24 Mayıs 2011 Salı

Bedri Baykam / 24.5.2011 / Hurriyet Sanat sayfasi..

Bedri Baykam / 24.5.2011 / Hurriyet Sanat sayfasi..

Marsel İlhan Roland-Garros’ta bugun 2. tur oynuyor. / Bedri Baykam

Pazartesi gunu Almanyanın en ünlü raketi Tommy Haas’ ı 4 sette yenerek ana tabloda 2. Tura çıkan genç Türk tenisçi Marsel ilhan, bugun 2.turda 30 numarali plase,Ispanyol Guillermo Garcia-Lopez ile oynayacak. Daha önce geçen sene Rotterdam Açık turnuasında rakibini 2 sette yenen ilhan, bu maça da iddialı çıkacak.

Turnuanın eleme maçlarında ilk 2 turu geçen İlhan, son eleme turunda Fransız Gensse’e 4-6, 0-4 mağlupken maç esnasında 0-2 de düştüğü zaman oluşan sakatlanmadan dolayı oyunu terketmiş, ancak 3. Turda kaybedenler arasında en iyi durumda olan beş raketten biri olarak “lucky loser” (şanslı kaybeden) sıfatıyla ana tabloya alınmıştı.

Ilk turda baştan aşağı büyük çekişme içinde geçen maçta, dünyaca ünlü rakibi karşısında ilk seti 6-4 alan İlhan, yine çekişmeli geçen 2. Seti 6-4 aynı skorla kaybetti. Maçın en kritik 3. Setinde genelde servis oyunlarını kaptırmayan raketler 6-6 ya gelene kadar birbirlerinin servisini yalnız birer kere kırdılar. Tie break oyununda sükûnetini muhafaza eden ve rakibinin üst üste yaptığı hatalardan istifade eden İlhan seti 7-6 kazanarak büyük bir avantaj elde etti. 14 aydır sakatlıkları nedeniyle turnua oynamayan alman tenisci bu maçtada özellikle 3. setin sonuna doğru çeşitli ağrılardan şikayet etse de, oyunu bırakmadı. 4. Sette her iki oyuncu 4-4 e kadar kendi servislerini alarak geldiler. İlhan kendi servisinde 5-4 ileri geçtikten sonra Haas’ın servisinde 0-40 la üst üste üç maç topu kazandı. Haas bunların ilk ikisini çevirmesine rağmen, üçüncü ve son maç topunda bir uzun vuruşu auta atarak maçı kaybetti. Tribünlerde almanların net üstünlüğüne rağmen, bir avuç Türk’ün büyük desteğiyle dengeyi sağlayan İlhan, böylece Roland-Garros’ta ilk defa 2. Tura çıkarken büyük bir sevinç yaşadı. Maç boyunca 25 ace atan ilhan, bunun dışında özellikle geriden düz vuruşları ile puan topladı. Geçmişte dünya tenisinin 2 numarasina kadar cikan tecrübeli rakibi karşısında ilhan hırsı, ciddiyeti ve disipliniyle kendini aşarak belki de tekrar ilk 100 raket arasına girmesini sağlayacak galibiyeti aldı.

Türk tenisini 40 yıldır içinden oyuncu, hakem ve yazar olarak takip eden biri olarak, bu galibiyetin ülkemize net bir şekilde seviye atlattığını keyifle itiraf etmem lazım.
Roger Federer, ilk turdabir başka İspanyolu Feliciano Lopez’i güzel bir maçtan sonra 6-3, 6-4, 7-6 yenerek 2. Tura çıktı. Dun oynanan zorlu musabakada ise elinde 5 Roland-Garros sampiyonlugu bulunan Ispanyol Rafael Nadal, Amerikali Isner' i ancak 5 sette 6-4,
6-7, 6-7, 6-2, 6-4 yenerek soguk terler doktugu mactan zaferle cikti.

