5 Ocak 2012 Perşembe
FENER BUNA DA SUKRETSİN / Bedri Baykam
Fenerbahce Alexsiz kadrosunda kaptanin yerine son donemin en cok elestirilen oyuncusu Ozer i alarak basladi. Sari lacivertliler adina bu karar yine pek hayirli sonuclar vermedi. Gol yollarindan haritasini kaybetmis tedirgin bir turist kadar uzak duran takimin sahada eksik olan hirsi degil, akli ve oyun bilinciydi. En iyi niyetlerle bu maci izleyen hic bir taraftarin, bu takimin hangi yontemlerle gol atabilecegini anlamasi mumkun degildi! Stancu nun bir Orduspor kontrataginda 35 metreden attigi nefis sut, ust aglarin tozunu alirken vicdani olan her Fenerli bile bu gole sapka cikardi. Orduspor, golden sonra kapanacagina 2. Gol yollarini zorlamayi ihmal etmedi. Gokhan Gonul un uzaktan attigi sut Fener in tek artisiydi bu dakikalarda...
2.yariya Fenerbahce Stoch un yerine Caner, Ozer in yerine Dia yi alarak basladi. bu hamleler, Stoch un niye ciktigi anlasilamasa da, takimi hareketlendirdi. Sari lacivertliler hizli bir atakta Semih in asistiyle ceza sahasi nin hemen disinda topla bulusan Emre nin akil dolu sol ic plasesiyle beraberligi sagladi. Yine Emre nin bir serbest vurusunda, Serdar Kesimal in bir metreden attigi kafa sutunu kaleci sansli bir refleksle cikardi. Mac orta sahada sert ve tempolu havasini kaybetmeden surerken Aykut son sansini Baroni nin yerine Bienvenue degisimi ile kullanirken, Maci kazanamamanin getirecegi sikintilarin farkindaydi. Fakat bahtsiz Fener orta sahasi ve forvetleri komik pas hatalariyla herhangi bir sekilde rakibi zor duruma dusurmemeye yeminliydi sanki. Buna hakemin her takdir hakkini ev sahibinden yana kullanmasi da eklenince sari lacivertliler son 10 dakikada hic pozisyon uretemediler. 87. Dakikada yarim metreden Stancu golu kacirinca skor beraberlige kilitlendi.
Bu gidisle Fenerbahce ciddi 1-2 transfer yapamazsa, bu sene play-off un umut vermeyen takimi sifatina kadar geriler...
FENER BUNA DA SUKRETSİN / Bedri Baykam
Fenerbahce Alexsiz kadrosunda kaptanin yerine son donemin en cok elestirilen oyuncusu Ozer i alarak basladi. Sari lacivertliler adina bu karar yine pek hayirli sonuclar vermedi. Gol yollarindan haritasini kaybetmis tedirgin bir turist kadar uzak duran takimin sahada eksik olan hirsi degil, akli ve oyun bilinciydi. En iyi niyetlerle bu maci izleyen hic bir taraftarin, bu takimin hangi yontemlerle gol atabilecegini anlamasi mumkun degildi! Stancu nun bir Orduspor kontrataginda 35 metreden attigi nefis sut, ust aglarin tozunu alirken vicdani olan her Fenerli bile bu gole sapka cikardi. Orduspor, golden sonra kapanacagina 2. Gol yollarini zorlamayi ihmal etmedi. Gokhan Gonul un uzaktan attigi sut Fener in tek artisiydi bu dakikalarda...
