12 Ekim 2011 Çarşamba

Bedri Baykam / Show Off / Paris

Bedri Baykam / Show Off / Paris

CHP NEREYE KOŞUYOR, KOŞTURULUYOR? / Bedri Baykam / 11 Ekim 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Türkiye’nin son dokuz yılının özeti şu: Sanki hasta cinsiyet değiştirme amacıyla habersiz masaya yatırılmış, üzerinde 1001 işlem yapılıyor. Masadan kalkma vakti yaklaştıkça, artık yeni hayatında cinssiz bir “ucube” olarak yaşayacağı netleşmeye başlamış. Organları, beyin hücrelerinin büyük kısmı değiştirilmiş, bir kısmı toptan silinmiş… Şimdi sıra eline yeni kimlik tutuşturmaya gelmiş. Bu operasyonun adı “Anayasa”… Yaratılan yeni ülke ve onun yeni vatandaşına büyük plana uygun elle tutulur kulp bulmak!
Sözde gerçeklere dönersek, bu Parlamento yeni Anayasa yazamaz, çünkü ortada Kurucu Meclis yok. Sadece Atatürk Cumhuriyeti’ni “demokrasi” sözcüğü ile çarpıtarak silip, yerine eski İmparatorluğu geçirmek isteyen malum kesim var. Galiba Sn. Kılıçdaroğlu henüz anlamadı: AKP’nin hedefleri arasında “Demokrasi” yok! “Anti-laik faaliyetlerin odağı olan ve ucubeler ucubesi 12 Eylül referandum sürecini bu topluma dayatmış bir Parti, şimdi Türkiye’ye muhteşem bir demokratik yapı mı getirecek? Bu masala inanılır mı? CHP bunun farkına varsa, nereye sürükleneceği belli olmayan bir “Uzlaşma Komisyonu”’na balıklama atlamaz! AKP’nin hedefi, yeni Anayasa ile, ameliyat masasındaki işlemlere yasal çıkış uydurmak! Mesela başta o “değişmesi teklif dahi edilemeyecek ilk 4 madde”yi temelinden uçurmak! Yoksa var olan Anayasa ve ülke ruhuna göre bu ameliyatın her noktası hesap sorulmasını gerektiriyor. Bu kimlik şimdi değiştirilirse, bundan güç alarak bir adım sonra, “manzara buralarda çok güzel, başkenti Istanbul’a taşıyalım” veya “bu İstiklal Marşı’nda prozodi sorunu var, değiştirelim” diye yaratıcı (!) fikirler radikal entel dünyada öne sürülebilecek.
AKP sürekli olarak aynı telden çalıyor: “İdeolojisiz bir Anayasa”. Çünkü onlara göre Atatürk Cumhuriyeti’nin temel maddeleri, rahatsız oldukları bir “ideoloji”… İşin ilginç tarafı, Kılıçdaroğlu da AKP’nin harmanladığı ortama “CHP’nin bir ideolojisi yok” diyerek dolaylı olarak farkında olmadan destek verdi. CHP Başkanı bunu “CHP’ye kitleleri sürüklemek için bir ideoloji lazım” anlamında kullanıyor. Yani bir