Ozellikle muthis servisleri ve akilli volellerinin yanisira guclu forehandiyle Nadal'i sasirtan 2.06 boyundaki dev amerikali, sonunda sampiyon teniscinin muthis toprak saha ritmine teslim oldu.

Marsel İlhan Roland-Garros’ta bugun 2. tur oynuyor. / Bedri Baykam

Pazartesi gunu Almanyanın en ünlü raketi Tommy Haas’ ı 4 sette yenerek ana tabloda 2. Tura çıkan genç Türk tenisçi Marsel ilhan, bugun 2.turda 30 numarali plase,Ispanyol Guillermo Garcia-Lopez ile oynayacak. Daha önce geçen sene Rotterdam Açık turnuasında rakibini 2 sette yenen ilhan, bu maça da iddialı çıkacak.

Turnuanın eleme maçlarında ilk 2 turu geçen İlhan, son eleme turunda Fransız Gensse’e 4-6, 0-4 mağlupken maç esnasında 0-2 de düştüğü zaman oluşan sakatlanmadan dolayı oyunu terketmiş, ancak 3. Turda kaybedenler arasında en iyi durumda olan beş raketten biri olarak “lucky loser” (şanslı kaybeden) sıfatıyla ana tabloya alınmıştı.

Ilk turda baştan aşağı büyük çekişme içinde geçen maçta, dünyaca ünlü rakibi karşısında ilk seti 6-4 alan İlhan, yine çekişmeli geçen 2. Seti 6-4 aynı skorla kaybetti. Maçın en kritik 3. Setinde genelde servis oyunlarını kaptırmayan raketler 6-6 ya gelene kadar birbirlerinin servisini yalnız birer kere kırdılar. Tie break oyununda sükûnetini muhafaza eden ve rakibinin üst üste yaptığı hatalardan istifade eden İlhan seti 7-6 kazanarak büyük bir avantaj elde etti. 14 aydır sakatlıkları nedeniyle turnua oynamayan alman tenisci bu maçtada özellikle 3. setin sonuna doğru çeşitli ağrılardan şikayet etse de, oyunu bırakmadı. 4. Sette her iki oyuncu 4-4 e kadar kendi servislerini alarak geldiler. İlhan kendi servisinde 5-4 ileri geçtikten sonra Haas’ın servisinde 0-40 la üst üste üç maç topu kazandı. Haas bunların ilk ikisini çevirmesine rağmen, üçüncü ve son maç topunda bir uzun vuruşu auta atarak maçı kaybetti. Tribünlerde almanların net üstünlüğüne rağmen, bir avuç Türk’ün büyük desteğiyle dengeyi sağlayan İlhan, böylece Roland-Garros’ta ilk defa 2. Tura çıkarken büyük bir sevinç yaşadı. Maç boyunca 25 ace atan ilhan, bunun dışında özellikle geriden düz vuruşları ile puan topladı. Geçmişte dünya tenisinin 2 numarasina kadar cikan tecrübeli rakibi karşısında ilhan hırsı, ciddiyeti ve disipliniyle kendini aşarak belki de tekrar ilk 100 raket arasına girmesini sağlayacak galibiyeti aldı.

Türk tenisini 40 yıldır içinden oyuncu, hakem ve yazar olarak takip eden biri olarak, bu galibiyetin ülkemize net bir şekilde seviye atlattığını keyifle itiraf etmem lazım.
Roger Federer, ilk turdabir başka İspanyolu Feliciano Lopez’i güzel bir maçtan sonra 6-3, 6-4, 7-6 yenerek 2. Tura çıktı. Dun oynanan zorlu musabakada ise elinde 5 Roland-Garros sampiyonlugu bulunan Ispanyol Rafael Nadal, Amerikali Isner' i ancak 5 sette 6-4,
6-7, 6-7, 6-2, 6-4 yenerek soguk terler doktugu mactan zaferle cikti.

Ozellikle muthis servisleri ve akilli volellerinin yanisira guclu forehandiyle Nadal'i sasirtan 2.06 boyundaki dev amerikali, sonunda sampiyon teniscinin muthis toprak saha ritmine teslim oldu.