2.yariya Fenerbahce Stoch un yerine Caner, Ozer in yerine Dia yi alarak basladi. bu hamleler, Stoch un niye ciktigi anlasilamasa da, takimi hareketlendirdi. Sari lacivertliler hizli bir atakta Semih in asistiyle ceza sahasi nin hemen disinda topla bulusan Emre nin akil dolu sol ic plasesiyle beraberligi sagladi. Yine Emre nin bir serbest vurusunda, Serdar Kesimal in bir metreden attigi kafa sutunu kaleci sansli bir refleksle cikardi. Mac orta sahada sert ve tempolu havasini kaybetmeden surerken Aykut son sansini Baroni nin yerine Bienvenue degisimi ile kullanirken, Maci kazanamamanin getirecegi sikintilarin farkindaydi. Fakat bahtsiz Fener orta sahasi ve forvetleri komik pas hatalariyla herhangi bir sekilde rakibi zor duruma dusurmemeye yeminliydi sanki. Buna hakemin her takdir hakkini ev sahibinden yana kullanmasi da eklenince sari lacivertliler son 10 dakikada hic pozisyon uretemediler. 87. Dakikada yarim metreden Stancu golu kacirinca skor beraberlige kilitlendi.
Bu gidisle Fenerbahce ciddi 1-2 transfer yapamazsa, bu sene play-off un umut vermeyen takimi sifatina kadar geriler...
4 Ocak 2012 Çarşamba
Çakal.../ Bekir Coşkun
Bekir Coşkun
Çakal...
04 Ocak 2012 Çarşamba
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun yönetimine getirdikleri kişi, “Atatürkçü olmayı hakaret sayarım” dedi ya...
Demek ki görevinin bilincinde...
Atatürkçü olsa niye orada olsun?..
*
Ben şaşırmadım...
Dört yıl önce “O benim cumhurbaşkanım değil” dediğim Abdullah Gül’ün,Atatürk kültürünü, dilini ve tarihini “Atatürkçü olmayı hakaret sayan”birisine teslim etmesi çok da normal geldi bana...
İyi ki “O benim cumhurbaşkanım değil” demişim...
Ben Atatürkçüyüm çünkü...
O gün bu gündür Atatürkçüler itilip kakıldılar...
Hapishaneler bizlerle dolu...
Ölenler hücrelerde öldü...
Kalanlar hasta...
Zindanda arkadaşlarımız...
Çocukları gidip sarıldıklarında, babaları küf ve çimento kokuyor...
*
Atatürkçü olsaydı hapisteydi...
Normaldir; Atatürk’ün dil, tarih, kültür mirasını emanet ettikleri birisinin“Atatürkçü olmayı hakaret kabul ederim” demesi...
Şimdi bir Atatürk kurumunun başında oturup, Atatürkçülerden nefret etmek gibi enteresan bir görevi var...
Bu bir yıkımın...
Bir istilanın...
Bir intikamın...
Bir kinin...
Bir nefretin...
Bir yokedişin görevlisi...
*
Geri kalanı sadece çakalın hikâyesidir...
Çakal, ava çıkmış yırtıcıları izler...
Yırtıcı avının peşinden giderken, çakal saklanarak arkasındadır...
Yırtıcı avını parçalayıp yok ederken, o sinip bekler... Kanlı kavgadan geri kalacak atıklarla karnını doyurmaya bakar sadece...
Çakal...
*
Atatürkçülük; bağımsız, özgür, demokrat, saygın, çağdaş, modern, gelişmiş bir ülkenin bireyi olma idealinin adıdır...
Adam olmaktır Atatürkçülük...
Sana hakaret olur...
Sen olma...
Yakışmaz...
Çakal.../ Bekir Coşkun
Bekir Coşkun
Çakal...
04 Ocak 2012 Çarşamba
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun yönetimine getirdikleri kişi, “Atatürkçü olmayı hakaret sayarım” dedi ya...
Demek ki görevinin bilincinde...
Atatürkçü olsa niye orada olsun?..
*
Ben şaşırmadım...
Dört yıl önce “O benim cumhurbaşkanım değil” dediğim Abdullah Gül’ün,Atatürk kültürünü, dilini ve tarihini “Atatürkçü olmayı hakaret sayan”birisine teslim etmesi çok da normal geldi bana...
İyi ki “O benim cumhurbaşkanım değil” demişim...
Ben Atatürkçüyüm çünkü...
O gün bu gündür Atatürkçüler itilip kakıldılar...
Hapishaneler bizlerle dolu...
