04.04.2019



Herkes tetikte ve gerginlik devam ediyor. Bekleyişin ne anlama geldiği konusunda, herkesin farklı fikirleri var. Ama öne çıkan “zaman kazanmaya” ihtiyaç duymaları! Biraz seçim deneyimi olan herkes bilir ki, bir oyun geçersiz sayılabilmesi için ortalama 8 veya 11 kişinin buna itiraz etmemesi lazım. Yani isterlerse 350.000 geçersiz oyu yeniden saysınlar, taş 50 yerinden çatlasa, çıkacak hiçbir sonuç AKP’yi tatmin edemez. Belki ancak 3-5 oy bu sefer geçerli sayılabilir, onların da -büyük ihtimalle- en az ikisi CHP’ye verilmiş olur.
AKP’nin bu ani “oylarım çalındı” iddiasının elle tutulur yanı yok da, olsa olsa muhalefete ilginç bir övgü olarak görülebilir! Daha düne kadar oyların nasıl güvenceye alacağını, sandıkların nasıl korunacağını bile bilemediği için her yerde acımasızca eleştirilen muhalefet, demek artık devlet görevlilerinin ve başta AKP olmak üzere, her partinin kontrol ettiği sayım noktalarında oyları ayakta uyutabiliyorsa, vallahi bu büyük hokus pokus başarısı olur, ne diyebiliriz ki!
Büyük tartışmalarla geçen son başkanlık referandumunda, büyük oy yolsuzluğu iddiaları sürerken, daha sandıklar kapandıktan 5-6 saat sonra hangi atasözünü kullanmıştı Erdoğan? “Atı alan Üsküdar’ı geçti!” Bunu Yıldırım’a hatırlatsa bari...

ARKA BAHÇE NEDEN SONUCU KABULLENEMEDİ?
Aslında Erdoğan, seçim gecesi demokratik kantarlarda kötü puan almadı. Doğru değerleri öne çıkardı. Bir anlamda mağlubiyeti kabul etti. Büyük şehirlerin kaybedildiğini, ama ilçelerde başarı kazandıklarını hatırlattı. Bu cümleleri dinlerken, aklıma “maçı kaybettik ama ayakta top tutma yüzdesinde öndeyiz” demeçleri veren futbol teknik direktörleri geldi. Bence Erdoğan ve Bahçeli’nin itidalli çıkışlarının hemen ardından, Ankara ve İstanbul’un kaybından yaşanacak “dev ekonomik zarar” konusunda bakanlar kurulundan ve arka bahçelerinden büyük baskılar geldi. Aniden başlayan büyük baskı ve mağlubiyeti kabullenememe böyle “kraldan fazla kralcı”larla başladı. 1994’te Ankara ve İstanbul Belediyeleri’ni kazanarak iktidarını perçinleyen AKP, bu sefer filmin geri sarıldığını gördü! Propaganda sürecinde Erdoğan’ın sarf etmiş olduğu “İstanbul’da teklersek, Türkiye’de tökezleriz” ikazı, anlaşılan birden herkesin başına vurdu!
Ne yapacağını bilemeyenlerden biri de Bahçeli oldu. Hemen bir formül icat etti. Ona göre artık kim Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandıysa ilçe başkanlarını o atamalıymış! Çünkü ortada çelişki varmış, büyük şehirleri kazanan parti farklı, o şehirlerin ilçelerinde çoğunluğu elde tutan ise başka partiymiş! İnanın çok güldüm: Sayın Bahçeli sizin metodu uygularsak, AKP’nin İstanbul’da kazandığı 24 ilçe belediye başkanlığının derhal iptal olması lazım ve onları da İmamoğlu’nun ataması lazım, ne dediğinizin farkında mısınız? Bunları sizi ikaz eden tek bir danışman kullanmıyor musunuz? :))
Tarihimizden bir sayfa geldi aklıma... 1950 seçimlerini Demokrat Parti kazanınca, “Milli Şef”e yakın çevresinden, ister siyasi, ister askeri, birçok ağır baskı gelmeye başladı... Deli miyiz, nasıl elimizle veririz iktidarı bu adamlara?” İnönü, bir demokrasi gönüllüsü ve öncüsü olarak elinin tersiyle itti bu baskıları. “Halk öyle karar verdi. Bize düşen aldığımız ana muhalefet partisi görevini üstlenmektir” dedi ve yeni koltuğuna oturdu. Baş şaşkınlar da DP’lilerdi... Bir başka sahneyi de dün basın toplantısında İmamoğlu gösterdi: Sözen’in Erdoğan’a koltuğunu devrettiği demokratik buluşmanın hatırası olarak... Çok mu zor, CHP ve SHP’nin gösterdiği demokratik kültür örneklerini sürdürmek?


EN BEKLENİLMEYEN ANDA GELEN BAŞARI
Panik, gerekçeli: 25 yıl sonra, Ankara ve İstanbul, birçok başka ille beraber AKP’den geri alındı! Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu, bu büyük geri dönüşün, kararlı ve pozitif enerjili kahramanları oldular!
Açık konuşalım, 24 Haziran seçimlerinde, büyük beklentilerle yukarılardan düşen bizler, bu sefer yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih ettik. Kimse de aşırı bir “Yaşasın, kazandık, kazanıyoruz” havası egemen değildi. Hatta doğruyu söylemek gerekirse oy vermeyen, sandığa gitmeyen, CHP’ye küsen sayısız insan oldu. İşte böyle bir seçim süreci sonunda bütün handikaplara rağmen CHP 21 il kazandı.
Siz bu satırları okurken, İstanbul düğümü artık çözülmüş olacak mı bilmiyorum. Sanmıyorum. AKP’nin kendisini bir kapıdan diğerine atması, çaresizliğin panik atakla buluşmasından başka bir şey değil. Yeniden sayılan noktalarda İmamoğlu’nun oy arttırması ise işin mizahi yanı! Uzun lafın kısası, AKP’liler, kendilerini haklı çıkaracak ve önde gösterecek bir mucizevi VAR odası arıyorlar! Bu çabaların en affedilmezi, o gece seçimden sonra, Yıldırım’ın İçişleri ve Adalet Bakanlarıyla yan yana gelebilmesiydi!

CHP Mİ OY ÇALMAYI BECERECEKMİŞ? GÜLDÜRMEYİN!
CHP’nin tüm rakiplerini ve güvenlik güçlerini ayakta uyutarak onların gözü önünde herhalde hipnotik ve paranormal güçler kullanarak oylara etki etmiş olabileceği, aslında uzun zamandır duyduğum en gerçeküstü ve yaratıcı iddiaydı! CHP’nin birden böyle becerilere ve “el çabukluğu-marifet” sihirbazlık kapasitelerine geçiş yapması, inanın yarın benim sahaya çıkıp Lakers’lı LeBron James gibi basketbol oynamamdan pek farklı değil! Bunu mizah olarak söylemiyorum.
31 Mart gecesi Ekrem İmamoğlu 24 Haziran’ın acısını çıkarırcasına ekrandan ayrılmadı ve seçmenine güven verdi. Geceyi onlarla beraber yaşattı ve kendisine oy verenler, CHP ve Millet İttifakı’na güvenenler yurdun her noktasında helal olsun diyorlar!
Mart’ın sonu bahar, bugün hava güneşli daha güzel bir geleceğe sahip çıkmak için hepimize düşen iş, mazbataya kadar şahin gibi sahada olmak!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.