MHP KENDİ KENDİNİ NASIL BİTİRİYOR? / Bedri Baykam / 24 Mayis 2011 Cumhuriyet makalesi..

Haftalardır Türkiye’de “deprem”e neden olduğu söylenen “MHP Kasetleri” senaryolarına bakıyorum da, yaşananlara bir anlam veremiyorum. Bence bir (sözde) kriz, bundan daha kötü yönetilemezdi! Yapabileceğim tek mukayese, benzer başka senaryolarla iliği boşaltılan farklı bir kurumun gösterdiği yanlış tepkiler dizisi. Acaba MHP, “Tezgahlara karşı nasıl davranılmaması gerektiği” konusundaki ters öğretisini, oradan mı aldı diye bir düşünceden başkası gelmiyor aklıma…
Bir kere olay en başından itibaren rakibe, düşmana ve onun tezgahlarına prim vermekle başladı. MHP, kasetlerde yüzü görünen, adı geçen siyasilerin derhal istifasını istedi. Bunun verdiği ilk mesaj şu oldu:” Bakın bize scud füze attınız ve hedefi 12 den vurdunuz. İstediğiniz oldu ve Parti karıştı, istifalar başladı”. Böylece bu kirli maçın ilk dakikasından itibaren sanki ortada adı geçen insanları lekeleyecek bir büyük “suç” olduğunun kabulü kamuoyuna sunulmuş oldu. Buna karşın, tezgah suçunu siyasete bulaştıran ayıplı ve gerçek “kriminal” suçluların affedilemez durumları, 2. hatta 3. plana düştü ve kamuoyu, bu tehditlere boyun eğen, her tezgaha karşı “boynum kıldan ince” diyen bir MHP gördü. Kısa bir süre sonra gelen 2. dalga (!) kasetlerden sonra, bazı milletvekili adayları, en başından beri gösterilmesi gereken tavrı sergileyip, “bu işler yalnız eşimi ilgilendirir, istifa etmiyorum” dediler ama ilk dalgada zorla istifa ettirilen vekil adaylarına herhalde ayıp olur düşüncesinin getirdiği baskıyla onlar da çekilmek durumunda kaldılar! Böylece günden güne, istenilen oyuna gelen, tuzağa düşen, AKP’nin önünü açan bir otoban oluşturulmaya başlandı.
Halbuki çirkin tezgahın ilk dakikasında söylenecek tek şey vardı: “Sizler birer kirli röntgencisiniz. Bu tavır size yakışıyor. Milyonların hukuksuzca dinlenebildiği yerde, yüz binlerce insanın da evine, işyerine gizli kamera konduysa bunda şaşılacak bir şey yok. Sizin mesleğiniz bu: tezgah kurmak, pornografi üretmek, bel altı siyaset yaparak ülkeyi istediğiniz seviyelere kadar düşürmek: size hodri meydan diyoruz. Bu kasetleri ailece tekmili birden sabahtan akşama oynatmazsanız namertsiniz. Hadi şimdi buyurun gidin, o gecikmeli kapattığınız sitelerle insanları yormayın, sinema salonlarınızı doldurup kendi yansımalarınızı izleyin, gerçek mesleğinizi ilan edin, biz yarından tezi yok, bu alçak suçu kim işlediyse kaçtığı son deliğe kadar kovalayıp hukuk önünde hakkımızı arayacağız. Vekil adaylarımızın da arkasındayız”.
MHP şayet bu hamleyi yapsaydı, o tezgahlar, o sözde roketleri atanların ellerinde patlayacaktı. Ama olmadı. Karar mekanizması ilk dakikadan itibaren yanlış işledi. 3. dalga şantaj mafyası devreye girdiğinde, çok gecikmeli olarak Sn. Bahçeli, yukarıda sözünü ettiğimiz tavrın bir benzerini ortaya koymaya çalıştı, ama olmadı. İşler çarpık başlamıştı bir kere ve bu ses bir yere ulaşamadı ve yine istifalar birbirini kovaladı. Çünkü yol açılmıştı artık: “Biz niye istifa ettik o zaman? Onlar da istifa etmeli” düşüncesi önlenemezdi… MHP'nin kendisine soramadığı ve toplumla paylaşamadığı sorular şunlardı: “ adı geçen adaylarımız, bir tecavüze mi karışmışlar? Bir çocuk tacizi mi yapmışlar? Vatan sırlarını sınır ötelerine mi satmışlar? Yolsuzluk mu yapmışlar? İhaleye fesat karıştırıp, bunları eşe dosta peşkeş çekip, yüce divanlık mı olmuşlar? Ülkenin bölünmesi için pazarlıklara mı girişmişler? Hayır, bu insanlar hakkında buna benzer hiç bir suçlama yok. Bu iddialar ve çirkin tezgahlar, onların eşlerini ve ailelerini ilgilendirir, onların özel hayatıdır, bizimle olan ilişkilerinde bağlayıcı değildir”.
İşte böyle bir tuzağın içine balıklama atlayarak kendi intiharına koştu MHP. AKP’nin suyundan giderek, onun seçim konuşmalarına malzeme olarak, bir çıkışsız labirente hapsoldu. MHP oylarını kendine çekerek, bu partiyi baraj altı bırakıp dikta emellerine erişmek isteyen AKP ise, kendine göre demagojik izahatlar bulup, ekmeğine yağ sürüyor… MHP kamuoyunda istifalarıyla “suçunu” (!) kabul eden Parti konumuna düşerken, dış istihbarat birimleri ve malum tarikat uzantılarıyla üzerine kara ağlar çökertilmesini, hedef olduğu iğrenç tezgahları artık inandırıcı şekilde kamuoyuna sunamıyor. Geç gelen kararsız ve çelişkili açıklamaların da merhem olamadığı bu kötü pozisyondan bu saatten sonra nasıl çıkacaklar, orasını ben de bilemem! Ama en azından bu hatalarının kamuoyu ile paylaşılması ve dikkatlerin esas suç odaklarına çekilmesi, ilk gerekli hamle olabilir…

