31 Aralık 2013 Salı

Yediğin Hurmalar, Gün Gelir Tırmalar! / Bedri Baykam / 31 Aralık 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..

Pazar günüm çok yoğun geçti. Önce CHP’nin yeni İstanbul İl Başkanlığı binasının açılış töreninin doğal bir mitinge dönüşmesini yerinde izledim. Müthiş bir coşku vardı. Saatlerce eski dostlarla Kılıçdaroğlu’nun havaalanından 4. Levent’e gelmesini bekledik. Kılıçdaroğlu çarpıcı bir konuşmayla iktidarı iyice hırpaladıktan sonraSarıgül’ü İstanbul örgütüne sundu. Şu sözleri çarpıcıydı: “Benimle ‘genel müdür’, ‘esnaf’, ‘çiftçi’ diye alay ediyor. Ben tüm bu sıfatlarla gurur duyarım da, acaba o yarın sokağa çıktığında halkımız kendisine ne diyecek?” 
Bu sorunun orada koro halinde verilen yanıtını biliyorum da, acaba bu tepki salt CHPlilere mi has, diye düşündüm. Yanıt gecikmedi. Akşam Fenerbahçe-Kayseri maçındaydım. Artık alıştığımız gibi maçın başında ve 34. dakikasında hükümet aleyhine yapılan ısrarlı ve giderek artan tezahüratların dışında, CHP mitinginde atılan slogan, çok farklı insanlardan oluşan stadyumda da aynı kabulü gördü! Dünyada belki bugüne kadar hiç yaşanmamış bir tepkiydi bu! Hemen ekleyelim: Dünyanın herhangi bir ülkesinde bu sahneyi yaşayarak aşağılanan bir başbakan, kendisine biraz saygı duyup derhal istifa ederdi. Internet dünyasında yayılan bu “dünya çapında haber”in en önemli yanı, medyada uğradığı sansür! Yine artık “kapalı” bir dikta rejiminde yaşadığımız teyit edilmiş oldu. 
17 Aralık skandalında, Erdoğan’ın kriz yönetimi son derece başarısızdı. Hatta daha kötüsü yapılamazdı! Suçluların üstüne gidip krizi az yara bereyle atlatacağına, fırtınanın merkezine akıl almaz bir dalış yaptı. Yolsuzlukta suçüstü yakalananlara ve onların uydurdukları masallara arka çıkmaya kalktı. Soruşturmayı yürüten polis ve savcıları yok etme operasyonuna girişti. Yargı bağımsızlığını fiilen öldürdü. Tabii“referandumda hata yapmışız” tespiti, duyanları güldürdü. Meğer Sayın Başbakan“yetmez ama hayır”cıymış da henüz farkında değilmiş! Böylece, 16 Aralık’a kadar kendilerinden bağımsız ve adil bir mekanizma olarak gördüğü yargıyı, birden“çeteleşmiş düşman” ilan etti! Tabii elinden gelse HSYK’yi yargılayacağını da ifade etmesi, tüm çaresizliğini ve saldırganlığını en mizahi yolla ortaya koymuş oldu. Bizler o demeçle artık sorunun siyasi değil “ruhi” olduğunu anladık! Aynen “İçki içen bize oy vermişse ayyaş değildir” demeci gibi! 
Erdoğan’ın her gün kötüye giden ve dehşetle izlenen ağır tepkilerinin arkasında, yaşadığı büyük hayal kırıklıkları var. Kafasındaki gerici modele oturtmaya çalıştığı “Yeni Türkiye”(!) projesi anayasa ve başkanlık hayallerinin suya düşmesiyle tozlu raflara kalktı. Bunun üzerine ortamı her gün gerdikçe gerdi. Gerek beyaz kefenli müsamerecilere yaptığı provokatif konuşmalar, gerek “Seninle işimiz bitmedi savcı efendi” diye hitap ettiği yargı mensupları, gerek “Bu bir istiklal savaşıdır” çağrısı, son derece vahim raydan çıkmalar! Peki, Erdoğan halkı, mantığı, Cumhuriyeti, yargıyı, özgür basını (!) ve kendi suyundan gitmeyen her kişi ve kurumu neye güvenerek toptan dışlıyor ve tehdit edebiliyor? Çünkü artık bu ülkede bekçi kovuldu, arada düdük öttürmesi, ıslık çalması bile yasaklandı: Böylece tek adam dayatmaları çeşitli itirazlara rağmen biber gazı, cop ve zindanlar eşliğinde paşa paşa yürüyebiliyor! 
Gelelim iktidar-cemaat ilişkilerine... Biri beddua okuyup diğeri “Çetenin inlerinegireceğiz” dedikten sonra, bu kopuştan panik olan kimileri tekrar aralarını bulabilir mi? Pek sanmıyorum, bence artık U dönüşü kavşağını aştılar. Yoksa ne diyecekler?“İnlerine girdik, geçiyorduk uğradık, çorbaya geldik” diye lafı mı çevirecekler? Birbirlerine girmeleri, Türkiye’de “reel politik” açısından yeni ittifak veya oluşumlar yaratabilir, ama her ikisi açısından orta yere bırakılan faturalar artık kolay kolay kapanmaz. Çünkü kumpasçılık ve yolsuzluk-hırsızlık birbirini örtemez! Umarım bugüne kadar sadaka mantığıyla yaklaşıp kendilerine bağladıkları halk, bu sefer nasıl kandırıldığını ve soyulduğunu anlar! 
Tabii halkımız bu trajedi karşısında bile espri kapasitesini ayakta tutuyor. Bir taksi şoföründen: “Vallahi anlamadım, gazeteciler içeride bunlar mağdur, askerleriçeride bunlar mağdur, şimdi ülke kutu kutu soyulmuş, yine bunlar mağdur; nasıl oluyor da oluyor?” Bir de sanal muhalefetten taşanlar var: “Yeni 10 bakanın 27 çocuğu varmış, nasıl besleyeceğiz hepsini? Acaba peşin ödesek indirim yaparlar mı?” İşte böyle dostlar, dün yediğin hurmalar, gün gelir seni böyle tırmalar! Hepinize daha neşeli, temiz, sağlıklı ve aydınlık bir yeni yıl dilerim.

