9 Nisan 2011 Cumartesi

ALEX BÖYLE İSTEDİ... / Bedri Baykam / Fotogol yazisi

Fenerbahçe kendisine pek uğurlu gelmeyen bir deplasmanda 3 puanı 3 golle alırken şampiyonluk yolunda önemli bir engeli atlatmayı başardı...
Maçtan önce es-es taraftarınuı keyifle izlerken aklıma o takımın 1960 lardaki heyecan verici günleri geldi. Kırmızı şimşekler de o izlere uygun bir başlangıç yaptılar. 6. dakikada hızlı bir kontratakta Batuhan'ın golü bir kafa vuruşundan çok bir basketçinin şık smaçını hatırlattı bana. Ama geçen haftaki Bursa beraberliğinin de etkisiyle taraftarın kalbinin fazla sıkışmasına kaptan Alex izin veremezdi. Önce Caner'le girdiği verkaç, hemen ardından Niang'a adrese teslim yolladığı ara pasla sekiz dakikaya sığdırdığı iki asistle skoru 2-1 e taşıyıverdi.
Özellikle Caner'in yeni yerinde getirdiği hareketlilik ve Alex'in maestroluguyla sarı lacivertliler hücumlarını çok rahat bir akışla gerçekleştirmeye başladılar. Bu anlarda 21 ve 27. dakikalarda Alex'in vurduğu çok iyi kafa şutlarını Izvestia başarılı reflekslerle çıkarmasa maç baştan kopup gidecekti. Bu dakikalardan sonra sarı lacivertliler ortada top dolaştırırken dar alanda kısa paslaşmalarda abartıya kaçınca, kimi tehlikeli top kaptırmalar yaşadılarsa da, devreyi kontrollü şekilde 2-1 e taşıyabildiler.
İkinci yarıya her iki takım da hata yapmaktan korkarak temkinli başladılar. Niang 60. dakikada kontratağında egoistlik yapmayıp Alex'e topu yuvarlamadı. Oyunu orta sahada rölantiye alan Fenerbahçe adına 70. dakikada tarihi bir an yaşandı ve Lugano sarı kartını belki hayatında ilk defa kabul etti!
Maçın kırılma anı 75. dakikaydı. Batuhan'ın kafa şutu Volkan'a rağmen direğe çarptı ve dönen tehlikeli topta kaleyi bulmadı. Bu futbol tanrılarının kanaryayı koruduğu bir saniyeydi.
Aykut Hoca doğru değişiklikleri yaptıktan sonra dünyanın en iyi gol/dakika sayısı oranına sahip oyuncularından Semih, beliyle bilinçli bir 3. golü filelere bırakarak perdeyi indirdi.
TV de spiker "Alex-Niang-Semih beraber oynarken yalnız 3 gol atmışlar" diye ahkam kesti. Ben de ona soruyorum burdan: "Beraber kaç maç oynadılar ki?"...

ALEX BÖYLE İSTEDİ... / Bedri Baykam / Fotogol yazisi

Fenerbahçe kendisine pek uğurlu gelmeyen bir deplasmanda 3 puanı 3 golle alırken şampiyonluk yolunda önemli bir engeli atlatmayı başardı...
Maçtan önce es-es taraftarınuı keyifle izlerken aklıma o takımın 1960 lardaki heyecan verici günleri geldi. Kırmızı şimşekler de o izlere uygun bir başlangıç yaptılar. 6. dakikada hızlı bir kontratakta Batuhan'ın golü bir kafa vuruşundan çok bir basketçinin şık smaçını hatırlattı bana. Ama geçen haftaki Bursa beraberliğinin de etkisiyle taraftarın kalbinin fazla sıkışmasına kaptan Alex izin veremezdi. Önce Caner'le girdiği verkaç, hemen ardından Niang'a adrese teslim yolladığı ara pasla sekiz dakikaya sığdırdığı iki asistle skoru 2-1 e taşıyıverdi.
Özellikle Caner'in yeni yerinde getirdiği hareketlilik ve Alex'in maestroluguyla sarı lacivertliler hücumlarını çok rahat bir akışla gerçekleştirmeye başladılar. Bu anlarda 21 ve 27. dakikalarda Alex'in vurduğu çok iyi kafa şutlarını Izvestia başarılı reflekslerle çıkarmasa maç baştan kopup gidecekti. Bu dakikalardan sonra sarı lacivertliler ortada top dolaştırırken dar alanda kısa paslaşmalarda abartıya kaçınca, kimi tehlikeli top kaptırmalar yaşadılarsa da, devreyi kontrollü şekilde 2-1 e taşıyabildiler.
İkinci yarıya her iki takım da hata yapmaktan korkarak temkinli başladılar. Niang 60. dakikada kontratağında egoistlik yapmayıp Alex'e topu yuvarlamadı. Oyunu orta sahada rölantiye alan Fenerbahçe adına 70. dakikada tarihi bir an yaşandı ve Lugano sarı kartını belki hayatında ilk defa kabul etti!
Maçın kırılma anı 75. dakikaydı. Batuhan'ın kafa şutu Volkan'a rağmen direğe çarptı ve dönen tehlikeli topta kaleyi bulmadı. Bu futbol tanrılarının kanaryayı koruduğu bir saniyeydi.
Aykut Hoca doğru değişiklikleri yaptıktan sonra dünyanın en iyi gol/dakika sayısı oranına sahip oyuncularından Semih, beliyle bilinçli bir 3. golü filelere bırakarak perdeyi indirdi.
TV de spiker "Alex-Niang-Semih beraber oynarken yalnız 3 gol atmışlar" diye ahkam kesti. Ben de ona soruyorum burdan: "Beraber kaç maç oynadılar ki?"...

