31 Ağustos 2017 Perşembe

ADALET KURULTAYI’NIN ARTILARI VE EKSİLERİ CHP SAİD’İ NURSİ PROPAGANDASI YAPMADI, YAPTIRMADI! BAKIN NİYE... | Bedri Baykam | 30.08.2017


Öncelikle 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutlarım. Size Adalet Kurultayı’nda bahsetmeden önce, 30 Ağustos’a birkaç gün kala Çanakkale’de olmak, Atatürk’ün evini, Conkbayırı ve Anzak koyu gibi tarihi noktaları, Seyit Onbaşı’nın İzmirli sanatçımız Eray Okkan tarafından yapılan o etkileyici heykelini görmek ve o efsanevi günleri bu kadar yakından hissetmek, tarif edilemez bir duyguydu.

Belli ki Kılıçdaroğlu’ndan çok korkmaya başladılar. Bu atlet konusunda emir üzerine her birinin tekrarladığı, elle tutulan hiçbir yanı olmayan sözde eleştiriler, aslında şimdiden 2019’u düşünerek CHP liderinden ne kadar rahatsızlık duyduklarının bir ifadesiydi. 25 gün süren büyük Adalet Yürüyüşü, zaten ana muhalefet liderinin kotasını yukarılara çekmişken, onun daha fazla kamuoyu nezdinde parlamasını istemiyorlardı. Adalet Kurultayı başlarken de Kılıçdaroğlu’nun atletli fotoğrafını kendileri açısından şansız şekilde gündeme taşımalarının nedeni buydu. Benim açımdan, halkın kendisini lidere yakın hissetmesini sağlayabilecek önemli bir belge olan bu fotoğraf hemen karalandı, ve bir yakışıksızlık olarak sunuldu (!). İşin acı tarafı hepimiz biliyoruz ki, Erdoğan’ın böyle bir fotoğrafı etrafta dolaşsaydı hemen “işte halk adamı” manşetleri ile aynı insanlar o fotoğrafı kutsardı!

ATLETLİ” KAREDEN DE DAHA TARİHİ OLAN FOTOĞRAF BENİM KOLEKSİYONUMDA
AKP’lilerde paranoya yaratan o karavanda çekilmiş fotoğrafın belki daha ilginci benim koleksiyonumda var. Adalet Yürüyüşü sırasında kendisi karavanında yalnızken ziyaret ettiğim Kılıçdaroğlu’nun izniyle bu fotoğraf karesini çektim; fakat aynı zamanda da kendisine bu fotoğrafı ileri bir zamanda kullanacağıma dair de söz verdim. Sabretmeniz gerekecek. Belki 25 günlük yürüyüşün en anlamlı ve özetleyici karesinden söz ediyorum. Kılıçdaroğlu’nun emeğini, sadeliğini ve kararlı yalnızlığını en iyi taşıyan fotoğraf diyebilirim.

BEN ADALET DİYORUM, O ATLET DİYOR!”
Kılıçdaroğlu’nun birinci gün yaptığı konuşmadaki en önemli vurgusuBen adalet diyorum, o atlet diyorçıkışıydı. “Sabah akşam benim atletimle uğraşacağına, faiz lobisine ödediğin 142 milyar doları ülkenin çiftçisine, köylüsüne, emeklisine ver” cümleleri çok etkiliydi ve büyük alkış aldı. “Binlerce akademisyen atıldı. Hapishaneler gazetecilerle dolduruldu. Bu mudur adalet? Hakkını aramak için açlık grevi yapan kişiler hemen hapse atılıyor. Bu mudur adalet? Zenginle yoksul arasındaki eğitim harcaması farkı tam 78 katına çıkmış, bu mudur adalet?” şeklinde uzayıp giden çıkışları da çok çarpıcıydı.

KILIÇDAROĞLU KENDİNİ İYİ GELİŞTİRDİ
Doğruyu söylemek gerekirse, Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığını kazandığı ilk yıla oranla kendini çok geliştirdi. Konuşmaları daha vurucu, kelime seçimleri ve örneklemeleri halkı cezbediyor, vücut dili de gelişti. Bu toplum kendisinden daha da fazlasını bekliyor ve umuyorum o günler de geliyor. Toplum artık kendisine ana muhalefet partisi lideri olarak bakıyor. Özellikle Adalet Yürüyüşü’nden sonra çok farklı halk katmanları kendisine bir hayranlık duydu. Bu adalet Kurultayı da Adalet Yürüyüşü’nün mükemmel bir tamamlayıcısı ve başarılı ikinci hamlesiydi.


