6 Kasım 2011 Pazar

Beklenen kaza‏..

Fenerbahçe serisini başlatan rakibi Sivasspor a karşı, liderliğini ve rekorunu sağlama alma amacıyla maça temkinli başladı. Sarı lacivertlilerde yeni transfer Sezer, ilk 11 de ilk defa yer alırken Alex'in boşluğunu doldurmak gibi bir sorumlulukla uğraşmak durumunda kalması onun adına şanssızlıktı.

Maç futbol adına beklenilen seviyeye yaklaşamadan ilk yarının büyük kısmı kısır futbolla geçti. Ziegler in erken gelen sakatlığı ise Fenerbahçe defansını oldukça zor durumda bıraktı. Bunun ardından Sivas'ın üst üste kaçırdığı bir kaç pozisyon geldi. Grosicki nin ortası ve Pedriel'in kafasında Bekir, Volkan'ı geçen topu çizgiden çıkardı. Bunun hemen ardından ise Pedriel'in asistiyle ceza sahasına giren Eneramo, net ofsayttan ve Volkan ın bacak arasından dar acıya rağmen ağları buldu.

İkinci yarıya Fenerbahçe pasif kalan Sezer'in yerine Selçuğu alarak başladı. Buna rağmen yine 2. yarıya hakim başlayan taraf Sivastı. Sanki rakiplerinden bir kaç futbolcu fazlayla oynayan kırmızı beyazlar, sahaya yayılışlarıyla hem orta sahayı kilitlediler, hem ileride ve geride çoğalmayı bildiler. Alex in yokluğunu hem oyun, hem de psikolojik açıdan hazmedemeyen sarı lacivertliler, bir türlü maça giremedi. Stoch'un 69. dakikadaki cılız şutu Fenerbahçe adına 2. yarıda ilk ciddi ataktı. Grosicki, 72. dakikada Eneramo ile verkaça girdikten sonra sagdan ceza sahasına girdi ve Volkan'ın da kısa çıkmasından yaralanarak 2. golü de atmayı başardı. 83. dakikada Caner çizgiden farkın 3 e çıkmasını engelledi.

Fenerbahçe'nin haftalardır alarm sinyalleri veren oyun kurgusu, kaptanlarının yokluğunda acizliğe dönüşürken, bir Sivas maçıyla başlayan 28 maçlık seri, başka bir Sivas maçıyla sona ermiş oldu.Fenerbahçe'de hiç kimsenin sivrilmezken maçın neredeyse "gol pozisyonsuz" kapanmış olması, gelecek haftalar için karanlık bulutların habercisi...

Beklenen kaza‏..

Fenerbahçe serisini başlatan rakibi Sivasspor a karşı, liderliğini ve rekorunu sağlama alma amacıyla maça temkinli başladı. Sarı lacivertlilerde yeni transfer Sezer, ilk 11 de ilk defa yer alırken Alex'in boşluğunu doldurmak gibi bir sorumlulukla uğraşmak durumunda kalması onun adına şanssızlıktı.

Maç futbol adına beklenilen seviyeye yaklaşamadan ilk yarının büyük kısmı kısır futbolla geçti. Ziegler in erken gelen sakatlığı ise Fenerbahçe defansını oldukça zor durumda bıraktı. Bunun ardından Sivas'ın üst üste kaçırdığı bir kaç pozisyon geldi. Grosicki nin ortası ve Pedriel'in kafasında Bekir, Volkan'ı geçen topu çizgiden çıkardı. Bunun hemen ardından ise Pedriel'in asistiyle ceza sahasına giren Eneramo, net ofsayttan ve Volkan ın bacak arasından dar acıya rağmen ağları buldu.