6 Nisan 2011 Çarşamba

TÜRKİYE'NİN GİRİŞİMİYLE "DÜNYA SANAT GÜNÜ" BELİRLENDİ… LEONARDO DA VİNCİ'NİN DOĞUM GÜNÜ 15 NİSAN ARTIK "DÜNYA SANAT GÜNÜ"!







ACİL BASIN BÜLTENİ


TÜRKİYE’NİN GİRİŞİMİYLE “DÜNYA SANAT GÜNÜ” BELİRLENDİ…
LEONARDO DA VİNCİ’NİN DOĞUM GÜNÜ 15 NİSAN
ARTIK “DÜNYA SANAT GÜNÜ”!

MEKSİKA’NIN GUADALAJARA KENTİNDE YAPILAN 17. DÜNYA PLASTİK SANAT DERNEKLERİ GENEL KURULU’NDA (A.I.A.P) TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDEN UPSD’NİN (ULUSLARARASI PLASTİK SANATLAR DERNEĞİ) ÖNERİSİYLE
LEONARDO DA VİNCİ’NİN DOĞUM GÜNÜ OLAN 15 NİSAN, “DÜNYA SANAT GÜNÜ” İLAN EDİLDİ!

BEDRİ BAYKAM (A.I.A.P.) DÜNYA PLASTİK SANAT DERNEKLERİ YÜRÜTME KURULU’NA SEÇİLDİ.

Meksika’nın Guadalajara kentinde “Instituto Cultural Cabanas” da yapılan 17. Dünya Sanat Dernekleri (A.I.A.P.) Genel Kurulu’nun dün biten ilk gün çalışmalarından sonra, Türkiye’yi temsil eden Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin girişimiyle, ünlü İtalyan Sanatçı Leonardo Da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan, “Dünya Sanat Günü” ilan edildi.
Türkiye Delegasyonu’nu temsil eden UPSD Başkanı Bedri Baykam’ın önerisiyle gündeme gelen bu karar, dört yılda bir toplanan Dünya Genel Kurulu’na damgasını vurdu.

Baykam, Genel Kurul’un ilk gününde Divan Kurulu’na bir önerge vererek bir teklif sunacağını bildirdi. Öğleden sonra görüşmelerinde söz alan Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Baykam, üç sayfalık bir metinle ve Türkiye’yi temsil eden UPSD Yönetim Kurulu’nun aldığı bir kararla Rönesans’ın unutulmaz efsanevi ismi, İtalyan ressam, heykeltıraş, filozof, bilim insanı, matematikçi ve her şeyden önce büyük sanatçı Leonardo’nun doğum gününün “Dünya Sanat Günü” ilan edilmesini önerdi. Baykam ayrıca Genel Kurul’a sunduğu Türkiye masası önerisini daha önceden İsveç, Irak, Çin, Slovakya, Fransa, Norveç, Güney Kıbrıs, Meksika, Japonya ve Afrika Bölgeleri temsilcilerinin onaylamaları ve imzalamalarını sağladı. Genel Kurul Divan Başkanı’nın oylamaya sunduğu öneri, oy birliğiyle itiraz görmeden kabul edildi. Böylece 15 Nisan 2012, tüm ülkelerin ulusal sanat dernekleri komitelerinin ortak kararıyla ilk defa tüm dünyada “Dünya Sanat Günü” olarak kutlanacak.