MHP KENDİ KENDİNİ NASIL BİTİRİYOR? / Bedri Baykam / 24 Mayis 2011 Cumhuriyet makalesi..

Haftalardır Türkiye’de “deprem”e neden olduğu söylenen “MHP Kasetleri” senaryolarına bakıyorum da, yaşananlara bir anlam veremiyorum. Bence bir (sözde) kriz, bundan daha kötü yönetilemezdi! Yapabileceğim tek mukayese, benzer başka senaryolarla iliği boşaltılan farklı bir kurumun gösterdiği yanlış tepkiler dizisi. Acaba MHP, “Tezgahlara karşı nasıl davranılmaması gerektiği” konusundaki ters öğretisini, oradan mı aldı diye bir düşünceden başkası gelmiyor aklıma…
Bir kere olay en başından itibaren rakibe, düşmana ve onun tezgahlarına prim vermekle başladı. MHP, kasetlerde yüzü görünen, adı geçen siyasilerin derhal istifasını istedi. Bunun verdiği ilk mesaj şu oldu:” Bakın bize scud füze attınız ve hedefi 12 den vurdunuz. İstediğiniz oldu ve Parti karıştı, istifalar başladı”. Böylece bu kirli maçın ilk dakikasından itibaren sanki ortada adı geçen insanları lekeleyecek bir büyük “suç” olduğunun kabulü kamuoyuna sunulmuş oldu. Buna karşın, tezgah suçunu siyasete bulaştıran ayıplı ve gerçek “kriminal” suçluların affedilemez durumları, 2. hatta 3. plana düştü ve kamuoyu, bu tehditlere boyun eğen, her tezgaha karşı “boynum kıldan ince” diyen bir MHP gördü. Kısa bir süre sonra gelen 2. dalga (!) kasetlerden sonra, bazı milletvekili adayları, en başından beri gösterilmesi gereken tavrı sergileyip, “bu işler yalnız eşimi ilgilendirir, istifa etmiyorum” dediler ama ilk dalgada zorla istifa ettirilen vekil adaylarına herhalde ayıp olur düşüncesinin getirdiği baskıyla onlar da çekilmek durumunda kaldılar! Böylece günden güne, istenilen oyuna gelen, tuzağa düşen, AKP’nin önünü açan bir otoban oluşturulmaya başlandı.
Halbuki çirkin tezgahın ilk dakikasında söylenecek tek şey vardı: “Sizler birer kirli röntgencisiniz. Bu tavır size yakışıyor. Milyonların hukuksuzca dinlenebildiği yerde, yüz binlerce insanın da evine, işyerine gizli kamera konduysa bunda şaşılacak bir şey yok. Sizin mesleğiniz bu: tezgah kurmak, pornografi üretmek, bel altı siyaset yaparak ülkeyi istediğiniz seviyelere kadar düşürmek: size hodri meydan diyoruz. Bu kasetleri ailece tekmili birden sabahtan akşama oynatmazsanız namertsiniz. Hadi şimdi buyurun gidin, o gecikmeli kapattığınız sitelerle insanları yormayın, sinema salonlarınızı doldurup kendi yansımalarınızı izleyin, gerçek mesleğinizi ilan edin, biz yarından tezi yok, bu alçak suçu kim işlediyse kaçtığı son deliğe kadar kovalayıp hukuk önünde hakkımızı arayacağız. Vekil adaylarımızın da arkasındayız”.