24 Aralık 2013 Salı

"DÜNYAYI DEĞİŞTİREN 8 SANİYE" / FİLM GÖSTERİMİ VE PANEL‏


"DÜNYAYI DEĞİŞTİREN 8 SANİYE"
JFK, Dallas 1963

2. FİLM GÖSTERİMİ VE PANEL

Bedri Baykam'ın 22 Kasım 2013 - 19 Ocak 2014 tarihleri arasında Piramid Sanat’ta sergilenen "Dünyayı Değiştiren 8 Saniye" başlıklı sergisinin paralel etkinlikleri kapsamında düzenlenen
2. film gösterimi ve panele davetlisiniz.

Aynı zamanda Türk vatandaşı olan ve Türk-Amerikan siyasal ortamlarını yakından tanıyan 1940 doğumlu Amerikalı araştırmacı yazar CEM RYAN ve BEDRİ BAYKAM'ın katılımlarıyla...

Kennedy Cinayetini Hazırlayan Odaklar ve Günümüze Kadar Süren Artçı Şokları'

28 Aralık 2013 Cumartesi
Saat 15.00-18.00

Not: Bundan sonraki 3. ve son ‘tarihi’ 12 saatlik maraton buluşma,19 Ocak pazar günü, serginin son gününde Bedri Baykam'ın tüm yönleriyle Kennedy cinayetini anlattığı 9 saat 45 dakikalık video, 2 saatte bir yapılacak yarımşar saatlik tartışma aralarıyla sabah 11.00 gece 23.00 arasında izlenecektir. Bu tarihi de şimdiden programınıza not edebilirsiniz!
Piramid Sanat
Feridiye Cad. 23 Taksim-İstanbul
0212-2973121-15