Türkiye’nin kabul ettirdiği bu tarihi öneriyle artık dünyada “İşçi Bayramı”, “Kadın Hakları Günü”, “Barış Günü”, “Sevgililer Günü” gibi günlerden sonra “Sanat Günü” de olacak. Önergeye Türkiye adına Baykam’ın yanı sıra Guadalajara Genel Kurulu’na katılan Safiye Mine Erdurak ve UPSD Yönetim Kurulu’nda yer alan şu diğer isimler imza attı: Bahri Genç, Hülya Küpçüoğlu, Berna Erkün, Melik İskender, Murat Havan.

Baykam Genel Kurul’a sunumunu yaparken, özellikle Leonardo’nun disiplinlerarası geçiş kabiliyeti ve yorulmaz yaratıcılığı üzerinde durdu. “Dünya Sanat Günü”nü belirlemenin sanat ekonomisi ve piyasasını canlandırmanın yanı sıra, dünyaya ve yeni kuşaklara sanat bilinci ve sanata saygıyı getireceğini savunan Baykam’ın geçirdiği önerge, uzun uzun alkışlandı.

İsveç Delegasyonu Başkanı Anders Liden, Guadalajara’da alınan bu kararın dünya sanatı için tarihi bir an ve bir mihenk taşı olduğunu söyledi ve Türkiye’yi övdü. Avrupa A.I.A.P. Başkanı Christos Symeonides de bu karar sayesinde A.I.A.P’ın evrensel planda öneminin artabileceğini ve çok daha görünür hale gelebileceğini savundu

Ardından devam edilen Genel Kurul çalışmalarında, A.I.A.P. Avrupa Başkanı Christos Symeonides ve Bedri Baykam, Mehmet Aksoy’un yıkılmak istenen “İnsanlık Anıtı” konusunda Genel Kurul’a bilgi verdiler. Genel Kurul, bu konuda, yeni seçilecek Başkan ve Yürütme Kurulu’nun bu Anıtın korunması konusunda yetkilendirilmelerine ve gerekli girişimleri yapmalarına karar aldı.


Daha sonra seçimlere geçildi ve Meksikalı Rosa Maria Burillo, Çinli Başkan Liu Dawei’in ardından A.I.A.P Dünya Başkanı olurken, Bedri Baykam da 5 bölgesel sorumlu koordinatörden biri olarak Yürütme Kuruluna seçildi.
DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN: Hülya Küpçüoğlu---UPSD Tel: +90532 227 75 70


Saygılarımızla;

Bedri Baykam
UNESCO-AIAP Türkiye Ulusal Komitesi
Uluslararası Plastık Sanatlar Derneği
Başkan

Yönetim Kurulu
Bahri Genç
Safiye Mine Erdurak
Berna Erkün
Hülya Küpçüoğlu
Murat Havan
Melik İskender

TÜRKİYE'NİN GİRİŞİMİYLE "DÜNYA SANAT GÜNÜ" BELİRLENDİ… LEONARDO DA VİNCİ'NİN DOĞUM GÜNÜ 15 NİSAN ARTIK "DÜNYA SANAT GÜNÜ"!







ACİL BASIN BÜLTENİ


TÜRKİYE’NİN GİRİŞİMİYLE “DÜNYA SANAT GÜNÜ” BELİRLENDİ…
LEONARDO DA VİNCİ’NİN DOĞUM GÜNÜ 15 NİSAN
ARTIK “DÜNYA SANAT GÜNÜ”!

MEKSİKA’NIN GUADALAJARA KENTİNDE YAPILAN 17. DÜNYA PLASTİK SANAT DERNEKLERİ GENEL KURULU’NDA (A.I.A.P) TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDEN UPSD’NİN (ULUSLARARASI PLASTİK SANATLAR DERNEĞİ) ÖNERİSİYLE
LEONARDO DA VİNCİ’NİN DOĞUM GÜNÜ OLAN 15 NİSAN, “DÜNYA SANAT GÜNÜ” İLAN EDİLDİ!

BEDRİ BAYKAM (A.I.A.P.) DÜNYA PLASTİK SANAT DERNEKLERİ YÜRÜTME KURULU’NA SEÇİLDİ.

Meksika’nın Guadalajara kentinde “Instituto Cultural Cabanas” da yapılan 17. Dünya Sanat Dernekleri (A.I.A.P.) Genel Kurulu’nun dün biten ilk gün çalışmalarından sonra, Türkiye’yi temsil eden Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin girişimiyle, ünlü İtalyan Sanatçı Leonardo Da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan, “Dünya Sanat Günü” ilan edildi.
Türkiye Delegasyonu’nu temsil eden UPSD Başkanı Bedri Baykam’ın önerisiyle gündeme gelen bu karar, dört yılda bir toplanan Dünya Genel Kurulu’na damgasını vurdu.