İkinci yarıya Fenerbahçe pasif kalan Sezer'in yerine Selçuğu alarak başladı. Buna rağmen yine 2. yarıya hakim başlayan taraf Sivastı. Sanki rakiplerinden bir kaç futbolcu fazlayla oynayan kırmızı beyazlar, sahaya yayılışlarıyla hem orta sahayı kilitlediler, hem ileride ve geride çoğalmayı bildiler. Alex in yokluğunu hem oyun, hem de psikolojik açıdan hazmedemeyen sarı lacivertliler, bir türlü maça giremedi. Stoch'un 69. dakikadaki cılız şutu Fenerbahçe adına 2. yarıda ilk ciddi ataktı. Grosicki, 72. dakikada Eneramo ile verkaça girdikten sonra sagdan ceza sahasına girdi ve Volkan'ın da kısa çıkmasından yaralanarak 2. golü de atmayı başardı. 83. dakikada Caner çizgiden farkın 3 e çıkmasını engelledi.

Fenerbahçe'nin haftalardır alarm sinyalleri veren oyun kurgusu, kaptanlarının yokluğunda acizliğe dönüşürken, bir Sivas maçıyla başlayan 28 maçlık seri, başka bir Sivas maçıyla sona ermiş oldu.Fenerbahçe'de hiç kimsenin sivrilmezken maçın neredeyse "gol pozisyonsuz" kapanmış olması, gelecek haftalar için karanlık bulutların habercisi...

2 Kasım 2011 Çarşamba

RUEFF TEKNİĞİ İLE ACISIZ KURBANLIKLAR / Bedri Baykam / 1 Kasım 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Alman kökenli Rueff tekniğiyle, kurbanlıklar sorunsuz kesime hazır hale getirilebiliyormuş. Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edildi. Deprem ve şehitleri öne sürünce, Cumhuriyeti kutlamak “out” sayılıyormuş. Canım bahaneye ne gerek var? Toptan yasaklayalım gitsin. Kim ağzını açabilir ki artık? Hepsi kontrol ve boyunduruk altında değil mi? Kemal bir-iki konuşur sakinleşir, zaten o da bizimle ters düşüp “yeni seçmen profilinden, hedef kitlesinden kötü puan almak istemez di mi?? Sakarya Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Yıldız, hayvanları muayene etmek amacıyla geliştirilen “Rueff” tekniğinin kurbanlık hayvanların kesime hazırlanması için rahatlıkla kullanılabileceğini söyledi. Daha önce de Ankara’da Gazi’nin Ankara’ya gelişini kutlamak için “Garnizon Koşusu”yla caddeleri onurlandırmak isteyen TSK’ya, Ankara Valisi kırmızı kart çıkarıp güzergah sorununu dile getirip “Çok trafik var, şimdilerde sırası değil” tarzından bir şeyler söylemiş ve “izin” vermemişti. Yahu baksana, Ordu bile önümüzde hazır ve nazır. Polis desen, zaten toptan yönetimimizin gözüne girmeye çalışan ve uyumluluk konusunda tam puan alan bir örnek kurum. Devir artık bizim devrimiz… Turgut bile geniş çevrenin şu hallerini görseydi küçük dilini yutardı! Kesimden önce kurbanlık hayvana sert davranılmaması ve yüksek seslerle yaklaşmamak gerektiğine dikkat çeken Yıldız, hayvanın zarar verebileceği arka ayakları ve boynuzlarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Komutanlar toptan istifa edip emekliye ayrıldılar, Hükümet hemen teşekkür edip kabul etti, YAŞ görüşmelerinde henüz Genel Kurmay