NASREDDİN HOCA’YI AŞAN FIKRA DURUMLARI! / Bedri Baykam / 24 Aralık 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Arkadaşlar vallahi benim çocuğun ayağı 49 numara, bu hesaba göre köşeyi dönmem lazım! Ne desteler sığar o kutuya! İmam-Hatip için saklıyormuş! Şaka bir yana, geçen hafta hükümet-yargı-emniyet-hukuk ilişkilerinin Türkiye'de koca bir guguk olduğu yine tescillendi! Böyle yüzsüzlük görülmedi; utanıp istifa edeceklerine iddiaları yok etmeye çalışıyorlar! Yolsuzlukla mücadeleden anladıkları: Soruşturmayı yürütenleri görevden al, yerine adamını koy, medyayı tehditle sustur! Helal! İşte ileri demokrasi! Hükümetten biri çıkıp "soruşturma gittiği yere kadar gitsin" diyor, ama herkes tasfiye ediliyor! Törkiş majik! Arınç sakin konuştukça herkes hipnotize olacak sanıyor. Bir yandan göstermelik “Böyle yolsuzluklar varsa sonuna kadar araştırılsın” denirken bir yandan da gazetecilere Emniyet binası yasaklanıyor! "Yolsuzluk soruşturması, düşmanıma yapılırsa, adalet süreci işleyecektir, kutsaldır, bize yapılıyorsa savcılar görevden alınmalıdır" Ama zaten “Tek bira içen bile alkoliktir ama eğer AKP’ye oy veriyorsa alkolik sayılmaz” diyen, aynı zihniyet değil miydi?
Gezi’deki “kahraman polisimiz” şimdi “çete” oldu! Daha dün "Bağımsız yargı işliyor, napalım" diyenler, şimdi panik içinde "Çeteler temizlenecek" diyorlar! Her gün "yargıya saygı"dan dem vuran bir hükümet tanıyordum. Şimdi insan hakları ve masumiyet karinesi ağızlarından düşmüyor! Fesupanallah! Hem bir Atatürkçü, hem de bir Fenerbahçeli olarak çok duygulandım, özellikle Arınç "yürütülen psikolojik savaşla" yıpratıldıklarını vurgularken!
Bu hangi Muz Cumhuriyeti'nde olur, söyler misiniz? Soruşturulan hükümet, dosyanın polis müdürleri ve savcılarını kendi adamlarıyla değiştirecek! Öte yandan bir daha bunun yaşanmaması için artık “üstünü araştıran” mecburen haber verecek! Bu kadarını Nasrettin hoca bile düşünemememişti: “Amirim izninizle yarın hakkınızda bir takibat başlatacağım!”
İmam'a zorla "evet içtiler" dedirtmeye çalışanlar, hakim-savcı da değiştirir, yolsuzluğu da hokus pokusla örterler!
"Ben o parayı yerde buldum" bile bir açıklama gayreti (!) olabilirdi. Ama soruşturanı yok etmeye çalışanların özürleri kalmaz. İspanya'da polis, İktidar Partisi’ne baskın yapmış, yolsuzluk belgesi aramış. Sorun bakalım Başbakan savcıyı görevden almış mı? Bu iktidarın, artık uluslararası planda meşruiyeti kalmamıştır. Ama kaç kişi farkında? Bizim evde çalışan kıza annem sordu: “Gördün mü şu olup bitenleri? Yanıt: “Ne olmuş ki abla?” Tayyip Bey de bu konularda bizden daha çok şey biliyor ve bu iletişimsizliğe güveniyor! Dün "ben bu davanın savcısıyım" diye davul çalanlar, şimdi bir diğer davanın avukatı ve koruyucu meleği oluverdiler! Hergün"ahlak" nutukları atarak başımızı şişirenler, şimdi o kavramın göğüs çatalında olmadığını anladılar. Ne öğrendik? Doymadıklarını, yılların hırsını para açgözlüğüyle doldurmaya çalışan köpekbalıklarına benzeyip türevlerini yetiştirdiklerini...
Hükümet, konuyu sihirbazlık metodlarıyla Gezi'ye bağladı. Gezi'yi de Ergenekon'a bağlamışlardı, demek ki Cemaat de Ergenekoncuymuşşş!! Ergenekon'da götürülenlerin suçu Nutuk okumak, Cumhuriyet mitingi, muhalefet hakkı kullanmaktı. BUNLARIN SUÇU DÜNYAYI AYAKKABI KUTUSUNA HÜPLEMEK!
Muhteşem iktidarımız, ortada yerleşik bir "hizmet örgütü" olduğunu kendisi de ısırılınca 11 yıl sonra birden öğrenmiş! Düne kadar ortaklardı! Bonjour Tristesse! Çok merak ediyorum, THY'de Zaman gazetesini ne zaman yasaklayacaklar?!
Zaten medya durumları çok karışık! Bu kapışmada, safını belirleyemeyen kimi gazete müdürleri, yazarlar, bürokratlar, iş adamları, kimbilir ne zordadırlar! Nazlı Ilıcak'ın Sabah'tan atılması: İlahi ders mi, yanlış avukatlığın beklenen sonu mu? Medya tehdidi, taciz artık
"kendi içlerinde” yaşanıyor! AK GENÇLİK "Niye bizi kandırıp yolsuzluk yaptınız?" diye Parti Merkezi’ne yürüyeceğine, "Niye yolsuzluğu yazıyorsunuz?" diye Zaman'a yürümüş! Bizim liberallerde ise, sorgulamak caiz de, cesaret noksanlığı ve patronların avuç içine geçirilmiş halleri çok acıklı! Açık bir toplumda Ankara Emniyet Amiri cinayeti veya intiharı her yerde 8 sütun manşet olurdu; Tabii burada değil... Tüm basının neredeyse YOK saymasına anlam veremedim! Krizin ilk gününden itibaren yine sormak durumunda kaldık: “Alooo? Penguen medya? Buzlar çözüldü mü? Yoksa sıra "Timsah gözyaşları" belgeselinde mi?”