Baykam, Genel Kurul’un ilk gününde Divan Kurulu’na bir önerge vererek bir teklif sunacağını bildirdi. Öğleden sonra görüşmelerinde söz alan Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Baykam, üç sayfalık bir metinle ve Türkiye’yi temsil eden UPSD Yönetim Kurulu’nun aldığı bir kararla Rönesans’ın unutulmaz efsanevi ismi, İtalyan ressam, heykeltıraş, filozof, bilim insanı, matematikçi ve her şeyden önce büyük sanatçı Leonardo’nun doğum gününün “Dünya Sanat Günü” ilan edilmesini önerdi. Baykam ayrıca Genel Kurul’a sunduğu Türkiye masası önerisini daha önceden İsveç, Irak, Çin, Slovakya, Fransa, Norveç, Güney Kıbrıs, Meksika, Japonya ve Afrika Bölgeleri temsilcilerinin onaylamaları ve imzalamalarını sağladı. Genel Kurul Divan Başkanı’nın oylamaya sunduğu öneri, oy birliğiyle itiraz görmeden kabul edildi. Böylece 15 Nisan 2012, tüm ülkelerin ulusal sanat dernekleri komitelerinin ortak kararıyla ilk defa tüm dünyada “Dünya Sanat Günü” olarak kutlanacak.

Türkiye’nin kabul ettirdiği bu tarihi öneriyle artık dünyada “İşçi Bayramı”, “Kadın Hakları Günü”, “Barış Günü”, “Sevgililer Günü” gibi günlerden sonra “Sanat Günü” de olacak. Önergeye Türkiye adına Baykam’ın yanı sıra Guadalajara Genel Kurulu’na katılan Safiye Mine Erdurak ve UPSD Yönetim Kurulu’nda yer alan şu diğer isimler imza attı: Bahri Genç, Hülya Küpçüoğlu, Berna Erkün, Melik İskender, Murat Havan.

Baykam Genel Kurul’a sunumunu yaparken, özellikle Leonardo’nun disiplinlerarası geçiş kabiliyeti ve yorulmaz yaratıcılığı üzerinde durdu. “Dünya Sanat Günü”nü belirlemenin sanat ekonomisi ve piyasasını canlandırmanın yanı sıra, dünyaya ve yeni kuşaklara sanat bilinci ve sanata saygıyı getireceğini savunan Baykam’ın geçirdiği önerge, uzun uzun alkışlandı.

İsveç Delegasyonu Başkanı Anders Liden, Guadalajara’da alınan bu kararın dünya sanatı için tarihi bir an ve bir mihenk taşı olduğunu söyledi ve Türkiye’yi övdü. Avrupa A.I.A.P. Başkanı Christos Symeonides de bu karar sayesinde A.I.A.P’ın evrensel planda öneminin artabileceğini ve çok daha görünür hale gelebileceğini savundu

Ardından devam edilen Genel Kurul çalışmalarında, A.I.A.P. Avrupa Başkanı Christos Symeonides ve Bedri Baykam, Mehmet Aksoy’un yıkılmak istenen “İnsanlık Anıtı” konusunda Genel Kurul’a bilgi verdiler. Genel Kurul, bu konuda, yeni seçilecek Başkan ve Yürütme Kurulu’nun bu Anıtın korunması konusunda yetkilendirilmelerine ve gerekli girişimleri yapmalarına karar aldı.


Daha sonra seçimlere geçildi ve Meksikalı Rosa Maria Burillo, Çinli Başkan Liu Dawei’in ardından A.I.A.P Dünya Başkanı olurken, Bedri Baykam da 5 bölgesel sorumlu koordinatörden biri olarak Yürütme Kuruluna seçildi.
DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN: Hülya Küpçüoğlu---UPSD Tel: +90532 227 75 70


Saygılarımızla;

Bedri Baykam
UNESCO-AIAP Türkiye Ulusal Komitesi
Uluslararası Plastık Sanatlar Derneği
Başkan

Yönetim Kurulu
Bahri Genç
Safiye Mine Erdurak
Berna Erkün
Hülya Küpçüoğlu
Murat Havan
Melik İskender

5 Nisan 2011 Salı

Secim gecesi pisman olmamak icin... / Bedri Baykam / 5 Nisan 2011 Cumhuriyet makalesi..