Ölenler hücrelerde öldü...
Kalanlar hasta...
Zindanda arkadaşlarımız...
Çocukları gidip sarıldıklarında, babaları küf ve çimento kokuyor...
*
Atatürkçü olsaydı hapisteydi...
Normaldir; Atatürk’ün dil, tarih, kültür mirasını emanet ettikleri birisinin“Atatürkçü olmayı hakaret kabul ederim” demesi...
Şimdi bir Atatürk kurumunun başında oturup, Atatürkçülerden nefret etmek gibi enteresan bir görevi var...
Bu bir yıkımın...
Bir istilanın...
Bir intikamın...
Bir kinin...
Bir nefretin...
Bir yokedişin görevlisi...
*
Geri kalanı sadece çakalın hikâyesidir...
Çakal, ava çıkmış yırtıcıları izler...
Yırtıcı avının peşinden giderken, çakal saklanarak arkasındadır...
Yırtıcı avını parçalayıp yok ederken, o sinip bekler... Kanlı kavgadan geri kalacak atıklarla karnını doyurmaya bakar sadece...
Çakal...
*
Atatürkçülük; bağımsız, özgür, demokrat, saygın, çağdaş, modern, gelişmiş bir ülkenin bireyi olma idealinin adıdır...
Adam olmaktır Atatürkçülük...
Sana hakaret olur...
Sen olma...
Yakışmaz...
3 Ocak 2012 Salı
RUSYA: PUTİN’E BÜYÜK MUHALEFET TEHDİDİ / Bedri Baykam / 3 Ocak 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..
Yılbaşını Moskova ve St. Petersburg’da geçirdik. Rusya’nın son 20-30 yılda nereden nereye geldiği inanılmaz! Kadın çorabı bile bulunamayan ülkede, bugün batılı tüm markalar cirit atıyor, Mc Donalds ve Starbucks, Kiril alfabe yazılışlarıyla sokakları dolduruyor. “Daha 1990’larda tuz veya tuzluk yoktu bu ülkede, vitrin kavramı bile yoktu, Betonarme dökmeyi bizden öğreniyorlardı, onlarla da yalnız ya Lenin, ya Stalin, ya da Kruşçev tipi prefabrik evler yapılırdı” Bu sözler 20 yıldır Rusya’da yaşayan Türk mimar-müteahhit Gökhan Tuncalı’ya ait. Değişen Rusya hakkındaki bazı sorularımı böyle yanıtlıyor.
Rusya’da 1900’lerin en başlarında doğup bugün hala yaşayan insanlar yok mudur? Herhalde İnönü’nün “insan ömrüne sığan değişiklikler hayret vericidir”sözleri onlar için sarf edilmiş! Çarlık Rusyası, Ekim Devrimi, Komünist rejim, Lenin, Stalin, “Gulag” dönemi, Soğuk Savaş, Glasnost ve … ne idüğü belirsiz yeni dönem! Rusya bugün Komünizm, Liberalizm ve faşizm sentezine benzeyen mantık dışı bir yerlerde sanki yeni rejimini arıyor. Son 10-15 yılda felç geçirircesine durağanlaşmış muhalefet, şu anda dev bir kıpırdanma içinde. Büyük dalga, Komünist Parti’den değil, internetten geliyor. Arap dünyasının “Çakma baharı”ndan daha başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.
