14 Ocak 2014 Salı

"DÜNYAYI DEĞİŞTİREN 8 SANİYE"

"DÜNYAYI DEĞİŞTİREN 8 SANİYE"
JFK, Dallas 1963

Maraton film izleme günü!
19 Ocak | 11.00 – 23.00

Baykam'ın, Kennedy suikastini tüm başlıklarıyla, detaylı bir şekilde anlattığı 9 saat 45 dakikalık videosunun tamamının izleneceği 19 Ocak, Pazar günü sizleri Piramid Sanat'a bekliyoruz.

Sabah 11.00'de başlayıp 23.00'te bitecek olan "maraton" film gösteriminde, 2 saatlik aralar verilerek yarım saat boyunca söyleşiler yapılacak.

Çaylar bizden!

Prof. Fatih Hilmioğlu İçin Sayın Cumhurbaşkanı’na / Bedri Baykam / 14 Ocak 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Sayın Cumhurbaşkanı, 
Köşe yazarları bildiğiniz gibi en aktüel, en sıcak, en taze ve ilgi çekici konuları gündemlerine alarak dikkat çekerler. Ama bugünkü yazımda ben bunu uygulamıyorum. Bugün kalkıp bu köşede ülkemizi “sözde” ileri demokrasiye geçirmekten dem vuran, ama her gün bizi muz cumhuriyetlerini aratacak bir siyasal iflasa sürekleyerek hukuk devletini katleden AKP iktidarının yeni marifetlerinin dökümünü yapmayacağım. Yüz kızartıcı yeni internet yasası, utanç verici sonuçlara gebe olan HSYK oluşturma yöntemleri ve maalesef ortada sürünen yolsuzluk dosyaları veya Başbakan’ın aranan kayıp oğlu, bugünkü yazımın merkezini oluşturmayacak.Bugünkü konum maalesef kendi gazetemde de defalarca manşet olmuş olanProfesör Fatih Hilmioğlu’na yaşatılan insanlık dışı dramdır. Ergenekon davasının tutarsızlıklarını, mantıksızlıklarını, sahte delilleri, gizli ihbarcılarıtanıkları, Danıştay davasına elle tutulur hiçbir bulgu-belge olmadan bağlanmışlığını bile bugün için bir kenara kaldıralım lütfen. Bunları da yıllardır bu sütunlarda veya hâlâ düşük bir ölçüde bile olsa cesaret kırıntısı taşıyan kimi televizyon kanallarında defalarca anlattık. Burada konu artık yalnızca “insan” olma durumu ile ilgili, Sayın Cumhurbaşkanı. Yani Hilmioğlu’nun acil olarak tahliye edilip derhal en yoğun şekilde tedavi altına alınması, normal bir hukuk devletinde kaçınılmaz ve olmazsa olmaz bir mecburiyettir. Sayın Hilmioğlu, Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli insanlardan biridir. Malatya İnönü Üniversitesi’nde yarattığı çağdaş ortam, yetiştirdiği aydın gençler, Atatürkçü aydınlanma devrimine olan bağlılığı, anlaşılan birçok kesimi rahatsız etti ki, kendisikamu vicdanını ikna edici hiçbir kanıt olmadan yıllardır zindanlarda esir tutuluyor.Sayın Cumhurbaşkanı, ben bugün için Hilmioğlu hakkındaki “23 yıl hapis” şeklinde sonuçlanan yargı