Dünyanın öbür ucundayım. Meksika’nın Guadalajara kenti, kendi içinde fazla iddia taşımayan, biraz terkedilmiş, biraz kırık dökük bir sakin orta Amerika kenti… Hani gazetelerde rastlarız ya? “Yazarımız Güney Afrika’da olduğundan ve yazısı elimize ulaşmadığından yayınlayamıyoruz” gibi açıklamalar… Ben ömrümde tek bir gün okuyucularıma bunu söyletmedim… Yanlış anlamayın bunu söyleyene tabii ki saygım var ama ben olaya bir disiplin penceresinden bakıp böyle bir hak kullanmamaya karar verdiğim için, UPSD Genel Sekreteri Safiye Erdurak ile katılacağım Dünya Sanat Dernekleri Genel Kurulu'nun başlamasına saatler kala, uyumak yerine sizlere yazmayı tercih ediyorum
Aslında vatandan o kadar uzakken ilginç bir şekilde insan kuş bakışı olarak ülkeye de, kendi hayatına da daha geniş açıyla bakabiliyor… İşte Türkiye’nin girdiği seçim sürecinden, gençlerimizin yarınlara nasıl baktığı, ya da halkın “umut” kavramıyla ne kadar ilgili olduğuna kadar bir dizi konu aklımda cirit atıyor.
Seçimlerin ülkenin önünü açıp açamayacağı sorusu, tabii ki en kritik tereddütleri beraberinde getiriyor. Orada da, ne yazık ki görülen manzara şu: Ne DSP Başkanı, ne diğer küçük partileri yönetenler, ne sivil toplum kuruluşları: hiç kimse geçmiş mağlubiyetlerden bir ders çıkarmamış ve herkes delice planlar peşinde… Mesela biri kalkmış Facebook'tan “ neden oyların yalnız Osman Pamukoğlu’na verilmesi gerektiği” konusunda kompozisyonlar döktürmüş. Maalesef elimden geldiği nezakette bir fırça geçtim. Ülke uçurumun dibine gelmiş insanlar hala eksantriklik peşinde! Herkesi ikaz etmeyi görev biliyorum: Seçim gecesi yaşanacak pişmanlıkların sizlere hiçbir faydası olmayacak! O gece insanlar yalnız AKP ve CHP oylarına bakacaklar her bölgede. Bu hükümeti samimiyetle eleştiren biri, %10 barajına takılacak küçük partilere oy veremez, oyunu yırtıp atamaz! CHP tüm muhalif oyların toplanması gereken tek siyasi Partidir. Bunun dışında muhalif oyların yegane gidebilecekleri yer, seçime bağımsız giren ve bir kısmı Silivri'de bulunan adaylardır.
Aslında bana sorsanız bu ince hesapları engelleyebilecek tek hamle, CHP'nin her türlü pazarlığı yaparak bir abi gibi solu toparlaması ve tüm muhalifleri bir şekilde bünyesine alarak seçim serüvenine girmesiydi. Bunu başarmak CHP'nin olmazsa olmaz ödevi olmalıydı… Şimdi bu makale yayınlandıktan sonra adayların kesin açıklanacağı tarihe bir haftadan az kalmış olacak. Kılıçdaroğlu ve takım arkadaşları bu mahsurları ve bölünmeleri ne ölçüde engelleyebiliyorlar, ben de bilmiyorum. (10 gündür yurtdışındayım. Seçim dedikodularını o kadar zamandır yeterince alamadığım gibi, Akdeniz Üniversitesi’nin bana verdiği “Akdeniz Art Sanatın Tanıtımına Katkı Ödülü”nü bile almaya gidemedim, yönetim kurulumdan bir arkadaşımı yolladım) Bildiğim tek şey, bölünme kanamasının durması gerektiği! Bu kadar akılsız bir siyasi intihardan ülke hala rahatsız değilse acele olarak bir ruh doktorunun devreye girmesi gerekiyor! Tam 25 yıldır bu ülkede solun birbirini sabote etmesini önlemeye çalışıyorum…
Bu parçalanmanın arkasında bir ideolojik sebep olduğu söylendiği zaman bu da anlaşılmaz ama hafifletici bir neden olarak görenler olabilir. Ben buna da kesinlikle hoşgörüyle bakmıyorum ama esas derdim koltuk kavgasından ülkeye bu kötülüğü yapanlar! Bazı küçük Partilerin birleşmeye yanaşmamalarının nedeni, televizyonlarda yer kapma savaşı veya sıfat yitirme korkusu! Aksini söyleyebilen var mı?
Evvelsi hafta “aday olmama” kararı aldım. Halktan ve gençlerden aldığım büyük desteğe rağmen. Bunun derin nedenleri bende kalsın ama bunun kesinlikle “sorumluluktan kaçma” olmadığını lütfen bilin. CHP'nin bu dar kulvarda, bu süreçte Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal gibilerini aday gösterilmesini tercih ederim. 11 Nisan’da adaylar açıklandıktan sonra kimse bana gelip hayal kırıklığından söz etmesin. Aday olamayınca Partiyi kötüleyecek olanlar derhal şimdiden bıraksın! Zaten bu özürlü, ayıplı, çirkin sistemi kimse kabul edemez. Sekiz ay boyunca CHP'nin mükemmel bir tüzüğe kavuşması için yaptığımız çabaları düşündüğümde bir tuhaf oluyorum ve “lütfen bu artık son olsun” diyorum. Bu halk kendi seçtiği insanları parlamentoda görmeyi hak ediyor… Ricam herkese: Lütfen sandıkta intiharın önüne geçin ve çalışın: Eşim yanımda ve bu makalenin tıpkısını bir önceki seçimde aynı başlıkla yazdığımı iddia ediyor! Kontrol sizden! Ne yazık ki bazı şeyler çok zor değişiyor!

