27 Mayıs 2011 Cuma

UNUTULMAZ ŞAMPİYONLUĞUN ÖYKÜSÜ (2)

LİGDE VE KUPADA HÜSRAN DÖNEMI / Bedri Baykam / Fotogol

Avrupa’da yaşanan hüsran sonunda Fenerbahçe’nin elinde ligde tutunma dışında bir umut kalmamıştı. Fenerbahçe camiası için, yanlış anlamayın, “ligde tutunma” demek, şampiyon olmaktır. Yoksa 2. olmak ve 8. olmak arasında fark yoktur. Sarı Lacivertli camia, yalnız o şampiyonluk kupasından şampanya içtikçe hayat suyunu bulan, yaşamını sürdürebilen, dev ”nev-i-şahsına münhasır” bir tekil canlıdır.
Seyircisiz oynanan ilk maçta tribünde, yeni transfer Niang yer alırken, Semih gol şov yapmaktadır. İlk yarıda gelen dört golleAntalyaspor’a karşı güzel bir başlangıca imza atılır. Ama ikinci haftada, zorlu Trabzon deplasmanı, 3-2’lik mağlubiyet getirince , Fenerbahçe camiasını sıkıntı basar. Bu sıkıntı, her ne kadar Saraçoğlu’nda bu sefer Niang’ın da attığı iki golle 4-2 kazanılan Manisa maçıyla biraz rahatlasa bile, hemen ardından Kayseri’de alınan 2-0’lık mağlubiyet hüznün ve tereddütlerin çökmesine neden olur. Konu yalnız iki zorlu deplasmanın da kaybedilmiş olması değildir. Ortada ciddi bir Alex krizi vardır. Trabzon maçında 75. Dakikada sahaya sürülen Young Boys ve Kayseri maçlarında 2. yarıya çıkarılmayan, tüm otoritesi ve havası şaibeli duruma getirilmiş bir kaptandır artık Alex… Soğuk bir savaş yaşanmaktadır; ancak Alex , sessiz ve saygılıdır hocasına karşı…
Hemen ardından Saraçoğlu’nda alınan 1-1’lik Beşiktaş beraberliği, yaraya tuz ekmiştir. Niang’ın golü yetmemiş, son zamanlarda genellikle 2-1 kazanılan Beşiktaş maçları serisi, bu kötü dönemde durmuştur. Bunun ardından çalkalanan Fenerbahçe camiası , nispeten üç galibiyetle hayata tutunmayı başaracaktır: Kasımpaşa’da alınan farklı galibiyet (2-6), Saraçoğlu’nda çetin ceviz Gençlerbirliği kalesine bırakılan 3 gol ve Konya’da alınan 4-1’lik galibiyet.
Alex krizinin karabatak günlerini yaşadığı bu dönem bir başka çelişkiyi de açığa çıkarır: Alex, sürekli olarak, Türkiye’de oynadığı futbolcular arasında, yerli yabancı, en iyi Semih’le anlaştığını söylemekte, ama neredeyse bu iki futbolcu hiçbir zaman bir arada oynatılmamaktadır. Buna anlam vermek zordur. Kazım olayı ise, tam bir gereksiz dert haline getirilmiştir. Üstün yetenekleri net olarak ortada olan bu oyuncuya bir türlü vize verilmemekte, Young Boys maçında gördüğü haksız sarı kartların hesabı mantıksız şekilde hala sorulmaktadır. Buna rağmen sessizliğini koruyan ve çalışarak şansını bekleyen Kazım, çok hırslı olmasına rağmen bir türlü hocadan yeşil ışık alamaz. 0-0 biten Galatasaray maçı, on yıldır süren iç saha galibiyeti serisinin sonudur. Hemen ardından gelen 1-1’lik Bursa beraberliği ise, geçen sene Sarı Lacivertlilere o büyük acıyı çektiren rakipten rövanşın alınamamasıdır. Bu iki maçta, takımda onca eksik olmasına rağmen, bir hırs küpü olarak bekleyen Kazım’ın kullanılmaması, ancak son dakikalarda oyuna sürülmesi, Aykut Hoca’nın kolay anlaşılamayan kararlarındandır. G.Saray maçında Semih ve Alex’in beraber oynatılmaması da buna eklenince, ortaya eklemleri sorgulanan bir takım çıkmıştır. Buna rağmen o haftalardan itibaren Aykut, Alex’i artık yedek bırakma operasyonuna son verecektir.
Sarı Lacivertli camia, önündeki tek ciddi hedef olan lig şampiyonluğuna uzanmaya çalışırken, şu gerçekle karşı karşıya kalmıştır: Fener bu ilk yarı sürerken, oynadığı hiçbir büyük maçı kazanamamıştır! Ne Trabzon, ne Beşiktaş, ne G.Saray ne Bursa! Bu durum, uzun süredir görülmemiş bir başarısızlıktır ve camiada futbol takımının yönetiminin sorgulanır hale gelmesinin en önemli nedeni budur. Fenerbahçe, o maçtan sonra da, “küçük zaferlerle” avunan profil, doğrultusunda, kendi sahasında Eskişehirspor’a 4, Bucaspor’a 5 gol atacaktır! Emre, Semih, Niang bu maçlarda yıldızlaşıp seyircinin gönlünü alacak…tır demek istiyoruz ama bu bile kursakta kalan bir