kararını sorgulama konusunu da rafa kaldırıyorum. Velev ki benim inandığım her veri yanlış ve Sayın Hilmioğlu gerçekten suçlu! Bu doğru olsa bile, normal bir hukuk devletinde bu kadar ağır ve ciddi bir hastalık geçiren tutuklu veya hükümlü, bu kadar sorumsuz ve acımasız şekilde ölüme mahkûm edilemez. Her gün din ve imandan söz etmeyi sevenlere hatırlatırsak, bu tavrın ne Müslümanlıkta ne de insan haklarında yeri vardır. Bu tavır ancak ortaçağda veya faşist devletlerde görülebilen bir zulüm etme hazzıyla beslenen psikolojiye sahip insanların davranış biçimidir. 
Sayın Cumhurbaşkanı, 
Bildiğiniz gibi, Ergenekon davasının tutuklu, tutuksuz sanıkları arasında yer alan birçok isim, yaşatıldıkları insanlık dışı ortamlardan sonra son nefeslerini verdiler.“Ergenekon’un kasası” olarak adı çıkarılan ve akciğer kanserinden, beş parasız bir vaziyette ölen Kuddusi Okkır, organ ve solunum yetmezliğinden vefat eden İşçi Partisi MKYK Üyesi Uçkun Geray dışında İlhan Selçuk, Türkan SaylanErhanGöksel gibi isimler de gözaltında yaşadıkları yoğun stres ve olumsuz şartlardan sonra yaşamlarını kaybettiler. Bunun dışında özellikle siyasi davalardan tutuklu veya hükümlü birçok başka isim de yine cezaevi koşullarında tedavi olamayarak ölüme mahkûm edildiler. Maalesef bu kabul edilemez tavır nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’nin hapishanelerinde çürüyen onca insan oldu. İHD, 3 Kasım 2014’te 162’si ağır 544 hastanın durumunu kamuoyu ile paylaştı. Bu bilgilerin size ulaşmamışolması tabii ki mümkün değildir. 
Bir ülkenin gelişme seviyesi, ekonomik verilerle ortaya konamaz, Sayın Cumhurbaşkanı. O ülkenin kültüre ne harcadığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün seviyesi, sokaktaki çocuklara veya yaşlılara nasıl baktığı, doğal yaşamı korumak içinneler yaptığı, yolsuzlukla nasıl mücadele edildiği ve hapishanelerindeki yaşamkoşulları ile ölçülür. Türkiye ne yazık ki bu verilerin tümünde artık dünya sonunculuğuna aday ülkeler arasında yer almaktadır. Bu genel tablodan rahatsız olmadığınızı düşünmek bile istemiyorum, Sayın Cumhurbaşkanı. 
Bu veriler ışığında her geçen gün göz göre göre eriyen Prof. Fatih Hilmioğlu’nun acil olarak tahliye edilmesi için gerekeni yapmanızı, sizden bir vatandaşınız olarak istirham ediyorum. Bu medenileşme hamlesini Hilmioğlu’ndan başlatarak tüm diğer ağır hasta tutuklu ve hükümlere yayabilirsiniz. Siz devreye girmezseniz, daha çok tabut çıkar o cezaevlerinden, Sayın Cumhurbaşkanı. 
Saygılarımla...  