süredir izlediğimiz bir durumu teyid ediyor: “Yeni CHP” adıyla oldu bittiye getirilen Parti, her gün Atatürkçülük, laiklik, çağdaş yaşam kavramlarından uzaklaşıyor. “Efendim AKP’nin silahlarını ellerinden almak lazım” sivri fikrine uyum tavrıyla, Parti artık ne haksız saldırılara uğrayan TSK’ya, ne Beyoğlu’ndan kaldırılan masalara, müzisyenlere, ne yıkılan heykellere, ne şiddet gören sanatçılara el uzatıyor. Bunlar yalnız bazı örnekler. CHP yönetimi“Aman içkici görünmeyelim, putsever gözükmeyelim, ulusalcılığa fazla sahip çıkmayalım, cinselliği savunuyor görünmeyelim” diye diye artık iktidar partisi seçmenlerine göz kırpıyor: “Bakın, biz de yobazlığa demokrasi demeyi başarırız, biz de kafirleri savunmayız, üstüne de maaş dağıtırız!”
CHP önce Cumhuriyet tarihini ardından kendi tarihinin köşe taşlarını AKP’nin istediği şekilde revize etti ve 2. Cumhuriyetçi takımı da mest ederek tarihiyle bağlarını koparıp kendini “mahçup suçlu” rolüne soktu. Tüm liberal, hatta “ılımlı Islamcı” eleştirileri dinsiz veya anti-demokrat görünmemek için kabullenen CHP, bizlere değil, Nazlı Ilıcak, veya Mahmut Övür gibi yazarlara yaranma peşinde. İkaz da hep o kesimden geliyor:“Hala ulusalcılıkla bağlarını tam koparamadılar”.
Sn Kılıçdaroğlu’na sormak lazım: “Yeni CHP” gibi kabul edilemez özürlü bir deyimi dolaşıma sokmadan önce kime danıştı: Kurultay’ı topladı da bizim mi haberimiz olmadı? Referandum mu yaptı? Sn Başkan, derhal bu tanımlamadan vazgeçmeli ve Parti yönetiminin kafasını karıştırmamalı. Abant’ta bu dayatmalara direnen CHP’li vekiller haklıdırlar. Ne kendisinin, ne MKYK’nın böyle bir yetkisi var. Atatürkçülük ise, doğal olarak bu Partinin ideolojisi. Sosyal demokrasiyle ve onun sonuçlarıyla örtüşen bir evrensel siyasa. Sn Perinçek’in de ikaz ettiği gibi, “Karşı devrim içinde yerini arayacağına” veya kurultayları erteleyeceğine, derhal başka bahanelere sığınmadan Parti yeni bir demokratik tüzüğe kavuşturulmalı, seçimlerin yaklaşması beklenip ardından “şimdi bu demokratik arayışların sırası değil” gibi cümlelerin arkasına sığınılmamalı. Kamuoyu, hafızasını yitirmiş, gerçek Atatürkçü kimliğinden utanan bir CHP değil, ülkeye reva görülen işkenceyi durduracak ve siyasete geniş mercekten bakan, emperyalizmin tuzaklarına düşmeyen bir Parti istiyor!