MHP şayet bu hamleyi yapsaydı, o tezgahlar, o sözde roketleri atanların ellerinde patlayacaktı. Ama olmadı. Karar mekanizması ilk dakikadan itibaren yanlış işledi. 3. dalga şantaj mafyası devreye girdiğinde, çok gecikmeli olarak Sn. Bahçeli, yukarıda sözünü ettiğimiz tavrın bir benzerini ortaya koymaya çalıştı, ama olmadı. İşler çarpık başlamıştı bir kere ve bu ses bir yere ulaşamadı ve yine istifalar birbirini kovaladı. Çünkü yol açılmıştı artık: “Biz niye istifa ettik o zaman? Onlar da istifa etmeli” düşüncesi önlenemezdi… MHP'nin kendisine soramadığı ve toplumla paylaşamadığı sorular şunlardı: “ adı geçen adaylarımız, bir tecavüze mi karışmışlar? Bir çocuk tacizi mi yapmışlar? Vatan sırlarını sınır ötelerine mi satmışlar? Yolsuzluk mu yapmışlar? İhaleye fesat karıştırıp, bunları eşe dosta peşkeş çekip, yüce divanlık mı olmuşlar? Ülkenin bölünmesi için pazarlıklara mı girişmişler? Hayır, bu insanlar hakkında buna benzer hiç bir suçlama yok. Bu iddialar ve çirkin tezgahlar, onların eşlerini ve ailelerini ilgilendirir, onların özel hayatıdır, bizimle olan ilişkilerinde bağlayıcı değildir”.
İşte böyle bir tuzağın içine balıklama atlayarak kendi intiharına koştu MHP. AKP’nin suyundan giderek, onun seçim konuşmalarına malzeme olarak, bir çıkışsız labirente hapsoldu. MHP oylarını kendine çekerek, bu partiyi baraj altı bırakıp dikta emellerine erişmek isteyen AKP ise, kendine göre demagojik izahatlar bulup, ekmeğine yağ sürüyor… MHP kamuoyunda istifalarıyla “suçunu” (!) kabul eden Parti konumuna düşerken, dış istihbarat birimleri ve malum tarikat uzantılarıyla üzerine kara ağlar çökertilmesini, hedef olduğu iğrenç tezgahları artık inandırıcı şekilde kamuoyuna sunamıyor. Geç gelen kararsız ve çelişkili açıklamaların da merhem olamadığı bu kötü pozisyondan bu saatten sonra nasıl çıkacaklar, orasını ben de bilemem! Ama en azından bu hatalarının kamuoyu ile paylaşılması ve dikkatlerin esas suç odaklarına çekilmesi, ilk gerekli hamle olabilir…