Secim gecesi pisman olmamak icin... / Bedri Baykam / 5 Nisan 2011 Cumhuriyet makalesi..

Dünyanın öbür ucundayım. Meksika’nın Guadalajara kenti, kendi içinde fazla iddia taşımayan, biraz terkedilmiş, biraz kırık dökük bir sakin orta Amerika kenti… Hani gazetelerde rastlarız ya? “Yazarımız Güney Afrika’da olduğundan ve yazısı elimize ulaşmadığından yayınlayamıyoruz” gibi açıklamalar… Ben ömrümde tek bir gün okuyucularıma bunu söyletmedim… Yanlış anlamayın bunu söyleyene tabii ki saygım var ama ben olaya bir disiplin penceresinden bakıp böyle bir hak kullanmamaya karar verdiğim için, UPSD Genel Sekreteri Safiye Erdurak ile katılacağım Dünya Sanat Dernekleri Genel Kurulu'nun başlamasına saatler kala, uyumak yerine sizlere yazmayı tercih ediyorum
Aslında vatandan o kadar uzakken ilginç bir şekilde insan kuş bakışı olarak ülkeye de, kendi hayatına da daha geniş açıyla bakabiliyor… İşte Türkiye’nin girdiği seçim sürecinden, gençlerimizin yarınlara nasıl baktığı, ya da halkın “umut” kavramıyla ne kadar ilgili olduğuna kadar bir dizi konu aklımda cirit atıyor.
Seçimlerin ülkenin önünü açıp açamayacağı sorusu, tabii ki en kritik tereddütleri beraberinde getiriyor. Orada da, ne yazık ki görülen manzara şu: Ne DSP Başkanı, ne diğer küçük partileri yönetenler, ne sivil toplum kuruluşları: hiç kimse geçmiş mağlubiyetlerden bir ders çıkarmamış ve herkes delice planlar peşinde… Mesela biri kalkmış Facebook'tan “ neden oyların yalnız Osman Pamukoğlu’na verilmesi gerektiği” konusunda kompozisyonlar döktürmüş. Maalesef elimden geldiği nezakette bir fırça geçtim. Ülke uçurumun dibine gelmiş insanlar hala eksantriklik peşinde! Herkesi ikaz etmeyi görev biliyorum: Seçim gecesi yaşanacak pişmanlıkların sizlere hiçbir faydası olmayacak! O gece insanlar yalnız AKP ve CHP oylarına bakacaklar her bölgede. Bu hükümeti samimiyetle eleştiren biri, %10 barajına takılacak küçük partilere oy veremez, oyunu yırtıp atamaz! CHP tüm muhalif oyların toplanması gereken tek siyasi Partidir. Bunun dışında muhalif oyların yegane gidebilecekleri yer, seçime bağımsız giren ve bir kısmı Silivri'de bulunan adaylardır.
Aslında bana sorsanız bu ince hesapları engelleyebilecek tek hamle, CHP'nin her türlü pazarlığı yaparak bir abi gibi solu toparlaması ve tüm muhalifleri bir şekilde bünyesine alarak seçim serüvenine girmesiydi. Bunu başarmak CHP'nin olmazsa olmaz ödevi olmalıydı… Şimdi bu makale yayınlandıktan sonra adayların kesin açıklanacağı tarihe bir haftadan az kalmış olacak. Kılıçdaroğlu ve takım arkadaşları bu mahsurları ve bölünmeleri ne ölçüde engelleyebiliyorlar, ben de bilmiyorum. (10 gündür yurtdışındayım. Seçim dedikodularını o kadar zamandır yeterince alamadığım gibi, Akdeniz Üniversitesi’nin bana verdiği “Akdeniz Art Sanatın Tanıtımına Katkı Ödülü”nü bile almaya gidemedim, yönetim kurulumdan bir arkadaşımı yolladım) Bildiğim tek şey, bölünme kanamasının durması gerektiği! Bu kadar akılsız bir siyasi intihardan ülke hala rahatsız değilse acele olarak bir ruh doktorunun devreye girmesi gerekiyor! Tam 25 yıldır bu ülkede solun birbirini sabote etmesini önlemeye çalışıyorum…
Bu parçalanmanın arkasında bir ideolojik sebep olduğu söylendiği zaman bu da anlaşılmaz ama hafifletici bir neden olarak görenler olabilir. Ben buna da kesinlikle hoşgörüyle bakmıyorum ama esas derdim koltuk kavgasından ülkeye bu kötülüğü yapanlar! Bazı küçük Partilerin birleşmeye yanaşmamalarının nedeni, televizyonlarda yer kapma savaşı veya sıfat yitirme korkusu! Aksini söyleyebilen var mı?
Evvelsi hafta “aday olmama” kararı aldım. Halktan ve gençlerden aldığım büyük desteğe rağmen. Bunun derin nedenleri bende kalsın ama bunun kesinlikle “sorumluluktan kaçma” olmadığını lütfen bilin. CHP'nin bu dar kulvarda, bu süreçte Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal gibilerini aday gösterilmesini tercih ederim. 11 Nisan’da adaylar açıklandıktan sonra kimse bana gelip hayal kırıklığından söz etmesin. Aday olamayınca Partiyi kötüleyecek olanlar derhal şimdiden bıraksın! Zaten bu özürlü, ayıplı, çirkin sistemi kimse kabul edemez. Sekiz ay boyunca CHP'nin mükemmel bir tüzüğe kavuşması için yaptığımız çabaları düşündüğümde bir tuhaf oluyorum ve “lütfen bu artık son olsun” diyorum. Bu halk kendi seçtiği insanları parlamentoda görmeyi hak ediyor… Ricam herkese: Lütfen sandıkta intiharın önüne geçin ve çalışın: Eşim yanımda ve bu makalenin tıpkısını bir önceki seçimde aynı başlıkla yazdığımı iddia ediyor! Kontrol sizden! Ne yazık ki bazı şeyler çok zor değişiyor!