Başkanı olmadığı için Başbakan masanın ortasında karşı tarafta tek başına oturdu. Yüce medyamız bu “sivilleşmeyi” avuçlarından kan gelinceye kadar alkışlayarak kutladı! Oh, böylesi çok daha iyi oldu, arayıp da bulamadığımız durum! Sen misin çekilen? Ne zannettin? Millet peşinden koşarak gelip “aman n’olur biz ettik sen etme” diye ayağının altına köprü kurup saçını süpürge mi edecekti? Hayvanla el temasına girmenin kurbanlığın sakinleşmesi açısından önem taşıdığını ifade eden Yıldız, “hayvan sizi hissetsin ki, sizden tehlike gelmeyeceğini bilsin” dedi. Arınç, “Yaşanan uzun tutukluluk süreleri doğru değil. Bu insanları (Deniz Feneri!) tahliye eden hakimin verdiği kararın, başka hakimlere de örnek olmasını diliyorum… Vekil seçilmiş Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve Engin Alan’a parlamento hakkı tanınmamasını vicdanım kabul etmiyor”. Tarih böyle bir kuşak görmedi azizim, şaka gibi, ne desek bodoslama inanıyorlar. Tarihin gördüğü en uslu, en temkinli ve tartışmasız en rahatına meraklı kesim bunlar. Zaten inan bana, onlar “bir şeye inanmaları gerektiği için” bu senaryoları yutuyorlar. Rueff tekniği, bir Alman veteriner hekim tarafından geliştirilmiş, amacı da hayvanları muayene etmek. 100 yıl önce (10 yıl ÖNCEE!) anestezi bu kadar gelişmiş değildi. Bu yöntem kurban için çok ideal. Arınç’ın bu itirazını Adalet Bakanı Ergin’in bir toplantıda sarf ettiği “‘tüm çabamız, daha bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşturulmasında’ sözleriyle beraber değerlendirmek gerekir” dedi Güngör Mengi. İyi ki çocukları daha fazla sıkıp içerde bırakmamışız, baksana, dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Bunlar tertemiz çocuklar, işte sana tek temiz Fener! Diğer Bahçe’lisine de zaten sıra geleceği yok! Bu teknik 4 aşamalı bir bağlama süreci. Öncelikle hayvanı sağlam bir yere bağlıyoruz. Belirli bir mesafe gerekiyor. Çünkü hayvan yere yattığı zaman boynuzunun askıda olması lazım. 2. aşamada, hayvanı boynuzu veya boynundan kördüğüm atarak bağlıyoruz ki hareket edebilsin. İpin boşluğunu da almak gerekiyor. Daha sonra da ipi göğsünün altından geçiriyoruz. “Bu Anayasa ile Türkiye ‘ileri demokrasi’ sürecine geçiyor. Batı ülkelerinde bile olmayan bir demokrasiden söz ediyoruz!..” Yahu Hoca’nın takımı, hep “şeriat” diyordu, adamın başı dertten kurtulmadı: Bak biz tıpatıp aynı şeylerin adını sadece “demokrasi” koyarak her derdi hallettik, hem de o biçim bir süratle! Son olarak da, kasık bölgesinden bağlıyoruz ve ipi kuyruk hizasından arkaya doğru uzatarak geçiriyoruz. Hayvan bu şekilde çevresine zarar veremeden ve zarar görmeden yatıyor. Bu yolla kazaları engelleyebilirsiniz. Yıldız, kurban kesimi sırasında vahşi görüntülerin önüne geçilmesi ve kurbanlıkların gözlerinin bağlanması gerektiğini sözlerine ekledi. HAYIRLI BAYRAMLAR, İYİ UYKULAR!