Rusya’da “muhalefetçilik” zor zanaat. Zaten bu ülkede insanın pek bir değeri yok. Hatta bununla ilgili bir atasözleri de var; “Ne fark eder, bir eksik bir fazla, burası kocaman Rusya”.Her an helikopteriniz “şanssız bir kaza sonucu”düşebilir, ya da gazeteci Anna Politkovskaya gibi apartmanınızın asansöründe dört kurşunla vurulmuş bulunabilirsiniz. Ya daLebedev veya Khodorkovsky gibivergi soruşturması sonucu yıllarca hapislerde çürüyebilirsiniz. Bunların ötesinde yeni dönem “düşmanlar” olan blogger’lar, her an kelle koltukta yaşıyorlar. 4 Aralık’ta yapılan seçimlerde program üstünden sahtekarlık yapıldığı iddiaları ile on binlerce insan sokaklara döküldükten iki hafta sonra, 24 Aralık’ta, ikinci büyük muhalefet buluşması, Moskova’da 1993’den beri ilk defa 100.000 kadar insanı bir araya getirdi. Henüz tam bir lideri olmayan bu muhalefetin öne çıkan ismi Alexei Navalny. Konuşmasında “Ben burada Kremlin’i ve Beyaz Saray’ı alacak bir güç görüyorum, evet, biz barış içinde bu değişimi gerçekleştirmek istiyoruz, ama sabrımızın sınırı var” gibi iddialı sözler sarf eden ve en son 15 gün hapis yatan Navalny’nin dışında, bu sene 14 kere tutuklanan Sergei Udaltsov hala hapiste ve üst üste açlık grevleriyle hükümeti terletiyor. Twitter ve bloglardan çığ gibi büyüyen bu taze muhalefetin zaafı, birleşik olmaması. Ana sloganı “biz, halka ait olanı alın”olan Navalny’nin karizmatikliği çekememezlik yaratırken, milliyetçilerle olan işbirlikleri eleştiri alıyor. Liberal muhalif, efsanevi dünya satranç Şampiyonu Garry Kasparov da dikkat çeken isimler arasında: “Artık biz daha kalabalığız, büyüyoruz ve korkularımızı yendik” diyor.
Tabii atılan sloganlara bakılırsa bu başkaldırının cesareti hemen ortaya çıkıyor. Duma seçimlerinin iptali ve Seçim Kurulu Başkanı’nın istifasını isteyen kitleler, Putin’in “Birleşik Rusya”sının “Dolandırıcılar ve Hırsızlar Partisi”olduğunu haykırıp Kremlin’in “çetevari” işgaline son vermek istediklerini vurguluyorlar. Bu muhalefetin tek koldan değil de atomize parçalar halinde sürdürdüğü merkezsiz kuşatma, Putin ekibine daha ağır bir fatura bırakıyor. Devlet televizyonunun saptırılmış yayınları artık halkı sakinleştirmeye yetmiyor. 4 Mart’ta yapılacak başkanlık seçimlerinde Başkan Medvedev’le yer değiştirmek isteyen Başbakan Putin, (Hay Allah, bu bana neyi hatırlattı acaba?) gelişmelerden son derece rahatsız. Henüz bizim ülkenin geliştirdiği “ileri demokrasi”metodolojilerini (!) tam keşfedemediği için, sokak muhalefetini bastıramayan Putin, “muhalefetle diyaloga girelim de, kiminle konuşacağız ki”diyerek ortadaki bölünmüşlüğe gönderme yapıyor. Potansiyel liderleri sürekli içeri girip “çıkan” direnişin tek ortak noktası ise “Putin’e oy yok” sloganı. Rusya, birçok gelişmeye gebe. Sosyalizmin, “liberal faşizm” e kalıcı dönüşü, sancısız yaşanmayacak. Protestocuları maymunlara, sembolleri beyaz kurdeleyi de prezervatife benzetme gafını yapan Putin’in başı daha çok ağrır. Çünkü batıya karşı kan içici bir tirana dönüşmeden, sakin yollardan bu yangını nasıl bastıracağını pek bilemiyor. Sokak muhalefeti bize oranla çok daha güçlü ve daha özgür olan Rusya, dünyayı şaşırtacak günlere doğru yol alıyor.