29 Mart 2011 Salı

KİM TUTAR SİZİ? HADİ TAM GAZ İLERİ! / Bedri Baykam / 29 Mart 2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesi makalesi..

Lütfen söyler misiniz böyle bir ülkeyi hangi komedi filminde izlediniz? Ben artık takip edemez oldum!

VARAN BİR: İşadamları kulübü TÜSİAD’ın Başkanı, Yeni Demokrasi Hareketi’nin içinde ukde kalmış artıklarını “Anayasa Taslağı” olarak “tartışmaya açıyor”. Sıkı durun, çünkü bu hamle YDH’nın %0,4’lük 1994 hezimetinin acısını çıkarırcasına ülkeye bu sefer darbe taşımış! Evet, şaka değil. Çünkü Anayasa Taslağı’nda “değiştirilmesi talep dahi edilemeyecek maddeler” arasında yer alan ilk maddenin içi yok edilerek, “Türkiye Cumhuriyeti bir devlettir” sınırına çekilmiş! Yani laikmiş, sosyalmiş, hukukmuş, boş verin! Bilmeyenlere hatırlatalım: Bu 1. Madde’yi ancak silahlı darbe yapıp ülkeyi sıfırdan şekillendirirseniz değiştirebilirsiniz! Kafanıza göre Cappucino içerken eskisini çöpe atamazsınız. Ama herhalde “para gücü” bu denetimsiz ortamda sizi kanatlandırıveriyor (!). Sn. Boyner, AKP’nin hukuktaki “İşleri kılıfına uydurma” bürosu şefi Sn. Özbudun’la bu hazırlığı yapacağınız yerde, neden Sn. Yekta Güngör Özden veya Sn. Sabih Kanadoğlu gibi bu işin en saygın duayen isimleriyle masaya oturmadınız? Bırakın bu oportünist kurnazlıkları…