RUEFF TEKNİĞİ İLE ACISIZ KURBANLIKLAR / Bedri Baykam / 1 Kasım 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Alman kökenli Rueff tekniğiyle, kurbanlıklar sorunsuz kesime hazır hale getirilebiliyormuş. Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edildi. Deprem ve şehitleri öne sürünce, Cumhuriyeti kutlamak “out” sayılıyormuş. Canım bahaneye ne gerek var? Toptan yasaklayalım gitsin. Kim ağzını açabilir ki artık? Hepsi kontrol ve boyunduruk altında değil mi? Kemal bir-iki konuşur sakinleşir, zaten o da bizimle ters düşüp “yeni seçmen profilinden, hedef kitlesinden kötü puan almak istemez di mi?? Sakarya Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Yıldız, hayvanları muayene etmek amacıyla geliştirilen “Rueff” tekniğinin kurbanlık hayvanların kesime hazırlanması için rahatlıkla kullanılabileceğini söyledi. Daha önce de Ankara’da Gazi’nin Ankara’ya gelişini kutlamak için “Garnizon Koşusu”yla caddeleri onurlandırmak isteyen TSK’ya, Ankara Valisi kırmızı kart çıkarıp güzergah sorununu dile getirip “Çok trafik var, şimdilerde sırası değil” tarzından bir şeyler söylemiş ve “izin” vermemişti. Yahu baksana, Ordu bile önümüzde hazır ve nazır. Polis desen, zaten toptan yönetimimizin gözüne girmeye çalışan ve uyumluluk konusunda tam puan alan bir örnek kurum. Devir artık bizim devrimiz… Turgut bile geniş çevrenin şu hallerini görseydi küçük dilini yutardı! Kesimden önce kurbanlık hayvana sert davranılmaması ve yüksek seslerle yaklaşmamak gerektiğine dikkat çeken Yıldız, hayvanın zarar verebileceği arka ayakları ve boynuzlarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Komutanlar toptan istifa edip emekliye ayrıldılar, Hükümet hemen teşekkür edip kabul etti, YAŞ görüşmelerinde henüz Genel Kurmay Başkanı olmadığı için Başbakan masanın ortasında karşı tarafta tek başına oturdu. Yüce medyamız bu “sivilleşmeyi” avuçlarından kan gelinceye kadar alkışlayarak kutladı! Oh, böylesi çok daha iyi oldu, arayıp da bulamadığımız durum! Sen misin çekilen? Ne zannettin? Millet peşinden koşarak gelip “aman n’olur biz ettik sen etme” diye ayağının altına köprü kurup saçını süpürge mi edecekti? Hayvanla el temasına girmenin kurbanlığın sakinleşmesi açısından önem taşıdığını ifade eden Yıldız, “hayvan sizi hissetsin ki, sizden tehlike gelmeyeceğini bilsin” dedi. Arınç, “Yaşanan uzun tutukluluk süreleri doğru değil. Bu insanları (Deniz Feneri!) tahliye eden hakimin verdiği kararın, başka hakimlere de örnek olmasını diliyorum… Vekil seçilmiş Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve Engin Alan’a parlamento hakkı tanınmamasını vicdanım kabul etmiyor”. Tarih böyle bir kuşak görmedi azizim, şaka gibi, ne desek bodoslama inanıyorlar. Tarihin gördüğü en uslu, en temkinli ve tartışmasız en rahatına meraklı kesim bunlar. Zaten inan bana, onlar “bir şeye inanmaları gerektiği için” bu senaryoları yutuyorlar. Rueff tekniği, bir Alman veteriner hekim tarafından geliştirilmiş, amacı da hayvanları muayene etmek. 100 yıl önce (10 yıl ÖNCEE!) anestezi bu kadar gelişmiş değildi. Bu yöntem kurban için çok ideal. Arınç’ın bu itirazını Adalet Bakanı Ergin’in bir toplantıda sarf ettiği “‘tüm çabamız, daha bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşturulmasında’ sözleriyle beraber değerlendirmek gerekir” dedi Güngör Mengi. İyi ki çocukları daha fazla sıkıp içerde bırakmamışız, baksana, dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Bunlar tertemiz çocuklar, işte sana tek temiz Fener! Diğer Bahçe’lisine de zaten sıra geleceği yok! Bu teknik 4 aşamalı bir bağlama süreci. Öncelikle hayvanı sağlam bir yere bağlıyoruz. Belirli bir mesafe gerekiyor. Çünkü hayvan yere yattığı zaman boynuzunun askıda olması lazım. 2. aşamada, hayvanı boynuzu veya boynundan kördüğüm atarak bağlıyoruz ki hareket edebilsin. İpin boşluğunu da almak gerekiyor. Daha sonra da ipi göğsünün altından geçiriyoruz. “Bu Anayasa ile Türkiye ‘ileri demokrasi’ sürecine geçiyor. Batı ülkelerinde bile olmayan bir demokrasiden söz ediyoruz!..” Yahu Hoca’nın takımı, hep “şeriat” diyordu, adamın başı dertten kurtulmadı: Bak biz tıpatıp aynı şeylerin adını sadece “demokrasi” koyarak her derdi hallettik, hem de o biçim bir süratle! Son olarak da, kasık bölgesinden bağlıyoruz ve ipi kuyruk hizasından arkaya doğru uzatarak geçiriyoruz. Hayvan bu şekilde çevresine zarar veremeden ve zarar görmeden yatıyor. Bu yolla kazaları engelleyebilirsiniz. Yıldız, kurban kesimi sırasında vahşi görüntülerin önüne geçilmesi ve kurbanlıkların gözlerinin bağlanması gerektiğini sözlerine ekledi. HAYIRLI BAYRAMLAR, İYİ UYKULAR!