Rusya’da 1900’lerin en başlarında doğup bugün hala yaşayan insanlar yok mudur? Herhalde İnönü’nün “insan ömrüne sığan değişiklikler hayret vericidir”sözleri onlar için sarf edilmiş! Çarlık Rusyası, Ekim Devrimi, Komünist rejim, Lenin, Stalin, “Gulag” dönemi, Soğuk Savaş, Glasnost ve … ne idüğü belirsiz yeni dönem! Rusya bugün Komünizm, Liberalizm ve faşizm sentezine benzeyen mantık dışı bir yerlerde sanki yeni rejimini arıyor. Son 10-15 yılda felç geçirircesine durağanlaşmış muhalefet, şu anda dev bir kıpırdanma içinde. Büyük dalga, Komünist Parti’den değil, internetten geliyor. Arap dünyasının “Çakma baharı”ndan daha başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.
Rusya’da “muhalefetçilik” zor zanaat. Zaten bu ülkede insanın pek bir değeri yok. Hatta bununla ilgili bir atasözleri de var; “Ne fark eder, bir eksik bir fazla, burası kocaman Rusya”.Her an helikopteriniz “şanssız bir kaza sonucu”düşebilir, ya da gazeteci Anna Politkovskaya gibi apartmanınızın asansöründe dört kurşunla vurulmuş bulunabilirsiniz. Ya daLebedev veya Khodorkovsky gibivergi soruşturması sonucu yıllarca hapislerde çürüyebilirsiniz. Bunların ötesinde yeni dönem “düşmanlar” olan blogger’lar, her an kelle koltukta yaşıyorlar. 4 Aralık’ta yapılan seçimlerde program üstünden sahtekarlık yapıldığı iddiaları ile on binlerce insan sokaklara döküldükten iki hafta sonra, 24 Aralık’ta, ikinci büyük muhalefet buluşması, Moskova’da 1993’den beri ilk defa 100.000 kadar insanı bir araya getirdi. Henüz tam bir lideri olmayan bu muhalefetin öne çıkan ismi Alexei Navalny. Konuşmasında “Ben burada Kremlin’i ve Beyaz Saray’ı alacak bir güç görüyorum, evet, biz barış içinde bu değişimi gerçekleştirmek istiyoruz, ama sabrımızın sınırı var” gibi iddialı sözler sarf eden ve en son 15 gün hapis yatan Navalny’nin dışında, bu sene 14 kere tutuklanan Sergei Udaltsov hala hapiste ve üst üste açlık grevleriyle hükümeti terletiyor. Twitter ve bloglardan çığ gibi büyüyen bu taze muhalefetin zaafı, birleşik olmaması. Ana sloganı “biz, halka ait olanı alın”olan Navalny’nin karizmatikliği çekememezlik yaratırken, milliyetçilerle olan işbirlikleri eleştiri alıyor. Liberal muhalif, efsanevi dünya satranç Şampiyonu Garry Kasparov da dikkat çeken isimler arasında: “Artık biz daha kalabalığız, büyüyoruz ve korkularımızı yendik” diyor.
Tabii atılan sloganlara bakılırsa bu başkaldırının cesareti hemen ortaya çıkıyor. Duma seçimlerinin iptali ve Seçim Kurulu Başkanı’nın istifasını isteyen kitleler, Putin’in “Birleşik Rusya”sının “Dolandırıcılar ve Hırsızlar Partisi”olduğunu haykırıp Kremlin’in “çetevari” işgaline son vermek istediklerini vurguluyorlar. Bu muhalefetin tek koldan değil de atomize parçalar halinde sürdürdüğü merkezsiz kuşatma, Putin ekibine daha ağır bir fatura bırakıyor. Devlet televizyonunun saptırılmış yayınları artık halkı sakinleştirmeye yetmiyor. 4 Mart’ta yapılacak başkanlık seçimlerinde Başkan Medvedev’le yer değiştirmek isteyen Başbakan Putin, (Hay Allah, bu bana neyi hatırlattı acaba?) gelişmelerden son derece rahatsız. Henüz bizim ülkenin geliştirdiği “ileri demokrasi”metodolojilerini (!) tam keşfedemediği için, sokak muhalefetini bastıramayan Putin, “muhalefetle diyaloga girelim de, kiminle konuşacağız ki”diyerek ortadaki bölünmüşlüğe gönderme yapıyor. Potansiyel liderleri sürekli içeri girip “çıkan” direnişin tek ortak noktası ise “Putin’e oy yok” sloganı. Rusya, birçok gelişmeye gebe. Sosyalizmin, “liberal faşizm” e kalıcı dönüşü, sancısız yaşanmayacak. Protestocuları maymunlara, sembolleri beyaz kurdeleyi de prezervatife benzetme gafını yapan Putin’in başı daha çok ağrır. Çünkü batıya karşı kan içici bir tirana dönüşmeden, sakin yollardan bu yangını nasıl bastıracağını pek bilemiyor. Sokak muhalefeti bize oranla çok daha güçlü ve daha özgür olan Rusya, dünyayı şaşırtacak günlere doğru yol alıyor.