VARAN İKİ: CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin arkadaşımız, birden kameralar önünde coşup “Biz türbanlı milletvekiline karşı çıkmayız” deyiverdi. Ardından örgüt ve medyadan gelen tepkilerin ardından “CHP’nin gündeminde türbanlı milletvekili yoktur, başka partilerin işlerine de karışmayız” şeklinde bir yarım dönüş gerçekleştirdi! Aşk olsun, bu ürkek tavırlara gerek yok! Çarşaflı üye yapın, demokrat olun! Merve Kavakçı modeline karşı çıkmayın, daha demokrat olun! Eh, biraz cesaretle iki adım öne gidin, türbanlı vekili en önce siz çıkarın, yarın da belki başkan yaparsınız! Sevgili Tekin’den önemli bir ricam var: Partinin tüm geçmişini ve ideolojisini yerle bir edecek böyle beklenmedik ve kaygan zemin çıkışlarını, Parti Meclisi’ne danışıp karara bağlamadan ekranlarda yapmaktan vazgeçsin. CHP, geçici partilerden biri değil. Herkes kafasına göre bir model ile hareket edemez, ideolojiyi, örgütü, seçmenleri yok sayamaz. Hepsinden önemlisi, seçimler bu kadar yaklaşmışken, kimse Partiyi sol kamuoyunda tartışılır hale getiremez! Lütfen biraz parti kültürü ve disiplini… Ayrıca üç türbancı oy peşinde koşarken, kimsenin Atatürkçü oyların altını oyma hakkı yok! Kritik seçim finali yaklaşırken lütfen dikkat!

VARAN ÜÇ: BDP Milletvekili Sebahat Tuncel kafası kızmış, karşısında dikilen polise tokadı basıyor! “Vay anasını sayın seyirciler” diye bir televizyon deyimi vardır, işte medyatik haber diye buna derim! Daha sonra sorulara yanıt verirken, bu hanımefendinin şu sözlerini kulaklarımla duydum: “Polise değil, ama devlete tokat atmak isterdim”. İşte bu sözün bittiği yerdir. Sormak lazım Sn. Ümit Boyner’e, tarif ettikleri “ideolojisiz, köksüz, içi boş” devletin “yeni” tanımında bu tokada itirazları var mı, yoksa bunlar da birinin dediği gibi “Yetmez Ama Evet” kategorisine mi giriyor? Maazallah bu tokadı atan bir Atatürkçü olsaydı, tepkiler ne olurdu düşünebiliyor musunuz?

VARAN DÖRT: “AB standartlarında demokrasi”, “ileri demokrasi”, filan derken bizim “moderen” muhafazakar demokratlar, işi tam azıtıp, yayınlanmamış kitabı, daha kundağına bile gelemeden rahmetli İsmet Paşa’nın deyimiyle “Suçluların Telaşı İçinde”, ana rahminden kürtajla alıp imha etmişler! Bu, kitap toplatıp yakan Hitler döneminin bir adım ilerisidir, tebrikler! İşin en heyecan verici anı, “çifte kavrulmalı” Radikal baskınında yaşananlar! İtiraf edeyim “içimi parçalamaya devam eden” bu sahneleri görünce, sormadan edemiyorum: Acaba Radikalciler, polislere “Yahu siz ne yapıyorsunuz? Biz, o Kemalist statükoculara yanıt hakkı bile vermeden her hafta “düşünce” yazılarımızda onları dümdüz ettik, bu hükümeti kutsadık, bize bu yapılır mı?” dediler mi? Gerçekten eski genel yayın yönetmeni İsmet Berkan veya yazar Ertuğrul Mavioğlu’nun aklından bunlar geçti mi? Aslında o anda üzüleceklerine “ceberrut devlet” ten kurtulup “tam demokrasi”ye (!) geçişi kutlamaları lazım değil miydi?

VARAN BEŞ: Doğan Grubu’nda, “ince kıyım” çalışmaya devam ediyor. Artık hedef bizim gibi “ödünsüz Kemalistler” değil! Yani Çölaşanlar, Bekir Coşkunlar, Ruhat Mengiler, Mine Kırıkkanatlar, Tufan Türençler, onları geçtik! Sıra artık Cüneyt Ülsever düzeyinde “muhafazakâr” hükümetin hafif eleştirmenlerine kadar indi, Onun da yazılarına son verildi…

VARAN ALTI: Bu yazı önünüze gelene kadar kesin oluşur. Siz doldurun!

Sevgili okurlar, önümüzdeki sezon, siyasetimizin bu akıllara sığmaz yaratıcılığına ve akış ritmine yakışır, heyecanlı, sürpriz dolu, “Yok artık!” dedirten soyut resimler yapmayı deneyeceğim! Başarırsam kim tutar beni! Tam gaz ileri!