1 Kasım 2011 Salı

Onur savaşı / Bedri Baykam / Fotogol Fenerbahçe-Karabükspor yazı‏sı

Bir maç düşünün ki; Henüz 6. dakikada takımlardan birinin centilmenliği ile ünlü veziri abartılı bir ağır kararla bir anda satranç tahtasının dışına alınıyor. Ve o anda yaşanan büyük protestoların ardından, hakem maçın kontrolünü neredeyse toptan kaybediyor. Gereksiz düdükler, hatayı affettirmek için alakasız fauller ve çileden çıkarılan bir seyirci…

Dün nerdeyse maçın tamamını hesapta olmadan 110 kişi oynamaya mecbur kalan sarı-lacivertliler, yine ortaya muhteşem bir futbol koymadılar, ama her biri arzulu, kararlı bir mücadele içinde takımları için bir onur savaşı verdiklerinin bilincinde idiler.

Ağır stresle başlayan maçın 15. dakikasında Bienvenu amatörce bir vuruşla boş kaleye golü kaçırdıktan 1 dakika sonra Topuz’un harika ara pasını aynı güzellikte tamamlayarak kendini affettirdi.

Fenerbahçe maç boyunca ikinci gole çok yaklaştı. Özelikle Bienvenu, Caner ve Baroni’nin kurdukları üçgenlerden birinde, Topuz’un direkten dönen şutuna yazık oldu.

Hakem yine ikinci yarının başında Caner’in taşıdığı topta Bienvenu rakip kaleci ile karşı karşıyayken önceki pozisyona faul çalarak seyircileri bir kez daha çıldırttı. Sarı-lacivertliler özellikle 2. yarıda yardım sorunları yaşadılar. Hatta bir ara skoru korumak isteyen bir Anadolu takımı gibi ileride iki kişi bırakarak orta saha ve savunmaya erkenden yığıldı.

Bu dakikalarda bence Kocaman, Selçuk yerine Stoch’u tercih etmeliydi. Volkan belki çok iyi kurtarışlar yapmadı ama birkaç pozisyonda maça ağırlığını koyarak bir kaza golü engel oldu.

Sonuçta Fenerbahçe, bütün bu olumsuzlara ve maalesef giderek kendilerini kabus gibi kuşatan çok şüpheli hakem olumsuzluklarına rağmen 9 maç sonunda namağlup liderliğini sürdürdü. Ve başkanlarına şimdiden en doğum günü hediyesini verdiler.

Herkes elini vicdanına koysun; Trabzonspor’un Antalyaspor’aa karşı “kazandığı” maçta kullandığı penaltı Fenerbahçe’ye çalınsaydı, veya Alex’e reva görülen kırmızı kart Burak Yılmaz’a verilseydi, bugün Trabzon’da kaç kişi yürüyüş yapardı?

Onur savaşı / Bedri Baykam / Fotogol Fenerbahçe-Karabükspor yazı‏sı

Bir maç düşünün ki; Henüz 6. dakikada takımlardan birinin centilmenliği ile ünlü veziri abartılı bir ağır kararla bir anda satranç tahtasının dışına alınıyor. Ve o anda yaşanan büyük protestoların ardından, hakem maçın kontrolünü neredeyse toptan kaybediyor. Gereksiz düdükler, hatayı affettirmek için alakasız fauller ve çileden çıkarılan bir seyirci…

Dün nerdeyse maçın tamamını hesapta olmadan 110 kişi oynamaya mecbur kalan sarı-lacivertliler, yine ortaya muhteşem bir futbol koymadılar, ama her biri arzulu, kararlı bir mücadele içinde takımları için bir onur savaşı verdiklerinin bilincinde idiler.