CHP, SANATÇILARIN ÖNEMİNİ DAHA ÇOK ANLAMALI
Sanatçılar Çalıştayı’na, benim dışımda Ataol Behramoğlu, Orhan Aydın, Orhan Kurtuldu, Mehmet Güleryüz, Haluk Işık, Ezel Akay, Berhan Şimşek, Emre Yetim, Eren Aysan gibi isimler katıldı. CHP adına da Sera Kadıgil oturumu yönetti. Kendi konuşmalarımda özellikle, Ercan Karakaş’ın “Sanat ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” sıfatını bırakmasının ardından, sanatçılar ile parti arasında köprünün maalesef koptuğunu vurguladım. Karakaş’ın eski Kültür Bakanı olarak yürüttüğü güven dolu ilişkileri ve sanata, sanatçıya karşı olan dost duruşunu bir başkasının aynen taşıması çok zor. Hatırlattığım başka bir konu, aslında heykel yıkıcısı Taliban’ın veya IŞİD’in veya sanat konusunda Milli Şura’yı toplayan iktidarın ortak noktaları, sanata CHP’den daha çok önem atfetmeleriydi. Çünkü CHP sanatı Genel Başkan yardımcılarının sorumluluk alanları arasından çıkarmakla yetinmedi, aynı zamanda kurultayda yapılan onca panel arasına “İnançta Adalet” konusunu bile aldı ama ağır sorunlar yaşayan sanat ve sanatçıların durumunu gündeme taşımadı. Yani “karşı taraflar” sanatın gücünün farkında ve neden düşman olmaları gerektiğini veya onu nasıl dönüştürmeleri gerektiğini çok iyi biliyorlar. CHP ise sanatçıları büyük bir dayanışma ortağı olarak yanına alması gerektiğini henüz anlayamamış. Bu örneği verirken biraz provokatif olduğumu biliyordum ama partinin bu konuda sarsılmaya ihtiyacı vardı. Yine gündeme getirilen konulardan biri sanatçılar girişiminin 14 Ağustos’ta yayınladığı bildiride vurguladığı gibi Antalya Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünün kaldırılmasına karşı, bu yarışmanın başka bir kentimize transfer olmasının gereğiydi. Çalıştaya katılan sanatçılar arasında da heyecan yaratan bu öneriyi Ataol Behramoğlu, Orhan Aydın ve ben kaleme almıştık. Genç sanatçılar, talepler için sokağa inilmesi gerektiğinde ısrar ederken, ben ise sokak, hukuk ve teorik karşı çıkış kavgalarının eşzamanlı olarak yapılması gerektiğini vurguladım. Güleryüz, sanatın toptan yok edildiğini hatırlatırken, Kurtuldu, AKM olayında CHP’nin sanatçıların yanında olamadığından şikayet etti. Toplantının özünü toparlayan Behramoğlu da, CHP’den çok daha kararlı adımlar beklendiğini dile getirdi.
Bu arada Genel Merkez’in talebi üzerine, Kurultay için “Çağdaş Türk Sanatı Seçkisi” başlıklı bir sergi hazırladım ve 16 çağdaş sanatçımızın işleri sanat çadırında sergilendi, büyük ilgi gördü. Kılıçdaroğlu’nun ve neredeyse tüm MYK’nın izlediği sergi, Kurultay boyunca açık kaldı.