sevinçtir. Çünkü önü ve arkası yine çıban yaralarıyla dolacaktır. Gaziantep önünde yaşanan ve hayal kırıklığı yaratan 2-1 lik mağlubiyet, Ankaragücü önünde Başkent’te aynı skorla alınan yenilgi, arada İBB ve Karabükspor galibiyetleri olsa bile, çok ağır bir hasar bırakacaktır. Trabzon ve Bursaspor alıp başını gitmiş, fark ciddi anlamda açılmaya başlamıştır. Ligin ilk devresinin son maçına çıkarken, Sivasspor önünde Sarı Lacivertliler, kendilerinin bile nedenini bilmedikleri şekilde, bir galibiyet almaya çalışmaktadırlar. Amaç artık, ya ele güne maskara olmamak, 12 puan geriye düşmemek, ya da ligi Avrupa’ya çıkabilir bir konumda bitirmeye çalışmaktı hedefleri.. . Alex’in 77. Dakikada gelen golü, bu zorlu maçtan sonra, camiaya devre biterken ufak bir pansuman yapmış olmaktadır. Trabzon 9, Bursa 6 puan arayı açmışken, sarı lacivertliler ilk yarı sonunda 6. Sıradayken kimse başka hesap yapmamaktadır…
Ama Sarı Lacivertliler için depremler ve sinir harplerinin gergin hatları hala bitmemiştir! Bir de ortada 27 yıldır alınamadığı için, her türlü internet geyiğine neden olan “Kupa” vardır. İşte devre arasına denk gelen günlerde, ligin acısı ve derdi yetmemiş gibi, Fenerbahçe bir de Kupa grup maçlarında evlere şenlik bir görüntü çizecektir. Üst üste alınan Ankaragücü, Buca ve Yeni Malatyaspor mağlubiyetleri, tam şaka ile kabus arasında bir yerlere düşürmektedir takımı. Fenerbahçe’nin prestiji, umutları, ruhu kanamış gitmiştir artık!
Basın, camia, yönetim, taraftar, her kafadan bir ses çıkmaktadır artık. Mesela Uğur Dündar gibi Fenerbahçe’de yöneticilik yapmış ünlü bir gazeteci bile, Aykut’un istifasını isteyen bir açık yazı yayınlamıştır. Yeni Malatyaspor maçından sonra ise Aykut, her yerden üzerine yönelen iğne ve oklara, başını isteyen büyük isimlere boyun eğmek durumunda kalmış, “istifa” kararını basına, her zamanki sakin ve vakur ses tonuyla açıklamanın ramağına gelmiştir.
O anlarda Fenerbahçe’de yaşananlar, camianın geldiği ilginç noktanın anlaşılması açısından ilginçtir. Öncelikle, başta Kaptan Alex olmak üzere, istifayı futbolcular engellemiştir. Arada aralarına kara kedi girse de, futbolcular ve Aykut arasında ciddi bir sevgi ve saygı bağı vardır. İkincisi, Başkan Aziz Yıldırım’ın imrenilecek tutumudur. Bundan 5 yıl önce, Avrupa Kupası’nda Fenerbahçe Saraçoğlu Stadı’nda ………………………………………………….. ile mücadele ederken, top her ayağına geldiğinde utanmadan Alex’i yuhalayan sorumsuz bir kesim seyirciye karşın, Başkan nasıl ayağa kalkıp büyük yıldıza alkışlarla sahip çıktıysa ve onu Fenerbahçe forması altında süperstarlığa taşıdıysa, şimdi de aynı kararlılık ve güç göstergesini Aykut Hoca için gösterme kararı almıştır…
Takımın kötü gitmesini fırsat bilip, yönetimi kökten sorgulayan bir muhalefet, başta Aykut ve Alex olmak üzere, futbol takımına alaylı bir kinle hücum eden kimi spor yazarları ve Fenerbahçe’nin karışmasından keyif alacak malum odaklara karşın, Yıldırım dimdik ayakta durup, Aykut’a güven oyu verdiklerini ve hocalarının kendi dönemlerinin sonuna kadar arkalarında olduklarını dosta düşmana açıklamıştır.
İyi güzel de, ortada yadsınamaz şekilde duran bu 9 puan farka rağmen Fenerbahçe hangi hedefe, hangi futbolcularla koşabilecektir? Takımdan kimler gönderilip, kimler transfer edilecektir? Bu sorular, karanlık günlerin ortasında gündeme taşınırken, herkesin birleştiği tek nokta, bu takıma en az iki ara transferin şart olduğu görüşüdür. Takım, bu fırtınaların ortasında kısa aranın ardından Antalya Kampına yönelirken, Başkan Yıldırım ve Aykut Hoca’nın ise bu konuda, birbirini tamamlayacak başka düşünceleri vardır. Bu kadar bilinmezin ve belirsizliğin ortasında, Fenerbahçe gemisi, uzun yolculuğun 2. kısmından önce bakım ve tamir için Antalya limanına çekildiğinde, artık yeni bir ufkun bekleyişi başlamıştır…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.