RUSYA: PUTİN’E BÜYÜK MUHALEFET TEHDİDİ / Bedri Baykam / 3 Ocak 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..
Yılbaşını
Moskova ve St. Petersburg’da geçirdik. Rusya’nın son 20-30
yılda nereden nereye geldiği inanılmaz! Kadın çorabı bile
bulunamayan ülkede, bugün batılı tüm markalar cirit atıyor, Mc
Donalds ve Starbucks, Kiril alfabe yazılışlarıyla sokakları
dolduruyor. “Daha
1990’larda tuz veya tuzluk yoktu bu ülkede, vitrin kavramı bile
yoktu, Betonarme dökmeyi bizden öğreniyorlardı, onlarla da yalnız
ya Lenin, ya Stalin, ya da Kruşçev tipi prefabrik evler yapılırdı”
Bu sözler 20 yıldır
Rusya’da yaşayan Türk mimar-müteahhit Gökhan Tuncalı’ya ait.
Değişen Rusya hakkındaki bazı sorularımı böyle yanıtlıyor.
Rusya’da 1900’lerin en başlarında doğup bugün hala yaşayan insanlar yok mudur? Herhalde İnönü’nün “insan ömrüne sığan değişiklikler hayret vericidir” sözleri onlar için sarf edilmiş! Çarlık Rusyası, Ekim Devrimi, Komünist rejim, Lenin, Stalin, “Gulag” dönemi, Soğuk Savaş, Glasnost ve … ne idüğü belirsiz yeni dönem! Rusya bugün Komünizm, Liberalizm ve faşizm sentezine benzeyen mantık dışı bir yerlerde sanki yeni rejimini arıyor. Son 10-15 yılda felç geçirircesine durağanlaşmış muhalefet, şu anda dev bir kıpırdanma içinde. Büyük dalga, Komünist Parti’den değil, internetten geliyor. Arap dünyasının “Çakma baharı”ndan daha başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.
Rusya’da “muhalefetçilik” zor zanaat. Zaten bu ülkede insanın pek bir değeri yok. Hatta bununla ilgili bir atasözleri de var; “Ne fark eder, bir eksik bir fazla, burası kocaman Rusya”. Her an helikopteriniz “şanssız bir kaza sonucu” düşebilir, ya da gazeteci Anna Politkovskaya gibi apartmanınızın asansöründe dört kurşunla vurulmuş bulunabilirsiniz. Ya da Lebedev veya Khodorkovsky gibi vergi soruşturması sonucu yıllarca hapislerde çürüyebilirsiniz. Bunların ötesinde yeni dönem “düşmanlar” olan blogger’lar, her an kelle koltukta yaşıyorlar. 4 Aralık’ta yapılan seçimlerde program üstünden sahtekarlık yapıldığı iddiaları ile on binlerce insan sokaklara döküldükten iki hafta sonra, 24 Aralık’ta, ikinci büyük muhalefet buluşması, Moskova’da 1993’den beri ilk defa 100.000 kadar insanı bir araya getirdi. Henüz tam bir lideri olmayan bu muhalefetin öne çıkan ismi Alexei Navalny. Konuşmasında “Ben burada Kremlin’i ve Beyaz Saray’ı alacak bir güç görüyorum, evet, biz barış içinde bu değişimi gerçekleştirmek istiyoruz, ama sabrımızın sınırı var” gibi iddialı sözler sarf eden ve en son 15 gün hapis yatan Navalny’nin dışında, bu sene 14 kere tutuklanan Sergei Udaltsov hala hapiste ve üst üste açlık grevleriyle hükümeti terletiyor. Twitter ve bloglardan çığ gibi büyüyen bu taze muhalefetin zaafı, birleşik olmaması. Ana sloganı “biz, halka ait olanı alın” olan Navalny’nin karizmatikliği çekememezlik yaratırken, milliyetçilerle olan işbirlikleri eleştiri alıyor. Liberal muhalif, efsanevi dünya satranç Şampiyonu Garry Kasparov da dikkat çeken isimler arasında: “Artık biz daha kalabalığız, büyüyoruz ve korkularımızı yendik” diyor.