ALKOL VE İHRAÇ TELAŞI!
CHP’nin alkol ve erotizm konularında kolay pes ettiği ve geri adım attığı da dile getirildi. Sanki bu konuda getirilen eleştirileri haklı çıkarmak istercesine -belki yasak olduğunu bilmeden- kamp alanında bira içen genç üyeler için ihraç işlemi başlatıldığı açıklandı. Bu tavır, sosyal medyadan ve “konuşan” Türkiye’den çok ağır tepkiler aldı. Bu arada vurgulamamız gereken önemli bir konu var. CHP yöneticileri ihraç mekanizmasını çok kolay dile getiriyorlar ve uygulamaya kalkışıyorlar. Mesela Aylin Nazlıaka krizinde -ki çok fena yönetilmişti- yine hemen konunun uyarı veya kınama yerine ihraca gelmesi çok şanssız bir seçimdi. Keza Fikri Sağlar’ın da ihraç edilmeye kalkışılması büyük bir hataydı ve Allah’tan Yüksek Disiplin Kurulu kınama vermekle yetindi –ki bence o bile verilmemeliydi. Ayrıca bütün haberlerin sanki CHP’li bu gençler şehitlerin mezarları başında alem yapmış, “dağıtmış” gibi verilmeleri, işin abartılı ve çirkin yüzüydü. Laik bir toplumda normal bir bira içimine “büyük günah işlenmiş” muamelesi yapmak normal değil. İşte bu nedenle “ihraç” gündemi çok tepki topladı. Tekrar ediyorum parti, bu konuda uyarı dışında bir ceza verirse, kendi seçmenlerinin büyük bir bölümünün tepkisini çekecek, ki bu da karşı tarafa gereksiz ötesi şirin görünmeye çalışmaktan çok daha vahim sonuçlar doğurabilir.

PANELLERDEN KALEMİME TAKILANLAR
İnsan hakları konusundaki adalet arayışlarında, 12 Eylül’ün neden olduğu yıkımlar ve kayıplar, yine yoğun olarak gündeme geldi. 20 Kasım 1980’de gözaltında kaybolan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren’in konuşması, insanların kalbini kanattı. “Kemiklerine ulaşmak 85 yaşındaki annemin hakkıdır, talebidir” sözlerinin yankısını unutmak mümkün değil.
Nasuh Mahruki, gelişmiş ülkelerle aramızdaki makasın her an açıldığını ve dünya uçan arabalar, teknik harikalarla uğraşırken, Türklerin 3. sınıf insanların 3. sınıf bakış açılarına mahkum kaldığını dile getirdi. Çözümün örgütlü toplumdan geçtiğini belirten Mahruki, mafyanın bile örgütlü oluşundan ama bizim olamadığımızdan şikayet etti.
Yazar Tayfun Atay, “Siyaseten dine oynayarak yürütülen dinbazlık politikası, en büyük zararı yine dine veriyor, dinin önemini koruyabilmek için laikliğe ihtiyaç var” derken, laikliğin en önemli getirisinin farklı inanç ve mezheplerin bir arada barış içinde yaşayabilmesi olduğunu hatırlattı.

İHSAN ELİAÇIK CİDDİ İLGİ GÖRDÜ
Eliaçık, Kuran’dan yola çıkarak hatırlatmalarda bulundu ve özellikle yine Medine Sözleşmesi üzerine vurgu yaptı. Ama şu farkla: Geçmişte, özellikle 90’lı yıllarda şeriatçı yazarlar, esasında kendilerinin demokratik olduğunu anlatmak ve bu kavrama düşman olmadıklarını inandırmak için hep Medine Sözleşmesi’ni gündeme getirirlerdi. Halbuki tersine Eliaçık, Medine Sözleşmesi’ni hak ve adalet kavramlarından uzaklaşan ve dindar olduğunu etrafa anlatan insanları hizaya sokmak için gündeme getiriyor.Adem’den gelen kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur” diyor İslami kökenli yazar. Dindarların, ateistler ve agnostiklerle kolayca bir araya gelebilmeleri ve sorunsuz şekilde bir arada yaşamaları gerektiğini vurguluyor. Kapanışta söylediği cümlelerden biri düşündürücü ve çarpıcı:Sarayın dinine karşı, adalet arayanların dini aynı mıdır?” derken aslında izleyicilerin değil, başkasının gözüne bakıyor.