CHP NEREYE KOŞUYOR, KOŞTURULUYOR? / Bedri Baykam / 11 Ekim 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Türkiye’nin son dokuz yılının özeti şu: Sanki hasta cinsiyet değiştirme amacıyla habersiz masaya yatırılmış, üzerinde 1001 işlem yapılıyor. Masadan kalkma vakti yaklaştıkça, artık yeni hayatında cinssiz bir “ucube” olarak yaşayacağı netleşmeye başlamış. Organları, beyin hücrelerinin büyük kısmı değiştirilmiş, bir kısmı toptan silinmiş… Şimdi sıra eline yeni kimlik tutuşturmaya gelmiş. Bu operasyonun adı “Anayasa”… Yaratılan yeni ülke ve onun yeni vatandaşına büyük plana uygun elle tutulur kulp bulmak!
Sözde gerçeklere dönersek, bu Parlamento yeni Anayasa yazamaz, çünkü ortada Kurucu Meclis yok. Sadece Atatürk Cumhuriyeti’ni “demokrasi” sözcüğü ile çarpıtarak silip, yerine eski İmparatorluğu geçirmek isteyen malum kesim var. Galiba Sn. Kılıçdaroğlu henüz anlamadı: AKP’nin hedefleri arasında “Demokrasi” yok! “Anti-laik faaliyetlerin odağı olan ve ucubeler ucubesi 12 Eylül referandum sürecini bu topluma dayatmış bir Parti, şimdi Türkiye’ye muhteşem bir demokratik yapı mı getirecek? Bu masala inanılır mı? CHP bunun farkına varsa, nereye sürükleneceği belli olmayan bir “Uzlaşma Komisyonu”’na balıklama atlamaz! AKP’nin hedefi, yeni Anayasa ile, ameliyat masasındaki işlemlere yasal çıkış uydurmak! Mesela başta o “değişmesi teklif dahi edilemeyecek ilk 4 madde”yi temelinden uçurmak! Yoksa var olan Anayasa ve ülke ruhuna göre bu ameliyatın her noktası hesap sorulmasını gerektiriyor. Bu kimlik şimdi değiştirilirse, bundan güç alarak bir adım sonra, “manzara buralarda çok güzel, başkenti Istanbul’a taşıyalım” veya “bu İstiklal Marşı’nda prozodi sorunu var, değiştirelim” diye yaratıcı (!) fikirler radikal entel dünyada öne sürülebilecek.
AKP sürekli olarak aynı telden çalıyor: “İdeolojisiz bir Anayasa”. Çünkü onlara göre Atatürk Cumhuriyeti’nin temel maddeleri, rahatsız oldukları bir “ideoloji”… İşin ilginç tarafı, Kılıçdaroğlu da AKP’nin harmanladığı ortama “CHP’nin bir ideolojisi yok” diyerek dolaylı olarak farkında olmadan destek verdi. CHP Başkanı bunu “CHP’ye kitleleri sürüklemek için bir ideoloji lazım” anlamında kullanıyor. Yani bir süredir izlediğimiz bir durumu teyid ediyor: “Yeni CHP” adıyla oldu bittiye getirilen Parti, her gün Atatürkçülük, laiklik, çağdaş yaşam kavramlarından uzaklaşıyor. “Efendim AKP’nin silahlarını ellerinden almak lazım” sivri fikrine uyum tavrıyla, Parti artık ne haksız saldırılara uğrayan TSK’ya, ne Beyoğlu’ndan kaldırılan masalara, müzisyenlere, ne yıkılan heykellere, ne şiddet gören sanatçılara el uzatıyor. Bunlar yalnız bazı örnekler. CHP yönetimi“Aman içkici görünmeyelim, putsever gözükmeyelim, ulusalcılığa fazla sahip çıkmayalım, cinselliği savunuyor görünmeyelim” diye diye artık iktidar partisi seçmenlerine göz kırpıyor: “Bakın, biz de yobazlığa demokrasi demeyi başarırız, biz de kafirleri savunmayız, üstüne de maaş dağıtırız!”
CHP önce Cumhuriyet tarihini ardından kendi tarihinin köşe taşlarını AKP’nin istediği şekilde revize etti ve 2. Cumhuriyetçi takımı da mest ederek tarihiyle bağlarını koparıp kendini “mahçup suçlu” rolüne soktu. Tüm liberal, hatta “ılımlı Islamcı” eleştirileri dinsiz veya anti-demokrat görünmemek için kabullenen CHP, bizlere değil, Nazlı Ilıcak, veya Mahmut Övür gibi yazarlara yaranma peşinde. İkaz da hep o kesimden geliyor:“Hala ulusalcılıkla bağlarını tam koparamadılar”.
Sn Kılıçdaroğlu’na sormak lazım: “Yeni CHP” gibi kabul edilemez özürlü bir deyimi dolaşıma sokmadan önce kime danıştı: Kurultay’ı topladı da bizim mi haberimiz olmadı? Referandum mu yaptı? Sn Başkan, derhal bu tanımlamadan vazgeçmeli ve Parti yönetiminin kafasını karıştırmamalı. Abant’ta bu dayatmalara direnen CHP’li vekiller haklıdırlar. Ne kendisinin, ne MKYK’nın böyle bir yetkisi var. Atatürkçülük ise, doğal olarak bu Partinin ideolojisi. Sosyal demokrasiyle ve onun sonuçlarıyla örtüşen bir evrensel siyasa. Sn Perinçek’in de ikaz ettiği gibi, “Karşı devrim içinde yerini arayacağına” veya kurultayları erteleyeceğine, derhal başka bahanelere sığınmadan Parti yeni bir demokratik tüzüğe kavuşturulmalı, seçimlerin yaklaşması beklenip ardından “şimdi bu demokratik arayışların sırası değil” gibi cümlelerin arkasına sığınılmamalı. Kamuoyu, hafızasını yitirmiş, gerçek Atatürkçü kimliğinden utanan bir CHP değil, ülkeye reva görülen işkenceyi durduracak ve siyasete geniş mercekten bakan, emperyalizmin tuzaklarına düşmeyen bir Parti istiyor!