Tabii atılan sloganlara bakılırsa bu başkaldırının cesareti hemen ortaya çıkıyor. Duma seçimlerinin iptali ve Seçim Kurulu Başkanı’nın istifasını isteyen kitleler, Putin’in “Birleşik Rusya”sının “Dolandırıcılar ve Hırsızlar Partisi” olduğunu haykırıp Kremlin’in “çetevari” işgaline son vermek istediklerini vurguluyorlar. Bu muhalefetin tek koldan değil de atomize parçalar halinde sürdürdüğü merkezsiz kuşatma, Putin ekibine daha ağır bir fatura bırakıyor. Devlet televizyonunun saptırılmış yayınları artık halkı sakinleştirmeye yetmiyor. 4 Mart’ta yapılacak başkanlık seçimlerinde Başkan Medvedev’le yer değiştirmek isteyen Başbakan Putin, (Hay Allah, bu bana neyi hatırlattı acaba?) gelişmelerden son derece rahatsız. Henüz bizim ülkenin geliştirdiği “ileri demokrasi” metodolojilerini (!) tam keşfedemediği için, sokak muhalefetini bastıramayan Putin, “muhalefetle diyaloga girelim de, kiminle konuşacağız ki” diyerek ortadaki bölünmüşlüğe gönderme yapıyor. Potansiyel liderleri sürekli içeri girip “çıkan” direnişin tek ortak noktası ise “Putin’e oy yok” sloganı. Rusya, birçok gelişmeye gebe. Sosyalizmin, “liberal faşizm” e kalıcı dönüşü, sancısız yaşanmayacak. Protestocuları maymunlara, sembolleri beyaz kurdeleyi de prezervatife benzetme gafını yapan Putin’in başı daha çok ağrır. Çünkü batıya karşı kan içici bir tirana dönüşmeden, sakin yollardan bu yangını nasıl bastıracağını pek bilemiyor. Sokak muhalefeti bize oranla çok daha güçlü ve daha özgür olan Rusya, dünyayı şaşırtacak günlere doğru yol alıyor.
Rusya’da 1900’lerin en başlarında doğup bugün hala yaşayan insanlar yok mudur? Herhalde İnönü’nün “insan ömrüne sığan değişiklikler hayret vericidir” sözleri onlar için sarf edilmiş! Çarlık Rusyası, Ekim Devrimi, Komünist rejim, Lenin, Stalin, “Gulag” dönemi, Soğuk Savaş, Glasnost ve … ne idüğü belirsiz yeni dönem! Rusya bugün Komünizm, Liberalizm ve faşizm sentezine benzeyen mantık dışı bir yerlerde sanki yeni rejimini arıyor. Son 10-15 yılda felç geçirircesine durağanlaşmış muhalefet, şu anda dev bir kıpırdanma içinde. Büyük dalga, Komünist Parti’den değil, internetten geliyor. Arap dünyasının “Çakma baharı”ndan daha başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.