19 Mayıs 2011 Perşembe

Bedri Baykam’ın “Edvard Munch’a Saygı” Sergisi Proje4L/Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nde


Bedri Baykam, 18 Nisan’da uğradığı ağır saldırıdan sonra ilk kez yeni sergisiyle Proje4L/Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor. 18 Mayıs-2 Temmuz 2011 tarihleri arasında müzenin 10. yıldönümü etkinliklerinden “Ustalar” serisinde yer alan “Edvard Munch’a Saygı” sergisinde, Baykam ünlü Norveçli sanatçının eserlerini ve yaşamını yorumluyor.
Baykam, Dışavurumculuğun en önemli öncülerinden biri olarak kabul edilen Norveçli sanatçı Edvard Munch (1863-1944) anısına, 15 Nisan-18 Temmuz 2010 tarihlerinde Paris’teki Pinacotheque Müzesi’nde sergilenmek üzere 13 adet 4 boyutlu yapıt gerçekleştirmişti. Bu yapıtlar, Pinacotheque Müzesi’nde 19 Şubat-8 Ağustos 2010 tarihleri arasında yapılan “Edvard Munch ou l’Anti-Cri” (Edvard Munch veya Anti-Çığlık) adlı Sergiye paralel olarak müzenin çağdaş bir sanatçıya verdiği özgür yorumlama imkânı (carte blanche-beyaz kart) için Bedri Baykam’ı seçmesi sonucunda hazırlanmıştı. Sanat eleştirmenleri, Pinacotheque direktörü Marc Restellini’nin Baykam’ı ve Munch’u, kendi çağlarında dışavurumculuk alanındaki öncülükleri çerçevesinde bir araya getirdiğini belirtiyorlar. 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyılın değeri sonradan anlaşılan öncü sanatçılarından biri olan Munch, hem ruhsal durumları işlediği konuları, hem de yağlıboya, kolaj, gravür ve fotoğraf tekniklerini özgürce bir araya getirmesiyle, geleneksel sanat uygulamalarının dışına çıkmıştı.
Baykam, bu sergi ile ilgili ön hazırlık için Munch’un ülkesi Norveç Oslo’da, Munch Müzesi’nde ve Müze’nin özel arşivinde ve özellikle müze haline getirilen yazlık atölye-evinin bulunduğu Åasgårdstrand kasabasında araştırma ve incelemeler yapmıştı. Munch’un sanatına yansıttığı derin travmaları inceleyen Bedri Baykam, sanatçının “Ergenlik”, “Madonna”, “Çığlık”, “Yaşam Dansı”, “Hasta Çocuk”, “Öpücük” gibi birçok yapıtını yeniden yorumladı. Eserlerin yüzeyinde kullandığı lens tekniği ile derinlik elde eden sanatçı, üç boyutun üzerine zaman boyutunu da ekleyerek 4. Boyuta ulaşıyor.
Sanatçının, “Edvard Munch’a Saygı” sergisi için, içinde beş sanat eleştirmenin (Harry Kampianne, Edward Lucie-Smith, Peter Selz, Hasan Bülent Kahraman, Mammade Kadreebux) ve Bedri Baykam’ın yazılarının da bulunduğu bir katalog, Fransızca ve İngilizce olarak yayınlandı.
Proje4L/Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nde 18 Mayıs’ta yapılacak sergi açılışında bir de sanatçı konuşması gerçekleşecek.

Bilgi İçin;
Nurten Özkoray, İletişim Danışmanı
Proje4L/Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi
0212 290 25 25
www.elgizmuseum.org