4 Ekim 2011 Salı

SN ERDOĞAN: LÜTFEN ÖNYARGISIZ OKUYUN! / Bedri Baykam / 4 Ekim 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..

            Sn Erdoğan, size bu açık mektubu uğradığım bıçaklı saldırının, dünkü ilk duruşmasından sonra yazıyorum. Yanlış anlamayın, hedefim o konuyu açıp, hükümetin o saldırıyla ilgilenmemesi konusunda sitem etmek de değil, hiç anlaşamadığımız siyasi konular da değil. Ne Ergenekon, ne AB, ne Gazze, ne öğretmen atamaları… Hatta “İnsanlık Anıtı” veya sanattan da söz etmeyeceğim! Yaşama siyah-beyaz kadar farklı baktığımızı biliyoruz. Herhalde konuların yüzde 80’inde anlaşmıyoruz. Size bugün sıkışık gündemde hiçbir zaman ilk sıraya yükselemeyen, hapishanelerde tutuklu ve hükümlülerin yaşam koşulları ve sağlık sorunları konusunda yazıyorum. Hedefim bu hassas konu üzerinden polemik başlatmak değil, bazı bildiğinizi gerçekleri hatırlatmak.
            Sn Başbakan, siz ülkenin ve tüm vatandaşlarınızın geleceği kadar, hapishanelerde yaşayan on binlerce insanın yaşamından sorumlusunuz. Bir banka ne kadar reklam yaparsa yapsın, gişe memurunun tutumu kadar puan alır. Bir hükümet de, döneminde istediği kadar yatırım veya gökdelen yapılsın, ancak sokaklarındaki evsizler ve hapishanelerdeki insanlarının yaşam koşulları kadar vardır. Bunu kimse değiştiremez. Bir çağdaş ülkenin demokratik seviyesi, ancak bu verilerle belli olur. “İleri demokrasi” dediğiniz ve üzerinde hiç anlaşamadığımız konuları rafa kaldırıyorum. Ama bu konu hakkında hiç kimsenin farklı bir görüşü olamaz. Şu anda çocukları, babaları, kardeşleri, hapiste ağır sağlık koşullarında ölümle pençeleşen binlerce insan, siyasi görüşleri ne olursa olsun, hükümetin gözünün içine bakıyorlar. Devlet tüm vatandaşlarına, belki en ileri ülkelerin sağlık hizmetlerini en üst seviyede veremeyebilir, ama hapishanelerde yaşayan tüm vatandaşlarının tırnak batmasından ağır kansere kadar, her sağlık durumlarından sorumludur. Vicdan sahibi ve vatandaşlarına saygılı bir devletin namusu, hücrelerde yaşayan insanların, ülkenin en zengin, en forslu, en ünlü kişilerinin aldığı tıbbi desteği alabilmesini sağlamaktır. Siz bir hapishane deneyimi geçirdiğiniz için bu vatandaşların yaşadığı ağır şartları iyi bilirsiniz. Lütfen bu mahkumlarla ve aileleriyle empati kurun.
            Sn Erdoğan, hapishanelerde “yaşama tutunmaya” çalışan bu insanlar sizin yakınlarınız da olabilirdi. Yürütmenin başı, “hapishane misafirleri”nin her biriyle eşit mesafede olmaya mecburdur.  Onlar basına göre “Ergenekoncu, şeriatçı, PKK’lı,  faşist, dolandırıcı veya hırsız” olabilirler. Ama sonuçta her biri özgürlükleri ellerinden alınmış vatandaşlarınızdır. Onların rahatsızlıklarının ileri ağır safhalara geçmesini bekleyemez kimse. Şikayetleri en hızlı şekilde tıbbi müdahale olarak karşılığını bulmalıdır. Örneğin Sn Fatih Hilmioğlu’nun kanser olduğu konuşuluyorsa, lütfen onun durumunu takip ettirin. Kimsenin hastalığının ilerlemesi beklenmez. Yarın hastalansa, beni öldürmeye çalışan şahıs için de aynı talebi size iletirim. Uygarlık bunu gerektirir.
            Sn Erdoğan, sık sık dini referansları siyasi söylemin içinde kendi üslubunuzda kullanıyorsunuz. Dünyada her din, insanların yaşam haklarına sahip çıkar. Her canlıda Tanrı’dan bir parça görür. Bu zor durumu yaşayan insanlar ise, somut olarak bu dünyada hükümete sığınmak durumundadırlar. Ama onların her biri dini görüşleri ile siyasi fikirlerini ayırabilen gururlu insanlardır. Zaten sizden dini veya insani merhamet değil, vatandaşlık haklarını talep etmektedirler.
           AB ile görüşmelerimiz sürüyor mu, siz daha iyi bilirsiniz!. Avrupa insan Hakları Sözleşmesi’ni ezbere bilmesek de, bazı temel maddeleri hatırlayabiliriz: 2. Madde, insanların güvenliğini ve canını garanti altına alır. 3. Madde, insanlık dışı ve aşağılayıcı davranışları engeller. İnsanlığımız adına ne acıdır ki, kendi yasaları ve Avrupa insan hakları sözleşmesine imza atmış ileri ülkeler bile, hapishanelerindeki mahkumların tüm yaşam şartlarından sorumlu olmalarına rağmen AİHM tarafından ağır cezalar alabilmektedirler: Mahkumlar, muayene veya kemoterapiyi kelepçe vurulmuş olarak görmek gibi, aşağılayıcı davranışlara maruz kalabilmektedirler. Şartları Türkiye’den çok daha iyi olsa dahi, bu tespitler acı gerçektir. Yani Batı da bu ayıplardan tamamen kurtulmuş değildir.
           Şaşırtın dünyayı ve Türkiye’yi Sn. Başbakan. Oy hesapsız, rövanş duygusu yaşamadan bu ayıplardan kurtarın ülkeyi. Siyasi görüşleri bir kenara kaldırarak... Siyasi düşmanlarınızın da yaşam haklarına sahip çıkın. Bu konular siyasi polemikleri açık ara sollar!  Saygılarımla… 