Süregelen iddialara aranızda "çok şaşırdım" diyen var mı? Eurovision'a "alternatif" üretmiş "Appabı kutucuları"... Böylece "ahlak"ları (!) korunmuş olacak, dekolteler açılmayacak! Yeni bir şarkı çıkmış, çok ilgi görüyormuş, harika bir nakaratı var, tavsiye ederim: "Beraber yürüüttüüük, biz bu yollaaaarda...” Vallahi kazanabilirdi yarışmayı!

17 Aralık 2013 Salı

CHP ADAYLARDA KENDİ KÖKÜNÜ ARASIN! / Bedri Baykam / 17 Aralık 2013 tarihli Cumhuriyet makalesi..




Önümüzde son derece kritik üç seçim var. Belediye seçimleri için çoktan start verildi. Hangi dönemde? Gökçek'in Ankara'da otobüslere "ahlak ajanı" yerleştirme kararı aldığı, baret ve maske taşıyan Gezi mağdurları aleyhine davalar açıldığı dönemde. İşte bu ağır günlerde, muhalefet adaylarında hala süren belirsizlik, seçimler yaklaşırken umutların yeşermesine maalesef engel oluyor.
Halk sabırsız. Artık her şeyin netleşmesini istiyor. İstedikleri fazla bir şey değil: Atatürkçü, sosyal-demokrat, dürüst, kökü sağlam, kaypak eğilimler göstermemiş insanlar istiyor halk. Halbuki alınan birçok nahoş koku var ve herhalde eski hastalıklar maalesef devam ediyor. Ne yazık ki birçok kent için adı geçen adaylar arasında sağcı partilerde siyaset yapmış isimler var. Partililer tepki içinde. Nedeni bilinmez, CHP’nin yine adaylarını kendi kökünde arayacağına, MHP'de veya AKP'de siyaset yapmış insanlarda araması, akıl almaz derecede sorumsuz ve yakın dönemlerden hiç ders almamış bir tavrın yansıması. Hem de hangi yıl yapıyor CHP bunu? Gezi olaylarıyla tarihe geçen, en keskin genç muhalefetin ülkeye gözünü, canını kaybetme pahasına damga vurduğu 2013 yılında!
Bu Parti daha önce de ne yazık ki kendi öz evlatlarını milletvekili aday adayı yapmazken, daha sonra pılıyı pırtıyı toplayıp AKP'ye kaçan milletvekilleri, eski PM adayları veya... Genel Başkan adayları (!) bile gördü! Acı olan, tüm bu yaşananlardan sonra Parti'nin hala aynı bataklığa saplanma eğilimi! Toplumun nabzı bu kadar mı tutulmaz? İntihar, bu kadar mı tadından vazgeçilmez büyülü bir şuruptur? Artık tahammül edilebilir bir seçim kaybı şansı kalmadığını göremiyor musunuz? Şimdiden adı geçen Ankara, Adana, İzmir ve Hatay adayları konusunda gerek Parti örgütleri, gerek kimi Alevi gruplar büyük infial içinde. Örneğin Muharrem İnce gibi Ankara ve Türkiye'yi sallayabilecek bir aday adayı varken, Parti nasıl olur da MHP’li bir adaya, Mansur Yavaş'a göz kırpabilir? Bu sözde çok kurnaz taktiklerin tutmadığını geçmişte de gördük. Merkezden veya sağdan yapılan