CHP’YE YÖNELTİLEN HAKSIZ “SAİD’İ NURSİ PROPAGANDASI” İDDİASI
Son 1-2 gündür, CHP’nin Adalet Kurultayı’ndan Risale-i Nur propagandası yapılmasına izin verdiği ve bunun parti yöneticilerinin derhal kınanmasını gerektiren bir suç olduğu gündeme getiriliyor. Konunun aslı ise şu: Nur tarikatına bağlı Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Müdürü Kazım Güleçyüz’ün çalıştayda yaptığı bir konuşma var: İşte o konuşmadan yola çıkarak CHP’ye büyük suçlamalar getiriliyor. Bakın buna getireceğim net yanıt şöyle: Herhalde en azından 1992’de yeniden açıldıktan sonra, CHP içinde laikliğin önemini benden daha fazla vurgulayan olmadığı gibi, yobaz kesimlerle benden daha fazla mücadele eden de olmamıştır. Bunu her açıdan kaleme alınmış kitap, makale sayısı, verilen konferanslar ve katılınılan TV tartışmaları üzerinden somut ve rakamlı olarak hatırlatıyorum. İşte o Bedri Baykam olarak, neden rahatsız olmadığımı size özetleyeyim.
Birincisi, bu cümleler bir CHP’li değil, din çıkışlı bir gazeteci tarafından söyleniyor. İkincisi, bu sözlerin ifade edildiği yer, bir CHP kurultayı değil. Kamuya ve tüm görüşlere açık bir “fikir pazarı.”
CHP zaten en başından itibaren, kanunun aradığı suçlular hariç, Adalet Kurultayı’nın herkese açık olduğunu, salt CHP’lilere özel olmadığını, parti bayrağı bile kullanılmayacağını defalarca kamuoyuna aktardı. Sonuçta bu tezin gerçeklerle örtüşmesi için de CHP kökeni dışında insanların da bu kurultaya katılmaları lazımdı. Aksi takdirde hemen herkes “her kesime açık dediler, yine kendi kendilerine çalıp oynadılar” diyecekti. İşte nasıl İhsan Eliaçık, Fatma Bostan Ünsal gibi isimler kurultaya katıldıysa, Güleçyüz de dışarıdan katılan isimlerden biri. CHP’den farklı fikirler taşıdığı malum. Sonuçta hiçbir CHP’li bu sözleri duyduğu için Nurcu olmayacak. Zaten bu kadar kolay olsaydı, yıllarca katıldığımız televizyon programlarını izleyen tüm CHP’liler, dinci olurdu (!) CHP’li dostlarım, Güleçyüz konuşmasına başladığında onu zorla sustursalardı, Adalet Kurultayı bir fiyaskoyla sonuçlanmış olurdu ve hemen bütün Türkiye “işte antidemokratik CHP, bakın kendi görüşlerinden başka kimseye tahammülleri yok, işte görün Kılıçdaroğlu faşizmini” diye yeri göğü inletirdi. “Diğer” katılımcıların konuşma metni önceden istenseydi, “sansür uygulanıyor, denetleme kurulu mu var?” diye yine ortalık dağılır giderdi. Şimdi bunların hiçbiri yaşanmadan, zaten o görüşte olduğu bilinen biri, herkese açık bir toplantıda bunları tekrarladı, insanlar tahammülle dinledi ve herkes yoluna devam etti. Söz konusu ortam bir CHP kurultayı olsaydı, durum başka olurdu ama artık herkes anlasın ki, Adalet Kurultayı herkese açık bir alandı ve farklı görüşler dile getirildi. Dolayısıyla CHP’ye “Said’i Nursi propagandası yaptırdı” diye gerçekle alakası olmayan suçlamalar getirmek, partiyi kamuoyu önünde yaralamaya çalışan malum kadroların tuzaklarına gönüllü olarak düşmekten başka bir şey değil.

SONUÇ

Dile getirdiğimiz artıları ve bazı eksiklikleri ile Adalet Kurultayı, sonuç bildirgesinin de dile getirdiği gibi ülkede artık hiçbir alanda adalete güven kalmadığını tekrar gündeme getirdi. Devlette, seçimde, geçimde, eğitimde, yaşamda, medyada adalet kalmadığını somut örneklerle kanıtlayan panel ve çalıştaylar, toplum katmanlarında bir duyarlılık yaratabilir. Kurultayın kendisi çok keyifli ve coşkulu geçti. Adalet Kurultayı’nın “ana bulvarı” diyebileceğimiz yürüme hattı üzerinde büyük bir mutluluk ve coşku vardı. Özellikle Çanakkale’nin Atatürkçü ve yurtsever insanlarının yaşadığı güzel topraklarda yeni dostluklar kazandık. Sağ olsunlar, kucaklaşmadan, fotoğraf çektirmeden adım atamadım. Bunlar da bu yaşadığımız yorucu hayatın adrenalin pompaları...       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.