Ağır stresle başlayan maçın 15. dakikasında Bienvenu amatörce bir vuruşla boş kaleye golü kaçırdıktan 1 dakika sonra Topuz’un harika ara pasını aynı güzellikte tamamlayarak kendini affettirdi.

Fenerbahçe maç boyunca ikinci gole çok yaklaştı. Özelikle Bienvenu, Caner ve Baroni’nin kurdukları üçgenlerden birinde, Topuz’un direkten dönen şutuna yazık oldu.

Hakem yine ikinci yarının başında Caner’in taşıdığı topta Bienvenu rakip kaleci ile karşı karşıyayken önceki pozisyona faul çalarak seyircileri bir kez daha çıldırttı. Sarı-lacivertliler özellikle 2. yarıda yardım sorunları yaşadılar. Hatta bir ara skoru korumak isteyen bir Anadolu takımı gibi ileride iki kişi bırakarak orta saha ve savunmaya erkenden yığıldı.

Bu dakikalarda bence Kocaman, Selçuk yerine Stoch’u tercih etmeliydi. Volkan belki çok iyi kurtarışlar yapmadı ama birkaç pozisyonda maça ağırlığını koyarak bir kaza golü engel oldu.

Sonuçta Fenerbahçe, bütün bu olumsuzlara ve maalesef giderek kendilerini kabus gibi kuşatan çok şüpheli hakem olumsuzluklarına rağmen 9 maç sonunda namağlup liderliğini sürdürdü. Ve başkanlarına şimdiden en doğum günü hediyesini verdiler.

Herkes elini vicdanına koysun; Trabzonspor’un Antalyaspor’aa karşı “kazandığı” maçta kullandığı penaltı Fenerbahçe’ye çalınsaydı, veya Alex’e reva görülen kırmızı kart Burak Yılmaz’a verilseydi, bugün Trabzon’da kaç kişi yürüyüş yapardı?