transferler, hiçbir zaman kalıcı veya hayırlı olmadı. Parti üst yönetimi, bu gaflar yaşandıkça seçim zaferinin bir hayalden öteye geçemeyeceğini göremiyorlar mı? Aynı "klinik vaka" hatalar tekrarlandıkça, bu sütunlardan "aynı sepete oy kullanmak adına" bile olsa CHP'ye toplu oy istemenin zorlaşacağını anlamıyorlar mı? CHP böyle davrandıkça, daha çoook "sol ittifak", veya "Milli Güçbirliği" kurulur, çok aday çıkar, çok bölünme yarası alınır!
Yıllardır hep “ideal partileşme için ideal tüzük”ten söz ettik ve hatta 18 ay çalışıp bir model sunduk. Ne var ki o çalışmadan yalnız "gençlere ve kadınlara kota" dikkate alınırken, tüm üyelerle ön seçim devrimi gibi demokratik atılımlarla ilgilenilmedi. Şimdi adaylar açıklandıktan sonra sen gör istifaları, tepkileri, siyaset bırakmaları! Halbuki siz ancak kendi seçmeninizi gerçekten ikna eden adaylar bulursanız, insanları "kerhen" oy vermekten kurtaran bir rüzgar yakalayabilirsiniz! Geminin kaptan köşkünden bunları görmek o kadar zor mu?
Halk artık zenginleşmek için aday olan insan profili de görmek istemiyor. Adana gibi büyük kentlerde yolsuzluk dosyaları ve dedikodularından adım atamaz duruma düşmüş adaylara mahkum bırakılabilir mi CHP? Böyle mi seçim kazanacak?
Kimse bana "her aday aynıdır, parti fark etmez" masalını anlatmasın. İzninizle, mesela dayım, Sarıyer eski Belediye Başkanı İhsan Yalçın'ı örnek göstereceğim. Sarıyer gibi bir büyük rant kaynağı bölgede, eski CHP gençlik kolları üyesi ve vali Yalçın, 1989’da SHP’den seçim kazandı, 5 yıl görevde kaldı. Geldiği sadelikte gitti. Bundan hiç gocunmadı ve tersine gurur duydu. 9 ay önce çıkan kitabında (Yalana Talana Karşıyım diyen bir bürokratın anıları-Cinius yayınları) Yalçın, birçok ilginç anısının yanı sıra, kitapta 6 Mart 1994 tarihli Milliyet gazetesindeki ilanına da yer veriyor. Orada 5 yıllık döneminde malvarlığında ne alıp ne verdiğini de görebiliyoruz: Dayım Sarıyer üzerinden zenginleşmemeyi başardı (!). Şimdi de örnek bir sorumlu yurttaş olarak gittiği her yerde saygı görmeye ve parlamaya devam ediyor. Arzu edenler 1950 ve 60'larda üçü kız, üçü erkek, 6 mütevazı Akşehirli kardeşin nasıl tümünün yüksek tahsil yaptığını ve Yalçın'ın anılarının yakın tarihimizin hangi sayfalarına ışık tuttuğunu okuyabilir.

Son söz: CHP artık aklını başına alsın. Gerçekten kökten partili, dürüst, çalışkan, örgütün sahipleneceği adaylar çıkarsın ve halkı bölünmeye zorlamasın, intiharına koşmasın. Bu halk başka bir şey aramıyor ve kimsenin onu kandırmaya hakkı yok!