SN ERDOĞAN: LÜTFEN ÖNYARGISIZ OKUYUN! / Bedri Baykam / 4 Ekim 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..

            Sn Erdoğan, size bu açık mektubu uğradığım bıçaklı saldırının, dünkü ilk duruşmasından sonra yazıyorum. Yanlış anlamayın, hedefim o konuyu açıp, hükümetin o saldırıyla ilgilenmemesi konusunda sitem etmek de değil, hiç anlaşamadığımız siyasi konular da değil. Ne Ergenekon, ne AB, ne Gazze, ne öğretmen atamaları… Hatta “İnsanlık Anıtı” veya sanattan da söz etmeyeceğim! Yaşama siyah-beyaz kadar farklı baktığımızı biliyoruz. Herhalde konuların yüzde 80’inde anlaşmıyoruz. Size bugün sıkışık gündemde hiçbir zaman ilk sıraya yükselemeyen, hapishanelerde tutuklu ve hükümlülerin yaşam koşulları ve sağlık sorunları konusunda yazıyorum. Hedefim bu hassas konu üzerinden polemik başlatmak değil, bazı bildiğinizi gerçekleri hatırlatmak.
            Sn Başbakan, siz ülkenin ve tüm vatandaşlarınızın geleceği kadar, hapishanelerde yaşayan on binlerce insanın yaşamından sorumlusunuz. Bir banka ne kadar reklam yaparsa yapsın, gişe memurunun tutumu kadar puan alır. Bir hükümet de, döneminde istediği kadar yatırım veya gökdelen yapılsın, ancak sokaklarındaki evsizler ve hapishanelerdeki insanlarının yaşam koşulları kadar vardır. Bunu kimse değiştiremez. Bir çağdaş ülkenin demokratik seviyesi, ancak bu verilerle belli olur. “İleri demokrasi” dediğiniz ve üzerinde hiç anlaşamadığımız konuları rafa kaldırıyorum. Ama bu konu hakkında hiç kimsenin farklı bir görüşü olamaz. Şu anda çocukları, babaları, kardeşleri, hapiste ağır sağlık koşullarında ölümle pençeleşen binlerce insan, siyasi görüşleri ne olursa olsun, hükümetin gözünün içine bakıyorlar. Devlet tüm vatandaşlarına, belki en ileri ülkelerin sağlık hizmetlerini en üst seviyede veremeyebilir, ama hapishanelerde yaşayan tüm vatandaşlarının tırnak batmasından ağır kansere kadar, her sağlık durumlarından sorumludur. Vicdan sahibi ve vatandaşlarına saygılı bir devletin namusu, hücrelerde yaşayan insanların, ülkenin en zengin, en forslu, en ünlü kişilerinin aldığı tıbbi desteği alabilmesini sağlamaktır. Siz bir hapishane deneyimi geçirdiğiniz için bu vatandaşların yaşadığı ağır şartları iyi bilirsiniz. Lütfen bu mahkumlarla ve aileleriyle empati kurun.
            Sn Erdoğan, hapishanelerde “yaşama tutunmaya” çalışan bu insanlar sizin yakınlarınız da olabilirdi. Yürütmenin başı, “hapishane misafirleri”nin her biriyle eşit mesafede olmaya mecburdur.  Onlar basına göre “Ergenekoncu, şeriatçı, PKK’lı,  faşist, dolandırıcı veya hırsız” olabilirler. Ama sonuçta her biri özgürlükleri ellerinden alınmış vatandaşlarınızdır. Onların rahatsızlıklarının ileri ağır safhalara geçmesini bekleyemez kimse. Şikayetleri en hızlı şekilde tıbbi müdahale olarak karşılığını bulmalıdır. Örneğin Sn Fatih Hilmioğlu’nun kanser olduğu konuşuluyorsa, lütfen onun durumunu takip ettirin. Kimsenin hastalığının ilerlemesi beklenmez. Yarın hastalansa, beni öldürmeye çalışan şahıs için de aynı talebi size iletirim. Uygarlık bunu gerektirir.
            Sn Erdoğan, sık sık dini referansları siyasi söylemin içinde kendi üslubunuzda kullanıyorsunuz. Dünyada her din, insanların yaşam haklarına sahip çıkar. Her canlıda Tanrı’dan bir parça görür. Bu zor durumu yaşayan insanlar ise, somut olarak bu dünyada hükümete sığınmak durumundadırlar. Ama onların her biri dini görüşleri ile siyasi fikirlerini ayırabilen gururlu insanlardır. Zaten sizden dini veya insani merhamet değil, vatandaşlık haklarını talep etmektedirler.
           AB ile görüşmelerimiz sürüyor mu, siz daha iyi bilirsiniz!. Avrupa insan Hakları Sözleşmesi’ni ezbere bilmesek de, bazı temel maddeleri hatırlayabiliriz: 2. Madde, insanların güvenliğini ve canını garanti altına alır. 3. Madde, insanlık dışı ve aşağılayıcı davranışları engeller. İnsanlığımız adına ne acıdır ki, kendi yasaları ve Avrupa insan hakları sözleşmesine imza atmış ileri ülkeler bile, hapishanelerindeki mahkumların tüm yaşam şartlarından sorumlu olmalarına rağmen AİHM tarafından ağır cezalar alabilmektedirler: Mahkumlar, muayene veya kemoterapiyi kelepçe vurulmuş olarak görmek gibi, aşağılayıcı davranışlara maruz kalabilmektedirler. Şartları Türkiye’den çok daha iyi olsa dahi, bu tespitler acı gerçektir. Yani Batı da bu ayıplardan tamamen kurtulmuş değildir.
           Şaşırtın dünyayı ve Türkiye’yi Sn. Başbakan. Oy hesapsız, rövanş duygusu yaşamadan bu ayıplardan kurtarın ülkeyi. Siyasi görüşleri bir kenara kaldırarak... Siyasi düşmanlarınızın da yaşam haklarına sahip çıkın. Bu konular siyasi polemikleri açık ara sollar!  Saygılarımla… 