25 Ekim 2011 Salı

ÇÜNKÜ ONLARIN BİR ATATÜRK’Ü OLMADI... / Bedri Baykam / 25 Ekim 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Kaddafi’nin ölüm anları, uzun süre bu sahneyi televizyonlarda neredeyse “naklen” izleyen insanların belleğinden gitmeyecek. 42 yıldır ülkesinin liderliğini yürüten diktatörün gözlerinin üstünden boşalan kan, ter ve belki gözyaşlarına aldırmadan onu tekmeleyerek, tokatlayarak, çekiştirerek, yaralarına aldırmadan adım adım ölüme taşıyan linç sahneleri bunlar… En katı Kaddafi düşmanlarının bile, şayet bir nebze insanlık taşıyorlarsa içlerini kaldıran insanlık dışı tiksindirici görüntüler: Kaddafi’yi, çoğu diktatörlüğe geçişinden sonra doğmuş kendi “halkı” öldürdü.
Dünya ve özellikle içinde bulunduğumuz coğrafyada Türkiye, dünyanın yaşadığı gerginlik hatları üstünde belirsiz geleceğine kuşkularla bakarken, Batı emperyalizminin bu yeni “Orta-Doğu fethi”, doğal olarak birçok tepkiyi beraberinde getirdi. Avrupa ve ABD’nin ortaçağ psikozlarıyla 21. Yüzyıl’ın doymaz çıkarcılıkları arasına sıkıştıkları senaryolarda bu çirkin linç olayını neredeyse olumlayan ve hatta dünya barışı adına “kutsayan” tavırları, tabii ki ülkemizde de birçok solcu ve ulusalcının tepkisini çekti. Birçok makale, Kaddafi’nin anti-emperyalist ve batıya meydan okuyan yanlarını öne çıkarıp emperyalizmin bugün Ortadoğu’da üstlendiği çirkin sömürgeci rolü bir kere daha şiddetle kınadı. Bu noktada bir itirazımı, Kemalist bakış açısının getirdiği kaçınılmaz nesnellik ve siyasi-felsefi bakış eşliğinde belirtmek istiyorum: Bugün sol kesimin kendisini Kaddafi ve batı ikilemi arasında Kaddafi’ye daha yakın hissetmesi, kesinlikle Kaddafi’nin yıllardır halkına çektirdiği anti-demokratikten de öte zulümleri görmezden gelmek için bir gerekçe olamaz. Biraz düşünmeyi ve bugün yaşananlardan geriye geniş açıyla bakmayı bilenler, ne demek istediğimi hemen görebilir. Bu nedenle ifrata kaçan “Kaddafi’yi aklama veya mazlum gösterme” çabalarına gerek yoktur. Aynı şekilde, tabii ki batının mide bulandırıcı sahte demokratlığının da elle tutulur hiçbir tarafı kalmamıştır. Onlar da her zaman ki gibi, Ortadoğu petrolüne el koymak isteyen artık gelenekselleşmiş “eşkıya-devlet” kimliğiyle hareket etmektedirler.
Zaten Ortadoğu halklarının kaderi değil midir bu? Batı sömürgeciliği ile halkını ezen veya onun yaralarına merhem olamamış faşist veya şeriatçı dikta rejimleri arasında sıkışmak, batılı ülkelere göç ederek yaşama tutunmaya çalışmak, fırtınada yalpalanan bir duba gibi oradan oraya savrulmak! Çünkü onların bir Atatürk’ü olmamıştır. O ülkelere elle tutulur bir anayasa, bir hukuk devleti kimliği, bir aydınlanma devrimi, bir kadın-erkek eşitliği, bir laik-demokratik çok partili parlamenter rejim altyapısı, din, mezhep ve ırktan bağımsız bir vatandaşlık kimliği taşınamamıştır. İşte bu nedenledir ki, “Arap baharı” hiçbir şekilde bu ülkelere demokrasi veya insan hakları taşıyamayacaktır. Tüm bu ülkelerde görülen o abartılı sevinç gösterileri tarihte ne yazık ki bir köpük gibi kalacaktır. Batı emperyalizmi ve/veya şeriatçı iktidarlar, bu eğitimsiz ve feodal yapıya bağımlı kitleleri, ne olduğunu anlamadan imrenerek baktıkları gerçek demokratik rejimlerin yanına bile yaklaşamadan nüfuslarına geçireceklerdir.
“Hayatta ‘ne oldum’ değil, ‘ne olacağım’ diyeceksin” derler… Diktatörler, güç ellerindeyken gerçekleri algılamak istedikleri gibi görürler. Zaten güçleri kendilerine sonsuz gözükür. Tarihten hiçbir şekilde ders almazlar. Bu nedenle de tarih hep tekerrür eder. Bu diktatörler doğal nedenlerle ölmezlerse, onları birileri en korkunç şekilde tarihin çöplüğüne taşır. Adları, ideolojileri ne olursa olsun... Son anlarında pişmanlık duyarlar mı bilemem, ama her birinin kendine göre bahaneleri, gerekçeleri, ideolojik amaçları vardır. Ortak noktaları demokrasi ve insan hakları düşmanlığıdır. Ömürlerini muhaliflerini yok etmekle geçirirler.
Bir gün herkes ölür. Lider vardır, Atatürk gibi uğurlanır. Kuşaklar arkasından ağlamaya devam eder. Lider vardır, kendi halkı tarafından linç edilir. Bu halk belki çeşitli aşiretlerdir, belki farkında olmadan emperyalizmin kuklası olmuştur. Ama yanıt hangisi olursa olsun, suç yine buna elveren o liderin değil midir? Türkiye Kemalist devrimin getirileriyle son yüzyılda bu senaryolara yaklaşmadan halkının çoğunluğu Müslüman olmasına karşın bağımsız, demokrat bir hukuk devleti olmuş, her olumsuzluğa rağmen Batı’nın oyuncağı haline gelmemeyi başarmıştır. Başarmıştı…