7 Ocak 2014 Salı

SIRLARIN ZİRVELERİ SALLADIĞI HA BU DİYAR! / Bedri Baykam / 7 Ocak 2014 tarihli Cumhuriyet makalesi..




Türkiye çok ilginç durumları saatte 200 km hızla virajlar alarak tartışmaya devam ediyor. Gerçekten de  "ülkenin içine düştüğü duruma gülelim mi ağlayalım mı" klişesine hapsolduk kaldık.  Lafonten'in masallarda verdiği dersler vardır, kurnaz tilkilere veya sözde hızlı tavşanlara filan... Kimbilir şu teatral Türkiye komedisinden Moliere ve Aziz Nesin ne mükemmel piyesler çıkarırlardı... Kimsenin hakkını yemeyelim, büyük ihtimalle onlar kadar güçlü olmaya aday kalemler şu anda harıl harıl bu sayfaları yazıyorlardır.
               Mesela Nazlı Hanım ve Nagehan Hanım “eskiden”, yani 16 Aralık’a kadar tartışmalarda nefis paslaşırlardı! Biri Oğuz gibi ortalar, diğeri Aykut gibi voleyle gol attığına inanırdı. Şimdi birbirlerini öyle yiyorlar ki ortada hakem olsa, ikisine de kırmızı kart çıkaracak! Ne günlere kaldık, iyi ki Altan Bey aralarına giriyor da polisiye bir durum olmuyor. Ortaklık bitti, ortaya saç saça baş başa nankör bir kavga çıktı! Futbol dedik de,
"Allah’tan Hakan ve Rıdvan da ayrı kanallarda çıkıyorlar, yoksa onlar da birbirlerine girerlerdi" diyecektim… Ama Hakan'a zaten o sözünü ettiğim kırmızı kart şak diye çıkıvermez mi?
             Evet, gerçekten de meğer bizi gizli koalisyon götürüyormuş! Daha da kötüsü Başbakan'ın da haberi yokmuş! Bakın durup durup
"Bu krizin en iyi tarafı bu devlet içine sızmış paralel yapının, çetelerin ortaya çıkmasıdır" diyor da başka şey demiyor! Demek Anglo-saksonların dediği "zirvede insan yalnızdır" sözü doğruymuş! Bakın yıllardır bunları hepimiz biliyormuşuz, yazıyormuşuz da, Sn Başbakan yeni duymuş! Vallahi üzüldüm. Halbuki her zaman "bağımsız yargı"nın kararlarıyla ne kadar da gurur duyardı! Dink cinayeti, Ergenekon, Balyoz, KCK, her birinde nasıl da ifade ediyordu yargıya olan sarsılmaz güvenini! Şimdi oğlunu bile bu çeteden korumak durumunda kaldı, insan korkuyor resmen! Bizlerin Başbakan –Pardon İmparator- babası yok ki! Bilal Bey'in de kimseyi takmadan ifade vermeye gitmemesiyle herhalde artık "Hanedan" resmileşti de ondan da benim haberim yok! Bunu en yüksek rakıma sormayı düşünüyorum ama yine futbol tabiriyle Çankaya bir türlü "topa girmiyor". Onun hemen altında bulunan Cemil Çiçek de "Mahkemelerin bağımsızlığı bitmiştir" diyerek şaşkınlığını ifade edince, ülkenin nutku tutuldu. Demek koca TBMM Başkanı da "kumpas"tan habersizmiş! Bunlardan ne sonuç çıkarıyoruz? Başbakanı artık fazla sıkmasınlar, bence seçtiği kişileri direkt olarak yargının her kademesine atasın ve hatta her an bu atamaları geri çekme hakkı da -neme lazım- bulunsun! Bu konularda da kendisine arka çıkan yalnız Rıdvan değil, Ajda bile şaşırtıcı derecede bilgiç tweetler atarak kendisine destek oluyor maşallah…
               Şu bilinmeyenlerden ve sırlardan söz ediyoruz ya; Hükümetimizin hakkını da yemeyelim. Onlar da dünyanın içeriği "devlet sırrı" olan ilk yardım TIR’ını üretmeyi başararak dünya tarihine yaldızlı harflerle ad yazdırdılar. İnsanın içine kurt düşüyor. Acaba o TIR’da hediye ayakkabı kutuları mı vardı, yoksa çocuklara oyuncak silahlar  mı diye... Amaaan, bendeki de lüzumsuz merak! Yeni İçişleri Bakanımız ne dedi?
“TIR’ın içinde yardım var, herkes işine baksın”. Yani: “Bedri Bey, atölyenize, Ataol Bey, şiir masanıza dönün!” Sır dedik de, dahası var. Mesela 17 Aralık Operasyonunun –pardon ‘Suikasti’nin- ardında yabancı istihbarat örgütleri ve faiz lobileri varsa, düşünün ki bunlar milyonlarca dolar ve sayısız kutucukla İçişleri Bakanı’nın oğlunun evine sızmışlar ve kimsenin haberi olmamış! Yoksa David Copperfield'de çete üyesi de, o da mı "sır"?
              Şimdi son bir kaç günde "ıslak imzalı" (!) Pensilvanya mektubundan söz ediliyor... Herhalde nemli bir mektup olsa gerek... Şimdi bir barışmaya kalksalar ne matrak olur ama! Geçen hafta bundan
"gerçek ötesi senaryo" olarak söz ediyordum ama ülkemizde olup bitenin hep rüya, kabus ve masalları solladığını düşünürseniz, her an "Ne kavgası? Biz şaka yapıyorduk, bakalım inanan çıkacak mı diye ülkeyi test ediyorduk, bizler altın yumurtlayan bir düzeni içten yıkacak kadar enayi miyiz?" diye zeytinyağı gibi üste çıkmayı deneyebilirler, hazırlıklı olun! Ne diyordu Devekuşu Kabare yıllar önce "Ha bu diyar!" İşte ahanda bu diyar, sizler için bire bin katarak Hacivat-Karagöz tuluatına devam ediyor... Değerini bilin! Ya İsviçre'de yaşasaydınız? Bir Türkiye Milli maçı daha oynanana kadar gazetelerinizin atacak manşeti bile olmazdı!