28 Eylül 2011 Çarşamba

BEDRİ BAYKAM VE TUBA KURTULMUŞ'UN UĞRADIKLARI BIÇAKLI SALDIRININ DURUŞMA GÜNÜ 3 EKİM 2011 PAZARTESİ‏



SAYI : 1886/77                                                                                                   TARIH : 23. 09. 2011

BEDRİ BAYKAM VE TUBA KURTULMUŞ’UN UĞRADIKLARI BIÇAKLI SALDIRININ
DURUŞMA GÜNÜ 3 EKİM 2011 PAZARTESİ

UPSD Başkanı Bedri Baykam ve asistanı Tuba Kurtulmuş’un, 18 Nisan 2011 günü uğradıkları, ölümcül bıçaklı saldırının duruşması, 3 Ekim Pazartesi günü, İstanbul Çağlayan Adalet Sarayı’nda  saat 11 :00’de görülmeye başlanacaktır.
İstanbul 1. Agir Ceza Mahkemesi (Çağlayan) tarafından görülecek, 2011/263 dosya numaralı davayı,Türkiye’de baskılar ve tehditler altında yaşayan, çağdaş Atatürkçü yazarlara ve her kesime yönelik saldırıları ve şiddeti kınayan, duyarlı yurttaşların izlemesi dileğimizdir. Bir gün herkese yönelebilecek, bu ağır şiddet eyleminin yargılanacağı davayı takip etmek isteyen tüm vatandaşlarımızı, kitle toplum örgütlerini ve medyayı  duruşmaya davet ediyoruz.  

UNESCO AIAP TÜRKİYE ULUSAL KOMİTESİ
ULUSLARARASI  PLASTİK SANATLAR DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU
Maçka Demokrasi Parkı Sanatçı İşlikleri
Şişli Evlendirme yanı
Şişli –İstanbul
0212 247 36 85
0212 247 62 83