Rusya’da “muhalefetçilik” zor zanaat. Zaten bu ülkede insanın pek bir değeri yok. Hatta bununla ilgili bir atasözleri de var; “Ne fark eder, bir eksik bir fazla, burası kocaman Rusya”. Her an helikopteriniz “şanssız bir kaza sonucu” düşebilir, ya da gazeteci Anna Politkovskaya gibi apartmanınızın asansöründe dört kurşunla vurulmuş bulunabilirsiniz. Ya da Lebedev veya Khodorkovsky gibi vergi soruşturması sonucu yıllarca hapislerde çürüyebilirsiniz. Bunların ötesinde yeni dönem “düşmanlar” olan blogger’lar, her an kelle koltukta yaşıyorlar. 4 Aralık’ta yapılan seçimlerde program üstünden sahtekarlık yapıldığı iddiaları ile on binlerce insan sokaklara döküldükten iki hafta sonra, 24 Aralık’ta, ikinci büyük muhalefet buluşması, Moskova’da 1993’den beri ilk defa 100.000 kadar insanı bir araya getirdi. Henüz tam bir lideri olmayan bu muhalefetin öne çıkan ismi Alexei Navalny. Konuşmasında “Ben burada Kremlin’i ve Beyaz Saray’ı alacak bir güç görüyorum, evet, biz barış içinde bu değişimi gerçekleştirmek istiyoruz, ama sabrımızın sınırı var” gibi iddialı sözler sarf eden ve en son 15 gün hapis yatan Navalny’nin dışında, bu sene 14 kere tutuklanan Sergei Udaltsov hala hapiste ve üst üste açlık grevleriyle hükümeti terletiyor. Twitter ve bloglardan çığ gibi büyüyen bu taze muhalefetin zaafı, birleşik olmaması. Ana sloganı “biz, halka ait olanı alın” olan Navalny’nin karizmatikliği çekememezlik yaratırken, milliyetçilerle olan işbirlikleri eleştiri alıyor. Liberal muhalif, efsanevi dünya satranç Şampiyonu Garry Kasparov da dikkat çeken isimler arasında: “Artık biz daha kalabalığız, büyüyoruz ve korkularımızı yendik” diyor.
Tabii atılan sloganlara bakılırsa bu başkaldırının cesareti hemen ortaya çıkıyor. Duma seçimlerinin iptali ve Seçim Kurulu Başkanı’nın istifasını isteyen kitleler, Putin’in “Birleşik Rusya”sının “Dolandırıcılar ve Hırsızlar Partisi” olduğunu haykırıp Kremlin’in “çetevari” işgaline son vermek istediklerini vurguluyorlar. Bu muhalefetin tek koldan değil de atomize parçalar halinde sürdürdüğü merkezsiz kuşatma, Putin ekibine daha ağır bir fatura bırakıyor. Devlet televizyonunun saptırılmış yayınları artık halkı sakinleştirmeye yetmiyor. 4 Mart’ta yapılacak başkanlık seçimlerinde Başkan Medvedev’le yer değiştirmek isteyen Başbakan Putin, (Hay Allah, bu bana neyi hatırlattı acaba?) gelişmelerden son derece rahatsız. Henüz bizim ülkenin geliştirdiği “ileri demokrasi” metodolojilerini (!) tam keşfedemediği için, sokak muhalefetini bastıramayan Putin, “muhalefetle diyaloga girelim de, kiminle konuşacağız ki” diyerek ortadaki bölünmüşlüğe gönderme yapıyor. Potansiyel liderleri sürekli içeri girip “çıkan” direnişin tek ortak noktası ise “Putin’e oy yok” sloganı. Rusya, birçok gelişmeye gebe. Sosyalizmin, “liberal faşizm” e kalıcı dönüşü, sancısız yaşanmayacak. Protestocuları maymunlara, sembolleri beyaz kurdeleyi de prezervatife benzetme gafını yapan Putin’in başı daha çok ağrır. Çünkü batıya karşı kan içici bir tirana dönüşmeden, sakin yollardan bu yangını nasıl bastıracağını pek bilemiyor. Sokak muhalefeti bize oranla çok daha güçlü ve daha özgür olan Rusya, dünyayı şaşırtacak günlere doğru yol alıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
